Zamanın yavaşladığı, bakışın keskinleştiği duraklar
- Berfin Küçükaçar
- 24 dakika önce
- 4 dakikada okunur
Gülfem Kessler’in Kısa Bir An isimli kişisel sergisi, 4 Aralık 2025 - 28 Şubat 2026 tarihleri arasında Karşıyaka Vapur İskelesi’nde gerçekleşiyor. Kendine Ait Bir Oda tarafından düzenlenen ve küratörlüğünü Esra Okyay’ın üstlendiği sergi, bir geçiş mekânındaki kısa duraksamayı, saydamlık ve devinim üzerinden katmanlı bir zaman deneyimi olarak yeniden kurguluyor
Röportaj: Berfin Küçükaçar

Gülfem Kessler, Sanatçının izniyle
Gündelik hayatın hızına karşı kısa bir durma hâlini merkeze alan Kısa Bir An, izleyiciyle sınırlı bir zaman aralığında temas kuruyor. Bu durma fikrinin sizin pratiğinizdeki yeri nedir?
İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı ve İZDENİZ iş birliğiyle, Kendine Ait Bir Oda (KABO) tarafından düzenlenen İskele Sergileri kapsamındaki, Kısa Bir An’da yer alan eserlerimin görsel etkisi, izleyicinin vapuru bekleme süresiyle sınırlı bir zaman aralığında ortaya çıkacak biçimde kurgulandı. Bu süreçte izleyicinin geçirdiği dakikaları zamanın katmanlara ayrıldığı bir deneyime dönüştürme gayesiyle eserleri gündelik akışın içinde fark edilme olasılığı taşıyan, izleyenin bünyesinde anlık ama kalıcı bir iz bırakmayı amaçlayan duraklar olarak tasarladım. Bu kısa karşılaşma/bekleyiş anındaki duyumu yoğunlaştıran ve zamanı algısal olarak dönüştüren kestileri, çalışmalarımdaki esin kaynaklarıma erişim vasıtalarım olarak da adlandırabilirim.
Karşıyaka Vapur İskelesi, bir geçiş mekânı. Bu sergide izleyici, çoğu zaman bilinçli bir sergi deneyimi beklentisiyle değil, gündelik rotası içinde işlerinizle karşılaşıyor. Bu tür beklenmedik karşılaşmalar, sizin için nasıl bir izleme ve algılama hâli öneriyor?
İskele binasını, çalışmalarımı üretmeden önce ziyaret ettim. Günümüzde bu tür bekleme alanlarının yapısı itibariyle renkten ve ruhtan yoksun bırakıldığı kanaatindeyim. Alışılagelmiş rotamızda, her gün geçtiğimiz bir alanda bir renk nüansı aracılığıyla kişinin yolculuğuna heybesine koyabileceği yeni bir hissiyat eklenmesi hayali ile bu deneyimin planlanmış bir anlamdan ziyade, rastlantının açtığı “kısa bir aralık”tan sızarak yaşanmasını istedim.
Resim çalışmalarını sergilemem durumunda, yolcuların eserleri algılayabilmesi için fiziksel olarak yaklaşmaları gerekecekti. Bu çabayı ortadan kaldırmak ve karşılaşmayı bilinçli biçimde kolaylaştırmak adına, izleyicinin oturduğu yerden ya da ayakta beklerken rahatlıkla görebileceği tekstil çalışmalarını tercih ettim. Amacım, klasik bir sergi izletisinden ziyade mekâna uygulanmış, izleyiciyi fark etmeye “zorlamayan” ama algıyı kaçınılmaz kılan bir görsel deneyim yaratmaktı.
Gülfem Kessler, Kısa Bir An, Sergiden görünüm, Karşıyaka Vapur İskelesi, 2025
Sergideki işler, ışık ve hava akımıyla birlikte sürekli değişen bir yapı içinde var oluyor. Çevresel unsurlarla etkileşimde olma hâlinin sizin pratiğinizdeki yeri nedir? Bu yaklaşım, sizi resimle ve yüzeyle kurduğunuz ilişkiyi yeniden düşünmeye itti mi?
Tavandan asılı tekstil işlerimi tasarlarken alandaki hava akımının etkisiyle kazanacakları hareketliliği de göz önünde bulundurdum. Bu nedenle saydam ve son derece hafif dokular tercih ettim. Ayrıca bekleme salonunun çepeçevre camla çevrili yapısı sayesinde görünür halde olan engin denizi de görsel deneyime dahil edebilmek için, saydamlığı tasarımın temel önceliklerinden biri olarak ele aldım. Denizin ve havanın dokusunun eserlerime sirayet etmesi onların yeniden nefes almasına, anlamlarının ise su gibi durmadan yer değiştiren, akışkan bir hale bürünmesine imkân tanıdı.
İşleriniz, üretim sürecinden çıktıktan sonra mekânla birlikte kendi başına davranmaya başlıyor. Bu özerklik hâli, üretim sürecinde işlerle kurduğunuz kontrol ilişkisini nasıl etkiliyor?
Sanırım bir şeyi üretmenin ve onu alana emanet etmenin en keyifli aşaması, yaratımın ortamla kurduğu uyumu görebilmek ve işin kendi sürecini yaşamaya başladığı ana tanıklık etmek oluyor. Üretim aşamasında sergileneceği alandan fiziksel olarak ayrı olduğu için bir bütünlük hayal ederek üretiyorsunuz, bu da beraberinde gerilim ve belirsizlik getirebiliyor. Ancak hayal gücünün baskın olduğu bu süreçte kontrol ile teslimiyet arasındaki ilişkiyi net biçimde tanımlamak oldukça zor.
Gülfem Kessler, Kısa Bir An, Sergiden görünüm, Karşıyaka Vapur İskelesi, 2025
Maurice Merleau-Ponty, algının anlamdan önce geldiğini, beden üzerinden kurulduğunu söyler. Kısa Bir An’da izleyicinin işlerinizle kurduğu bu daha bedensel ve sezgisel karşılaşmayı, kendi pratiğiniz içinde nasıl düşünüyorsunuz? İzleyici deneyimini üretim sürecinde göz önünde bulunduruyor musunuz?
Merleau-Ponty’nin fenomenolojisine göre beden, “burada” ve “şimdi”yi yaşayarak kendini dış dünya deneyimi aracılığıyla keşfeden, sürekli bir oluş ve dönüşüm halindelik. Somatik deneyimde her rengin bedensel ve duyusal bir karşılığı bulunur. Bu eserlerde özenle seçtiğim renklerle yolcunun kısa geçiş anını ne denli yoğun bir deneyime dönüştürebileceğimi düşündüm. Tekstil işlerinde kullandığım katmanlar, parlak renkler ve renkler arasındaki kontrastlar aracılığıyla, izleyicinin zaman algısını katmanlaştırmayı amaçladım.
Bakan ve bakılan arasındaki ilişkiyi gözeterek her izleyicinin kendi konumuna, bakış açısına ve içinde bulunduğu ana göre eseri farklı biçimlerde deneyimleyebilmesine alan açan tasarımlar ortaya çıktı. Böylece anlam, nesnenin kendisinde sabitlenen bir yapı olmaktan çıkarak bedensel ve duyusal karşılaşma anında bakışla birlikte yeniden üretilen bir hâl aldı.
Sergideki işler, gündelik hayatın akışı içinde fark edilen ama kendini dayatmayan bir varlık hâli kuruyor. İzleyiciyle kurulan bu sessiz ve düşük yoğunluklu temasın, güncel sanatın daha yüksek sesli ifade biçimleriyle karşılaştırıldığında nasıl bir imkân alanı açtığını düşünüyorsunuz?
Bu işin etkisinin zamanla, tekrar yoluyla ve bilinçaltına sızarak oluşmasını önemsiyorum. Karşılaşmanın izleyiciden ani bir dikkat talep etmeksizin gündelik akışta kurulan bir yakınlığa dönüşerek üç ay boyunca aynı mekândan geçen biri için bakılması gereken ayrı bir nesne olmaktan çıkıp, mekânın doğal bir parçası haline geliyor; neredeyse varlığı sorgulanmadan içselleştiriliyor. Bu da anlamını tek bir anda tüketilen bir şeye dönüştürmek yerine hafıza ve alışkanlıkla çoğaltıyor. Sergi sona erdiğinde hissedilen renklerin yokluğu duygusu, benim için izleyicinin işle gerçekten temas ettiğinin bir işareti. Sessizlikle duyarlılığı arttıran ve izleyiciye kendi iç ritmiyle temas edebileceği bir alan açan bilinçli bir tercih. Bir nesneden çok zaman içinde bedene, mekâna ve hafızaya yerleşen bir deneyim hali.
Gülfem Kessler, Kısa Bir An, Sergiden görünüm, Karşıyaka Vapur İskelesi, 2025
Kısa Bir An hem kullandığınız malzemeler hem de izleyiciyle kurduğu ilişki açısından önceki üretimlerinizle bağlar taşıyor; aynı zamanda daha hafif, daha açık ve gündelik hayatın içine sızan bir dil öneriyor. Bu sergiyi, kendi üretim hattınız içinde nasıl konumlandırıyorsunuz?
Tekstil ile bir mekân yerleştirmesi yapmak uzun zamandır en büyük hayallerimden biriydi. İskele projesi espas, ışık ve hava akımının sürekliliği sayesinde bu hayal için son derece ideal bir zemin sundu. Üstelik bir kamu alanında gerçekleşiyor olması, projeyi benim için daha da anlamlı kıldı. Kamusal bir iş üretmek hep arzuladığım bir deneyimdi.
İzleyiciyle kurulan karşılaşma çoğu zaman çok kısa sürse de, bu serginin gündelik hayatın akışı içinde geriye kalan bir iz, bir duyarlık ya da düşünce kırıntısı bırakma ihtimali var. Kısa Bir An’dan, sergi bittikten sonra da varlığını sürdürmesini umduğunuz şey nedir?
Kısa bir bekleme ve nefeslenme halinin, durup bir ana yerleştiğimizde içimizde ne denli farklı tonlarda renkler, düşünceler ve sezgiler uyandırabileceğini hatırlatmak istedim.
Zamanın hafifçe yavaşladığı bu duraklarda, bakışın keskinleştiği, sıradan olanın içinden ince ayrıntıların, beklenmedik çağrışımların ve sessiz anlamların belirdiği bir alan açılıyor. Belki de bu durma ve bakma halini gündelik hayatın bir parçası kılabilirsek, hızın ve alışkanlığın körelttiği algıdan sıyrılıp, yolun kenarında fark edilmeden açmış yeni çiçekleri görme imkanına yeniden kavuşabiliriz.













