• Ecem Arslanay

İntergalaktik kokteyl masası


François-Xavier Lalanne'ın Mayersdorff Bar adlı heykeli, Christie’s'in 17 Mayıs tarihli açık artırmasında beklenen fiyatın bir hayli üzerine çıkarak, 4,57 milyon dolara satıldı. Ecem Arslanay, François-Xavier Lalanne’ın 1966’da ürettiği kokteyl bardan yola çıkarak 1950’lerin başında tanışıp çalışmalarını Les Lalanne adı altında birlikte gerçekleştiren François-Xavier ve Claude Lalanne'ın bütünsel üretimlerini değerlendirdi

Mayersdorff Bar, François-Xaiver Lalanne, 209.5 x 233.5 x 91 cm, 1966, Müzayede görüntüsü, Christie’s, New York © CHRISTIE'S 2018

Global müzayede evleri geçtiğimiz günlerde New York’ta büyük bahar mezatlarını gerçekleştirdi. Bu kapsamda Christie’s müzayede evi 17 Mayıs’taki Post-War and Contemporary Art Evening Sale etkinliğiyle Agnes Martin, Alexander Calder, Andy Warhol, Barnett Newman, Christopher Wool, Cy Twombly, Damien Hirst, David Hockney, Ellsworth Kelly, Francis Bacon, Franz Kline, Frank Stella, David Wojnarowicz, George Baselitz, George Condo, Jean Dubuffet, Jeff Koons, Jean-Michel Basquiat, Joan Mitchell, Lucian Freud, Kerry James Marshall, Nicolas de Staël, Mark Bradford, Mark Rothko, Morris Louis, Tom Wesselmann, Philip Guston, Richard Diebenkorn, Robert Gober, Rosemarie Trockel, Sam Francis, Urs Fischer, Walton Ford, Wayne Thiebaud, Willem De Kooning ve Yves Klein’ın çeşitli eserlerinden oluşan geniş bir seçki sundu. Mezatın en çok konuşulan parçalarından biri ise, 2,2 ile 2,8 milyon dolar arasında bir değerde satılması öngörülürken 4,57 milyon dolara satılan Mayersdorff Bar oldu. François-Xavier Lalanne’in 1966’da ürettiği kokteyl barın bir eşi daha yok; ancak Christie’s’in açıklamasına bakılırsa bir tür akrabası olduğu söylenebilir: 1965’te Yves Saint Laurent için özel olarak üretilen, daha ufak bir kokteyl bar. Lalanne’ın ilk kişiye özel tasarımı sayılan bar 2009’da yine rekabetçi mezat ortamı enflasyonuyla kendisi için öngörülen değerin çok üzerine satılmış.

Bar ysl, François-Xaiver Lalanne, 130 x 167 x 53.5 cm, 1965

Daha çok Les Lalanne ismiyle, yani mimar eşi Claude Lalanne ile ortaklığıyla bilinen François-Xavier Lalanne’in müşterileri ve koleksiyonerleri arasında başta Yves Saint-Laurent ve hayat arkadaşı Pierre Bergé olmak üzere; Coco Chanel, Hubert de Givenchy, Marc Jacobs, John Galliano, Tom Ford ve François Pinault gibi yaratıcı endüstrilerden pek çok önemli isim var. Lalanne’ın, Serge Gainsbourg için önemli bir ilham kaynağı olduğunu da biliyoruz. L’Homme à Tête de Chou (Lahana Kafalı Adam) heykeli ünlü müzisyenin 1976’da çıkan müzik albümüne ismini vermiş ve kapak fotoğrafı olarak da kullanılmıştır. 1950’lerin başında tanışıp beraber üretimde bulunmaya başlayan Lalanne çiftine 1960’larda şöhreti getirense dairesine başlı başına bir Lalanne odası –ki Mayersdorff Bar’ın bir benzeri olarak söz ettiğim bar da bu odada yer almıştır- ısmarlayacak kadar ileri giden, hatta çiftle moda tasarımı konusunda bile işbirliği yapmış olan Yves Saint Laurent’dır. 1969’daki bir koleksiyonu için ünlü model Veruschka’nın bedenine özel olarak hazırladıkları dökme kalıp tunç parça haute couture büstiyer, tarihi için ilham verici, önemli bir an olarak düşünülmelidir -özellikle de 1990’lara, Madonna’nın Jean-Paul Gaultier imzalı konik sutyenine uzanan heyecanlı süreçte-.

Les Lalanne işbirliği ile Yves-Saint Laurent, 1969 Sonbahar-Kış koleksiyonundan

Les Lalanne ile tek bir tüzel kişi gibi davranmalarına karşın François ve Claude’un üretim süreçlerinde hayli bağımsız davrandıklarını vurgulamak gerekir. Fransızca’da soyadların çoğul halde kullanılmadığını düşünürsek, yan yana fakat ayrı ayrı çalışan, nadiren yaratıcı işbirliğinde bulunan ikilinin Les Lalanne ismini de bu işleyişi betimleyen hoş bir buluş sayabiliriz. Ürünlerinde her zaman bir bütünlük söz konusudur ve eserlerini hep ortak sergilerler. Her ikisi da doğadan ilham alır. Genellikle gerçeküstücü bir tavırla art nouveau’ya özgü bir dekoratifliği birleştirerek kurarlar eserlerindeki ortak evreni. Claude flora, François fauna odaklıdır. Claude’un François’nınkine göre daha küçük ölçeklerde hayat bulan sarmaşıkları, yaprakları ve çiçekleri hassas, karmaşıktır. École des Beaux-Arts ve École des Arts Décoratifs’de okumuş olabileceğini kolaylıkla hissettiren bir artikülasyon coşkusu vardır. Kendi bahçesinden ilham aldığı söylenir ve muhtemelen elektro kaplama metalik yüzeylerini bu kadar diri ve ayrıntılı kılan da döküm için hakiki nesneler kullanmasıdır. Bunun en çarpıcı örneğini de döküm kalıbı olarak hakiki timsah derisi kullandığı işlerinde görürüz. Öldükten sonra avize, masa, tabure, sandalye ve sehpa olarak sanat eserlerine hayat veren o talihli timsah, Claude’ün eline eceliyle vefat etmiş şık dokulu bir naaş olarak geçtiğinden hayvan hakları bağlamında sansasyonel bir durum yok. 1967’de Paris’te bir odayı istila ederken Life dergisince fotoğraflanan koyun postlu sandalyeler içinse durum başka. Timsaha dönersek, Claude’ün onu bir dolunay akşamı Paris hayvanat bahçesinden aldığı rivayet edilir. Ayrıca kalıp gibi davranacak olan derinin üzerine botanik teferruat eklemeyi ihmal etmemiştir. En son Tom Ford’un New York’taki flagship mağazasında sergilenmesiyle kült statüsüne eriştiği yazılan Croco Bureau bu serinin en gözde işi olsa gerek.

Crococonsole, Claude Lalanne, 96.5x68.6x35.6 cm

La Mouche, François-Xavier Lalanne, 1966

Aslında hayvanlar alemi François’dan sorulur. Oturulabilir ve tekerlekli koyun tabureler, serçe başlı ve sallanan sandalyeler, altın kafalı ve altın ayaklı devasa kuşların içindeki yataklar, kanatları ışık saçan kuş lambalar, iki başlı keçilere ve devekuşlarına taşıtılan masalar, midesinde ateş yanan babun şömineler, gergedan ve boğa bedenli çalışma masaları, su aygırı bedenli kokteyl barlar, arı bedenli tuvalet klozetleri ve nicesi onun eseridir. Hayvan merakı kısa bir müddet görev aldığı Louvre’da antik Mısır ve Asur İmparatorluklarına ait sanat eserleriyle çevrili olmasına, oradaki hayvan heykelleri ve figürlerine duyduğu hayranlığa bağlanır. Kuşkusuz ki bu Batılı beyaz adamın emperyalist politikalarca seyirlik cazibe nesneleri haline getirdiği Doğulu kültür ürünlerine duyduğu hayranlıktır. Bana kalırsa özellikle daha egzotik hayvanları konu alan Les Lalanne eserleri oryantalist gözükmekten kurtulamaz. Dönemdaşları Marx Ernst’te de ciddi bir hayvan takıntısı vardır; ancak onunki aristokrasi özentisi, sanayi devrimiyle birlikte kitschleşmiş 19. yüzyıl burjuva enteryörlerine ve içinde yaşanan hayatlara karşı güçlü bir yergi görevi üstlenir. Zaten kendisi muhalif bir provokatördür. Görsel malzemesini çeşitli sahaflardan topladığı kolajlarında hayvanları terbiyeli burjuva insanını vahşileştirmek için kullanır: onları insan figürüne eklemler ve insanı figürünü hibridleştirir. Yaşam alanlarına da histeri, şiddet ve erotizm katarak onları tekinsiz kılar.

Life dergisinden, François-Xavier Lalanne’in Paris’te bir dairede fotoğraflanan koyun sandalyeleri, 1967

Les Lalanne’ın burjuvayla ilişkisi kuşkusuz ki çok farklıdır. Marx Ernst’ünkine benzer sarsıcılıkta bir görsel lügat kullansa da amaçları ve mesajlarıyla ondan ayrılır. İmgesel benzerlikleriyse aynı ortamı solumalarından ileri gelir. François ilk stüdyosunu Montparnasse’da Constantin Brancusi’nin yanında tutar ve onun sayesinde Marx Ernst, Jean Tinguely, Man Ray ve Marcel Duchamp ile tanışır, arkadaşlık kurar. Aslında izleyiciyi şaşırtma odaklı sürrealist görsel repertuarı tercih etme amacı François için de aynıdır: sanatın kutsallığına, ayrıcalıklı konumuna saldırmak. Bunu diğerlerine göre daha hafif, daha yüzeysel, daha ‘eğlenceli’ -sanata kutsallıktansa eğlence atfettiğini açıklar- yapar. Heykellerine bir kullanım değeri katması da bu yüzdendir. Evet, doğru okudunuz. Les Lalanne tasarım nesneleri üretmeyi hedeflemez, tasarım nesneleri gibi davranan heykeller üretmeyi hedefler. Sanırım bu detay rasyonel modernist tasarımın ‘biçim işlevi izler’ mantrasının tutkulu müminleri için rahatlatıcı olmuştur. Öte yandan François “Hayvanları herkes bilir, açıklanmaya ihtiyaçları yoktur” sözüyle bana bir tür evrensellik amacını taşıdığını da düşündürür. Soyut sanat ve soyutlamayı bir terbiye olarak benimsemiş modern tasarım, evrenselliği herkesin bildiği basit geometrik formlarla yakalamaya çalışırken François evrenselliği ‘herkesin bildiği’ hayvanları figüratif jestlerle ifade ederek yakalamayı dener. İlkine göre naif, hatta ilkel, ama daha samimi bir tavır olsa gerek. Lalanne çiftinin hayata geçmemiş projeleri arasında pekâlâ Learning from Las Vegas’tan fırlamış olabilecek bir imge şöleni vardır: kocaman bir insan kafası şeklindeki tuğla tatil evi, açık bir ağız figürüne dökülen şelale ve ördek formunda bir yolcu gemisi. Zaten hayata geçen önemli bir kamusal projeleri de Santa Monica Calif’teki dinozor şeklinde budanmış çalılardır.

Rhinocrétaire, François-Xavier Lalanne, 1967, Life dergisinden, 1967

Mayersdorff Bar ise çiftin ürettiği hiçbir şeye benzemez. Ne François’nın devasa heykellerinin ürkütücülüğü, ne de Claude’un Salvador Dali (Leda Chair, 1937) ve Meret Oppenheim’ın (Traccia Low Table, 1972) mobilya heykellerine benzeyen o zarif tekinsizlik vardır onda. Figüratif formları yoktur, soyuttur. Bu yüzden bir steampunk filmin dekoru gibi duran bu intergalaktik barın o aklı kaçık hayvan imparatorluğu kurulmadan önce hâsıl olduğunu hatırlatmak isterim. Aslında Mayersdorff Bar’dan bir sene önce, 1964’te ilk sergileri Zoophites’ı açarlar; ancak bu uzun senelere yayılan engin flora ve faunalarının küçük bir tohumudur. Bence Mayersdorff Bar en çok 18. yüzyılın güneş ve gezegenlerin hareketlerini gösteren pirinç aygıtlarına benzer. Başta ona ‘intergalaktik’ yakıştırmasını yapmam da bu yüzden. Bu bakımdan kendi çağı için bile retrofütürist bir parça. 1960’ların tasarım ürünleri çok geniş bir spektruma yayılıyor; ancak en baskın eğilimlerden biri uzay çağı temasına göre tasarlamak. Evet, Mayersdorff Bar gök cisimleri ve onların uzay boşluğundaki hareketleriyle ilgileniyormuş gibi gözükür; fakat gerek malzemesi gerek de parçalarının birbiriyle ilişkisi 1960’ların uzay çağı estetiğinden ayrılır.

Harris & Co marka drum orrey, 1820

Mayersdorff Bar uzayın ağır metal aygıtlarla sadece gözlemlenebildiği çok daha eski bir döneme işaret ediyorsa, 1960’ların iyimser, teknofil tasarımları uzayın içinde gezilebilen yeni bir dönemi yansıtır. Aya ayak basılmıştır bir kere. Tasarım da hayali uzay istasyonlarına öykünür. Mağazalarda 2001: A Space Odyssey (1969) film setindekine benzer tasarım ürünleri görmek mümkündür. Henüz uzun dönem etkileri gözlemlenmemiş olan plastik, yeni olmasından ötürü havalı ve -şu an kabul etmesi biraz zor gelse de- high-techtir. Çeşit çeşit renk ve formdaki pop halleri belki daha çok hatırlanır; ancak kolay şekil verilebilirliğiyle plastik bu dönemde Verner Pantone ve Eero Saarinen gibi tasarımcıların elinde Panton Chair (1960) ve Tulip Chair (1955-1956) gibi zamansız ve şık tasarımlara da hayat verir. Uzay çağıyla ne denli örtüştüğünün çok ilginç bir örneği de mimar Smithson çiftinin Daily Mail’in Ideal Home sergisi için tasarladıkları The Future House’dır (1956). Geleceğin domestisite tartışmalarına yeni bir soluk getirme amacıyla üretilen, ful otomasyon çalışma ve Mars’a yayın yapma gibi iddialı kurgular taşıyan bu ev prototipi, baştan aşağı plastik eşyalarla donanmış olmanın ötesinde, -kabuğu ve tüm iç yüzeyleriyle de- baştan aşağı plastiktir. Daha doğrusu öyleymiş gibi lanse edilir. Bazı kaynaklarda da hala böyle yazar; ancak 3. İstanbul Tasarım Bienali’nin küratörü olarak da hatırlayacağımız ünlü mimarlık tarihçisi Beatriz Colomina, konu üzerine yaptığı kapsamlı araştırmayla bu abartılı plastik güzellemesinin altında alçılanmış ve boyanmış kontrplak bir kabuk yattığını ortaya koyar. Kontrplaksa iki önceki on yılın albenili malzemesidir. Ordu için ergonomik bir kırık tahtası hazırlamak için kontraplak üzerinde deneyler yapan, sonra ona azami esnekliğini kazandırıp midcentury modern’ın en sempatik mobilyalarını veren de bir başka tasarımcı çift olan Eameslerdir.

The Future House, Alison Smithson ve Peter Smithson, Ideal Home Sergisi, 1956, Londra

Les Lalanne’e dönecek olursak, alman gümüşü, çelik, pirinç, bakır ve camdan oluşan Mayersdorff Bar’ın 1960’ların sonunda yükselen başka bir duyarlılığı, tüketim kültürüne karşı el sanatlarının uyanışını yansıttığı söylenebilir. Yaratım gücünün usta bir zanaatla birleşimidir bu eser. Yumurta biçimli en büyük parça, şişeleri sergilemek için tasarlanmıştır. İki katlı ve dönebilir niteliktedir. Alttaki menteşelenmiş küreyse soğutucu işlevi görür. Uçtaki ufak cam küre - tuhaf sistemin en uzak ve saydam gezegeni- buz küpleri için düşünülmüştür. Mayersdorff Bar tekerlekleri sayesinde mobildir fakat modüler değildir. Yine 1960’arın trendlerinden olan modülerliğin en hevesli hali onu şehir ölçeğine yaymak gayesindeki Archigram’ın hayata geçmemiş, ütopist Plug-In City (1964) projesindedir. Bana kalırsa Mayersdorff Bar’ın da avangart, ütopist bir görünümü var. Öyle bir politik gündemi yok, fakat biçimsel olarak bir tür kâinat modeli sunuyor ki bu benim aklıma farklı yapı bölümleri ay, güneş ve dünyanın hareketlerine paralel olarak kendi çevresinde dönecek şekilde tasarlanan Tatlin Kulesi’ni (1919-1920) getiriyor. Sarmal formu ve evrensel birlik önerisiyle Babil Kulesi’ni selamlayan bu konstrüktivist eserin idealleri kuşkusuz ki Les Lalanne’ın burjuva iç mekânları için ürettiği kullanışlı heykellerden ya da kullanışsız tasarım ürünlerinden çok farklı. Yine de bence Mayersdorff Bar evrenin işleyişine dair ulvi ve büyülü bir işlevi varmış taklidi yapıyor. Steampunk bir filmde gezegenlerin iklimlerini ayarlayan bir aygıt olabilirdi pekâlâ. Evrenin böbrek taşı döktüğü bir esnada, bir meteorla dünyaya inmiştir. Kendi diyarı çok uzak bir gezegenin yitik uygarlığıdır. Çekici sırları ve tuhaf sıhhatiyle karşımızda dikilip bizi mest olmakla karışık bir hayrete düşürür... Referanslarımı dünya üzerinde var olmuş tasarımlara göre vermeye devam edecek olursam bir de ölçüsüzce eklektik Memphis grubuna değinmek isterim. Neşeli renk paletiyle zamanında Fisher-Price oyuncaklarına benzetilen Memphis, modernizmin keyifsizliğine muhalefetinden çok, yuvarlak ve küre formların kompozisyonlarında yakaladığı dinamizmle bana Mayersdorff Bar’ı hatırlatır. Michele De Lucchi’nin First Chair’i (1983) biraz kıvrımlı ayaklar ve daha sıcak renklerle pekâlâ Mayersdorff Bar’ın sandalyesi olabilirmiş diye düşünürüm. Üst üste binmiş farklı geometrik kütlelere gezegenlerin etrafındaki halkalar gibi halkalar ekleyen Ettore Sotsass lamba ve vazolarıyla ilgili de görüşlerim aynı. Mayersdorff Bar’ın François elinden çıkan bir başka uzak akrabasıysa Karl Lagerfeld’in Paris’teki dairesine, art deco koleksiyonunun bulunduğu odaya yerleştirilmek üzere sipariş ettiği çalışma masasıdır. Bu masada küre yine temel depolama alanı olarak kullanılır. Ağzı açık ufak kısımlarsa kalemler ve fırçalar için sergileyici bir depolama sunar.

Bay Lamp, Ettore Sottsass, 1983

First Chair, Michele De Lucchi, 59x56 cm, 1983

KL Unique Drawing Board, François-Xaiver Lalanne, 176 x 200 x 76.5 cm, 1964-1966

Les Lalanne’ın işleri bugün New York’ta Cooper Hewitt Museum ve National Design Museum’da, Paris’te Georges Pompidou’nun koleksiyonunda ve Museé d’Histoire Naturelle’de yer alıyor. François’nın 1952’deki ilk galeri sergisinde bir araya gelip, onun 2008’deki ölümüne dek farklı stüdyolarda da olsa, sırt sırta çalışmaya devam eden Les Lalanne hem gerçeküstü, hem klasik, hem güncel, hem zarif, hem tuhaf, hem lüks, hem avangart, hem heykel, hem de tasarım olabilen eserler verdi. Hem burjuvaya çalıştı, hem de onu şoke etti. Hem ticari hem de eleştirel başarı elde etti. Görsel kültürde en çok istilacı koyunlarıyla hatırlansa da doğaya incelikli temaslarda bulunarak kuvvetli tesirler bırakan pek çok eser verdi.

Claude ve François-Xavier Lalanne, Tourterelle, 1997

#hergünebiryazı #artunlimited #unlimitedrag #FrançoisXavierLalanne #MayersdorffBar #Christies #EcemArslanay #ClaudeLalanne #FrançoisXavier #LesLalanne #AgnesMartin #AlexanderCalder #AndyWarhol #BarnettNewman #ChristopherWool #CyTwombly #DamienHirst #DavidHockney #EllsworthKelly #FrancisBacon #FranzKline #FrankStella #DavidWojnarowicz #GeorgeBaselitz #GeorgeCondo #JeanDubuffet #JeffKoons #JeanMichelBasquiat #JoanMitchell #LucianFreud #KerryJamesMarshall #NicolasdeStaël #MarkBradford #MarkRothko #MorrisLouis #TomWesselmann #PhilipGuston #RichardDiebenkorn #RobertGober #RosemarieTrockel #SamFrancis #UrsFischer #WaltonFord #WayneThiebaud #WillemDeKooning #YvesKlein #HubertdeGivenchy #MarcJacobs #JohnGalliano #TomFord #FrançoisPinault #SergeGainsbourg #Madonna #JeanPaulGaultier #BeauxArts #ÉcoledesArtsDécoratifs #CrocoBureau #MarxErnst #JeanTinguely #ManRay #MarcelDuchamp #SantaMonicaCalif #SalvadorDali #LedaChair #MeretOppenheim #TracciaLowTable #2001ASpaceOdyssey #VernerPantone #EeroSaarinen #PantonChair #TulipChair #DailyMail #IdealHome #TheFutureHouse #PlugInCity #Archigram #GeorgesPompidou #CooperHewittMuseum #NationalDesignMuseum #MuseédHistoireNaturelle

TAPADUYURU-D.jpg

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon