top of page

Rüya sabitlenebilir mi?

27 Aralık 2025 - 14 Şubat 2026 tarihleri arasında Labirent Sanat’ta gerçekleşen Bir Rüyanın Fotoğrafı, Gülfem Kessler ve Nadide Akdeniz’in pratiğini uyumlu bir birliktelikten çok, kontrollü bir gerilim alanında buluşturuyor. Sanatçıların rüyaya yaklaşımı, imgenin bedende mi yoksa yapıda mı kurulduğu sorusunu gündeme getiriyor


Yazı: Derya Yücel



Gülfem Kessler ve Nadide Akdeniz, Bir Rüyanın Fotoğrafı, Sergiden görünüm, 2025, Labirent Sanat. Sanatçıların ve Labirent Sanat'ın izniyle


Nadide Akdeniz ve Gülfem Kessler’in Bir Rüyanın Fotoğrafı başlıklı sergisi, izleyiciyi, rüyayı bir konu ya da estetik atmosfer olarak ele almaktan çok, imgenin hangi koşullarda ve hangi eşikte oluştuğu sorusu etrafında düşünmeye davet ediyor. Sergi, rüyayı bilinç ile bilinçdışı arasında askıda duran bir alan olarak konumlandırırken iki sanatçının üretim pratikleri bu alanı farklı yönlerden kuşatıyor. Ortaya çıkan birliktelik, uyumlu bir birliktelikten ziyade, imgenin doğasına dair kontrollü ve verimli bir gerilim.


Rüya, bu sergide temsil edilen bir sahne ya da çözümlenmesi gereken bir semboller bütünü olarak sunulmuyor. Aksine, zamanın doğrusal akışının çözüldüğü, mekânın büküldüğü, imgelerin mantıksal bir sırayla değil çağrışımlar aracılığıyla belirdiği bir ara-zaman olarak ele alınıyor. Bir Rüyanın Fotoğrafı, tam da bu ara-zamanı sabitleme arzusuna ve akışın içinden bir anı çekip çıkarma, geçici olanı görünür kılma çabasına işaret ediyor. Ancak bu çaba, iki sanatçının pratiğinde aynı biçimde karşılık bulmuyor.



Gülfem Kessler ve Nadide Akdeniz, Bir Rüyanın Fotoğrafı, Sergiden görünüm, 2025, Labirent Sanat. Sanatçıların ve Labirent Sanat'ın izniyle


Gülfem Kessler’in sanatsal pratiği, imgenin bilinçten önce bedende belirdiği bir alana odaklanır. Kessler için resim, planlanmış bir kompozisyondan çok, sezgisel bir eylem olarak başlar. Pigment, mürekkep, füzen ve kâğıt ya da tuval yüzeyi arasındaki ilişki, sanatçının üretim sürecinde belirleyici bir role sahiptir. Malzeme, yalnızca bir araç değil süreci yönlendiren, hatta zaman zaman belirleyen bir unsurdur. Bu nedenle Kessler’in pratiğinde teknik tercih, estetik bir sonuçtan çok bir deneyim biçimi olarak okunur. Kessler’in resimlerinde figür, çoğu zaman belirgin bir kimlik ya da anlatı taşımaz. Yüzler, bedenler ve jestler, bireysel bir portreye değil, kolektif bir duygulanım hâline işaret eder. Bu figürler, sanat tarihsel anlamda dışavurumcu bir geleneğe yakın durmakla birlikte, salt öznel bir iç döküm olarak da okunamaz. Aksine, tekrar eden beden duruşları, el hareketleri ve bakışlar, kültürel ve bedensel hafızanın taşıyıcıları hâline gelir. Bu bağlamda Kessler’in pratiği, imgeyi tarihsel bir süreklilik içinde ele alan, ancak bu sürekliliği bilinçdışı katmanlar üzerinden okuyan bir yaklaşım önerir.


Sanatçının sıklıkla başvurduğu kâğıt, mürekkep ve kömür gibi mecralar, geçicilik ve kırılganlık duygusunu güçlendirir. Bu teknikler, resmin tamamlanmış ve sabit bir nesne olmasından çok, oluş hâlinde bir iz olarak var olmasına imkân tanır. Kessler’in üretimlerinde resim, bir sonuca ulaşmak yerine, bir sürecin kaydı olarak kalır. Bu nedenle onun pratiğinde imge, temsil edilen bir şey değil bedensel ve sezgisel bir deneyimin yüzeye bıraktığı tortudur. Tematik olarak Kessler’in işleri, insanın dünyayla kurduğu ilksel ilişkiye, varoluşsal huzursuzluklara ve duygusal eşiklere odaklanır. Rüya, trans, kriz ve bellek gibi kavramlar, onun resimlerinde teorik bir referanstan çok doğrudan hissedilen bir atmosfer olarak belirir. İzleyici, bu imgelerle karşılaştığında bir anlatıyı çözerken kendi duyusal hafızasıyla da temas kurar. Bu yönüyle Kessler’in pratiği, izleyiciyi edilgen bir gözlemci olmaktan çıkararak duyumsal bir karşılaşmaya davet eder.



Gülfem Kessler ve Nadide Akdeniz, Bir Rüyanın Fotoğrafı, Sergiden görünüm, 2025, Labirent Sanat. Sanatçıların ve Labirent Sanat'ın izniyle


Nadide Akdeniz’in sanatsal pratiği ise imgeyi bilinçli bir kurgu ve simgesel bir düzen içinde ele alır. 1970’li yıllardan itibaren kesintisiz biçimde sürdürdüğü üretimleri toplumsal gözlemden fantastik gerçekçiliğe, figüratif anlatımdan yoğun bir sembolizme uzanan çok katmanlı bir hat izler. Akdeniz’in resimleri, kronolojik bir gelişimden ziyade, zaman dışı bir süreklilik içinde okunur. Sanatçının temel odak noktalarından biri doğadır. Ancak bu doğa, pastoral ya da romantik bir manzara olarak kurgulanmaz. Bitkiler, ağaçlar ve yoğun yeşil doku, Akdeniz’in resimlerinde hem estetik hem de düşünsel bir alan açar. Bu flora, insan, nesne, cinsiyet ve iktidar ilişkilerinin sahnesi hâline gelir. Doğanın içine yerleştirilen gündelik nesneler –sandalyeler, ayakkabılar, örtüler, cansız mankenler– gerçeklik algısını bozan, sembolik ve çoğu zaman tekinsiz göstergelere dönüşür. Akdeniz’in kullandığı mecralar ve teknikler, bu simgesel yoğunluğu destekler. Tuval üzerine yağlı boya, desen, mürekkep ve karakalem gibi teknikler, sanatçının resimsel dilinde titiz bir işçilikle bir araya gelir. Kompozisyonlar önceden düşünülmüş, ritim ve mekânsal organizasyon dikkatle kurulmuştur. Ancak bu yapı, resimleri durağan kılmaz aksine, zamanın çözülmüş ve akışkan bir biçimde hissedildiği sahneler üretir.


Tematik olarak Akdeniz’in pratiği bellek, zaman, toplumsal cinsiyet, kadınlık, iktidar ve ekoloji gibi başlıkları bir arada düşünür. Kadın figürü, onun resimlerinde ne idealize edilmiş bir temsil ne de pasif bir kurbandır. Kadınlık, çoğu zaman örtük imgeler, semboller ve mekânsal ilişkiler aracılığıyla ele alınır. Bu yaklaşım, sanatçının temsil düzenine eleştirel bir mesafeyle yaklaştığını gösterir. Akdeniz’in fantastik-gerçekçi dünyasında rüya, bilinçdışının taşkınlığıyla değil, anlamın sahnelendiği zamansız bir mekân olarak kurulur. Bu bağlamda Akdeniz’in pratiği, imgeyi rastlantısal bir buluş değil, düşünsel ve kültürel bir inşa olarak ele alır. Resimler, izleyiciyi sezgisel bir karşılaşmadan çok, semboller arasındaki ilişkileri takip etmeye davet eder. Ancak bu takip, tek bir yoruma kapanmaz, imgenin çok katmanlı yapısını açığa çıkarır.



Gülfem Kessler ve Nadide Akdeniz, Bir Rüyanın Fotoğrafı, Sergiden görünüm, 2025, Labirent Sanat. Sanatçıların ve Labirent Sanat'ın izniyle


Rüya burada hatırlanan ya da yorumlanan bir sahne değil, yaşanmış ve bedende iz bırakmış bir deneyimin yüzeye sızması gibidir. Bu nedenle Kessler’in resimlerinde rüya, temsil edilen bir içerikten çok bedensel ve sezgisel bir deneyimin izleri olarak belirir. Akdeniz’in resimlerinde ise rüya, bilinçdışının taşkınlığı yerine örtük anlamların, simgesel düzenin ve zamansızlığın yoğunluğu ile kurulur. Bu noktada ikili serginin asıl gücü belirginleşir. Kessler ve Akdeniz, rüyaya aynı yerden bakmazlar. Biri için rüya, imgenin bedende belirdiği andır, diğeri içinse anlamın sahnelendiği zamansız bir mekândır. Kessler imgeyi kaosun içinden çekip çıkarırken, Akdeniz onu düzenin içinde inşa eder. Ancak her iki durumda da imge, bilinç ile bilinçdışı, kontrol ile bırakma, planlama ile sezgi arasındaki sürekli bir müzakerenin ürünü olarak var olur. Bu anlamda sergi, iki farklı üretim biçimini basitçe karşı karşıya getirmekten çok, imgenin oluşumuna dair iki ayrı ontolojiyi aynı mekânda dolaşıma sokar. Sergi, izleyiciyi rüyanın ne olduğundan ziyade, rüyanın ne zaman ve nasıl imgeye dönüştüğü üzerine düşünmeye çağırır. Bu çağrı, izleyiciyi pasif bir seyirci konumundan çıkarır, imgelerin arasında dolaşırken kendi algısal eşiklerini fark etmeye zorlar.


Bir Rüyanın Fotoğrafı, rüyanın sabitlenemeyen, akışkan doğasına rağmen, imgenin her zaman bir eşikte belirdiğini hatırlatır. Bu eşik, kimi zaman bedenin sezgisel hareketinde kimi zaman düşüncenin kurucu düzeninde ortaya çıkar. Kessler ve Akdeniz’in yan yana gelişi, imgenin kırılgan doğasına dair çoğul bir düşünme haline işaret ederken, bu iki yaklaşımın birbirini tamamladığı kadar, birbirini sürekli olarak sınadığı bir alan açar.

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page