Yekparelikten uzak ve mistik bir karşılaşma

Belgesel yönetmeni ve kurgucu Beyza Boyacıoğlu ile uzun yıllardır emek verdiği ve geçtiğimiz ay zekimurenhatti.com adresi üzerinden kullanıma açılan etkileşimli çevrimiçi belgesel projesi Zeki Müren Hattı’nı konuştuk


Röportaj: Defne Kırmızı


Beyza Boyacıoğlu


Zeki Müren’i merkezine alan çalışmanız çevrimiçi ve interaktif bir biçim almadan önce, uzun metraj belgesel film olarak tasarlanmıştı. Arşiv çalışması, sözlü mülakatlar ve çekimler sürerken projenin yönünü ve mecrasını değiştirip Zeki Müren Hattı’nı kurdunuz. Süreçte Zeki Müren ile ilişkilenmen, sanat mecralarına yaklaşımın ve projenin ruhu nasıl değişti?


2015 senesinde bir Zeki Müren belgeseli çekmek üzere yola çıkmıştım. O yaz, Müren’in yakınları, gazeteciler, akademisyenler, müzisyenler birçok kişiyle röportaj yaptım ve Müren’in hayaletlerinin izini sürmek için Bodrum, İstanbul, İzmir ve Ankara’da çekimler gerçekleştirdim. Bu arada, eş dost arasında benim Zeki Müren belgeseli çektiğim haberi yayıldı ve birçok kişi bana Müren’le ilgili kendi hikâyelerini yollamaya başladılar. Sokakta beni kamerayla gören kişiler bile ne üzerinde çalıştığımı öğrenince bana kendi Zeki Müren anılarını anlatıyorlardı. Ayaküstü duyduğum hikâyeleri kaydedemediğim için kahroluyordum, çünkü kolektif bilinçaltımızda yatan Zeki Müren veri tabanı adeta bir Türkiye panoramasıydı. Kuşak, sınıf, kimlik, politik tercih ötesi bir kapsayıcılığı vardı Zeki Müren’in.


Bu noktada aklıma herkesin kolayca erişebileceği bir telesekreter hattı kurmak fikri geldi. Bu şekilde isteyen herkes evinin konforundan hattı arayabilecek, bir yönetmenin soru cevap sürecine tabi tutulmadan, kendi hikâyelerini gönüllü olarak kaydedebilecekti. Telesekreter formatı projenin tonunu tamamen değiştirdi ve bence Zeki Müren belgeseli bağlamında geleneksel bir filmden çok daha cazibeli bir alan yarattı.


Zeki Müren Hattı’ndan bir an


Zeki Müren, çağrıştırdığı ortaklıkların yanında dallanıp budaklanan bir imge olmaya da oldukça açık bir yıldız. Zeki Müren Hattı’nın bu tanıdıklığın yol göstericiliğinde daha muğlak ve geçirgen bir anlam yaratma alanı sunmaya niyeti olduğunu seziyorum. Fazlaca keşfedilmiş bu imgenin içine sızmak ve farklı izdüşümleriyle karşılaşmak projenin akışını ve görsel ve işitsel tasarımını nasıl belirledi?


Zeki Müren’in tüm videolarını, şarkılarını, görsellerini neredeyse hepimiz ezbere biliyoruz; o yüzden fazlaca keşfedilmiş bir imge olduğu doğru. Zeki Müren Hattı’na bırakılan mesajlar ise bize “resmi” hikâyesi çok iyi bilinen bu büyük yıldızın, bireylerin zihnindeki izdüşümünü yansıtıyor. İnsanlar sadece anılarını değil, Zeki Müren’e dair hislerini ve düşüncelerini, Zeki Müren bahanesiyle Türkiye ile ilgili meselelerini anlatıyorlar; Müren’le bazen kavga ediyorlar, yüzleşiyorlar, ona hesap soruyorlar. Mesajlardaki samimiyet ve özgürce kendini ifade ediş, telefon hattının getirdiği birebir iletişim, karşılıklı dertleşme veya tek başına dert yanma, evrene bir monolog gönderme hissinden kaynaklanıyor bence.


Projeyi tasarlarken öncelikle bu gizdöküm seansı duygusunu korumak istedik ve sesleri ön planda bırakarak görsel tasarımı sade tuttuk. Zaten projenin cep telefonundan erişilebilmesi özelliği, telesekreter hattının başlattığı birebir iletişim formatını koruyor. Mesajları bir sinema veya sergi salonunda kitlelere topluca dinletmek de bir tercih olabilirdi ama onun yerine projeyi kullanıcının kendi mahreminde keşfedeceği bir deneyim olarak kurguladık. Tabi bu kurguya başlamadan önce hatta bırakılan yüzlerce mesaj arasından bir seçki yapmamız gerekti. Bu kürasyonu, anlamlı bir akış içerisinde sunmak için baya kafa yorduk. Projeyi başından sonuna bir film gibi izlemeniz kesinlikle gerekmiyor; dilediğiniz gibi sekerek, ileri geri hareket ederek, kapatıp ertesi gün geri dönerek deneyimleyebilirsiniz. Projenin tasarımcıları olarak, farklı rotaları öngörmeye ve her kullanıcının manalı bir deneyim yaşamasını sağlamaya çalıştık. Mesajların sıralaması, yaşattıkları duygulardaki iniş çıkışlar, anekdotların mesajlar ve görsellere ekledikleri, hepsi bu akışkan kompozisyonun içerisinde kullanıcıya hem özgürlük hem de anlamlı bir deneyim yaşatmak amacıyla kurgulandı. Sonuç olarak ortaya esnek bir anlatı ortaya çıktı; bence bu format, Müren’in çok katmanlı, nabza göre şerbet veren yıldız personasıyla da çok uyuşuyor.

 

"Sanatkar, örnek yurttaş, muhafazakar Müslüman, Türk milliyetçisi, liberal LGBTİ+ ikonu, ikon kırıcı veya statükocu... Zeki Müren’in tüm bu versiyonları Zeki Müren Hattı’nın anlatısından bulunabilir."

 

Türkiye’de hiçbir kültürel imgenin sahip olmadığı çeşitliliğe ve derinliğe sahip Zeki Müren. Projenin bunca temsil ihtimaliyle nasıl başa çıktığını merak ediyorum. Kaydedilen mesajlardan yarattığın bu hafıza atlasında neyi görünür hale getirmeyi seçtin? Geleneksel teamüllerle ilerleyen, doğrusal ve yekpare bir Zeki Müren anlatısına bir alternatif sunduğunu söyleyebilir miyiz?


Telefon hattı aracılığıyla elde ettiğim sözlü arşivi organize etmek meşakkatli bir süreçti ama benim kurguculuktan gelen el alışkanlıklarım herhalde faydalı oldu. Belgesel filmleri kurgularken en az yüz saat çekimle başlıyorsunuz ve eleye eleye elinizdeki materyali kullanılabilir bir seviyeye indiriyorsunuz. Ondan sonra sahneleri oluşturmaya, tematik klasörlerde materyalleri organize etmeye başlıyorsunuz. Zeki Müren Hattı mesajları için de benzer bir yöntem kullandım. Öncelikle eleme yöntemiyle en heyecan verici mesajları ayırdım; sonrasında mesajları temalar altında toplayarak projenin ana hatlarını belirledim. Ardından farklı temalar ve duygulara sahip mesajları, gevşek de olsa bir hikâye anlatacak şekilde projenin içine yerleştirdim. Ortak yönetmenim Jeff Soyk’la beraber, mesajlara eşlik edecek görselleri ve animasyon çeşitlerini seçtik. Senin soruna gelirsek: Yaptığımız seçkiye şu başlıklar görünür olsun diye başlamadık. Elimizdeki materyalin bizi yönlendirmesine izin verdik; çok kez tasarladığımız anlatıyı bozup yeniden inşa ettik. Aklımızda tuttuğumuz tek not, Müren’in çok katmanlı karakterini yansıtan, dolayısıyla birçok giriş noktası bulunan bir belgesel yaratmak istediğimizdi. Sanatkar, örnek yurttaş, muhafazakar Müslüman, Türk milliyetçisi, liberal LGBTİ+ ikonu, ikon kırıcı veya statükocu... Zeki Müren’in tüm bu versiyonları Zeki Müren Hattı’nın anlatısından bulunabilir. Ekstra özeni yalnızca LGBTİ+ temalı mesajlara gösterdik, çünkü Müren’in kuir kimliği ana akım temsillerde sıkça sansürleniyor. Bu konunun hakkını vermek ve LGBTİ+ sesleri yükselten bir platform olmak bizim için önemliydi.


Açıkhava Sahnesinden bir konser görüntüsü. Zeki Müren Arşivi, Foto Stil Stüdyosu, 1960'lar


Telefon hattının mistik bir tarafı var, Müren’in kısacık selamıyla açılıyor. Başka bir yönlendiricinin yokluğunda, arayanlar tamamen açık ve mahrem bir alana çekiliyorlar. Bu platonik ve samimi karşılaşma kullanıcıların telefon başındaki performanslarını da şekillendirdi diye düşünüyorum.


Zeki Müren Hattı’nı arayanlar öncelikle Zeki Müren’in sesiyle karşılaşıyorlardı. Müren “Alo, buyrun efendim?” diyordu. Bu karşılamadan mıdır bilinmez, çoğu kişi mesajlarını Zeki Müren’le konuşur gibi bırakmış. Bu beni ilk duyduğumda çok şaşırtmıştı. Telefonda mesaj bırakmanın verdiği mahremiyet hissiyle ve Zeki Müren’le konuşmanın getirdiği coşkuyla, insanlar adeta içlerini dökmüşlerdi telesekreter hattına.


Portre, Zeki Müren Arşivi, 1950'ler


Şarkıların tınısı, mesajların ve Zeki Müren’in sesine karışıyor. Bu çok sesli sonik deneyim projenin belki de en hayati öğesi. Sesin, Zeki Müren Hattı’nın izleyicisiyle iletişimine etkisini ve duyusal hacminden bahseder misin? Katılımcıların iş ile arasındaki düşünsel ve fiziksel mesafesini tasarlarken neleri önceledin?


Ses kayıtlarının kalitesi çok düşük, cızırtılı, boğuk. 90’lardan beridir depoda unutulmuş bir telesekreter makinasından çıkan kasetleri dinliyoruz sanki. Bu doku ister istemez nostaljik bir his katıyor kayıtlara. Arayanlar benim sormadığım soruları cevaplıyorlar; karşılarında olmayan bir adamın ruhu ile konuşuyorlar. Bazen söylenen cümlelerin arasında söylenmeyen hisleri yakalıyoruz. İnsanların ne dile getirdiklerinden çok kendilerini nasıl ifade ettikleri, iki söz arasında nasıl bir iç çektikleri, tonlarının samimi mi kinayeli mu olduğu, arka plandan kulağımıza hangi sesler sızdığı gibi bütün bu katmanlar Zeki Müren Hattı’nı ziyaret eden kişileri derin bir işitsel yolculuğa davet ediyor. İsmini, yaşını, görüntüsünü bilmediğimiz anonim insanların salt seslerine dokunarak dertlerine eşlik ediyoruz. Şimdi düşününce fark ettim, arayan her kişinin benim aklımda soyut bir görüntüsü var; kaşının gözünün şekli değil ama aurasının resmi gibi diyeyim. Projeyi “mistik” diye tanımlaman bu bağlamda çok hoşuma gitti. Yaşatmak istediğimiz işitsel deneyim tam da oydu.