top of page

Zamanı somutlaştıran soyutlamalar

Zeynep Beler’in 31 Ekim - 21 Aralık 2025 tarihleri arasında Martch Art Project’te gerçekleşen Intraface başlıklı kişisel sergisi, dijital dünyanın kesintili, geçici anlarını resimleştirerek sabırsızlığın, beklemenin ve ilgimizin sınırlarını görünür kılıyor. Sanatçıyla pratiğini ve bu eşik imgeleriyle kurduğu ilişkiyi konuştuk


Röportaj: Selin Çiftci



Zeynep Beler


Intraface’deki işlerinizi gördüğümde ilk hissettiğim duygu sabırsızlık oldu. Bir bekleme anındayım, önümdeki görselin bir an önce netleşmesini/kendini göstermesini bekliyorum; ama o an hiç gelmiyor. İzleyicinin kendi dijital alışkanlıklarını veya hız algısını sergide fark etmesini sağlamak öngördüğünüz bir deneyim miydi? Bu “ara zamanlar”ı somutlaştırma fikri nasıl şekillendi?

Bu duygulanımın bu kadar direkt bir şekilde yansıyacağını ön görmemiştim, bunu duymak beni memnun ediyor. Çünkü bu imgelerle uğraşmaya başladığımda ilk düşündüğüm belli bir plastik etki ve büyütüldüklerinde malzemeye aktarılacak olan piksel gürültüsünün katmanlılığıydı. Halbuki resimlerin çıkış noktası tam olarak benim böyle bir sabırsızlık tecrübeme dayalı. Son yedi yıldır uzun vapur yolculukları hayatımın parçası, denizin ortasında akışa bakmaya çalışırken yüklenmeyen görseller ve onları bulanık bir “orta-yol” eşik imge olarak yükleyen komutla o kadar içli dışlı oldum ki bunları biriktirmeye başladım. Bu yazılımın aslında bir-iki saniyelik bekleme sürelerini “kesintisiz” bir geçiş haline getirmesi niyet edilmiş ama bende o eşikte kalakalıyordu. Ben de beklemekten cayıp bu imgeleri inceler oldum. İlk başta ekranda büyütüp renk geçişlerini incelediğimi, bu tam ne renk acaba, boyasam bu etkiyi nasıl elde ederim gibi şeyler düşündüğümü hatırlıyorum. Özellikle düşük çözünürlüklü görsellerin resimselleşen dokuları, bunları maddeleştirme yöntemleri öteden beri ilgimi çekiyordu çünkü. İlk resimler ortaya çıktıktan sonra olası kavramsal anlamlarını düşünmeye başladı; bu imgelerle ilgilenmeme sebep olan, ilgi ekonomisine ve imgelerin akışta kimliksizleşmesine dair altta yatan sebepleri. Bu görseller bir nevi istenmeyen bir hıçkırığın görselleştirmesi, “endişe etmeyin, kesintisiz gezinti deneyiminiz bölünmedi, bu eşiğin ardında devam ediyor,” diyorlar ama etmediği durumda da bir rüyadan uyanır gibi akışa emanet ettiğimiz ilgimizi geri alıveriyoruz.



Solda: Zeynep Beler, Intraface I, 100x70 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025

Sağda: Zeynep Beler, Intraface II, 100x70 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025


Sergide kullandığınız görsel malzemeleri toplama süreciniz nasıl işliyor? Derlediğiniz kareleri seçerken hangi kriterleri veya yöntemleri uyguluyorsunuz?

Sezgisel işliyor. İlk bir sene bir deneme süreci gibi geçti diyebilirim. Bazı kareler merak uyandırıcılık, opaklığın sebep olduğu sabırsızlık hissi açısından diğerlerinden daha etkili oluyordu. Yaparken de daha çok zorlaması ve zevk aldırması da bir faktör açıkçası. Zamanla bu kareleri seçmek benim için kolaylaştı. Görselleri toplama ise tamamen rastlantısal bir süreç. Bazıları sosyal medyadan akıştan geliyor, mesajlaşmalardan, bazıları haber sitelerinden, forumlardan. Hayatın doğal akışı içerisinde baktığım kaynaklar. Süreç içerisinde sansür ve spoiler filtrelerini, düşen aramalar vb. de içerir oldu.



Soldan sağa: Zeynep Beler, Plasm, 240x150 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025

Zeynep Beler, Bufferbloat, 240x150, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025

Zeynep Beler, Penumbra, 235x150 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025


Dijital mecraların çabuk tüketilen, geçici, ekran süresiyle ya da İnternet’in hızıyla sınırlı “an”larını tuvale tercüme ederek geleneksel bir medyum aracılığıyla kalıcı hale getirmek bir tür yapı-bozum mu? Buradaki geçicilik-kalıcılık arasındaki çatışmayı nasıl okuyorsunuz?

Bu hep olmasını umduğum bir okuma. Çünkü öteden beri bir şekilde değersiz, ilgi çekici olmayan veya harcanabilir görsellerle haşır neşirim. Yapı-bozum mu bilmiyorum ama bir çeşit karşı-soyutlama olarak nitelendiriyorum. Bu uçucu görsellerle yaşadığım deneyimi, bir eşikte takılıp kalma durumunu bir nevi kağıda aktarıp maddeselleştirdiğimi ve görünür yaptığımı veya opak bir süreci şeffaflaştırdığımı düşünmek istiyorum. Yani o bir saniye boyunca bu görsellerin bir temsilini görmesem ne olacak? O platform ilgimi yitirecek ve oradaki en önemli geçerlilik benim ona olan ilgim. O görsel aracılığıyla beni o eşiğe çekerek bir nevi güdüyor beni. Geliştiricilerin etkenliği karşısında edilgen kalıyorum. Bu resimleri yapma bir nevi görme kültürü içerisinde irademi geri kazanmak girişimi olabilir.



Zeynep Beler, res bina, 230x150 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2024


İlk dönem çizimlerinizde daha çok figüratif öğeler var. Bugün pratiğinizde geldiğiniz noktada zamanı somutlaştıran soyutlamaları seçebiliyoruz. Bu değişimi pratiğinizde nasıl konumlandırıyorsunuz; dijitalin doğasından gelen bir çözülme mi, yoksa bir kırılmanın devamı mı?

Zamanı somutlaştırma tabiri hoşuma gidiyor çünkü eski figüratif işlerim ve yeni işlerim arasındaki köprünün de zamansallık ve maddesellikle alakalı olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi eskiden de bir şekilde göz ardı edilen görsellerdi ilgimi çeken. Tam olarak “bu fotoğraf olmamış, veya birine bir şey göstermek için çekmiştim” diyerek insanın telefon hafızasından temizleyeceği, hemen unutacağı, kötü ya da salt işlevsel dijital görseller ve pentürün ağırlığı arasındaki tezat, uçucu olanı sabitleme ve onunla münasebeti zamana yayma durumu ilgimi çekiyordu. Aynı şekilde gene İnternet’ten sanatçı Joan Fontcuberta’nın “yetim” imgeler olarak adlandırdığı kaynaksız, çok kez kopyalanmış düşük çözünürlüklü görseller topluyor ve resimlerini yapıyordum. Benim resmi kağıda ya da tuvale aktarma sürem, onunla geçirdiğim vakit ve izleyicinin görselle vakit geçirme süresi doğru orantılı olacak gibi bir hissiyatım vardı. Dolayısıyla şu an yaptığım şeye de bunun doğal bir uzantısı diyebiliriz.



Soldan sağa: Zeynep Beler, Delta, 150x100 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025

Zeynep Beler, Untitled, 150x100 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025

Zeynep Beler, Untitled, 150x100 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025


Bir yandan fotoğrafla ilgilendiğinizi ve montaj pratiği üzerine de düşündüğünüzü önceki üretimlerinizden biliyorum. Yapay Zekâ’nın görsel üretim süreçlerinde giderek artan rolü, sizin dijital ve çevrimiçi görsel kültür üzerine kurduğunuz yaklaşımı nasıl etkiliyor?

İnsan eliyle yaratılan ve insan (ve/veya analog) hataları içeren imgeleri daha değerli bulur oldum. Yapay Zekâ ilk etapta bende de merak uyandırmıştı ancak problemli bir araç; özellikle geleneksel üretim biçimlerini ve üreticileri baypas etmek için kullanıldığında. Bir kere zaten milyonlarca sanatçının çalışmalarının anonimleştirilerek bu aracı eğitmek için kullanılmasının etik sorunsalı var. Diğer tarafta bu kadar büyük bir havuzun ortalaması alınarak yapılan görsellerin yavanlığı, işaretsizliği ve artık ilk bakışta seçilebilen kitschliği var. Hatta bu aracın ilk versiyonlarında daha fazla hata ve pürüz içeren tuhaf ve ilginç bir estetik vardı; araçları rafine ederek bunu yok ettiler ve bir oyun ve eskiz aracı olarak bile ilgimi tamamen yitirdiğim nokta o oldu sanırım. Çünkü hata yapıyor ve sürreal veya kullanılamaz kareler üretiyor, bazen kendi kendini sansürlüyordu, kullandığı kaynakların beraber eğreti durduğu görülebiliyordu ve böylece kaynaklara işaret ediyordu, bu ilginçti. Bu dikiş izlerini kaldırdılar. Benim için de bu süreçte şu netleşti; gösterge olan resimler yapmak önemsediğim bir şey. Dolayısıyla hep bir yerinden lens temelli medyumlara bağlanan bir pratiğim olacakmış gibi hissediyorum.



Soldan sağa: Zeynep Beler, Propontis, 60x45 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025

Zeynep Beler, Tarot, 100x70 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025

Zeynep Beler, Entanglement, 100x70 cm, Kâğıt üzerine yağlı pastel, 2025


Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page