2025'in en çok okunan yazıları
- Unlimited

- 26 dakika önce
- 5 dakikada okunur
Unlimited yazıları, malzemeden mekâna, imgeden söyleme uzanan geniş bir alanda kavramların dolaşıma girdiği, anlamın sürekli yeniden üretildiği bir kuramsal etkileşim alanı olarak yılın kültürel belleğini inşa ediyor. 2025’in en çok okunan 10 yazısını paylaşıyoruz
Pınar Üzeltüzenci

Sanat sahnesinin Gazze'de yaşanan felakete karşı sergilediği tutum üzerine düşünüyoruz
“Postkolonyal teori bir estetik pazar, hafıza ise bir küratoryal tema. Sömürülenlerin, ezilenlerin yaşadıkları, bu anlatılar hızla dolaşıma giriyor; ancak bağlamlarından sıyrılarak ve temsilin steril alanına çekilerek.”
- Pınar Üzeltüzenci
Burak Delier
Sanatın politikayla ilişkisi üzerinden sanatın direnme dinamikleri üzerine düşünüyoruz
“Direnmede ölümle ilgili, "ölümcül" bir şey var. Direnme eğer bir kalma ve sürme ise ve yaşamı da geçicilikle tasavvur ediyorsak, direnmenin ölü olan ile, ölüm ile de bir ilişkisi var demektir. Ölüme direnen şey mezar taşları gibi, bir müze gibi ya da müzenin deposu gibi yaşamdansa ölümle ilişkilendirebileceğimiz stabillik, hareketsizlik, zamansızlık çağrıştıran şey ve mekânlardır.”
- Burak Delier
3. Ya içindesindir çemberin ya da içinde!
Misal Adnan Yıldız

Mizahı ve absürtlüğü araçsallaştıran, popüler kültürün evrensel bir imgesini yerelleştirerek direnişin eğlenceli ama eleştirel yüzünü temsil eden Pikaçu figürü ve yaşananlara dair...
“Genetik kodumuz öyle kolay değişmiyor. Karagöz ve Hacivat üzerine kurulu hiciv tarihimizi hatırlarsak, ironik olan bir diploma hikâyesinin içindeyiz. Erkekliğin kurumlar, siyaset, ekonomi ve diğer her şey gibi krizde olduğu bir dünyada, çatlağın eğitim üzerine olması, diplomanın cumhurbaşkanı olabilmek için bir şart olması, eğitimle ve sınıfla ilişkisi… Uzun süredir nedenini kestiremediğimiz kolektif can sıkıntımız, milli buhranımız, kültürel şizofrenimiz otoriye uzun süredir hayır diyemediğimiz için miydi? Gençler eğer isyan etmezse büyüyemeyecekler, bizler de haklarımıza sahip çıkmazsak öğrenilmiş çaresizliğimizden kurtulamayacağız. ”
- Misal Adnan Yıldız
Melis Cankara

Waseem Ahmad Siddiqui, Deniz Pasha, Dilek Winchester, Güneş Savaş’ın eserleri ve Michael Haneke’nin Code Inconnu filminden bir alıntıyı bir araya getiren Solukdaş sergisi bireylerin kimlik, aidiyet ve görünürlük mücadelelerini sanat aracılığıyla yeniden düşünmeye davet ediyor. 21 Mart 2025 tarihine BüroSarıgedik’te ziyaret edilebilecek serginin diller üstü bir titreşimle izleyiciyi davet ettiği diyaloğun yansımalarını paylaşıyoruz
“Dilini hiç bilmediğiniz bir ülkede bulundunuz mu ya da o ülkeye yerleşmeye çalıştınız mı? Sözcüklerini kulağınızda anlamlandıramadığınız, dilinizde döndüremediğiniz bir ülkenin göçmen bürosunda tam olarak ne yaşadığınızı başkalarına aktarabilir misiniz? Peki, işitme ve konuşma engelli bireylerin kendi aralarında yaptığı bir konuşmaya şahit oldunuz mu hiç? İsterseniz dünyanın en kalabalık ve gürültülü metrosunda olun, yoğun bir sessizlik kaplar kulağınızı. Dikkatiniz, istemsizce, bilmediğiniz bir dili anlamaya çekilir. Bilmediğimiz dili anlamaya çalışırız, peki ya bildiğimiz dilde söylenenleri de anlamaya bu denli meyyal miyiz?”
- Melis Cankara
Nazlı Pektaş

Özge Enginöz ve Gözde Mulla’nın üretimlerini Gamze Öztürk'ün küratörlüğünde bir araya getiren Dünyaya Uzanmak sergisi 14 Mart'a kadar Kasa Galeri’de devam ediyor. Serginin sunduğu düşünce atlasında "ev"in yolunu arıyoruz
“Ev, yalnızca bir barınak değil; bir güç mekaniği, bir hafıza tuzağı, bir geçiş metaforu. Dünyaya Uzanmak sergisi, bu çoklu anlamın içinde, evin katmanlarını yeniden dokuyor... Bu sergi, evin yüzeyini bozarak bozuntuya yerleştirilmiş hatıraları konuşmaya, çoğunlukla yüzleşmeye davet ediyor.”
- Nazlı Pektaş
Ayşe Draz

Gösteri sanatları editörümüz ve yazarımız Ayşe Draz bir süredir yaşadığı Berlin'in çok kültürlü strüktürünün devingen gündemi ve şehrin sahnelerinde izledikleri üzerine gözlemlerini aktarıyor
“Ben İstanbul’un günden güne artan enflasyonu ve ona rağmen pompalanan tüketim manyaklığı ile kıyasladığım için olsa gerek, Berlin benim için hâlâ "fakir" ve belki de henüz şehre yeni olduğum için ulaştığım sanatsal aktivitelerin çeşitliliği, gerek zamansal (trafik ve toplu taşımanın kazandırdığı zaman mesela), gerek finansal erişilebilirlikleri açısından da hâlâ 'seksi'...”
- Ayşe Draz
Burak Fidan

2018 yılında aramızdan ayrılan sanatçı Ali Teoman Germaner, nam-ı diğer ALOŞ’un, 1950’lerden günümüze kadar uzanan sanat yolculuğunu kapsamlı bir şekilde ele alan ALOŞ: Dün, Bugün, Yarın isimli sergi, 30 Mart 2025 tarihine dek CerModern’de devam ediyor. ALOŞ’un görsel düşüncelerini anlamak, onun yaratım serüvenine daha yakından bakmak isteyenlere bir kapı aralamayı amaçlayan serginin küratörü Burak Fidan’ın Konukseverler adını verdiği konseptiyle evlerine ödünç verdiği ALOŞ yapıtlarına dair izlenimlerini derledik
“Konukseverleri seçmek zor olmadı. Çoğu evlerinde konuk olduğum arkadaşlarım. Ben, uzun yıllar boyunca, iyi yürekli konuksever insanların konukları olarak yaşadım. Bu konuda deneyimim var. İyi bir konukseveri seçmek için konuğu için uygun gördüğü köşeyi/yatağı/yastığı/nevresimi görmeme ya da akşam yemeği için giriştiği hazırlığın teferruatını gözlemlemeye ihtiyacım yok. Tatlı bir gülümseyiş konukseveri hemen ele verir. Dolayısıyla ALOŞ’un eserlerinin iyi evlerde konuk olduğuna hiç şüphem yok.”
-Burak Fidan
Melis Bektaş

Ece Yalçın ve Beril Or’un Vaktiniz İçin Teşekkürler başlıklı sergisi 21 Kasım 2024 - 10 Ocak 2025 tarihleri arasında Kasa Galeri’de gerçekleşti. Hız çağının karnında serginin açtığı alanı ve metalaşan zaman kavramını ele alıyoruz
“Zaman krizi içinde aciliyet nedir, acil olan nasıl sıradanlaşır, işlevsizleştirilir? Zamanın ve emeğin karşılıksızlığının büyümesi, yaşamlarımızın kayıtsızca gözden çıkarılabilirliğinin bir sonucu olurken, bu zamanın aciliyeti ve acil eylem planı ne olabilir? Harekete geçmek ve durmanın anlamları bu cevaplara göre yeniden şekillenebilir. Zaman kesik çizgilerle akarken biz kırılma noktalarında mı, çukurlaşmış, yerleşik bir bütünün içinde mi kayboluyoruz? Sonuçta durmak veya hızla hareket etmek, bazen ikisi de kaybolmakla ilgili, kaybolmanın da tahakkümle gerçekleşmesi gibi.”
-Melis Bektaş
Kübra Aycan Gelekçi

Sanatçı Mike Bode ile senarist Caner Yalçın’ın uzun soluklu araştırmasına dayanan Karanlık Dünya, 23 Temmuz - 14 Aralık 2025 tarihleri arasında sansürün ve ideolojik müdahalelerin gölgesinde kaybolmuş bir filmin arşivden bugüne uzanan parçalı hikâyesini Salt Galata'da izleyiciyle buluşturuyor. Sergi aracılığıyla 1950’ler Türkiye’sinde sinema, sansür ve kalkınma söylemleri arasındaki gerilimi ele alıyoruz
“Tarihin gösterdiği şudur ki otoriter rejimler plastik sanatlar, sinema, tiyatro ve edebiyat gibi alanlara her daim şüpheyle yaklaşmıştır. Bilirler ki kültür ve sanatın hatırlatma, isyan ve farklı düşünme biçimleri üretme gücü vardır. Bu yüzden baskıcı rejimler halkın kolektif hafızasını denetlemek için öncelikle bu alanları kontrol altına alır.” -Kübra Aycan Gelekçi
Hasan Karakaya

Sanat kurumlarında şeffaflık, denetim ve kamusal hafızanın kırılganlığını İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde Sayıştay raporlarıyla gündeme gelen 404 eser üzerinden ele alıyoruz
“1937 yılından beri mevcudiyetini sürdüren İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde bu işlemlere dair bütün bilgiler kayıt altına alınmıştır. Kurumun sadece ulaşılan mevcut kayıtları, 404 eserinin yüzde doksanından fazlasının o dönemde Kültür Bakanlığı emri ile devredildiği bilgisine sahiptir. Devre dair yazışmalar, eser listesi, teslim edildiği yerler, eser fotoğrafları, tutanaklar detayları ile üniversite arşivinde mevcuttur. Eserlerin devredildiği bakanlık ve diğer kurum arşivlerinin bu konuda daha kapsamlı incelenmesi, ülkemizin ilk sanat müzesinin kısıtlı kaynaklar ve bütün zorluklara rağmen Akademi ve üniversite kadrolarınca kurulması, korunması ve geliştirilmesindeki çabayı, özveri ve kültür hayatımızdaki yeri ve önemini bir kez daha ortaya serecektir.”
-Hasan Karakaya




Yorumlar