top of page

Vücut atlası: Hayvanların iç dünyası

Tomografi, MR ve mamografi cihazlarında çekimi yapılan bitkileri 2021 yılında Algoritmalar ve Bitkiler adlı çevrimiçi sergiyle çarpıcı bir görsellik ve anlatıda izleyicinin karşısına çıkaran Siemens Healthineers, bu kez Seda Yörüker küratörlüğünde ve Doç. Dr. Murat Karabağlı danışmanlığında gerçekleştirdiği Algoritmalar ve Hayvanlar adlı yeni çevrimiçi sergiyle sıra dışı bir bilinç yaratıyor


Yazı: Ceylan Önalp


Senozoyik Sessizlik, BT görüntüsü


Tıbbi görüntüleme cihazları alanında dünyanın önde gelen teknoloji şirketi Siemens Healthineers bilim, teknoloji ve sanatın kesiştiği noktadan gerçekleştirdiği yenilikçi sergi projeleriyle zihinleri harekete geçirmeye devam ediyor. 2021 yılında Tomografi, MR ve Mamografi cihazlarında çekimi yapılan bitkileri Algoritmalar ve Bitkiler adlı çevrimiçi sergiyle çarpıcı bir görsellik ve anlatıda izleyicinin karşısına çıkarılmasının ardından, bu kez Algoritmalar ve Hayvanlar adlı yeni çevrimiçi sergiyle sıra dışı bir bilinç yaratılıyor.


Solda: Moleküler Ağırlık, BT görüntüsü; Sağda: Çıkmaz Sokak, BT görüntüsü


Algoritmalar ve Hayvanlar adlı sergi izleyiciye yani biz insanlara sarsıcı bir soru soruyor: “Hayvanlar bizim neyimiz?” Serginin küratörü Seda Yörüker’in sergiye eşlik eden yazısının başlangıcını oluşturan bu soru hayatımızın kadim varlıkları hayvanlara olan yakınlığımızı, mesafemizi ve bu geniş fiziksel uzamda onlara yönelik tüm duygusal dünyamızı bir an için sorgulamamıza fırsat veriyor. Bu soru, bir es, bir düşünme fırsatı; başlangıç için ve devam etmek için. Bu sergide MR ve Tomografi cihazları vasıtasıyla hayvanlara içeriden ve dışarıdan bakan görsel bir dünya var. Bir önceki Algoritmalar ve Bitkiler¹ isimli sergiden farklı olarak burada hareketli görüntüler de karşımıza çıkıyor. Ve bu sayede sergi, tıp teknolojisinin ne denli ileri düzeyde olduğunu gözler önüne seriyor. Sergi, bu teknolojik imkânların Türkiye'de hayvanlar için de kullanılabilir olabileceğini belirtiyor ve bu konuda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Dünya genelinde veterinerlik alanında tıp teknolojisinin kullanımının ne denli eskiye dayandığını da sergi aracılığıyla görebiliyoruz. Evlerinde hayvanlarla yaşayan, onların dostluğuna ve güvenine ihtiyaç duyan insanların sayısı her geçen gün artıyor.  


Hayvanlar yoluyla hayvan sağlığına odaklanan bu sergi bana Alman bilim adamı ve anatomist Dr. Gunther Von Hagens'in yaşam döngüsünde bedenin doğal süreçlerine odaklanan çarpıcı sergisini hatırlattı. Dünyada çeşitli şehirlerde gösterilen o etkileyici sergi, insan ve hayvan bedeninin orijinal hallerini plastinasyon tekniğiyle inceleyerek izleyicilere sunuyordu. Dr. Von Hagens'in çalışmalarıyla ilk olarak 1999 yılında gerçekleşen Frankfurt'taki sergisinde tanıştım. Bahsi geçen sergi aslında bir seri olarak dünyanın dört bir yanında 1990'lardan beri izleyiciyle buluşuyor. Gittiği ülkeye göre ana başlık aynı kalıyor, alt başlık ülkeye ve mekana uyarlanıyor. Frankfurt'takinin adı Body Worlds olarak geçiyordu. Aynı serginin devamı niteliğindeki bir ayağını da 2010 yılında Body Worlds: Animal Inside Out başlığıyla İstanbul’da görme şansım oldu.


Plastinasyon tekniği, tıp dünyasında 20. yüzyılın başlarından beri kullanılan bir yöntem. Bu yöntemde, doku sıvılarının çıkarılıp yerine sentetik bir madde enjekte edilmesiyle dokuların sertleştirilmesi sağlanıyor. Bu sayede, dokular kalıcı bir şekilde korunup ve incelemeye uygun hale gelir. Dr. Von Hagens, bu teknikle insan ve hayvan bedenlerini ölüm sonrası durumlarını olduğu gibi muhafaza ederek, izleyicilere detaylı bir anatomik inceleme imkânı sunuyordu. Söz konusu teknikle bedenin farklı yaşam evrelerini - döllenme sürecinden cenine, bebeklikten çocukluğa, ergenlikten gençliğe, yetişkinlikten yaşlılığa kadar olan her aşamayı - üç boyutlu heykel formunda sergileyerek, izleyicilere yaşamın doğal süreçlerini daha iyi anlama şansı veriyordu. İnsanlar ve hayvanlar arasındaki karmaşık ve bir o kadar da detaylı ilişkiyi inceleyen sergi, tarih boyunca evrimleşen bağları ve günümüzdeki etkileşimleri derinlemesine ele alıyordu. Türkiye’deki gösterimi dahil sergiyi dünyada milyonlarca kişinin gezmesi de boşuna değildi; biz insanlar, bedenlerimiz başta olmak üzere tüm dünyayı keşfetmeye ayarlıyız.


Solda: Nephros, Anjiyografi görüntüsü; Sağda: Oransal Kırılma, BT görüntüsü


Dünyanın ilk günlerinden itibaren yaşamın evrimsel süreci, bitkilerden başlayarak sucul yaşam formundan karaya çıkana kadar, canlıların birbiriyle olan etkileşimlerini ve değişimlerini anlatıyor. Bu değişim, fiziksel ve zihinsel yapılarda da izler bırakıyor. Tam bu noktada insanın aklına bin türlü soru geliyor. Geçmişimiz balıklara kadar uzanıyor olabilir mi? Evet, bilim insanları bu fikri destekliyor. Şaşırtıcı gelebilir ama evet, atalarımızın balıklar olduğu düşünülüyor. Bu, evrimsel sürecin yalnızca bir parçası. Zamanla, balıkların çeşitli dönüşümler geçirerek karada yaşayan canlılara evrimleştiğine inanılıyor. Bu süreçte, hayvanlar ve diğer bütün canlılar yaşadıkları çevreye uyum sağlamak için fiziksel olarak değişmeye devam ediyor. Örneğin, insan yüzlerindeki çukurların, balık atalarımızın iskelet yapısından geldiği ve kolların, bacakların evrimleşmiş yüzgeçler olduğu düşünülüyor. Bu konular üzerinde duran serginin küratörü Seda Yörüker’in de yazısında belirttiği gibi* paleontologlar ve embriyologlar başta olmak üzere bilim insanları bu evrimsel izleri araştırarak geçmişteki yaşamımızla bizi büyülüyorlar.


Araştırmalar sonucunda yapılan keşiflerden biri de görüntüleme teknolojileri alanında. İnsan bedeninin anatomik yapısını görüntülemeye yardımcı olan teknikler geçen iki yüzyıldan beri ilerlemeye ve gelişmeye devam ediyor. Hayvan ve diğer canlı formlarının anatomisinin görüntülenme süreçleri de eş zamanlı olarak geliştiriyor. Hayvan bedenlerinin olağanüstü formunu modern bilim ve sanatın görsel çarpıcılığı ile yoğurarak sunan sergi, yaşamın kökenlerinden günümüze kadar olan evrimsel sürecini de insanların ve hayvanların birlikte kat ettikleri yol üzerinden anlatıyor. Bu oldukça uzun bir yol ancak görüntüleme teknolojileri sayesinde sergi hayvan bedenini gösterirken insan bedenini de düşündürtme fırsatı veriyor. Yakınlıklar, değişimler ve sonucunda her biri çok özel canlılar.


Türkiye'deki veterinerlik fakülteleri ve özel veteriner görüntüleme merkezleri, hayvanların sağlığına yönelik teşhislerde manyetik rezonans (MR) ve bilgisayarlı tomografi (BT) gibi görüntüleme cihazlarını kullanıyor. Bu cihazlar, hayvan hastalıklarının teşhisinde ve tedavisinde büyük bir rol oynuyor. Her geçen gün gelişen bu teknolojilerin dünyada olduğu gibi ülkemizde de varlık göstermesinde temel bir rol oynayan Siemens Healthineers sergisinde “sağlık, hayvanlar için de!” derken aslında toplumda hayvan haklarına duyarlılığı artırmayı da sağlıyor. Farkındalık ve bilinç yaratma, hayatımızın eşsiz canlılarına değer vermeyi gündeme getiren bir sergi bu. Sergideki yapıtların edisyonlarının satın alınabilmesi ve buradan elde edilen bağışın tamamının yardıma muhtaç hayvanlara sahiplendirilene kadar geçici barınma imkânı sunan sosyal sorumluluk projesi Kurtaran Ev adlı hayvan barınağına bağışlanacak olması da bunun en güzel göstergesi. 


Sergi, dünyada hayvan hakları konusundaki tarihsel gelişmelerin yanı sıra hayvanlara yönelik bilimsel araştırmaları en akışkan şekilde anlatıyor ve aslında bugüne gelinen yolun ne kadar meşakkatli olduğunu da bize gösteriyor. Biz, biricik canlıların anatomik yapılarının ne kadar muhteşem tasarımlar olduğu ile karşı karşıya gelirken belki içimizdeki benleri kendi bedenimiz ekseninde sorgulama fırsatı yakalıyoruz. Gerçekten de insanlar ve hayvanlar arasındaki ilişki, insanlık tarihinde her zaman merkezi bir konu olmuştur. Hayvanlar avlanmış, evcilleştirilmiş, korunmuş ve hatta mitolojik hikâyelerin öznesi olmuşlardır. Arkeolojik bulgular, insanların ilk resim ve heykellerinde hayvanların önemli bir rol oynadığını gösteriyor.


Hayvanlarla olan bu karmaşık ilişki, insanlığın temel tarihini oluştururken hayvan hakları konusundaki düşünceler de zamanla değişti. Örneğin, Descartes, hayvanları mekanik makineler olarak tanımladı ve onların acı çekmeyeceğini savundu. Ancak, 19. yüzyıla gelindiğinde artık insanlar hayvanların da acı çekebilecek varlıklar olduğunu kabul ettiler ve onların haklarını savundular. Bu dönemde, hayvanların korunmasına yönelik kurumlar ve yasalar oluşturulmaya başlandı. Günümüzde, hayvanların sağlığına yönelik bilimsel araştırmalar ve teknolojik ilerlemeler, hayvanların da tıpkı insanlar gibi yaşam kalitesini artırmak için önemli bir rol oynamakta.


Algoritmalar ve Hayvanlar sergisi, sadece bilimsel ve teknolojik bir bakış açısı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda insanın doğaya ve diğer canlılara olan bağını keşfetmemizi sağlıyor. Birlikte yaşadığımız bu dünyada, hayvanlarla olan ilişkimizi sorgulamak ve onların bize benzemez dünyalarına saygı ve özen göstermek, kendimizi ve dünyamızı daha derin bir şekilde kavramamıza yardımcı olabilir. Belki de insanın doğayla uyumlu bir yaşam sürdürebilmesinin anahtarı, içimizdeki bu bağı daha iyi anlamakta yatıyor.



 

*Seda Yörüker'in sergi metnini okumak ve sergiyi ziyaret etmek için:


1- Ceylan Önalp'in Algoritmalar ve Hayvanlar'dan bir önceki sergi olan Algoritmalar ve Bitkiler üzerine yazısını okumak için:


Comments


bottom of page