top of page

Hakan Gürsoytrak resimlerinde kalabalık, bekleme ve devletin arızası

Hakan Gürsoytrak’ın Velhasıl isimli kişisel sergisi 4 Ekim - 15 Kasım 2025 tarihleri arasında EVİN’de gerçekleşti. Sanatçının sergide bürokratik işleyiş etrafında kurduğu gündelik sahneler, sıradan olanın içindeki politik ve duyusal gerilimi görünür kılıyor


Yazı: Ahmet Kutlu



Hakan Gürsoytrak, Kadın Kolları, Tuval üzerine yağlı boya, 100 x 120 cm, 2025


Hakan Gürsoytrak’ın geçtiğimiz aylarda EVİN’de gerçekleşen Velhasıl adlı kişisel sergisi, izleyiciyle güçlü ve süreklilik taşıyan bir temas kurdu. Sergideki işler günümüz dünyasında olağan olanın tekrardan kadraja alınması olarak okunabilir. Sokağın, eğlence mekânlarının, toplu taşıma araçlarının, kamu binalarının, bürokrasinin yerleştiği ve insanların ortak bir amaç olmadan bir araya gelen kalabalığını önce fotoğraflar, ardından resmeder.


Onun resimlerinde kalabalıklar, bir bütünlük oluşturmayan, rastgele denk gelinen yığınlar, bekleyen bedenler halinde düşüncenin içinde sıkışmışlardır. Bu kalabalık normatif bir görüntü olarak duyulur olanın düzenine yerleştirilmiştir: Herkesin olduğu, herkesin olması gereken yer gibi. Oysa içinden geçerken hissedersiniz ki burası günlük hayatın sıradan geçirgenliğinden başka bir şeydir. Zorunlulukla var olan ama anlamına daha ilk bakışta erişilmeyen bir alandır. Gündelik imgeler, dünyaya ve gündeliğe yeniden bakmaya davet eder. Onlar zamanın içinde duyumsanan izlerdir. Ve bu yüzden, yalnızca görmekle kalınmayacak, tekrar tekrar düşünülmesi gereken anlar sunarak, sıradan olanın içinde saklı olanın suskun güçlerini kavramamıza katkıda bulunur.


Gürsoytrak’ın resimleri, gündelik hayatın içinden çekip çıkardığı imgelerle örülüdür. Bu imgelerde “gündelik” olan, sıradanlığın konforunda kaybolmaz. Sanatçı, fotoğrafa bakmanın dingin nesnelliğini alıp, onu yeniden düşünmeye zorlayan bir görsel hâline getirir. Fotoğrafın belgeselliğine, hareketsiz gerçekliğine kulak vermekle kalmaz; onun içinde dolaşır, o atmosferin ritmini yakalar ve tuvale taşıdığı resmi dinamik bir bilinç hâline dönüştürür. Bu tutum gündelik olanı duyumsayıp onu doğrudan düşünsel bir katmanla örmek için benimsediği bir tetikte olma halidir. Bazen insan imgeleri o kadar tanıdık gelir ki, onları sadece “olduğu gibi” sanırız. Oysa bakışı bir adım geri çektiğimizde zannımızın etrafı kendi içinde sessiz çelişkilerle kuşatılır. Fotoğrafın nesnelliği, görsel belleğe yerleşmiş bir “gerçeklik” etkisi taşır; ama bu etki ona bakan ile görüntü arasındaki ince perde aracılığıyla kurulur. 


Fotoğraf ve resim; fırça, renk piksel ve mekânsal katmanlar



Soldan sağa:

Hakan Gürsoytrak, Budeli, Mukavva üzerine plastik boya, 100 x 70 cm, 2019

Hakan Gürsoytrak, Markadan Çantalar, Kanvas kağıt üzerine yağlı boya, 42 x 30 cm, 2024

Hakan Gürsoytrak, Saatchi Nearby, Kanvas kağıt üzerine yağlı boya, 42 x 30 cm, 2024


Gürsoytrak’ın ressamlık pratiği, tek bir sanat akımıyla güvenli bir ilişki kurmaktan ziyade, modern ve çağdaş resmin farklı tarihsel katmanları arasında temkinli bir dolaşım önerir. Resimlerde öne çıkan mimari mekân duygusu ve figürlerin çoğu zaman geri çekilmiş, hatta neredeyse silikleşmiş varlığı, gündelik olanın aurasını yansıtır. Bu sahneler, Yeni Nesnelliğin mesafeli bakışıyla ve geç modern realizmin soğuk, tarafsız görme rejimiyle akrabalık kurar. Nitekim Gürsoytrak’ın figürleri gündelik bir görünüş anı içinde donuklaşır. Bedenler de benzer biçimde bir işlemin, bir prosedürün ortasında öne çıkarır. Sanatçıda realizm, resmi ayakta tutan yapısal bir disiplin olarak işlev görür. Perspektif, ışık ve gerilim fotoğrafik düzlemden resme aktarılır. Bu yönüyle resimlerde dışavurumcu bir jestten ya da duygusal taşkınlıktan bilinçli biçimde uzak duran; modernitenin bürokratik, anonim ve tekinsiz mekânları fotoğrafla kaydedip resme aktaran ve yeniden üreten çağdaş bir pratik içinde konumlanır.


William Butler Yeats'ın şiirindeki çağrı, Gürsoytrak'ın ressamlık halini hatırlatır: “Her şey ayartabilir beni şu şiir uğraşında / Gün olur bir kadının yüzü ya da daha kötüsü / Çektiği çile alıklarca yönetilen yurdumun.” 


Ressam, tıpkı şairin “alıklarca yönetilen yurdun çilesi” karşısındaki zorunlu tanıklığı gibi, gündelik sahnenin içinden çekilmiş görüntülere yönelir. Sanatçı, eşikten merdivenin ortasından bu manzarayı izler ve işler. Gürsoytrak'ın çalışma yöntemi, alelade zamanlara tanıklık etmekle dinaminize olur. Sanatçı, yaşamın olağan akışı içindeki sahneleri fotoğraflar ya da hazır fotoğrafları biriktirir. Bu edim, bilinçli bir seçmedir. Fotoğraf burada tanıklık üretir. Ressam, tanıklık ettiği anı önce fotoğrafın donuk gerçekliğiyle tespit eder, ardından bu belgesel katmanlılığı içselleştirerek tuval yüzeyinde yeniden kurar. 


Bu üçlü silsile -görmek, kaydetmek, icra etmek- resmin teknik diline de sızar. Resme dönüşme sürecinde görüntü estetize edilmekten çok gerçek üstü bir biçimde, düşüncenin nesnesi haline getirilir. Gerçek üstü biçim düşsel imgelerden ya da bilinç dışının taşmasından oluşmaz. Mesafenin, hareketin, kalabalığın içinde bireyin silinişinin ifadesidir. Bu durum, resmin politik ve kavramsal gücünün kaynağıdır.



Hakan Gürsoytrak, Evrak Kabul İşlem Takip, Tuval üzerine yağlı boya, 192 x 160 cm, 2024


Velhasıl sergisinde yer alan Evrak Kabul, İşlem Takip resminden hareketle onun sanatı pratiğine dair bu kavramsal çerçeve içinde bir okuma yapmaya çalışacağım. Merdiven boşluğundan yakalanan bir bakışla, kamusal mekânın içinde bastırılmış toplumsal bir gerilimin anatomisini çizer. Merdivenin zaman-mekânda bir gerçekliğe açılması, gerçekliğin aynı anda otorite ve iktidar dilinin ayrışmasına da izin verir. İktidarın ancak sizinle yüz yüzeyken sizi duyması, etrafı kapalı izole mekânda gerçekleşir. Bu sınırın dışında halkın ifadesi ancak kaotik spekülasyonun alanına düşer. Bürokratik iktidarın kamusal dili nasıl terbiye ettiğini gösterir. Dil ekonomisinin pardon etiği, bir türlü tanımlanmayan ahlaki buyrukların sınırında ifadede bulunma biçimleri arka plana itilir. Bir pause düğmesine basmak, bu işleyişi anlık olarak durdurmak, Gürsoytrak’ın resimde tam da yaptığı bu. 


Alt katta toplanmış kalabalık, hayatın olağan akışı içinde defalarca karşılaştığımız türden bir kalabalıktır. Bir kamu binasında, fatura ödemek, evrak teslim etmek ya da bir sıra beklemek üzere bir araya gelmiş insanlardan oluşur. Olağanlığı nedeniyle neredeyse görünmezleşmiş bir durumdur bu. Kalabalığın içindeki yerde, merdiven basamağında oturmuş figürlerde belirleyici bir ayrıntıdır. Bedenin hali devletin işleyişindeki geri kalmışlığın maddi bir göstergesidir. Düzenlenmiş bir bekleme alanının yokluğu, konforsuzluk, bireyin mekânla kurduğu ilişkinin doğrudan bedenine yüklenmesi anlamına gelir. Bekleme, burada rasyonel bir süreç olmaktan çıkar; medeniyeti askıya alan bir prosedüre dönüşür.


Açık ve kapalı panolar yavaş işleyen bir işlevin göstergeleri olarak okunabilir. Ne var ki bir cumhuriyet pratiği ısrarı çağın teknolojisini dışlamaktadır. Kurumlardaki mekanik ama verimsiz, kendini tekrar eden yavaşlıkla işleyişi korkunç bir kalabalığı etrafında dizer. Kişiler evraklarını kabul ettirmek, işlemlerini takip etmek zorundalığının ağır baskısı altında sıkışmış ve yığılmışlardır. İlk bakışta, alelade bir kamu binasının merdiven boşluğuna bakan eşikte soluk mavi-yeşil duvarlar, beton basamaklar bakışı teslim alır. Figürlerin bulanık ve yoğun varlığıyla sıradanlıktan sıyrılan hileli bir görüntü vardır yüzeyde. Ressam, fotoğrafın donmuş gerçekliğini tuval yüzeyinde düşünsel bir ifadeyle yeniden kurar. Yüzeyde sürreal bir etki yaratır. Yukarıda, üst kattaki su sebili günümüz  Türkiye'sinde bir zorunluluğun topladığı kamu alanlarında vatandaşı suyla karşılayan bir nezaketten yoksun soğukluğunu hatırlatır. Alt kattaki kalabalık, aynı zorunluluğun bir araya getirdiği bir yığındır. Onlara merdivenden boşluğundan bakarız. İnsanların başları öne eğilmiş, hareketleri yarım kalmış gibidir; bakışlar dalgınlığa dönüktür. Bu beden hali, modern devletin disiplin mekanizmalarının yalnızca kapatılma alanlarında değil, olağan kamusal işleyiş içinde de çalıştığını ima eder. Burada bedenler, bekleme ve birikme haliyle, sessiz bir düzenleme baskısına tabi tutulur. Kapalı bir alanda biriken, sıkışıp kalmış, gergin bir bekleyiştir söz konusu olan. Hayatın olağan akışı içerisinde gözün aşina olduğu bir sahne, merdiven boşluğunda olağanlıktan koparılmış, düşüncenin odağına çekilmiştir.


Bu tür kamusal mekânların merdivenleri genellikle yarı karanlıktır; binadaki yoğunluk ve iç sıkıntının yankısı ışığı bastırır. Ayakta bir bekleyiş dar alana dağılmıştır. Sabrını duvara dayayan insanlar, kamudaki arızalı bir durumun, ağır aksak bir işleyişin sonucu olarak birikmişlerdir. Bakıldığında devletin eksik, kısıtlı hattı açığa çıkar. Buradaki bekleyişte vatandaşlar kadar kurum çalışanları da bu arızalı duruma dahil olan parçalardır. Eksik, kısıtlı bir işleyişin kamusal bir binada açığa çıktığı bu durum, devletin tüm aygıtlarına sinmiştir. Dolayısıyla kurumun ne olduğundan ziyade, onun devletin ideolojik aygıtlarından biri oluşunun yeterli epistemolojisi içerisinde vatandaşları etrafına dizdiği bir durum söz konusudur. Bu yoğun atmosfer içinde figürler mekân çözünmesine rağmen formunu korumaktadır. Dışavurumcu jesti bastıran, onu disipline eden bir kontrol söz konusudur Evrak Kabul İşlem Takip’te.


Platon'un Devlet'i “Pire'ye indim” cümlesiyle başlar. Bu basit görünen "inmek" fiili, felsefenin gündelik hayata doğru yaptığı bir hareketi işaret eder. Sokrates inmezse, her şey olağan seyrinde akmaya devam edecektir. İndiği anda ise sıradan olan, düşüncenin nesnesi haline gelir. Gürsoytrak'ın resmindeki bakış da tam olarak böyledir. Şaşırtıcı bir kapsayıcılık imkânı yaratan bir mesafeden bakar. Merdiven, bu resimde geçişin kendisidir. Üst kat ile alt kat, kamusal alanın katmanları arasında; gündeliğin yüzeyi ile onun altındaki yoğunluk arasında bir ara bölge oluşturur.Aşağıdaki kalabalık bir hedefe yönelmiştir: bekler, ilerler, sıkışır. Yukarıdaki mekân ise daha boş, daha sessiz, daha soğuktur. Bu karşıtlık, resmin içsel ritmini kurar. Aşağıya inildikçe düzen artmaz; yalnızca birikme çoğalır.


Üst kat, insansız mekân: kurumun sabit bir yerleşiklikle devlet aygıtının değişmez otoritesini temsil eder. Geniş, yatay fırça vuruşları durağanlığı ve iktidarın sürekliliğini vurgular. Mavi ve tonları, zamanı, mesafeyi ve soğumayı çağrıştırır. Alt katta ise insanın mekâna dahil olmasıyla ortaya çıkan canlılık, kesik ve hızlı vuruşlarla ifade bulur. Gürsoytrak'ın fırça darbeleri, mekân içindeki hareketleri çözer, dağıtır ve yeniden kurar. Figürler netleşmez, yüzler silinir. Kalabalık, tek tek bireylerden oluşan bir topluluk olmaktan ziyade, akışkan, belirsiz bir kütleye dönüşür. Ressam, sabit ve yerleşik kurumla onun içindeki insan halini öne çıkararak, toplumsal alanda bireyin bu mekândaki varlığını aynı anda görünür kılar. Resimdeki mimari çizgiler -tırabzanın dikeyi, tavanın yatayı- görsel bir gerilim kurar. Boşluk, bir geçiş alanı olmaktan çıkar; bekleme sahnesine sıkışmış zamanın fiziksel karşılığına dönüşür.


Bu noktada Alfred Adler'in topluma yönelik söylemleri hatırlanabilir. Adler için sosyal ilgi kavramı, bireyin toplumla kurduğu sağlıklı bağı tanımlar. Ona göre psikolojik sağlık, bireyin ortak bir amaç etrafında başkalarıyla işbirliği içinde olmasından geçer. İnsan Tanıma Sanatı’nda “Toplum bazı istekler ortaya atmak suretiyle düşünce dünyamız üzerinde olduğu gibi varlığımızın biçimi, düzeni üzerinde de etki yapar.” Sözgelimi kalabalık, bireysel iradenin silinmesini çağrıştırır. Gürsoytrak'ın resminde kalabalık, sosyal ilginin tam tersi bir durumu olarak, zoraki bir araya geliş olarak belirir. İnsan figürleri ortak bir amaç etrafında örgütlenmiş değildir. Devletin eksik ve arızalı işleyişinin sonucu olarak bir araya gelmişlerdir. Aydınlanma düşüncesinin rasyonalizm vaadi, bürokratik düzen içinde kendini kalabalıkların yönetimi olarak gösterir. Oysa bu resimde kalabalık, arızalı bir düzenin belirtisidir. İnsanların yığılması, birikmesi ve kalabalıklaşması, şiddetin koşullarını üretir. Bu durum, devletin afet oluşturmadan da felaketi ve onun şiddetini yaşattığı gündelik bir durumdur.


Kamu kurumlarında hissedilen ayrışma, VIP olarak kodlanan ile “normal” olarak adlandırılan arasındaki fark, idari bir düzenleme kadar gündelik hayatın her noktasına sızan bir duyusal rejimdir. Ek ücretler, aracı kişiler ya da rüşvet, bazıları için işlemleri hızlandırırken bir “birinci sınıf” muamele üretir; büyük çoğunluk içinse dışarıda kalma, beklemeye mahkûm edilme ve insan onurunu zedeleyen muameleler sıradanlaşır. Kirli merdiven boşluklarında yere oturmak zorunda kalan bedenler, yükselen sesler, duygusal gerilim ve nihayetinde şiddet potansiyeli taşıyan kabalık, bu bekleme düzeninin doğal sonucu hâline gelir. Ne var ki devletleri, doğal ya da kaçınılmaz oluşumlar olarak zamana, teknolojik imkânlara ve toplumsal ihtiyaçlara göre şekillenmesi gereken yapılar olarak düşünürüz. Bu nedenle kamusal mekânlarda yaşanan bu gerilim, bireysel sabırsızlık ya da kalabalığın rastlantısal taşkınlığıyla açıklanamaz. Aksine, estetik olanın, yani hayatı yaşanabilir kılan duyusal dengenin sistematik biçimde askıya alındığı bir kurumsal düzenle karşı karşıyayız. Gürsoytrak’ın resminde görünen kalabalık da tam olarak bu askıya alınmışlığın görsel tortusudur.


Rancière, Sanatın Yolculukları’nda Kant’ın güzellik yargısından hareketle “doğanın özgür güzellikleri”nin sunduğu estetik deneyimi, hayattan hayata doğru devinen bir hareket olarak tanımlar. Ona göre bu hareketin ön koşulu, yargımızın “nesnenin nasıl olması gerektiğine” dair önceden belirlenmiş hiçbir kavram tarafından belirlenmemesidir. Başka bir deyişle estetik deneyim, normatif beklentilerin askıya alındığı, duyumsamanın serbest kaldığı bir eşik durumunda ortaya çıkar. Oysa devlet olarak adlandırdığımız mekanizma, tam da bu askıya alma imkânının karşısında konumlanır. Devlet, insan için “uygun” olanı tanımlayan; düzen, işleyiş ve normlar üzerinden hayatı biçimlendiren bir kurumlar sistemidir. Bu uygunluk, ideal olarak eşitlik ve erişilebilirlik üzerinden kurulması gereken bir güzellik vaadi taşır. Ne var ki Türkiye gibi sosyal ve siyasal gelişimin hâlâ iktidar pratikleri üzerinden işlediği bağlamlarda, bu vaadin büyük ölçüde boşa düştüğü görülür.


İdeolojik aygıtlar ve Türkiye'de kafkaesk komedi



Solda: Hakan Gürsoytrak, Makam Odası, Tuval üzerine yağlı boya, 130 x 170 cm, 2024

Sağda: Hakan Gürsoytrak, Meclis, Tuval üzerine yağlı boya, 80 x 100 cm, 2025


Louis Althusser'in sözünü ettiği ideolojik aygıtların işleyişi bu resimde belirir. Tapu daireleri, kamu kurumları, bekleme salonları... Buralar, bireylerin dosyalar ve sıralar halinde düzenlendiği mekanlardır. Devlet, bireyleri işlemler olarak bir araya getirir. Ortaya çıkan şey, muğlak, soğuk ve belirsiz bir atmosferdir. Fakat bu devletin niteliğini ifşa eder. Türkiye bağlamında bu durum, bürokrasinin giderek karikatürleştiği bir noktaya işaret eder. Kafkaesk hal, vasat, gülünç ve ucube bir yapıya sahiptir. Kafka'da sessiz ve mutlak olan iktidar, burada komedyaya dönüşür. Ne var ki bir yerde ne kadar çok söylem dolaşımda ise, ne kadar çok propaganda üretiliyorsa, o kadar derin bir işleyiş krizi gizlenir. Gürsoytrak'ın resmi, büyük toplumsal anlatılara ya da dramatik olaylara odaklanmaz. Tam tersine, toplumun olağan işleyişi içinde yer alan, sürekli gözümüzün önünden akıp giden sahneleri durdurur. Felaket burada olağanlığın içindedir. Büyük olaylarda değil, sırada, beklemede, kalabalıkta saklıdır.


Bu nedenle Gürsoytrak'ın resmi, modern öznenin kamusal alandaki varoluş halini resmeder: inen bedenler, bekleyen bedenler, yönelmiş ama amacı silikleşmiş bakışlar. Ressam, gündeliğin içinden aldığı bu görüntüyü düşünsel olarak yoğunlaştırarak yeniden kurar. Sonuçta bu resim, bakmayı alışkanlık haline getirdiğimiz bir dünyada, bakışın yeniden öğrenilmesini talep eder. Gündeliğe aşağıdan ya da yukarıdan değil; tam ortasından bakmayı önerir. Eşikte durmak, bu anlamda, politik bir konumlanmadır.



Hakan Gürsoytrak, Velhasıl, EVİN, 2025

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page