Rezonansların izinde

Tıbbi görüntüleme cihazları alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketi Siemens Healthineers bilim, sanat ve teknoloji arasında bağlar kurmak hedefiyle Algoritmalar ve Bitkiler başlıklı sergi projesini gerçekleştirdi. Web sitesi üzerinden çevrimiçi olarak görülebilen sergi, radyoloji uzmanları tarafından tomografi, emar (MR), mamografi makinelerinde çekimi yapılan bitkileri karşımıza çıkarıyor

Yazı: Ceylan Önalp

Prof. Dr. Ercan Karaarslan, Logos, 2021, Dolmalık Biber,

Manyetik Rezonans Görüntüleme, MAGNETOM Vida



“Doğada insanın hayvanlarla olan birlikteliği ve mücadelesi, onları kendine yakın bulduğu içindi ama bitkiler orada ve her yerde daima sessiz, dolayısıyla bilinmez olarak kaldılar.” Algoritmalar ve Bitkiler sergisinin küratörü Seda Yörüker’in sergi metnindeki bu cümle, insanın tarih boyunca bitkilerle olan ilişkisini düşünmeye dair zihin açıcı bir ifade olarak görülebilir. Tıbbi görüntüleme cihazları alanında faaliyet gösteren Siemens Healthineers tarafından gerçekleştirilen sergi, serginin danışmanı da olan Prof. Dr. Ercan Karaarslan başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından radyoloji uzmanlarının tomografi, emar (MR), mamografi makinelerinde yaptıkları çekimleri karşımıza çıkarıyor. Serginin tarihsel bir bağlamı var: 1979 yılında Siemens’in Almanya’nın Erlangen kentinde hastane ve kliniklerde kullanmak üzere ürettiği ilk emar makinesinde yapılan ilk çekimde bir insan yerine dolmalık biber kullanıyor. Evet, doğru okuyorsunuz hepimizin bildiği dolmalık biber. İngilizcedeki Bell Pepper, ya da daha teknik adıyla Capsicum annuum var. Annuum varyetesinden dolma yapılan biber çeşitlerine verilen ad. İnsanlık tarihinde bir dolmalık biberin bugünkü yaşamımız için çok büyük yer kaplayacağını kimse tahmin edemezdi. Ama günümüzde söz konusu dolmalık biber çekimi Erlangen’deki Siemens Healthineers MedMuseum adlı müzede yer alıyor, yani tarihteki yeri çoktan tescillenmiş durumda. O günden bugüne geçen sürede bilim ve teknoloji alanında kat edilen mesafenin de yardımıyla böyle bir sergi çevrimiçi olarak bizlerle buluşturuluyor.


Tümü Türkiye coğrafyasında yetişen sergideki bitkilerin seçiminde içinde bulunulan mevsimin, yani doğanın da payı var, şöyle ki sergiye hazırlık sürecinde hangi bitkinin zamanı ise o listeye dahil ediliyor yani serginin zamanı ile doğanın zamanı birbirine uyum gösteriyor. Tam bu noktada, Michael Pollan’ın 2011 yılında kaleme aldığı elma, lale, marihuana, patates üzerinden dünya ve insanlık tarihini sorguladığı Arzu’nun Botaniği adlı kitabını anımsamak mümkün. Pollan, kitabında alışılmış inanç sistemlerinin aksine belki de insan türünün bitkileri yetiştirmediğini, aksine bitkilerin bütün dünyaya yayılmak için türümüzü kullanıyor olma ihtimalini okuyucuya esprili bir dille anlatır. Bu durumda belki bundan kırk küsur sene önce bir dolmalık biberin de görünenden çok farklı emelleri olduğunu düşünmek absürt sayılmaz!


Solda: Prof. Dr. Serra Sencer, Jüstinyen'in Pelerini, 2021, Erguvan,

Manyetik Rezonans Görüntüleme, MAGNETOM Aera

Sağda: Prof. Dr. Nermin Tunçbilek, Güneşe Doğru, 2021, Ayçiçeği, Bilgisayarlı Tomografi Görüntüleme



Dolmalık biberin gizli amaçları bir yana, bilim alanından insanların yani radyologların sanat alanına gösterdikleri ilgi bu serginin en çarpıcı yanlarından biri olarak değer taşıyor. Bu doğrultuda görmeye ve belki de göstermeye ilişkin o karşı konulmaz optik merak, serginin ana damarını oluşturuyor denebilir. Doktorlar bir kereliğine de olsa sanatçı olmaya soyunuyor ve bu deneyimin sıradışılığı serginin görsel heyecanına yansıyor. Tüm bu çekimlerin teknik olarak nasıl yapıldığını ise Prof. Dr. Ercan Karaarslan sağlık ve tıp teknolojileri dergisi MedikalPlus’a verdiği röportajda anlatıyor: “X-ışını kaynaklı röntgen, mamografi ya da tomografi cihazlarıyla yapılan çalışmalarda temel prensip cisimlerin yoğunluk, şekil ve yapısal farklılıklarına bağlı değişen X-ışın geçirgenliklerine göre gri renkli gölgelerinden görüntü oluşmasıdır. Sonrasında istenirse grinin her bir tonu farklı renklerle yeniden kodlanarak orjinaline yakın ya da olmasını istediğiniz renk spektrumunda şekillendiriliyor. Cisimleri dıştan göründüğü haliyle resmeden fotoğraf sanatından farklı olarak röntgen ışınları cismin içini, yani dıştan görünmeyeni de görünür hale getiriyor.” Prof. Dr. Karaarslan şöyle ekliyor: “Tomografi ile yapılan üç boyutlu çekimlerde resmedilen meyveler röntgen ışınlarının geçirgenliğiyle saydamlık kazandırılmış rekonstrüksiyonlarda önden bakıldığında içi ve arkası da aynı anda görülebilen, alışılmamış farklı bir görünüm kazanıyor. MR ile yapılan çalışmalardaysa tıpkı insan vücudunda olduğu gibi görüntülemesi yapılan sebze, meyve ve çiçeklerin gövde veya yaprağındaki su yoğunluğundaki farklılıklar, radyo dalgaları ile gönderilen sinyallere verdikleri yanıta göre resmediliyor. Orjinal gri renkli imajlar istenirse iki boyutlu ya da üç boyutlu renkli imajlara dönüştürülerek farklı bakış açılarında yeniden şekillendiriliyor. Oluşan imajlar fotoğraflarda gördüklerimizden ve çizilen resimlerinden farklı olarak yeni bir boyut kazanıyor. Bilgisayarlı tomografi ve MR ile yapılan üç boyutlu incelemeler, tıpkı insan vücudunu inceler gibi meyvenin kabuğunu soymadan veya dışını kırmadan iç anatomisini gösteriyor. Böylece bütün halde olan bir meyvenin çekirdeğini, çürüğünü ve varsa içindeki kurdu bile görmek ve göstermek mümkün oluyor.”


Bitkilerin bize öğretecekleri sonsuz ve teknoloji sayesinde onlardan daha çok şey öğrenmeye hazırız. Hatta belki daha yeni başlıyoruz. Zira bitkiler, tarihin ilk çağlarından bu yana doğa ile insan arasındaki iletişimin ana malzemesi sayılır. Onlar gezegenin ve doğa dediğimiz ekolojik sistemin aynasıdır. Kimi zaman hastalıklara şifa olurken kimi zamansa sanat alanında fotoğraftan dansa uzanan çok geniş bir yelpazede ilham periliği yaparlar. Bunu muazzam bir vakurluk eşliğinde yapan bitkilerin fazla bilinmeyen bir özelliği ise, kendi aralarında titreşimler yardımıyla bir b(ağ) oluşturup, aralarında diyalog kurabildikleri bilgisidir. Birçok güncel bilimsel araştırmaya tez konusu olan bu titreşimsel iletişim aslında serginin dolmalık biberden sonraki çıkış noktası sayılabilir. Bu titreşimler tıp dünyasının en büyük buluşları arasında sayılan emar cihazının da temelini oluşturur.


Sol üstte: Prof. Dr. Muhteşem Ağıldere, Denize Doğru, 2021, Zeytin Dalı,

Bilgisayarlı Tomografi Görüntüleme, SOMATOM Force

Orta üstte: Prof. Dr. Fatih Alper, Su Su Su, 2021, Lahana, Bilgisayarlı Tomografi,

SOMATOM Definition Flash

Sağ üstte: Prof. Dr. İlhan Erden, Noktürnler, 2021, Karnıbahar,

ManyetikRezonans Görüntüleme, MAGNETOM Vida

Sol altta: Prof. Dr. Nagihan İnan Gürcan, Alice, 2021, Mantar, PET_MR, Biograph mMR

Orta altta: Prof. Dr. Cemil Göya, Flanöz, 2021, Kaktüs, Bilgisayarlı Tomografi, SOMATOM Definition AS+

Sağ altta: Prof. Dr. Bengi Gürses, İpek Yolundan Dünya’ya, 2021, Nar,

Manyetik Rezonans Görüntüleme, MAGNETOM Skyra



Titreşimler demişken, Batı Avustralya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Michael Renton ve Dr. Monica Gagliano’nun 2012 yılında yaptıkları araştırmalarda bitkilerin birbirlerini, çıkardıkları seslerden tanıyabildiğini, bu durumun büyümelerini yönlendirdiği kanıtlandı. En bilinen örneklerden birisi mısır fidanlarının köklerinin frekansı 220 hertz olan sesler çıkarttığı, fakat insan türünün kökler muhtemelen toprağın altında kaldığı için normalde duyabileceği bu frekansı duyamadığı deneyidir. Görünüşe göre bitkiler, titreşimler sayesinde kendi mitlerini de oluşturma çabasındalar. Belki titreşimde bir hikâye yazıyorlar ve biz duyamıyoruz. 2007 yılında Deniz Gezgin’in kaleme aldığı Bitki Mitosları isimli kitap bitkilerin gizemli dünyasını, dolmalık biberin gizli amaçlarına kadar inmese de, çok güzel bir titreşimle yansıtıyor. Kitaptaki titreşimlerden ilhamla, bitkilerin mitoslarını biraz da olsa duymaya çalışalım mı? Örneğin, sergide Denize Doğru ismiyle yer alan zeytin dalının, ya da zeytin ağacının, hikâyesi; Yunan mitolojisine göre, zeytin ağacı Athena ve Poseidon arasındaki bir yarışma sonucu oluşur. Denizler ve depremler tanrısı Poseidon ile bilgelik tanrıçası Athena arasında bir yarışma yapılacak, şehre en değerli hediyeyi veren tanrı Attika’da yeni inşa edilen kentin koruyucusu olacaktır. Poseidon üç dişli yabasıyla bir kayaya vurur vurmaz su fışkırır. Kayadan dışarı bir at koşar. Ardından, Athena mızrağıyla kayaya vurur ve Akropolis’in kapılarında bir zeytin ağacı belirir. Halk bu hediyeyi daha değerli bulur ve Athena’yı şehrin koruyucusu, kendilerini de Atinalı olarak açıklar. Bugüne kadar olayın geçtiği yerdeki zeytin ağacının hala ayakta olduğuna ve tanrıların zeytin ağacının dalları altında doğduğuna inanılmaktadır. Anadolu tarihinde de sıklıkla yer alan zeytin ağacı, Ege kıyılarının da vazgeçilmez sembollerindendir; ve yüzünü hep denize döner. Çünkü, inanışa göre tanrıça Athena’nın yaşamını sürdürmesi için her gün gelip zeytin ağacına bakması gerekir. Bu yüzden, tanrıçanın onu görebileceği bir yerde olması gerekir. Oysa farklı folklorik kaynaklarda “zeytin dalı uzatmak” deyimi barış ve iyi niyet göstergesi olarak algılanır.


Bir başka ilginç mitos ise sergide Jüstinyen’in Pelerini adıyla yer alan erguvana ait; sonradan İmparator Jüstinyen olarak anılacak ve evliliği yüzünden tarihin en kanlı olaylarından Nika Ayaklanması’na sebep olan Flavius Petrus Sabbatius İustinianus’un taht yolcuğu, Roma İmparatoru olan amcası Jüstin’in MS 627’de sarf ettiği şu sözlerle başlar: “Halkımın kararı sonucunda yeğenim ve evlatlığım Jüstinyen’i eş imparator ilan ediyorum”. Kısa süre sonra Jüstinyen, 45 yaşında iken Ayasofya’da gerçekleştirilen törenle birlikte imparatorluk alameti olan erguvan moru pelerini omzuna takar. Neden erguvan? Çünkü, mor rengi, Roma'da asaletin ve yüceliğin en tepesinde bulunan imparatorun ve ailesinin simgesiydi.



Solda: Dr. Murat Dinçer, Radyal Simetri, 2021, Lale, Bilgisayarlı Tomografi, SOMATOM Force

Ortada: Prof. Dr. Anıl Özgür, Dünya Bir Yana, 2021, Limon,

Manyetik Rezonans Görüntüleme MAGNETOM Aera

Sağda: Dr. Alper Yüksel, Rosa, 2021, Gül, Mamografi, Mammomat 1000



Sergideki bütün bitkilerin kendine has mitosları ve özellikleri var. Bunlardan biri de Güneşe Doğru adıyla yer alan ayçiçeği. Dilimizde genellikle günün her vakti güneşi takip eden, ona yüzünü dönen ve Güneş’e benzeyen özelliklerinden dolayı günebakan ismiyle de anılan bitkinin yazı dilinde neden Güneş’le değil de Ay ile ilişkilendirilerek ayçiçeği ismi verildiği tam olarak bilinmemekle birlikte Ay gibi yuvarlak olduğu ve ışığı çağrıştırdığı için bu ismin verildiği rivayetler arasındadır. Bunun yanı sıra, ayçiçeği Yunan mitolojisinde güneş tanrısı Helios ile ilişkilendirilir ve sürekli yüzünü güneşe dönmesinden ötürü kul köle olmayı sembolize eder.

Hikâyeye göre güneş tanrısı Helios, kendisini yorgun hissettiği bir akşam Phtya kıyılarına iner. Kıyıda yürüyen Helios’un kulağına bir şarkının büyülü melodisi çalınır ve şarkı bitinceye dek bu sesi dinler. Sesin sahibiyle tanışmak isteyen Helios, kendini görünmez kılar ve ilerlemeye başlar. Şarkıyı söyleyen kişi o güne dek Helios’un görmediği güzellikte olan su perisi Clytie’dir. Birinin onu izlediğinden habersiz olan Clytie bir şarkı mırıldanmaya başlar. Bu büyüleyici periden gözlerini alamayan Helios ondan daha fazla uzak kalamayacağını hissedip periye doğru yaklaşır. Clytie ne olduğunu anlayamaz ve birdenbire karşısında beliren Helios’tan korkar. Fakat Helios periyi sakinleştirir ve ona korkmamasını söyler. Sözleriyle Clytie’yi etkileyen Helios, her gün güneşle birlikte arabasını gökyüzünde bırakarak yeryüzüne iner. Bu böyle her gün sürüp gider. Günlerden bir gün Clytie, ilk karşılaştıkları yerde Helios’u beklemeye başlar. Günler geçer, Clytie beklemeye devam eder ama Helios gelmez. O beklemeye devam eder. Bitkin düşen Clytie’nin haline üzülen deniz tanrıçası Thetis periyi güneşten ayrı kalmaması için günebakana dönüştürür.


Bitki mitoslarına başlamadan önce titreşimlerden ve bu yöntemle bitkilerin birbirini duyabildiğinden bahsetmiştik. Ayçiçeği bitkisiyle ilgili yapılan çalışmalarda, bu bitkinin diğer türlerden çok daha farklı tiz bir radyo dalgasını andıran bir frekansa sahip olduğu fark edildi. Bitkiler her koşulda iletişim kurmaya devam ediyor. Bakmak, görmek ve duyabilmek. İşte sır bu üçünde.

166 görüntüleme