YASME’de bir yerin katmanları
Yeşim Akçakaya’nın anısını yaşatmak ve çağdaş sanat üretimlerine alan açmak amacıyla ailesi tarafından 2024’te kurulan Yeşim Akçakaya Sanatçı Misafir Evi (YASME), Bolu’nun Elmalık Köyü’nde farklı disiplinlerden sanatçıları dönemler hâlinde ağırlayan bir misafir sanatçı programı. Programın üçüncü edisyonundan hareketle Yeşim Akçakaya’nın üretimleri ile Yusuf Can Sadık ve Hüseyin Rüstemoğlu’nun çalışmalarında beden, mekân ve çevre arasında kurulan ilişkilere bakıyoruz
Yazı: Nurdan Unus

Bir mekâna ilk adımımızı attığımızda, sanki her şey bizden önce kurulmuş, sınırlar çoktan çizilmiş; bize düşen de içinden geçmekmiş gibi geliyor. Orada vakit geçirdikçe aynı köşeye yeniden uğruyor, aynı pencereden günün başka saatlerinde bakıyor, bizden önce orada bulunanların izlerine rastlıyoruz. Zamanla duvarların, odaların ve eşyaların arasında ilk anda seçemediğimiz başka bir ritmi yakalıyoruz. Bedenin belleği mi çevreye yerleşiyor, yoksa çevrenin izleri mi bedende kalıyor, bunu kesin biçimde ayırmak güç. Aynı yere farklı zamanlarda gelen insanların deneyimleri de işin içine girince, mekânla orada yaşananlar arasındaki ayrım belirginliğini kaybediyor. İçinden geçtiğimiz mekânla dönüp hatırladığımız yerin aynı şey olup olmadığı düşüncesi de Yi-Fu Tuan’ın mekân ile yer arasında kurduğu ayrımla kesişiyor. Tuan, mekânı hareket ve olasılıkla; yeri ise deneyim aracılığıyla oluşan anlam ve tanıdıklıkla ilişkilendirir. Bir çevrede geçirdiğimiz zaman, oradaki durumlar ve belleğimizde birbirine eklenen yaşantılar, ilk anda yabancı görünen çevreyi yavaş yavaş bize yaklaştırır. (Tuan, 2000) Bir süre sonra ona başka türlü bakmaya başlamamız belki de bundan, yabancılık azalırken mekân da belleğimizde tanıdık bir yer ediniyor.
Yi-Fu Tuan’ın tanımladığı bu tanıdıklaşma, Yeşim Akçakaya Sanatçı Misafir Evi’nde (YASME), bir araya gelen insanlar ve deneyimlerle kendini gösteriyor. YASME, Yeşim Akçakaya’nın lösemi nedeniyle genç yaşta yaşamını yitirmesinin ardından, ailesi Mutlu, Reha ve Gamze Akçakaya tarafından onun anısını yaşatmak ve çağdaş sanat üretimlerine alan açmak amacıyla 2024 yılında sosyal sorumluluk projesi olarak başlatılan bir misafir sanatçı programı, Bolu’nun Elmalık Köyü’nde küratör Derya Yücel’in yürütücülüğünde devam ediyor. Farklı disiplinlerden genç sanatçıları ağırlayan YASME, her edisyonda üç ayrı grup halinde ikişer sanatçıya üretim alanı sağlıyor. Katılımcılar, üretim pratiklerinin programın sunduğu doğa ve atölye koşulları ile kurulabileceği ilişki gözetilerek belirleniyor 2026 yılında üçüncü edisyonunu gerçekleştiren programa bu yıl ilk kez sanat yazarları eşlik ederek sanatçılarla birlikte araştırma ve paylaşma sürecine dahil oldu.
İlk bakışta bir ev, bir atölye ve geçici bir konaklama alanı olarak görünüyor. Bu görüntünün içine Yeşim Akçakaya’nın üretimleri, ailesinin aktardığı anılar, misafir sanatçıların çalışmaları ve burada gerçekleşen buluşmalar karışıyor. Bolu’nun doğası da evin içindeki gündelik ritimle temasını sürdürüyor.
YASME programında üçüncü edisyonunun ikinci döneminde misafir sanatçılar Yusuf Can Sadık ve Hüseyin Rüstemoğlu’nun üretim süreçlerine bir hafta boyunca sanat yazarı olarak eşlik etme fırsatı buldum. Gerçekleştirdiğimiz söyleşiler ve çalışmalarını yakından izleyebilmek, bu yazının düşünsel yanını besledi. Buradaki zaman, kentin hızlı, parçalı ve sürekli sonuç bekleyen düzeninden başka bir ritimde akıyordu. Atölyede geçirilen saatler, doğa yürüyüşleri, birlikte kurulan sofralar, sanatçıların yönelttiği sorular ya da doğada karşılaşılan bir malzeme, üretimlerin akışına beklenmedik yerlerden dahil oluyordu. Bizlerin çevreyi gözlemleme, dinleme biçimlerimiz de üretimin ilerleyişinden ayrı değildi. Bedenlerimiz, bu gündelik akış boyunca çevreden aldığı duyumları taşıyor, çalışmalarda bu duyumlardan kendi payına düşeni alıyordu.
Üretimler, bulunulan mekân ve beden arasındaki bu geçişkenlikte devam ederken, Maurice Merleau-Ponty’nun beden ile algıyı birbirinden ayırmayan yaklaşımı daha anlaşılır bir yere oturuyordu. Ponty, algıyı dünyayı uzaktan seyreden bir zihnin işi olarak görmez; beden, dünyaya açılmanın ve çevreyle ilişki kurmanın temel aracıdır. Bir yere bakmak, o yerde yürümek, bir yüzeye dokunmak ya da bedenin yönünü çevredeki bir varlığa göre değiştirmek, mekânı anlamlandırma biçimimizi belirler. Mekân, gözlemcinin karşısında bedenin hareketleri ve algılarıyla sürekli yeniden kurulur.
“Beden, algının öznesidir”
-Maurice Merleau-Ponty
Yeşim Akçaya'nın 2019 yılında ürettiği otoportreler
YASME’nin özel arşivinde bulunan ve inceleme imkanı bulduğum Yeşim Akçakaya’nın üretimlerinde de beden, benzer biçimde etkin bir özne olarak görünüyordu. Çalışmalarında, hastalık sürecinde bedeni üzerinde alınan kararları, uygulanan tedavileri ve kendisine yöneltilen dili dikkatle gözlemleyen bir sanatçı tavrıyla karşılaştım. Yaşadıklarını en özgür alanı üretim aracılığıyla, yeniden düşünmüş ve dönüştürmüş. Bu yaklaşımı otoportre çalışmalarında açıkça görülüyordu; kendisini taçlar, takılar ve belirgin renk ilişkileriyle resmetmesi, varlığını hastalık üzerinden tanımlamayı reddeden en belirgin yaklaşımıydı.
Yeşim Akçakaya, İki Çift Lafım Var çizim kitabı, 2017, Kağıt üzerine karakalem, 20x15 cm
İki Çift Lafım Var isimli, tedavi sürecinde yaptığı çizimleri ise bu yaklaşımının daha sert, eleştirel ve ironik yönünü açığa çıkarıyordu. Doktorların ve sağlık çalışanlarının kendisine yönelttiği bazı sözleri doğrudan çizimlerinin konusu hâline getirirken, bu ifadeleri sevecen bir hatıraya dönüştürmeden, dışarıdan destekleyici görünen cümlelerin taşıdığı mesafeyi ve zaman zaman hissettirdiği samimiyetsizliği sorgulayarak kendisine söylenenlerle tartışmış, ters yüz etmiş ve deneyimini kendi görsel dili içinde yeniden kurmuş.
Yusuf Can Sadık’ın YASME'de gerçekleştirdiği çalışma, 2026. Fotoğraf: Nurdan Unus
Yeşim Akçakaya’nın bu görsel yaklaşımı YASME’de üretim yapan misafir sanatçıların düşünme biçimlerine de temas edebiliyor. Çizimlerini inceleme ve ailesinden dinleme fırsatı bulan sanatçılar, Yeşim Akçakaya’nın kendisine yöneltilen sözleri çizgilerine taşıyışına tanık olabiliyor. Misafir sanatçı Yusuf Can Sadık’ın bu çizimlerden etkilenmesi de bu açıdan anlamlı. Yeşim Akçakaya, bedenine yöneltilen sözleri üretim aracılığıyla yeniden yorumlarken, Yusuf Can Sadık, bedeni izleyicinin kolayca tanımlayabileceği açık bir yüzey olmaktan uzaklaştırıyor. Biçimsel dilleri birbirinden farklı olsa da her iki üretimde de beden, dışarıdan yüklenen anlamlara karşı kendi sınırını kuran bir varlık alanı olarak ele alınıyor. Yusuf Can Sadık’ın üretimlerinde beden çevreye açılmak yerine onun içine çekiliyor ve onunla bütünleşiyor. Taşlar ve organik yüzeyler arasında figür, aynı anda hem korunma hem de kaybolma ihtimalini taşıyor. Çevresiyle benzeştikçe kendisine bir sığınak kurarken görülme ve tanınma olasılığından da uzaklaştırıyor. YASME’de pentür ağırlıklı üretim biçiminin dışına çıkarak doğada bulduğu malzemelerle daha deneysel çalışmalara yönelmesi de bu dönüşümün düşünsel tarafının üretim yöntemine yansıdığını gösteriyor.
Hüseyin Rüstemoğlu’nun YASME'de gerçekleştirdiği çalışma, 2026. Fotoğraf: Nurdan Unus
Bedeni mekânla bütünleştiren yaklaşımların yanında, aynı atölyeyi paylaştıkları diğer misafir sanatçı Hüseyin Rüstemoğlu’nun üretimlerinde ise insan doğanın çoğulluğu içinde yeniden konumlanıyor. Ağaçlar, kuşlar, diğer canlılar ve insan aynı yaşam düzeninin parçaları olarak bir araya geliyor. Figür kimi zaman küçülüyor, kimi zaman dallar ya da dikişle oluşturulan bitkisel motifler tarafından örtülüyor; doğaya hükmeden ayrıcalıklı konumundan çekilerek, çevresindeki canlılarla birlikte var olmayı öneriyor. Hüseyin Rüstemoğlu’nun ağaca yönelen figürleriyle Yeşim Akçakaya’nın Pandora’nın Kutuları adlı çalışmasında yer alan el heykeliyle kurduğu görsel ilişki, bedenin mekânla kurduğu ölçek ilişkisine başka bir açıdan yaklaşmaya alan açıyor.

Yeşim Akçakaya, Pandora'nın Kutusu, 2019, Karışık teknik, 40x37x25 cm
Bir doğa yürüyüşü sırasında Mutlu Akçakaya’nın büyük gövdeli bir ağaca bakarak sorduğu “Acaba eller kavuşur mu?” sorusu ise beden ile mekân arasındaki ilişkiyi mesafe ve temas üzerinden deneyimin içine taşıyor. Bir ağaca dokunmak, onunla aynı mekânı paylaşmak için yeterli midir? Yakınlaşmak, onunla bir olmak mıdır; yoksa birlikte var olmanın koşulu, birbirinin sınırını koruyarak ilişki kurabilmek midir?
Bu soruların YASME’nin işleyişinde de bir karşılığı var. Birlikte var olma hâli, farklı disiplinlerin ve düşünme biçimlerinin birbirine temas ettiği misafir evinin işleyişinde bulunuyor. Bu karşılaşmaların süreklilik kazanmasında küratör Derya Yücel’in yürütücülüğünün önemli bir yeri bulunuyor. Alan profesyonellerinin atölye ziyaretleri, sanat yazarının sürece eşlik etmesi ve sanatçıların aynı çalışma alanında gündelik düzeni paylaşması, düşüncelerin üretimle birlikte ilerlediği bu ritmi sürdürüyor. YASME, her buluşmayla yeniden kurulan ve çoğalan ortak bir hafıza alanına dönüşürken, mekânın anlamı ne yapının fiziksel sınırlarında ne de tek bir deneyimin içinde sabitleniyor. Üretimler, anlatılar ve karşılaşmalar birbirleri arasında dolaşarak farklı zamanlara açılıyor.





Yorumlar