top of page

Otosansürüaşmak otosansür yapmamak değildir

3 Mar 2025
6 dakikada okunur

Otosansürü aşmak için otosansür yapmayı bırakmak değil, otosansürü açıkça konuşmak ve tartışmak mı gerekir? Yoksa sanatçıların otosansür uyguladıklarını ifşa etmeleri, baskı mekanizmalarını görünür kılar ve bu durum, baskıcı sistemlerin gücünü mü zayıflatır? Otosansürün itibarsızlaştırılması yerine, otosansürün varlığını kabul edip bunu konuşmak, baskıyı sorgulayan bir ortam yaratmak sanatın özgürleşmesine de katkıda bulunur mu?


Yazı: Süreyyya Evren


Otosansürü aşmalıyız, otosansür aşılmalı, otosansürü nasıl aşarız?


Çok temel bir noktanın altını çizeyim: Otosansür, otosansür yapmayarak aşılmaz.


Daha iyi anlayabilmek için durumu baştan düşünelim.


Varsayalım ki baskıcı bir iklimde yaşayan bir sanatçı var. Bu iklimde, şu yasaktır, bu yasaktır gibi net adı konulmuş yasalar yok, bir tür sözde özgürlük, sözde demokrasi var; gelgelelim belirli konular ele alındığında, belirli doğrultularda sözler söylendiğinde, belirli hakikatler dillendirildiğinde, ânında ağır bir baskı mekanizmasının işletileceği biliniyor. İşte bu ortamda baskıya maruz kalacağını önceden tahmin edebildiği doğrultuda işler yapmak istiyor sanatçımız, belki gerçeği açığa çıkaran sözler söylemek, belki sorunları eserleriyle işaret etmek istiyor. Ama bunu yaparsa hedef olacağı baskı mekanizmasına katlanmak istemediği gibi, hadi diyelim baskı ile mücadele etti, bu kez de uğraşa didine inşa ettiği sanatının tümüyle buradan okunmasını, bu mücadelenin niteliğinin bütün varoluşunu ele geçirmesini, temelde bununla –baskıya direnen sanatçı– bilinmek, buna indirgenmek riskini almak istemiyor. Sanatıyla tanınmak istiyor. Vaktinin büyük kısmını sanatına ayırmak istiyor. Uğraşa didine geliştirdiği pratiğinin çok da uzmanı olmadığı olmak da istemediği siyasi meselelerin gölgesinde kalmasını istemiyor. Çünkü baskı öyle büyük ki direnç de ya yok ya da büyük olmak zorunda ve direnç büyük olduğunda da sanatçı imgesini belirleyen, algıya set çeken, sanatından da devasa bir kalkana dönüşüyor. Bütün bunları tartan sanatçı otosansüre başvuruyor, aklından geçen baskıyı tetikleyebilecek eserleri üretmiyor, baskıyı tetikleyebilecek konuların etrafından dolanıyor, baskıyı tetikleyebilecek arzuları daha büyümeden bastırıp içindeki başka arzuları büyütüyor. Otosansür aleti gayet güzel çalışıyor, neden bunca kişi tarafından tercih edildiğini eline alır almaz kanıtlayan, alengirli olmayan ama dayanıklı ve kullanışlı bir ürün gibi. Her şey gayet güzel giderken biz bu sanatçının karşısına çıkıyoruz ve otosansürü aşmalısın arkadaşım diyoruz. Şimdi, bu sanatçının önündeki seçenekler ve olası sonuçları nelerdir diye bakalım. Birinci devam yolu, “haklısınız otosansürü bırakayım artık,” demesi ve baskıyı tetikleyebileceği için dillendirmekten ya da üretmekten vazgeçtiği, hatta üzerinde düşünmeyi bile kendisine yasakladığı ne varsa hepsine yatırım yapması. Böylece şu iki sonuçta birine varılır, A seçeneğinde baskıyı gerçekten tetikler ve otosansürden kaçarken sansüre tutulur, ilaveten kaygılandığı bütün kimliğini bu sansürle savaşan sanatçı imgesinin ele geçirmesine teslim olmak durumunda kalır. B seçeneğinde hiçbir şey olmaz, meğer aslında baskı o kadar da yokmuş diye düşünmeye başlar. B seçeneğini geçiyorum, baskının aslında illüzyon olduğu, paranoya olduğu durumlar ayrı bir çalışma konusu. Biz baskının gerçek olduğu bir durum varsayıyoruz. Dolayısıyla A seçeneği geçerli olacakmış gibi düşünelim. Bir sanatçının öne çıkıp sansüre ve baskıya maruz kalması otosansürün aşılması olmaz ki, aksine diğerlerinde otosansür eğilimini arttırır. Otosansürün aşılmasını çok maliyetli gösterir. Getirisi de sanatsal bir rayiç üzerinden değil de siyasal bir rayiç üzerindendir ve her sanatçı bu getiriyi tercih etmez, herkesin de karakteri bu siyasal getiriyi toplamaya elverişli değildir, bazısı der ki “ben acı çektiğimle kalırım, bu uyanıklar gibi muhalifliğin ekmeğini de yiyemem, bunlara göre çok naifim, en iyisi ben otosansürde kalayım da sanatımla ilgilenebileyim.” Peki hâlâ otosansürü aşması için sanatçımıza bir yol önerebilir miyiz?


İşte dikkat çekmek istediğim tam da bu; evet önerebiliriz ve bu yol otosansür yapmamak değil otosansürü konuşmak yoludur! Otosansür yapmak utanılacak birşey oldukça otosansüre yol açan örtük baskı tehdidi de konuşulamaz olur ve bu totalde baskıcı iklimin tesis edilmesini kolaylaştırır. Otosansürü aşmak için otosansür yapmak ve ardından bunu konuşmak gerekir. Otosansür yap ve sonra da bunu söyle, bunu ifşa et, bunu anlat, bunu tartış.


Sanatçılar neyi sergileyemiyor, neyi söyleyemiyor, neyi isteyemiyor, bırak bu haber olsun. Ayrıca bu, sansürü yıkan cengâver sanatçı imgesindeki gibi sanatçının bütün sanatını ele geçiren bir büyük ejderha gölgesi doğurmaz, politik sanatçı imgesi yaratıcı sanatçı imgesini gölgede bırakmaz konu otosansür olduğunda, sanatsal bir sözün içerden engellendiği düşünülür. Kırılma şurada: Bu içerden engellemeden engelleyeni, yani otosansür uygulayanı sorumlu tutarsak o zaman otosansür utanılacak ve saklanan bir şey olur ve baskı büyür ve otosansürü nasıl aşmalıyız der dururuz çıkışsızca; ancak içeriden engellenme olduğunda sorumluluğu otosansüre yol açan görünmez sınırların çekilmesine yüklersek ve otosansür yapmışlığı çekinmeden gururla taşınacak bir karta dönüştürürsek o zaman otosansürün aşılabileceği, çünkü daha fazla kişinin konuşacağı, konuşulamayanın konuşulması ile baskının sınır zarlarını oradan buradan delecek girişimlerin çoğalacağı bir ortam yaratma şansı elde ederiz.


Otosansürün itibarsız olduğu yer, baskının itibarlı olduğu yerdir. Halbuki otosansür itibarlı olursa baskının itibarı da azalır. Ve bu azalma, otomatikman baskının gevşemesine, boşluklar açılmasına, duvarların gerilemesine sebep olur.


Konuşulan otosansür baskıcı sistemlerin çekicine yapışır, musallat olur. Çünkü kimseyi otosansür yaptığı için cezalandıramaz ve susturamazsınız ama suskunluklarıyla bastırılanlar konuşur hâle gelir.


Baskı altındaysa eğer sanat dünyası, ki bunu birçok yerde duyuyorum, baskı altında olduğunun kayda geçebilmesi için şart olan bu: Otosansür değerli sayılmalı, prestijli sayılmalı, sergi konuşmalarında, söyleşilerde, panellerde şu anda neleri konuşmak isterdik ama konuşamıyoruz onlar ima edilmeli.


Sevdiğim bir Putin örneği ile bu bahsi kapayayım: Dediğim gibi otosansürün sürekli hor görülmesinin tehlikeli bir yere bizi sürüklediğinden kuşkulanıyorum. Şöyle bir senaryonun gerçekleştiğini düşünün: Yarın öbür gün, Vladimir Putin dönemi sona erermiş ve gidip Rusya sanat tarihine bakıldığında Putin döneminde hiç doğrudan muhalif eser üretilmediği görülürmüş, dahası, baskıcı olduğu söylenen dönemde hiçbir şeyin sansürlenmemiş olduğu bulunurmuş. Ve Rus sanatçılar da meğer otosansürü matah bir şey saymadıklarından otosansür yaptıklarını da hiç söylememişler ve hep isteyerek, bile isteye, açıktan iktidara ve işleyişlerine muhalif olmayan başka konularda işler yaptıklarını söylemişler. Eh, durum böyle olunca, geriye dönüp dönemin sanat tarihini inceleyecek araştırmacılar, kimsenin sansüre uğramadığı, üstelik kimsenin otosansür yüzünden yapmak istediklerini yapamadığını ve yaptığı şeyi ancak yapabildiğini söylemediği, dolayısıyla herkesin istediğini yaptığı ve buna karşın hiç baskı görmediği özgür mü özgür bir Putin dönemi sanat tarihi bulmuş olmazlar mı?


Otosansürün sansürden daha itibarsız olmasının bir sebebi var elbette; sansür etimolojik olarak “ahlaki değerlendirmeden geçirmek”ten geliyor. Sana göre “iyi” ile “kötü”yü ayırıyorsun ve kötü olanı durduruyor, susturuyorsun sansür yaparken. Sansür uygulayan kendisi açısından kötü bir şey teorik olarak yapamıyor, çünkü her zaman zaten kötü olarak gördüğün şeye karşı yapılan iyi bir şeydir sansür. Otosansür ise başkasının iyi/kötü ölçeğini kendine uygulamak anlamını taşıdığı için itibarsız. Diğerinin iyi/kötü değerlerini baskıyla sana uygulattığı anlamına geliyor ve sen de buna razı olduğun için savaşmadan teslim olmuş gibi gözüküyorsun.


Gel gelelim, yukarıda bir alternatif olarak andığım yaklaşım, “başka bir iyi/kötü ölçeğim aslında var ama dillendiremiyorum korkudan,” demenin başka iyi/kötü ölçeklerini ve iyinin ve kötünün ötesinde ölçekleri kayda geçireceği, tarihe geçireceği ve dahası birbirleriyle iletişimlerini arttıracağı ve gücü elinde tutan baskıcı iyi/kötü ölçeğinin normluğunu sorgulatabileceği için değerli olabilir.


[Sanatın sansürden muaf olması gerektiği fikri, sanat eserinin farklı bir bilgi biçimi olduğu ve gündelik hayattaki ve diğer bilgi biçimlerindeki iyi/ kötüyle değerlendirilemeyeceği fikrine dayanıyordu, ancak bir süredir, özellikle politik doğruculuk sayesinde, bu fikir aşındırıldı ve sanatın da sanatçının da erdemsiz olma lüksü elinden alındı ve böylece sanat eserine diğer her bilgi biçimine uygulanan ve sansürden bile sayılmayabilen sansürün uygulanması giderek normalleşti. O yüzden bugün sanatın sansüre uğramasına karşı çıkmanın pek bir zemini kalmadı. Zaten çıkılamıyor. Belki de o yüzden, otosansürü yeniden aletleştirme bir seçenek olabilir mi diye kurcalama ihtiyacı doğuyor.]


*


Sergi yayınlarındaki metinler ne işe yarar konulu ek: Ben aslında sergi yayınlarında kullanılan metinlerden ne istendiğinin geriye dönülüp tekrar sorgulanması gerektiğini, neden böyle metinlere ihtiyaç duyulduğunun tam adının konması, amacın daha netleşmesi gerektiğini, birilerinin “Neden sergi metinlerinde yazılar var?” diye sorması gerektiğini söyleyip duruyordum bir süredir ama kimse sormadığı için gerçekten durup yanıtı düşünmemiştim ne komiktir ki! Neyse ki bu söylenmelerimden habersiz biri, pat diye soruverdi “Sence neden kataloglarda, kitaplarda, sergi sanatçı yayınlarında metin oluyor?” diye. Ve o öyle pat diye sorunca ben de pat diye yanıt verdim ve dedim ki, “Bir film vardı neydi adı [Sean Penn’in yönettiği Into the Wild (Özgürlük Yolu diye Türkiye’de gösterilmiş, 2007) adlı filmi kastederek] hani adam yaban hayata tek başına gidiyordu ve bütün film ormanda yalnız ve özgürce takılıyordu ve sonra filmin sonunda bir ot yiyip zehirleniyordu, zehirlenmesinin ardından vahşi hayata beraberinde getirdiği bir tür ansiklopedik bitki atlasını açıyor, sayfaları telaşla çeviriyordu ve en sonunda kendisini zehirleyen bitkiyi buluyordu. Bitkinin resmine baktığında yediği şeyi tanıyor, altındaki bilgileri okuduğunda bütün belirtilerin uyduğunu ve bu bitkinin ölümcül zehriyle zehirlendiğini anlıyordu. Artık çok geçti, birazdan bitki atlasında anlatıldığı gibi ölecekti. Ve film de böyle bitiyordu.” “İşte,” dedim, “işte sanat yayınındaki metin tam da bu bitki atlasındaki metnin işlevine sahip, biraz önce neyle zehirlendiğini ve neden ölmek zorunda olduğunu ve nasıl öleceğini öğreniyorsun ve bu metin sayesinde sebebini bilmeden değil, müsebbibini bilerek gözlerini yumuyorsun!”

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
Nereden bükülebilir gidişat?

Yazı: Süreyyya Evren Sanat düşünme alanı ister diyor Fakewhale, geçtiğimiz aylarda yayımladığı eleştirel yazısında¹, eleştirel derken temelde sanatın aşırı gösteriye dönmesinden, hızlı alımlanabilen,

 
 
Sanat dünyasıyla köprü olarak metin

Yazı: Süreyyya Evren Temel bir kısır döngüyü olabildiğince net ortaya koymaya çalışalım. Sanat dünyasında, sanat dünyasının profesyonel bir parçası olmayan izleyicilerin/ziyaretçilerin ne düşündüğünün

 
 
Eğreti influencer olarak sanatçı

Yazı: Süreyyya Evren En son Berlin Uluslararası Film Festivali’nin, Berlinale’nin etrafında dönen politik tartışmaları ve sanatçılardan beklenen politik davranış rollerini anlamaya çalışırken sanatçı

 
 
 

Yorumlar


Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page