YEL, TOZ, PORTRELER: Anber Onar & Emin Çizenel

Kütüphanesinde yer alan sanatçı portreleri, fotoğraflar, davetiye, desen gibi görsel malzemeleri tekrar elden geçiren Necmi Sönmez, daha önce yayınlanmamış olan bu malzemeler üzerine YEL, TOZ, PORTRELER başlığı altında hazırladığı yazılara devam ediyor. Serinin bu haftaki yazısı Anber Onar & Emin Çizenel’in hazırladıkları Argilla Animata Cypria kitabı odağında şekilleniyor


Yazı: Necmi Sönmez


Anber Onar & Emin Çizenel, Argilla Animata Cypria, Dijital Kolaj, 2008, Yazarın Arşivi


Sanatçı kitapları her zaman ilgimi çekti ve elimden geldiğince onların peşinde oldum. Çünkü bu tür basılı malzemelerde karşılaştığım detaylar, sergilenmek için düşünülmüş, tasarlanılmış çalışmalardan her zaman daha farklı olur, bana farklı kavramların kapılarını aralarlar. İki Kıbrıslı sanatçının, Anber Onar ile Emin Çizenel’in Argilla Animata Cypria isimli kitabı uzun zamandan beri kitaplığımda duruyor.


15x15 cm boyutlarında, 2008 yılında, beş yüz adet basılmış olan bu kitap, aynı coğrafyanın iki farklı kuşağından gelen sanatçıları bir araya getirdiği gibi, parçalanmış bir adanın, Kıbrıs’ın, tuhaf kaderine lanet okuyan, bu kaderi alaya alırken de gülümsemeyi unutmayan bir karaktere sahip. Küçük bir adanın Kuzey'inde yaşamalarına rağmen kültürel bağlamda Güney'de de aktif olan, her koşulda barış sürecinin devamını arzulayan Anber ile Emin’in bu kitabını eşsiz kılan, yaşadıkları coğrafya üzerine düş/ün/celerini dile getirirken kullandıkları görsel dildir. Bu imgesel dil nasıl kurgulandı? Her iki sanatçı kavramlarla formlar arasındaki ilişkilerini sonuçlandırırken kendi belleklerinden nasıl yola çıktılar? Her biri kendi parçalanmış aile dramını adanın tarihine yansıtırken neden ağlamayı değil de gülmeyi seçtiler? Kıbrıs mitolojisi günümüzde neyi ifade ediyor? İşte bu ve buna benzer sorular üzerine yoğunlaşan bu yazıda bir sanatçı kitabının izini sürerek ilerlemeye çalışacağım.


Argilla Animata Cypria, 2008 Anber Onar & Emin Çizenel


Her ikisi de köklü Kıbrıslı ailelerden gelen ve sanat eğitimlerini Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nde alan Emin Çizenel ve Anber Onar’ın yolları 2007’de Lefkoşa’da açılan Sidestreets Sanat Merkezi’nde kesişiyor. Bu ikiliye sanat tarihçisi Johann Pillai’nin katılmasıyla oluşan birliktelik, sergi, konferans, halka açık alandaki projelerle KKTC’de son derece önemli bir kültürel uyanışın ateşini körüklüyor. Hiyerarşik olmayan, sanatçı, küratör, yazar, katılımcı, destekçi tanımlamalarına takılmadan geliştirdikleri projeler o kadar etkileyici oluyor ki, adanın sınırlarını aşarak uluslararası alana yansıyor. Sidestreets projeleri adada kalıcı barışın tüm karşıtlıklara, politik uyuşmazlıklara rağmen kültürel projelerle gelişeceğine olan inancın temsilciliğini üstleniyor. Özellikle 2007-2014 arasında daha sonra yeşerecek olan sanatsal tohumlarını etrafa saçan bu proje, henüz tarihi yazılmadığı için pek fazla detaylı bilgiye sahip olmadığımız Kıbrıs Modernizmi'ni orta ve genç kuşak sanatçılarla birleştiren bir funda toprağı oluşturmayı başarmıştı.


Argilla Animata Cypria, 2008 Anber Onar & Emin Çizenel


Sidestreets projelerinin ilk döneminin ürünlerinden biri olan Argilla Animata Cypria, Anber ile Emin’in 2008’de pişirilmiş kille gerçekleştirdikleri 25 parçadan oluşan bir çalışma. Daha sonra bronza dökülerek ya da fotoğrafik uygulamalarla farklı biçimlerde yorumlanan bu heykeller ilk olarak 2008’de Kıbrıs’ın misafir edildiği Saison Culturelle Européenne çerçevesinde Paris’teki Galerie Nikki Diana Marquardt salonlarında gösteriliyor. Pişmiş kil anlamına gelen Argilla’lar, Anber ve Emin’in çalışmasında farklı biçimlere bürünerek Paris meydanlarında boy gösterdikleri gibi, bronz heykel olarak da varlıklarını sürdürdüler. Ama onları sonsuza kadar birleştiren sadece beş yüz adet üretilmiş, sanatçıları tarafından imzalanmış olan sanatçı kitabıdır.


Argilla Animata Cypria, 2008 Anber Onar & Emin Çizenel


Kitabın her iki sayfasında sağda parçaların fotoğrafları, sol tarafta ise Latince ve İngilizce aforizmalarla, şiirsel metinlerle birlikte yorumlanan Argilla’lar parça ile bütün arasındaki ilişkileri gündeme getirirken, Kıbrıs’ın kültürel coğrafyasının özelliklerine gönderme yapan bir özelliğe sahipler. Her iki sanatçının anadili kadar iyi kullandıkları İngilizce yazılmış metinler, Assymetric love… cümlesiyle başlayıp You were neither a martyr nor a veteran. You died in the name of excretion aforizmasıyla bitiyor. Bu kurgusal metinlerde hitap edilenin bir kişi, bir insan değil de bir “ada”, coğrafi bir kimlik olması son derece düşündürücü. Bu metinlerin bazıları -Track, track,… drum, Blow in me…sssssssssssss, sssssssss gibi absürd şiir kıvamında olduğu için, seslenilen adanın aslında metafizik bir varlık olarak kavrandığı ortaya çıkıyor.


Sanatçı kitabının ön kapağında İngilizce, arka kapağında ise adeta manifesto olarak tanımlanabilecek bir metin var:


“Çağlar boyu adanın trajikomik

serüvenine tanıklık ettiler. Büyük bir aile olmanın

birlikteliğini yaşadılar. Her biri, kendi

formunun dış kabuğunu, en pişkin hali ile

korudu. Ateş ve ışık ile beslendiler.

Şarkılarını fısıltı halinde kimse duymadı. Kimliklerini

en yüksek tepe ile deniz seviyesinin

altına düşen seviyelerde ararken, başlarına gelmedik iş

kalmadı. Bağırmadılar. Sevinçleri kor

halindeki yüksek ısıdan sıyrılarak, parladılar: Işık

ifade oldula. Okşanmayı

aşk ile karıştırdılar. Sevişmeleri cinsel tercihlerine

göre olmadı. Varlıkları, izlemek

için yaratılmış mekanlara taşınmış, tekrar tekrar

düşünülebilecek konseptlerde, her zaman

yeni ve kışkırtıcı. Kaderlerini hep başkaları belirledi.

Her sömürgecinin mimlenmiş yüzüne tarih dediler.

Dolaşımları pasaportsuz ve vizesizdi. Şimdi

istedikleri yerde ve şaşkınlıktalar.

Zaman tüneli sadece onlar için geçerlidir. Hangi

yamana ait olmak, artık onlar için

sadece sonsuz bir uzamdır.”


Türkçe ve İngilizcesini defalarca okuduğum bu metni her seferinde daha çok beğenmemin nedeni, iki sanatçının sözcüklerin arkasına sığdırmayı başardıkları engin imgesel duruş. Doğdukları, büyüdükleri coğrafyayı bir kara parçası olmaktan uzaklaştırarak bir kişilik, kimlik gibi tanımlamaları onların politik nedenlerden ötürü parçalanmış adalarına olan tutkularını ortaya çıkarıyor. Ama tutku çoğu kez yorgunluk veren bir aşk ilişkisi gibi mesafe koymayı da zorlaştırabiliyor. Anber ile Emin’in otobiyografik ögelerle zenginleştirdikleri bu çalışmaları, formlarla olduğu kadar dille, sözcüklerle de şekillendiği için Argilla Animata Cypria disiplinlerarası bir karaktere sahip.


Argilla Animata Cypria, 2008 Anber Onar & Emin Çizenel


Bu ortak çalışmalarından sonra da birçok projeyi birlikte gerçekleştiren Anber ve Emin, birbirlerinin üretim ve düşünce ritmini çok iyi kavradıkları için olsa gerek, profesyonel sanat alanında var olan kategorileri, duvarları yıkmaya devam ettiler. Emin’in en güzel sergilerine (örneğin Kuyud / Inscription, Kare Sanat Galerisi, İstanbul, 2017) küratör olarak imza atan Anber, onun hakkında en kapsamlı katalog yazılarını da kaleme aldı. Anber’in çalışmalarını Latife’den (2008) itibaren yakından takip eden Emin de Sidestreets projelerinin neredeyse tamamında yürütücü, küratör, organizatör olarak çalıştı. Nereden bakılırsa bakılsın yirmi beş yıldan beri kavga etmeden, takışmadan birbirini bu kadar yakından takip eden başka bir sanatçı birlikteliğine tanıklık etmediğim için Anber ile Emin’in diyaloğunun Kıbrıs sanat ortamı için büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Onlar böylece sanatçıların birbirinin gözünü oyan rakipler değil, ortak geçmişlerden, yaşanmışlıklardan beslenen “yoldaş” olduklarını gösteriyorlar. Üstelik öğretmenlik, hocalık taslamadan. Kıbrıs’ın arkasındaki diğer kültürlerde, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye sanat ortamlarında böylesine yakınlıklar var mı bilmiyorum.


Argilla Animata Cypria, 2008 Anber Onar & Emin Çizenel


Argilla Animata Cypria kitaplığımdaki en güzel esin kaynaklarından biri olduğu kadar, zaman zaman beni kendisine çağıran, sayfalarını çevirten bir güce sahip. Sınırları her gün yeniden çizilen bir coğrafya olarak Kıbrıs’ın coğrafyasını, flora ve faunasını yeniden yorumlayan bu sanatçı kitabını ne zaman elime alsam, ertesi gün uçağa atlayıp adaya gitmek, mevsime aldırmadan denizine koşmak geliyor içimden.