Yeni bir temas pratiği: Synonyms


Karşılıklı paylaşım ve kolektif üretimin altını çizen Synonyms sergisi 10 Ekim’e kadar The Marmara Bodrum’da devam ediyor. Farklı disiplinlerden 40 genç sanatçının eserlerine, sergi boyunca üretimleriyle eşlik eden Mehmet Sinan Kuran’a merak ettiklerimizi sorduk


Röportaj: Nazlı Pektaş


Mehmet Sinan Kuran


Bodrum yaz boyu farklı yerlerde açılan envai çeşit sergiye ev sahipliği yaptı. Sonbaharla birlikte sayıları azalan sergiler arasında The Marmara Bodrum’da açılan Synonyms isimli sergi dikkat çekiyor. Genç üretimi odağına alan sergide farklı disiplinlerden 40 genç sanatçının 80’e yakın eserine Mehmet Sinan Kuran’ın çalışmaları eşlik ediyor. Collectable Art&Design, Dr. Gizem Pamukçu ve Hülya Şekercioğlu’nun danışmanlığındaki sergi bir yandan kolektif çalışmanın önemine dikkat çekerken, diğer yandan yaratıcı alanın yeni yüzlerine görünürlük sağlıyor.


Sanat üretiminiz için; “kolektif bilincinin parçalarını toplayıp eserlerine aktararak özgün tarzını yarattı” yazıyor web sayfanızda. Buradan yola çıkarak; Synonyms sergisinde genç sanatçılarla kolektif bir alışveriş içinde olduğunuz görüyoruz. Genç ve yolun başında 40 sanatçı. Temas karşılıklı. Bu süreçten bahsedebilir misiniz? Nasıl bir araya geldi tüm ekip?


“Temas karşılıklı” ne güzel bir söz. Aynen öyle, kilit bu işte. Sadece tecrübelerimi ya da imkânlarımı paylaşmıyorum gençlerle; korkularımı, endişelerimi, umutlarımı, heyecanlarımı, hayal kırıklıklarımı, tutkumu ve kahkahalarımı da paylaşıyorum. Hesapsız, kitapsız, samimi bir şekilde. “Samimi” de kilit kelime burada aslında. Resmini tek kelimeyle tanımla deseniz: Samimi derim. Bunlar genç düşünceler. Gençlerle aynı frekansta olduğum için onlarla tanışmak da anlaşmak da kolay oluyor. Gizem ve Hülya ile gençleri muhakkak içine alan farklı kolektif projeler için konuştuk ve birlikte çalışmaya karar verdik. Four Seasons Hotel Bosphorus’da birlikte çalışmaya başladık. Sonra yavaş yavaş çalışmalarımızı genişlettik. BaykuşHANE Sanat Girişimi ve Ceki Duşi ve Ceren Akyol’un Open House – Açık Davet projesiyle de çalışmalarımız var. İsteğim bütün bu imkânları ortak projelerde buluşturabilmek. The Marmara Bodrum da sanata imkân tanıyan, gençleri desteklemeyi seven bir otel. Sanırım daha farklı projelerde de bir araya geleceğiz.


Muzaffer Tuncer, HYBRID


Genç sanatçı tanımınız nedir? Nasıl temas edilmeli üretimin başında olan sanatçıyla?


Denemekten korkmayan, eskiyle yetinmeyen, tekrardan kaçan, gözleri pırıl pırıl, kolektif çalışmayı seven, paylaşmayı bilen, enerjik, yorulmayan insanlar yaş sınırlaması olmadan, genç sanatçı benim için. İlgimi çeken bir sanatçı görürsem, içtenlikle gider tanışırım. İşlerini beğendiğimi söylerim. Birlikte çalışmak istediğimi söylerim. O da isterse çalışırız. Birlikte belirleriz şartları.


Sanat alanında çevrenizle hiyerarşi duvarları örmeden böyle temas etmek kavramlarınıza ve üretim biçiminizi dönüştürdü mü?


Yaşamın özü: Değişim, dönüşüm. Hiçbir şeye sıkı sıkı tutunmam. Emin olduğum çok az şey vardır. Her şeye inanırım. Gözümle görmeme gerek yok. Tabiata büyük saygı beslerim. Dikkatle izlerim. İhtiyacım olan tüm bilgiler orada var. Çevremdeki her şey, gözle görülmeyen ince şeffaf bağlarla birbirlerine bağlı ve bu muhteşem bir bütünlük oluşturuyor. Yıldızlara bakarak yön tayin etmek gibi. Dikkatli bakmak yeterli. Müthiş bir şey bu.


Solda: Murat Sarıibrahimoğlu, STORM

Sağda: Ayşe Sultan Babayiğit, Mrs. BIRD-MR. BIRD-BABY BIRD


Sergideki önceliğiniz sanatçıları mı işleri mi belirlemek oldu? Zira serginin adı özellikle resimlerde üretiminizle biçim ve içerik olarak birbirine yakın işleri göreceğimiz ip ucunu veriyor.


Tabi ki sanatçıları. İşler değişir, değişmelidir de. Benim işim insanlarla. Benzer kafada insanlar aynı dili konuşurlar. Anlamdaşlık bu zaten. Bazen o kadar şaşırıyorum ki, benim gibi düşünmenin ne kadar fazla ifade şekli varmış meğer. Hayranlıkla seyrediyorum. Her şey yasama dair zaten.


Solda: Cansu Tanpolat, BOGEYS SERIES I, CAT

Sağda: Mehmet Sinan Kuran, MERAG


Son olarak sanat piyasasını nasıl tanımlıyorsunuz? Samimi? Mesafeli mi? Dokunulmaz mı?


Sanat bir tarikat manifestosu gibi sanki. O tarikattan olmayan insanlara çoğu zaman ulaşamayan bir dili var sanki… Ne kadar özenle korunursa, o denli kıymetlenecek! Oysa, kimse ulaşamadıktan sonra sabaha kadar parlasın ne anlamı var? Benim sergimi yazıyorlar, ben anlamıyorum, başkaları nasıl anlasın? Nietzsche’nin sevdiğim bir düşüncesi var: İki temel sorunu vardı insanlığın: adaletsizlik ve anlamsızlık. İlki için hukuku, ikincisi için sanatı bulduk. İnsanlar hukuka ulaşamadılar, sanatsa insanlara. Ben çok mutluyum ve resim yapıyorum. Resim yapmak yaşamaya dair, hem de iyi yaşamaya. Mutluluk veren resimler. İç dünyamı insanlarla paylaşıyorum. Ne kadar insani mutlu edebilsem kârdır. Ernst H. Gombrich’in Sanatın Öyküsü kitabının giriş cümlesi ile bitirmek isterim: “Sanat diye bir şey yoktur aslında. Yalnızca sanatçılar vardır.”