Eğreti influencer olarak sanatçı
Yazı: Süreyyya Evren
En son Berlin Uluslararası Film Festivali’nin, Berlinale’nin etrafında dönen politik tartışmaları ve sanatçılardan beklenen politik davranış rollerini anlamaya çalışırken sanatçı ile kastedilenin, özellikle de politik sanatçı ile kastedilenin bir tür influencer olduğunu fark ettim. Çok net biçimde sanatçının dünya üzerindeki politik etkisi sanat eseri üzerinden tanımlanmıyor, veya sanat eseri aracılığıyla tanımlanmıyor. Bir rol model olarak, insanların kanaatleri üzerinde etkisi olan bir tür saygın celebrity (saygın şöhret) olarak sanatçı figürünün eylemlerinin yönetimi üzerinden tanımlanıyor. Bu anlamda Berlinale protestocularıyla tu kaka edilen Wim Wenders aslında hemfikirler: Sanatın doğrudan politik bir etkisi olmadığını ve işlevinin politik bir işlev olmadığını düşünüyorlar. Gelgelelim, protesto yanlıları sanatçı denilen figür konusuna yaptıkları vurguyla Wenders’den ayrışıyorlar ve bu ayrışma aralarında keskin bir çatışma varmış gibi gözükmelerine yol açıyor. Wenders hâlâ sadece sanattan bahsediyor, halbuki bir de influencer olarak sanatçı kişi var. Hangi partiye katıldı, hangisine katılmadı, nasıl demeç verdi, nasıl konuşma yaptı, nerede sustu, nasıl görüntü verdi, nerede bulundu nerede bulunmadı, şu sıralar hangi ülkelerin boykot edilmesi teşvik ediliyor, o konuda güncel ve aktif mi vs. vs.
Wenders Berlinale’de jüri başkanı olduğu için kendisine yöneltilen sorulara yanıt verirken¹, halkın nasıl yaşamalı konusundaki fikirleri üzerinde sanatın bir etkisi olabileceğini, ama politikacıların fikirlerini sanat eserlerinin değiştirmediğini, söylemişti. Ben Wenders’e katılmıyorum (dolayısıyla protestocularına da), çünkü politikaya, yani hayatın nasıl düzenleneceğine dair tartışmayı, sadece politikacıların işi olarak görmüyorum, ve sanat eserinin nasıl yaşamalı konusunda halkın bakış açılarını etkilemesinin kendisini doğrudan politika sayıyorum. O yüzden de sanat eserleriyle ilgileniyorum, eseri ciddiye alıyorum ve eserin politik etkilerini ilginç bir konu sayarak hep merak ediyorum.
Gelgelelim, şu sıralar hâkim olan bakış, sanatıyla değil kişi olarak varlığı ve edimleriyle, kanaat önderi değilse de kanaat etkileyici sayılan sanatçı figürüne odaklanmaya dayanıyor. Bu da sanatçı figürünü bir tür influencer gibi işlevlendirmek demek. Ama eğreti bir influencer. Kolay manipüle edilebilen bir influencer. Sürekli ona bir sonraki adımı önden sufle veriliyor.
Sanat eserinin kendisi zaten giderek ilk harcanan ve yası da tutulmayan öğe -sanatçı bir yamuk yaptığı anda sansürlenen, kaldırılan, silinen, unutulan ve hemen yerini yenisinin alabileceği söylenen, orada olmasının özel bir sebebi olmadığı, bu sebebin tümüyle güncel ahlaki ve politik sanatçı figürü gereksinimlerine bağlı olduğu söylenen bir şey- sayıldığı için sanat tarihine de bu gözle bakmayı yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. Geçmiş de doğru sanatçı figürlerinin yeni bir geçidi gibi kurulur oluyor.
X sanatçı figürü bugünün geçerli iyi/kötü anlayışına göre kötü, öyleyse X’in sanatı, sineması, romanı da out. Demek ki X’in nasıl biri olduğu ön belirleyici. Öyleyse politik sanatın “ne”liği de tabii ki eser okumalarından çok sanatçı performanslarıyla ölçülüyor. Şu sıralar hangi ülkeyi boykot etmek popülerse ondan destek almamış olmalı, günün hâkim rüzgârlarını bizim tam dediğimiz gibi arkasına almalı –biz, yani heybetli Senatör Konsensüs, ortaklığın vasatlığında sertleşmiş bir sözde politik sesiz, bir uğultuyuz daha doğrusu ve bu uğultuya göre davranan kişiye de politik sanatçı diyoruz. Uğultulu tepelerde biri politik sanatçı. Tabii bu durum sanatçıyı her an tepeden düşme, aşağı yuvarlanma riski altında bırakıyor. Çünkü uğultu aynı zamanda bir girdap gibi, döneniyor tepelerde ve sürekli ayak uydurmakta zorlanıyor sanatçılar. Bazen kendi fikirleri oluyor ve bu fikir azıcık bile uyuşmadığında hoppadanak bayır aşağı... Kimse bu fikirleri tartışmıyor da bu arada, o da çok kritik bir nokta uğultunun doğasında. Uğultunun kendi iç tartışması yok, uygulamaya dönük tartışması var. Wim Wenders sinemasına ceza nasıl kesilecek, bunun tartışması var sözgelimi. Uygulamaya dönük. Halbuki ilginç bir sanat/toplum tartışması da açılamaz mıydı Wenders ile İlgi Alanı (Zone of Interest) filminin yapımcısı Ewa Puszczyńska’nın aynı basın toplantısında söylediklerinden? Tartışma açmak için hep katıldığımız sözlerin gelmesini beklemeyeceğiz herhalde.
Sorun şu muydu: Wenders’i politik sinemacı olarak görüyorduk, o da kendini politik sinemacı olarak görüyordu belki ama bizim kafamızdaki –o anki tabii, geçmişte bizim kafamızdakine uyuyordu– politik sanat uğultusuna göre hareket etmedi ve konuşmadı. Wim Wenders’tan Mükemmel Günler’i başka türlü çekmesini istemedik veya çekmiş olmasını, veya buradaki politikanın eleştirisi üzerinden bir öfke dalgası olmadı, filmlerle iyi kötü anlaşıyorduk. Figürle anlaşamadık. Bir devletin günümüzde desteğinin özellikle kötü sayılması da çok garip geliyor bana, hangi devlet iyi ve ne süreliğine? Sanat için iyi devletler mi var? Sanatı desteklemesi meşru devletler mi söz konusu? Biri ancak alternatif bir ağ kurulması için emek harcadıysa, harcamaktaysa, böyle bir şey söyleyebilir: Diyebilir ki biz böyle bir alternatif emek veriyoruz, alternatif sanatçıları da burada olmaya bekliyoruz. İyi-devlet/kötü-devlet sistemini bir kenara bıraktık, aşağıdan bir ağ kurduk yatay, kurmaktayız, siz de katılın ve büyüsün güçlensin. Öyle bir şey de duymuyoruz. Alternatif yok. Uğultu alternatifsiz.
Hele şu çok garip değil mi, sanatçı figürünün demecini beğenmeyince “ya bunun filmi de aslında tırışkadandı” demeler. Arkadaş filmi orada duruyordu zaten, tırışkadandıysa hep tırışkadandı, şimdi demeçle mi tırışka oldu?
Sanatçıya bir tür influencer muamelesi yapılıyor derken şu da dikkatimi çekiyor yayıncı (streamer) kadar bile özerkliği yok bu figürün; sanki festivallerde etkinliklerde gezerek, demeçler vererek bir tür muhalif yaşam tarzını örnekliyor ve kitlelere de örnek oluyor. Dolayısıyla yanlış bir markayla görülürse karalanması da normal. Sanatçının hep doğru markalarla görünmesi gerek, doğru yerlerde doğru zamanlarda. Sanatın kendisi ile ne yaptığı, sanatının ne olduğu, bunlar yan meseleler. Bu arada streamer’ları rüzgâra göre döndürmek o kadar kolay değil, keskin pozisyonları olabiliyor arkasında durdukları, ça - tışmasını verdikleri. İyidir kötüdür ayrı, çoğu milliyetçi vs. ama bir pozisyon söz konusu. Sanatçıdan beklenense bize göre, yani uğultumuza göre şekillenmesi. Belki bir konuda ayrışıyor, başka türlü bakıyor Ukrayna-Rusya meselesine ya da anıtların sökülmesine veya başka bir şeye. Olmaz. Uğultunun homojenlik özelliği var. Aynı sesin yığılması.
Twitch’den ve YouTube’dan yayın yapanların kendi sert söylemleri olabiliyor dedik. Politik sanatçı ise asla böyle yayıncı gibi bir tipleme değil, bir pozisyonu savunan birine benzemiyor, veya o pozisyonun, diyelim Kemal Tahir gibi tezli romanlarını yapan biri gibi algılanmıyor, beklenti de o yönde değil. Politik sanatçıdan beklenti aslında politik sanattan beklenti değil tam olarak, özneden beklenti esas. Zaten yapıtın statüsü kolay harcanabilir durumda ve herkes sanatın önemsizliğini ve kolay harcanabilirliğini, kolay ikame edilebilirliğini çeşitli iptal dalgalarında hissetti, benimsedi, bir ölçüde yerleşti bu – aslında tüm dünyada bu değil durum da belirli ülkelerin söylemlerinde ve bizde güncel sanatta yaygın olarak böyle.
Influencer, yani sözcük anlamına geri dönersek etkileyen, nüfuz eden kişi, temelde belirli bir topluluğu satın alma kararları veya yaşam tarzı seçimleri konusunda etkileyebilen kişiler için kullanılıyor. Sanatçı figürü de böyle bir politik jestler içeren yaşam tarzı seçimlerini desteklemesi beklenen –üstelik de kolay söz geçirilebilen– biri. O yüzden de en popüler sosyal medya ayağı sanatta Instagram, Twitter (X) değil. Gene aynı sebeple ideolojik bir pozisyondan ziyade “estetik ve etik” bir hayat tarzı sunmaları isteniyor. Moda, kozmetik, seyahat veya teknoloji gibi alanlarda içerik üretmiyorlar elbette illaki diğer influencerlar gibi, ama onların da ana gelir modelleri –farklı kurumsallıkta işleyen– “marka” iş birlikleri.
“Yayıncı” denen canlı yayın (live stream) yapan figürler de –bize öyle gelmese de tek - nik olarak– derinlemesine yorum/analiz videoları sunabiliyorlar. Bu isimlerin çoğu kariyerlerine Twitch veya YouTube üzerinden eşzamanlı (canlı) yayınlar yaparak başlamış kişiler. “Yayıncı” tabiri, radyo veya TV yayıncılığına benzer şekilde, belirli bir saatte ekran başında kitleyi toplama eyleminden geliyor. Purplebixi, Cavs, Kazıklı Maria ve Erlik gibi isimler gündemi, siyaseti ve toplumsal olayları canlı yayınlarda (Twitch veya YouTube) izleyicileriyle tartışıyorlar. Twitch, televizyonun aksine eşzamanlı etkileşim üzerine kurulu bir platform. Yayıncı bir kamera ve mikrofon aracılığıyla o an ne yapıyorsa (oyun oynamak, bir konuyu tartışmak, resim yapmak vb.) izleyicilere aktarıyor. İzleyiciler ise yan taraftaki chat (sohbet) ekranından anlık mesaj yazıyorlar. Yayıncı, chat’ten gelen soruları canlı yayında yanıtladığı için bu izleyicide “yayıncıya doğrudan ulaşabilme” ve “topluluk hissi” yaratıyor. İzleyiciler kanala aylık ücret ödeyerek abone oluyorlar ve yayını beğenen - ler o an küçük veya büyük miktarlarda para gönderiyorlar – dolayısıyla ekonomisi izleyiciye bağlı. Twitch bir “kahvehane” veya “meydan” gibi; kapıdan o an girebiliyorsunuz, içeride bir tartışma dönüyordur ve siz de lafa girebilirsiniz. Sanatın agora anlayışından ne kadar uzak değil mi, bizim böyle bir topluluk hissine ihtiyacımız yok sanatta. Biz süzülmüş tek tip sorularla kendi sanatçı figürlerimize gidiyoruz ve onları da aynı önden belirlenmiş yanıtları verip verememelerine göre yargılamak istiyoruz. [Yayıncıların da platform kuralları (TOS), reklam veren hassasiyetleri ve kendi izleyici kitlelerinin (kendi “uğultularının”) baskısı altında olduğunu not edelim tabii orada bir cennet var havası yaratmış gibi olmamak için. Aslında daha çok eski zamanların “savgüden (angaje) sanatçı” tiplemesini akla getirsin diye influencer ile karşılaştırmalı gündeme getirdiğim bir alan bu.]
Galiba sanatın hemen her alanında bu geçirimsiz tutumla karşı karşıyayız. Müzeler, galeriler, küratörler ve eleştirmenler kadar sanatseverler de eserin ardındaki/içindeki (forma veya siyasete dair öneriler veya sorgulamalar içeren ya da kışkırtan) fikre değil, giderek daha çok sanatçının politik konumuna, şahsi deneyimine ya da kişi olarak edimleriyle sunduğu yaşam tarzı bağlamına odaklanıyor.


Yorumlar