top of page

Sonsuza dek suyun altında değil

Galerist ve Galeri Nev ortaklığında, 15 Ocak - 21 Şubat 2026 tarihleri arasınnda Galerist'te gerçekleşen ve Melike Abasıyanık Kurtiç’in doğadan beslenen üretimi etrafında şekillenen Kayada Büyüdüm Ben, yapıtlarıyla kurulan diyaloglar üzerinden sanatçının pratiğine dair bir okuma alanı sunuyor


Yazı: Seda Yörüker 



Melike Abasıyanık Kurtiç, İsimsiz, Tarihsiz, Kâğıt üzerine sulu boya, 22 x 29 cm. Abasıyanık Ailesi ve Galeri Nev’in izniyle


26 Kasım 2012 tarihinde ofisi Melike Abasıyanık Kurtiç aradı: “Ekim sayınızdaki Ankara Resim ve Heykel Müzesi’ne dair yazıda benim seramik çalışmamla Süleyman Seyyit’in Portakallı Natürmort’unu ne kadar anlamlı bir şekilde yan yana getirmişsiniz. Dergideki sayfayı bana Zeynep Rona fotokopi çekip gönderdi. Benim sanatımla ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederim” dedi. Nesnelere yakından bakmayı çok iyi bilen bir sanatçı olarak iki yapıt arasındaki ilişkisellik ona heyecan vermişti. “Aslında ben teşekkür etmek isterim, sizin yapıtlarınızı her gördüğümde büyük hayranlık duyuyorum, çok özel bir sanatçısınız, deniz kestaneleriniz eşsiz” dedim. 


Melike Abasıyanık Kurtiç
Melike Abasıyanık Kurtiç

Bilindiği gibi Melike Abasıyanık Kurtiç, yaşarken çok az sergisi olmuş, yapıtları çok az gösterilmiş bir sanatçı. 2008 yılında Maçka Sanat Galerisi’nde açılan Derin Doğa adlı kişisel sergisinde onun sanatının saklı kalmış bir hazine olduğunu görmüştük. İçeri doğru bir form olan deniz kestaneleri ile dikey bir form olan deniz yosunları ekseninde çeşitlenen alışılmadık özgünlükte bir dünyası vardı. Ankara Resim ve Heykel Müzesi’ne dair yazıya eşlik edecek görselleri müzenin katalog kitabından seçip taramış, bu seçimi yaparken ondan bir yapıtın olmasını özellikle tercih etmiştim. Çünkü bundan 14 yıl önce Melike Abasıyanık Kurtiç az bilinen, yapıtları görülünce hazine bulmuş gibi insanın zihninde titreşimler yaratan bir sanatçıydı. Son yıllarda ise sanat kurumlarının sayısının artması ve düzenledikleri çok sanatçılı sergiler kadar, sanata her türlü mecrada sponsor desteklerinin de artması bu durumun değişmesine fırsat verdi. Seramiğin geçmişte, yani bir bakıma toprakta gömülü kalmayan aksine yaşayan, güncel bir sanat pratiği olarak algılanmasında büyük bir rol üstlenmiş gözüken Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin seramik alanındaki sponsorlukları da bu açıdan dikkate değer. İşte bu kurumun sponsorluğunda 2024 yılında Erimtan Müzesi’nde gerçekleşen Bir Deniz Kestanesinin Anıları - Melike Abasıyanık Kurtiç adlı retrospektif sergi, nihayet sanatçının kapsamlı bir biçimde gün yüzüne çıkmasını sağladı. Böylece onun sadece seramik alanında çalışan biri değil, pek çok malzemeyle yakından ilgilenmiş çok yönlü bir sanatçı olduğu açık biçimde görüldü. Yaşarken ve üretirken görünürlüğü son derece kısıtlı olmasına rağmen sanatsal çalışmalarını büyük tutkuyla sürdürüp geriye bilinç dolu bir bellek bırakışı bu sergi vesilesiyle karşı karşıya kaldığımız en dokunaklı noktalardan biriydi.   



Solda: Melike Abasıyanık Kurtiç, İsimsiz, Tarihsiz, Seramik, sırlar, 20 x 21 x 19 cm, 20 x 21 x 15 cm. Abasıyanık Ailesi ve Galeri Nev’in izniyle

Sağda: Melike Abasıyanık Kurtiç, İsimsiz, Tarihsiz, Çift yüzeyli düzenleme; deniz yosunları ile pirinç kâğıdı üzerine kolaj, pleksiglas, 4 parça, 104 x 177 x 4 cm. Abasıyanık Ailesi ve Galeri Nev’in izniyle


Sanat tarihi, yaşamının sonlarına doğru ya da ölümünden sonra parlayan sanatçıların hikâyeleriyle doludur. Louis Bourgeois ve Hilma af Klint örneğin. Melike Abasıyanık Kurtiç’in 2021 yılındaki ölümünden sonra gerçekleşen retrospektifi ile bir kez daha gördük ki güçlü bir sanat ve sanatçı asla sonsuza dek suyun altında kalmıyor. Ancak yine de sanatçının 2012 yılında söylediği “benim sanatımla ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederim” sözü o gün olduğu gibi bugün de bana hüzünlü geliyor.



Kayada Büyüdüm Ben, Sergiden görünüm. Fotoğraf: Zeynep Fırat


Ankara’da gerçekleştirilen retrospektifinin ardından Galerist’in onun etrafında tasarladığı Kayada Büyüdüm Ben adlı grup sergisi, Melike Abasıyanık Kurtiç’in sanatına bakmanın en dikkat çekici yöntemlerinden birini karşımıza çıkardı: Sergiye davet edilen sanatçıların şimdi hayatta olmayan bir sanatçı ve onun sanatıyla diyaloglar kurması. Bu sergide Burcu Yağcıoğlu, Zeynep Kayan, Masao Yamamoto, Deniz Aktaş, Ece Bal, Gökhun Baltacı, Thiago Rocha Pitta, Elif Uras, Anıl Saldıran, Johanna Seidel ve kendisi gibi hayatta olmayan İlhan Berk’in yapıtları Melike Abasıyanık Kurtiç’in yapıtlarıyla titreşimler yaratıyor ve çoklu bakışların doğmasına fırsat veriyor. Öte yandan, sanatçıyı henüz tanımayan izleyicilerin onu daha yakından tanıması adına serginin girişinde sanatçının retrospektifi için dostlarıyla yapılmış söyleşilerin videosunun yer alması çok anlamlı. Bu video gerçekten de harika bir bellek kaydı. Candeğer Fürtun, Süleyman Saim Tekcan, Jale Erzen gibi onu yakından tanıyan çok değerli sanat figürlerinin sanatçı hakkındaki çok cömert anlatıları heyecan verici. 



Kayada Büyüdüm Ben, Sergiden görünüm. Fotoğraf: Zeynep Fırat


Galerist’in çok sanatçılı sergilerini edebiyat derinliği de içeren bir zihinsel zemine oturtması dikkat çekicidir. Károly Aliotti’nin galeride gerçekleştirdiği sofistikasyonu güçlü iki sergi bunun en güzel örneği oldu. Burada seçilen yapıtlar, onlar arasında kurulan ilişkisellik ve İlhan Berk’in sergide de yer alan bir satırına dayanan serginin şiirsel ismi bu çizgide önem taşıyor. Galeri koridoru boyunca İlhan Berk’in nü çizimleri ve notlarının Melike Abasıyanık Kurtiç’in dikenli deniz kestanesi çizimleriyle iç içe yerleştirilmesi etkileyici bir sergileme jesti. Galeriye girer girmez ise Elif Uras’ın bu sergi için gerçekleştirdiği Tepecikler adlı yerleştirmesi bir formun altını çizme bağlamında çok anlamlı. 11 parçadan oluşan bu yapıtın her bir parçası Melike Abasıyanık’ın seramiklerinin temel formunda, yani dikey olarak yükselen küre biçiminde. Tarihsel belleği belli bir mesafe alarak yorumlayan çağdaş sanatçılarından Elif Uras’ın geçmişten bir sanatçıyla buluşurken onun seramiğinin ana biçimsel damarını yakalaması şaşırtıcı olmasa gerek. Tepecikler’in üstünde yer alan noktacıkları ise Melike Abasıyanık Kurtiç’in dikenlerinin tam zıttı ve oldukça çarpıcı.



Soldan sağa: Johanna Seidel, Başka Bir Sokağın Işığı Deniz Aktaş, Unknown Plant serisinden, 2025, Plant based ink on paper, 67 x 49 cm (çerçevesiz) Burcu Yağcıoğlu, Aynı Ateş, 2025, Kâğıt üzerine kara kalem, akrilik boya, aquarelle ve airbrush,121 x 152 cm. Burcu Yağcıoğlu ve Galerist’in izniye


Sergideki ilgi çekici işlerden biri de Johanna Seidel’in Başka Bir Sokağın Işığı adlı resmi. Bu yapıtta sanatçı bir varsayımdan yola çıkıyor ve “Melike Abasıyanık Kurtiç çalışma masasının başında nasıl olurdu?” sorusunu spekülatif bir biçimde yanıtlıyor. Naif resim anlayışındaki bu yapıtı ilginç kılan, sanatçıyı ve onun sanatına dair nesneleri benzetme, temsil etme fikri ile resmine dahi etmemesi. Seidel, adeta ele aldığı sanatçıyla kurduğu mesafeyi bize gösteriyor ve bu da onun yapıtını güçlü kılıyor. Bu resimde kullanılan sarı rengi Burcu Yağcıoğlu’nun Aynı Ateş adlı yapıtında, Deniz Aktaş’ın diken fotoğrafı çalışmalarında, Gökhun Baltacı’nın suda bir buluntu anını gösteren pastelinde, Melike Abasıyanık Kurtiç’in sırlı seramiklerinde ve şüphesiz Portekiz’de yaşarken ürettiği başyapıtlarından; Güneşin Hareketleri serisinde yakalamak mümkün. Büyük salonda tüm duvarı kaplayan bu yapıt, pirinç kâğıtları üzerindeki tüm dokunsal katmanlarıyla gerçekten de büyüleyici bir auraya sahip. 



Soldan sağa: Gökhun Baltacı, İsimsiz, 2024, pastel kâğıdı üzerine yağlı pastel boya, 120 x 160 cm. Sanatçının ve Galeri Nev’in izniyle Zeynep Kayan, Bütün Gün Ağaçlarda / Kabuk 7, 2026, arşivsel pigment baskı, 21 x 18,5 cm. Sanatçının ve Galeri Zilberman’ın izniyle Masao Yamamoto, A Box of Ku #0548, tarihsiz, gümüş jelatin baskı, 18 x 20 cm, Ed. 40


Melike Abasıyanık Kurtiç’in büyük bir tutkuyla ve bilim insanı merakıyla üzerinde çalışmaktan usanmadığı deniz kestaneleri, deniz yosunları, dikenler ve tohumlar, güneşin ve denizin hareketleri onun tüm sanatsal damarının doğada olduğunu bize net bir şekilde gösteriyor. Burada ortaya çıkan sanatsal üretimi 1970’lerin sanatsal akımları içinde okumak ne kadar mümkün olsa da onun yalnız bir sanatçı ve tüm görünürlük hesaplarının ötesinde bir ilginin peşinde olduğunu unutmamalı. Sergide Zeynep Kayan’ın Marguerite Duras’nın Bütün Günler Ağaçlarda (Des Journées Entières Dans les Arbres) adlı öyküsünden adını alan ağaç kabuklarıyla tenin hemhal olduğu fotoğraf serisi işte tam da onun doğaya olan büyük tutkusunu işaretliyor. Burada ağaç kabukları adeta bir haz nesnesi. Melike Abasıyanık Kurtiç için de deniz kestaneleri başta olmak üzere tüm o nesnelere bakmanın kendisi büyük olasılıkla büyük bir hazdı. Danimarka, Almanya, Yunanistan, Macaristan ve Portekiz’de yaşamış ve 90’ların ortasına dek farklı coğrafyaların doğasıyla karşı karşıya kalmış bir sanatçı olarak doğanın imgeleri ve sonsuz şaşırtıcılığı onun için büyük anlam ifade ediyor olmalıydı. Tekrar tekrar üzerinde çalıştığı deniz kestaneleri ve deniz yosunlarının merkezi Çeşme kıyıları ise büyük bir etüt sahası olarak işlev görmüşe benziyor. Doğanın içinde tüm bu iz sürüşler sadece zihinde gerçekleşmiyor, sanatçının bir beden olarak varlığını ve bu bedenin hareketini de kuşkusuz imliyor. Tıpkı Zeynep Kayan’ınki gibi, Burcu Yağcıoğlu’nun Hortimen serisi doğayla hemhal olmuş bir beden olgusunu ele alıyor. Royal Horticulture Society’nin bir kitabından hareket ederek bahçe işleri yapan adamlara odaklanan Hortimen yerleştirmesinde sanatçı, bitki-insanlar karşımıza çıkarıyor. İnsanın doğayla olan hesaplaşması öyle ilksel ki dünyayı anlama ve anlamlandırma çabasında sanatçıların da onunla olan duygulanımsal eylemleri bir o kadar eski.


Son adım! Masao Yamamoto’nun Bir Kutu Ku adlı siyah beyaz küçük bir fotoğrafında kayaya tırmanan bir kadın var. Biz onu arkadan görüyoruz, bir izleyici olarak adeta dikizliyoruz. Kayada Büyüdüm Ben sergisi bu jestüel imge ile bitiyor. Denebilir ki sergi, galeriyi ziyaret edenlere hiçbir şeyi dikte etmeden kolay ele geçirilemeyecek, çok açık olmayan imgeler dünyasında keşifler yapmasını ve zihinsel ilişkisellikler kurmasını istiyor. Tıpkı Melike Abasıyanık Kurtiç’in seramikleri gibi kendi içine kapalı, bağırmayan bu imgeler bütününde yol almak bize zihinsel bir doyum veriyor. 



Kayada Büyüdüm Ben, Sergiden görünüm. Fotoğraf: Zeynep Fırat

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page