Ütopik distopyalar


SENKRON Eş Zamanlı Video Sergileri’nin ikinci edisyonu kapsamında Nermin Er’in kişisel sergisi Işıklar Açılınca, Galeri Nev İstanbul’da seyirciyle buluştu. Sergilenen işler üzerinden distopya kavramına ve parçası olduğumuz bütüne yakından bakıyoruz


Yazı: Ceylan Önalp


Nermin Er, Bir Kent Provası, 2022, Video, 2’50’’ (Video görüntüsü)


Distopya, içinden geçtiğimiz bu karanlık dönemde sıklıkla duyduğumuz bir kelime. İdeal toplum arayışındayken adeta ışıkların açılmasını bekler bir haldeyiz. Her yer aydınlansın ve karanlık bitsin. Oysa, ışıklar açıldığında bizi neyin beklediğini bilmiyoruz. Işıklar Açılınca, Nermin Er’in Galeri Nev İstanbul’da izleyiciyle buluşan kişisel sergisi.


Nermin Er, Yol'da, Peyzajlar 1, 2022, Işıklı kutu ve kağıt rölyef, 52,5x52,5x6,5 cm

“Yön duygumuzu kaybettiğimiz ve hayallerin ancak flu perdelerin arkasında uzandığı zamanlarda, olan biteni kavrayabilmek için duyulan bir arzunun” yansımasını gözler önüne seren sergi, sanatçının ağırlıklı olarak kağıt malzemeyle üretilmiş serilerine eşlik eden üç farklı video yerleştirmesinden oluşuyor.


Er, bu sergisinde izleyiciyi yine hayal dünyasından bir parçayla buluştururken aslında satır aralarında çok basit, esprili ve net bir dille gündelik hayatlarımızda kentsel dönüşüm üzerinden yarattığımız ütopik distopyalara ince ince dokunuyor. Geçtiğimiz sene yine SENKRON Eş Zamanlı Video Sergileri kapsamında Galeri Nev İstanbul’da tek kanal gösterilen stop motion çalışmaları da, aynı kağıttan heykelleri gibi adeta izleyiciyle sessizce konuşuyordu.


Tamamı dijital olmayan işlerden oluşan ve minimalizmde saklı detayların incelikli bir şekilde öncelik kazandığı sergide üç video serisi var. Bir Akşamüstünden Notlar, galerinin girişine izleyiciyi karşılaması hayal edilerek yerleştirilen ilk video yerleştirmesi. Aslında amacına en fazla sergi çıkışında ulaşıyor. Çünkü kurgu açısından ışığın bütünlüğü sergi çıkışında daha fazla dikkat çekiyor.

Nermin Er, Bir Kent Provası 10, 2022, Kağıt üzerine mürekkep, 48x63 cm, Çerçeveli: 53x68 cm


Sanatçının stüdyosunda geçirdiği zamanlarda günün farklı saatlerindeki ışığı yakalamak amacıyla çektiği bu çalışmanın renk geçişleri mekâna girerken bir evin salonunda ışığın düştüğü noktalar ve gölge hissiyatını yaratıyor. Böylece, karanlığın içinde oluşacak bir gölge ihtimali üzerinden ilerliyorsunuz. Videoya eşlik eden sekiz parçadan oluşan kağıt serideyse Nermin Er’in artık imzası niteliğini taşıyan heykelsi kağıt formları görmek mümkün. Bu minik heykel dokunuşları arasında adeta güneşli bir günde cam açıldığında rüzgarla küçük hınzır oyunlar oynayan perdeleri hatırlatan kumaş ve farklı malzemelerle karşılaşmak sanatçının kendine has sahnelemelerinden sadece bir tanesi. Bu arada, perdeler çok yaramaz; cam açıkken bir parçası dışarı fırlıyor. Kapatıyorsunuz, bu sefer de diğer kısmı dışarı zıplıyor. Bütün parçalar aslında oyunun parçası. Bu yüzden, izleyiciyi mekân odaklı bir kurgudaymış gibi karşılayan yerleştirmeler, serginin sanatçıya ait önceki sergilerle arasındaki zarif bağlantıyı da kurmasına yardımcı oluyor.


Nermin Er, Bir Akşamüstü Notları 1, 2022, Kağıt üzerine kağıt rölyef, mürekkep ve kumaş, 48x59 cm, Çerçeveli: 53x64 cm


Malzemelerin kendi içlerinde oluşan organik koreografiyi takip ederken, izleyiciyi Er’in Yol’da isimli ikinci video çalışması karşılıyor. Bu video yerleştirmesinin ilk olarak 2013 yılında İstanbul Modern’de gerçekleşen tatil konulu bir sergide gösterilmiş olması yine geçmiş ile günümüz arasındaki bağın kurulmasına tatlı bir dokunuş niteliğinde. Bu çalışmasını var olan galeri mekânına uyumlu halde sergileyen sanatçı, yolda olma kavramının tatilin ilk adımı şeklinde yorumlanabileceğini ve belki de yolun kendisinin tatilin bir parçası olduğu fikrini ışık oyunlarıyla dönüştürüyor. Aslında yolda olmak, ya da bir başka deyişle yol alırken, her anın renginin ve ışığının bir diğerinden farklı olması sebebiyle de bu video yerleştirmesi izleyicinin yol ve yolculuk kavramlarının katmanlarını düşünmesine imkân sağlıyor. Bunun en büyük sebebiyse eserin ışığın dönüşümünü temsil etmesi için ölçeğiyle oynanmış olması.

Nermin Er, Yol’ da, 2013, Video, 13’30’’ (Video görüntüsü)


Adeta hareketli bir tiyatro sahnesinde ilerlerken, serginin üçüncü ve son video yerleştirmesi olan Bir Kent Provası galerinin en kuytu köşesinden izleyiciye göz kırpıyor. Köşedeki yerini almış kendinden emin bir şekilde izleyicinin yaklaşmasını bekleyen, stop motion animasyon tekniğiyle kurgulanan bu video –mış gibi yapan kentin ve onun parçalarının bir izdüşümü olarak yorumlanabilir. Kentten sahnelerin her gün yeniden şekillendiği, aslında kendi içinde dağınık ama birbiriyle bağlantılı bir hareket devinimi oluşuna da esprili bir gönderme.


Videoda kesitler halinde görülen mürekkepli kağıt serinin parçaları, yerleştirmenin yan tarafında bu kentsel dönüşümün bir gölgesi gibi izleyiciyle konuşuyor. Hatta onlar da kendi içlerinde bir ışık oyunu sayılır. Hepsi bir arada, birlikte sıraya dizilmiş duruyorlar ama bireysel alanlarında dönüşüyorlar. Değişiyorlar. Özellikle dikkat çeken bir başka incelik ise, animasyondaki ses yerleştirmelerinin kent sesleri, vurmalılar ve ışık açıp kapanma efektlerinden oluşması

Nermin Er, Bir Kent Provası, Sahne, 2022, Kağıt üzerine kağıt rölyef ve mürekkep, 50x195 cm,

Çerçeveli: 54x196 cm


Bu animasyon aslında kendi içinde hayatlarımızın tam orta yerine yerleşen kentsel dönüşüme dair bir eleştiri. Basit, net ve bir o kadar da katmanlı. Işıklar, bir sahne kurgusundaki gibi spot formunda sürekli olarak karanlıktaki başka bir detayı işaret ediyor. Neyin ne kadar gerçek olduğunu anlamak için videoyu bütünüyle izlemek gerekiyor. Görsel sekans sürekliliği aynı doğanın kendi içindeki organik rastlantı döngüsü gibi aralıklı olarak sadece gri bir ekrana dönüşüyor. Kentin sonsuz dönüşümüne bağışıklık kazanmış bünyelerimiz, adeta o grilik içinde yön duygusunu sorguluyor.


Nermin Er, Bir Kent Provası, Ses, 2022, Kağıt üzerine kağıt rölyef ve mürekkep, 49x39 cm, Çerçeveli: 52x42 cm

Sergi bütününde, kurgu ve teknik niteliklerinin de yardımıyla yaşadığımız hayatı hafif tiye alan bir dille ifade edip, her şey aslında sahnelenen bir oyunmuş izlenimini yaratıyor. Bu izlenimi yaratırken aslında hepimizin bütünün bir parçası olduğumuzu çok da net bir şekilde sergiliyor. Bütünün parçasıyız ama bundan habersizmiş gibi davranıyoruz. Çünkü aynı kent döngüsünde yaşadığımız ütopik distopyalarda olduğu gibi etrafımızdaki güzellikleri görebiliyor ama dokunamıyoruz. Şehrin parçası olan deniz, gökyüzü, bitkiler ve hayvanlar, ki sanatçının kağıt çalışmalarında sıklıkla minik figürlere rastlamak mümkün – oradalar, bizimle birlikte hareket halindeler ama biz onlara sadece uzaktan bakabiliyoruz. İnsanın izi, kentte kendi yeri kadar diğer canlı türlerinin yeri oluşunu da sembolize ediyor. Önceki yüzyıllarda, türlerin birlikte yaşaması esasken günümüzde sahnelenen pervasızlık sergide iyice öne çıkıyor.


Adeta uzun zamandır beklenen bir yüzleşme sahnesi gibi, perde aralanıp ışıklar açılınca bulutların arasından ufuk çizgisi netleşiyor. Peki, bilindik gerçek ne kadar gerçek? Ya da karanlık, o aslında aydınlık olabilir mi?