top of page

Şeyler, manzara ve yerinden olma

SANATORIUM, Uras Kızıl’ın küratörlüğünde gerçekleşen Şeylerin Fısıltısı’na 10 Ekim - 22 Kasım 2025 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Selim Birsel, Sinem Dişli, Sibel Horada, Emre Hüner, Ege Kanar, Çağla Köseoğulları, Ali Miharbi ve Yağız Özgen’in yapıtlarını bir araya getiren sergi vesilesiyle, manzaranın insanmerkezci olmayan temsilleri üzerine düşünüyoruz


Yazı: Hüseyin Gökçe



Şeylerin Fısıltısı, Sergiden görünüm. Fotoğraf: Zeynep Fırat, SANATORIUM’un izniyle


Manzara karşısında hep temkinli olmuşumdur. Ondan kaynaklanmasa da birçok nedenden dolayı ona karşı kötümser bir bakışa sahibim. Oysa şu ötede uzanan dağlar, vadiler, binbir renkli bitki ve ağaçlar, kıvrılan bir su veya deniz hiç de temkinli olacak ve kötümserliğe yol açacak herhangi bir şey barındırmaz. Aksine heyecan, arzu, hafif bir baş dönmesi ve tuhaflaşan bir ruh halinin oluşmasını sağlar. Belli bir bir mesafeyle onun hissetme, görme, algılama halleri bana garip geliyor. Sanki bir içerisi ve dışarısı varmış ve o gördüğümüz her neyse hep dışardaymış gibi karşıtlıkla ona  yaklaşırız. En azından yakınlaşma denemesi yaparız. Nasıl olur da herhangi bir uzamında yer aldığımız manzara kendini hep dışardaymış gibi sunar? Ağaçlar, kuşlar, taşlar, börtü böcek, bitkiler ve çeşitli organizmaların oluşturduğu doğadan kesitte bu yerin bir üyesi değilmişiz gibi bir alışkanlıkla onu deneyimleriz. Her an başka bir şeye dönüşen bu yeri bir temsile indirgeyip onu artık öyle görme yanılsaması ona ait neredeyse hiçbir şey söylemez. 


Modern anlamda manzara resminin ortaya çıkışı birtakım teknik, olgu, olay ve gelişmeler sonucunda meydana gelen tarihsel bir sürecin ürünüdür. Rönesans perspektifinin sağladığı derinlik algısının resim yüzeyinde uygulanması etkenlerden biri olarak ön plana çıkar. Öznenin uzaydaki konumu ve onun varlığıyla şekillenen bir dünya tasavvuru da bu anlamda modern bireyin doğuşunu önceler. Gerçeklik, temsiller ve bu temsillere eşlik eden tefekkür yoluyla kavranır. Deneyimler ve görünen şeylerin gerçekliği temsillerle dolayımlanır. Tanrısal, mitolojik unsurlar yerini dünyevi imgelere bırakır. Ancak 15. ve 16. yüzyılda çitleme yoluyla mülksüzleştirme ve ilksel birikime sahip olma kapitalizmin gelişmesinin ön koşullarından biri olur. Bir manzaranın sakinlerinin yerinden edilmesi, plantasyonlarda emek gücünün sömürüsü ve o insanlara ait manzaraların, arazilerin ele geçirilmesi arasında bir paralellik göze çarpar. Yani bir manzaraya sahip olmak ve bir manzarada heyecan, haz ve acı gibi duyguların oluşması bir anlamda mülkiyet ilişkileriyle ilgili bir durumdur. Kendini güvende hissetmeyen, herhangi bir mülkiyete sahip olmayanlar doğadaki bir kesit karşında bir duygu geliştirebilir mi? Evsizler, göçmenler, yerinden edilenler, güvencesizlerin elbette bir manzara duygusu vardır. Kalıcı bir manzaraya sahip olmaları ellerinden alınmıştır. 



Solda: Ali Miharbi, Kıta Kayması, 2025, Mekanik parçalar, alüminyum profil, AC motor, disk şeklinde çeşitli nesneler, 180 x 60 x 85 cm

Sağda: Emre Hüner, komPoZit NüVe serisi, 2025, Spermatofor / Hiperbarik Derin Dalış Kabini, Poliüretan, silikon, epoksi, üç boyutlu baskı, demir, boya, kağıt üzerine renkli kalem, pleksiglas, 86 x 64 x 40 cm (her biri)


Doğayla içkin bir yaşam sürenlerin doğanın bir kesiti olan manzarayla bir işi olmaz. Doğadan kopuşun daha yoğun yaşandığı, içeri-dışarı, doğa-kültür, beden-ruh gibi ikiliklerin bedenin görme, hissetme, algılama ve düşünme tarzlarında radikal değişiklikler yapmasıyla “dışarı” olarak kurgulanan doğaya ancak belli bir kesitiyle ve kimi duyguların canlanması için yönelinir. Romantik gelenek, doğadan kopan bireyin tekrar ona dönerek kaybettiği yüce duyguları yaşaması gerektiği üzerinde durur. Mekanik dünya görüşünün, kartezyen ikiliklerin, büyük kapatılmaların yaşandığı, bedenin giderek kontrol altında tutulduğu, uzun süre süren düşük ücretli çalışma koşulları onları doğaya geri dönmelerini sağlamıştır. Bir kaçış olmakla birlikte doğanın sunduğu yüce duygusunu hissetmek istemeleri ve içsel bir yolculuk yaşamak için onun varlığına ihtiyaç duymuşlardır. 


Bir eyleyen olan insanın yapıp ettiklerinin yanı sıra yeni materyalist felsefenin kurucularından olan Manuel De Landa’nın Çizgisel Olmayan Tarih isimli kitabında işaret gibi milyonlarca yıldır “kendi kendini örgütleyen” şeylerin varlığıyla da şekillenen, değişen, dönüşen ve farklı biçimlere bürünen dünya tarihi vardır. Bu işleyişin çoklu manzaralar meydana çıkarmadaki yaratıcılığı fen bilimleri, sosyal bilimler, felsefe ve sanat gibi alanları etkileyerek yeni bakış açıları kazanmalarını sağlamıştır. Önceleri sanatsal yaratıcılık bir deha ürünü olarak sunulurken yeni materyalist felsefenin maddeye olan yaklaşımıyla bir eyleyen olarak madde, onun yaratıcılığı ve bu süreçte ortaya çıkan biçimlere bırakır. Bu şekilde bir üretim pratiği seçen sanatçı, artık maddenin sayısız ilişki ağıyla ürettiği gerçeklikleri kurgulayan birine dönüşür. Kültürel olanla doğal olan, hakikatle spekülatif, özneyle nesne arasındaki sınırları bulanıklaştırarak insanmerkezci bakıştan kurtulmanın yeni yolları üzerinde durur.



Yağız Özgen, Ofis Bölümü Aydınlatma Problemleri, 2025, Buluntu ve özel üretim nesneler içeren yerleştirme, Mekâna özgü değişken boyutlarda


Uras Kızıl küratörlüğünde SANATORIUM’da gerçekleşen; Sinem Dişli, Sibel Horada, Ali Miharbi, Emre Hüner, Yağız Özgen, Ege Kanar, Çağla Köseoğulları ve Selim Birsel’in üretimlerin bir araya getiren Şeylerin Fısıltısı, manzara algısı hakkında tarihsel arka planın varlığını yok saymadan yeni ve farklı bir tarzda ona yaklaşma denemesinde bulunuyor. Eserlerde manzara üzerine düşünme biçimimizi değiştirmeye yönelik şeylerin hamlelerine tanık oluyoruz. Sergide “yapılmış” bir doğadan çok madde ve enerjilerden oluşan yoğunlaşmaların yer aldığı manzaralara tanık oluyoruz. Şeyler, sıradan veya sıradışı özellikleriyle öne çıkmak yerine, bir eyleyen olarak karşılıklı etkileşimlerle kendi hikâyelerini yaratıyorlar. Değer ve değersizlik özelliklerine takılmadan, insanın atfettiği değer yargılarını umursamadan varoluşlarının ve arzularının bir ağın içindeki yeriyle ve bu ağı kurdukları sırada yaratıcılıklarıyla ilgileniyorlar. 


Taşlar ve dağlar, straforlardan oluşan bir şehir, disk şeklinde çeşitli nesnelerin bir  bir araya gelip hareket üretmeleri, sondanın bir keşif mi yoksa yeni sömürü aracına dönüşme arasındaki belirsizliği var olanın dolanıklığıyla bir fail olarak insanın bu süreçlerdeki konumunda ortaya çıkan hikâyelerinin boyutları ve biçimleriyle şekilleniyor. Sergi, şeyleri içkin bir düzlemde sunmaya çalışsa da alttan alta insanın bir fail olarak şeyler dünyasına yaptığı müdahalelerin şüpheye ve kötümser bir bakış açısına yol açma ihtimali göz ardı edilmiyor. Sergide Manuel De Landa’nın kavramsallaştırmasıyla “neşeli gerçeklik” hallerinin daha baskın olduğunu söyleyebiliriz. 



Sinem Dişli, İmgenin Maddesi, Kristalleşen Manzara, 2025, Mekâna özgü yerleştirme; Taş, cüruf, toprak, demir, alüminyum, gümüş nitrat, sodyum tiyosülfat gibi malzemeler, Değişken boyutlarda


Sinem Dişli'nin galerinin sokağa bakan yüzünde yer alan İmgenin Maddesi, Kristalleşen Manzara adlı mekâna özgü yerleştirmesi; taş, cüruf, toprak, demir, alüminyum gümüş nitrat ve sodyum tiyosülfat maddeler gibi çok sayıda karmaşık materyalin bir araya gelip fiziksel ve kimyasal çözülmeler yoluyla yoğunlaşarak ortaya çıkan kristalleşmelerden oluşuyor. Bu yapıt, içkin düzlemde yeni bağlantılar ve ilişkiler kurarak şeylerin kendi kendini örgütleme potansiyellerine yönelik bir çabanın ürünü olarak yorumlanabilir. Burada maddenin imgesi şeylerin yer değiştirmesiyle ortaya çıkar. Yerinden olan şeyler Karen Barad’ın maddeye olan bakışlarından biriyle ifade edersek “arzuların birleşimi”dir. Onlara ait gerçekleri taşımakla birlikte onlara ait tortulaşma ve katmanlaşmalardan izler taşır. Bu süreçte arta kalandan çok, şeylerin başkaca şekilde birleşiminin imgesiyle karşı karşıyayızdır. 



Selim Birsel, Bir Şeylerin Geldiğini Görmüyor Musun? II, 2019, MDF üzerine mürekkep, 60 x 120 cm


Manzaraya karşı temkinli olmamı Selim Birsel’in MDF üzerine mürekkeple yaptığı Bir Şeylerin Geldiğini Görmüyor musun? işi bir kez daha hatırlatıyor. Klasik manzara resminin çoğunda olduğu gibi insansız dağlar veya tepeleri andıran kayaçların yer aldığı uzama bir pencereden bakar gibi bakıyoruz. Ama bu yanıltmasın. Etrafı siyahlaşan bu yer bir müddet sonra karşı karşıya kaldığımız manzaraya hükmedecek gibi duruyor. Yapıt, 3. Dünya’da ve plantasyonlarda yaşayan halkların arazilerinin mülksüzleştirme politikaları ve buralara ait yerlerin sürekli tehdit edilme riski taşıdığına işaret ediyor. Ya da konforunu ve kendi manzarasını az ya da çok yaratanların seyredecekleri bir manzaranın da tehlike altında olduğuna vurgu yapıyor. Manzara veya bir arazi kapitalizm için tüm madde ve enerji bileşenleriyle bir değer taşıdığı için risk devam ediyor. Böyle giderse şu ikili karşıtlıklardan birisi olarak tarif ettiğim ve dışarısı olarak değerlendiren manzaraların kalmaması söz konusu olabilir. Belki de bunun nedeni bir dışarısı olarak kavradığımız doğa anlayışının bir ürünüdür.

 


Sibel Horada, Pembe Şehir, 2025, Mekâna özgü yerleştirme; XPS plaka, deniz kenarından toplanmış XPS ve diğer köpürtülmüş plastik parçaları, kürdan, yapıştırıcı (değişken ögelerle uygulanır), Değişken boyutlarda


Şeyler işlevlerini yerine getirip kullanım değerini kaybettikten sonra hemen değersizleşir. Yapı malzemesi olarak kullanılan ve ısı yalıtımda son yıllarda dikkate değer bir şekilde yer alan strafor bir bütünü oluşturan parçalardan biridir. Bir nevi yapıların inşa edilmesinde önemli faktörlerdendir. Enerjinin tüketilmesinde ve korunmasında pay sahibidir. Başka bir yerde enerji madde akışlarının görece daha az ortaya çıkarılmasında etkilidir. Strafor maddesinin bir eyleyen olarak varlığı da işlevini yerine getirdikten sonra birden önemsiz hale gelir. Ondan arta kalanlar yerkürenin çeşitli noktalarına uçuş uçuş dağılır. Sibel Horada, Pembe Şehir adlı yerleştirmesinde ısıya dair gerçekliği yalıtan bir madde olan strafordan arta kalanla kurmaca bir kent yaratır. Aslında günümüzde kentlerin oluşmasında görünmez bir pay sahibi olan bu maddenin ifade ettiklerinin yeni biçimler oluşturma ihtimali üzerinde durur. Onun uçucu, kırılgan ve hafif özelliği bir şehre ve oranın sakinlerine de yansır. 



Solda: Çağla Köseoğulları, Geçmişten mi, Taştan mı, Kim Bilir serisi 1-10, 2025, Polypropylen kağıt üzerine sulu boya, 29,7 x 21 cm (her biri)

Sağda: Çağla Köseoğulları, Dağ, 2025, Fotoğraf üzerine grafik animasyon, 1'15'', döngü, 3+2 AP


Çağla Köseoğulları iki işiyle sergiye dahil oluyor: Polypropylen kâğıt üzerine sulu boyayla yaptığı Geçmişten mi, Taştan mı, Kim Bilir isimli serisi ve fotoğraf üzerine grafik animasyondan oluşan Dağ isimli işi. Sergideki çoğu eserde olduğu gibi burada da şeylerin şiirselliği manzaraya içkin. Onların birbirini hissetme, algılama kudretleri ve kırılganlıklarıyla birlikte var olmaları soyut bir biçimde ifade ediliyor. Yerküre kabuğunun kalıcı durağan yapısının öyle zannedildiği gibi çok da durağan olmadığı, şeyler arasında süren bir akış ve hareket birbirine dolanık ve kıvrımlı yapılar oluştururken sürekli bir şeyden kopup bir başka şeye taşınan bir ağda birbirlerine sızma potansiyelinin izi sürülüyor. Çizgisel olmayan çatallamaların yoğunlaşma dereceleri arasındaki farkların yüzeyde yaptığı dalgalanmaları andırıyor. 



Solda: Ege Kanar, Sonda, 2019, 3 kanallı video, ses, Kanal 1: 4:55, Kanal 2: 4:36, Kanal 3: 4:47, Ses: 7:48, Değişken boyutlar, 3 + 1 AP

Sağda: Ege Kanar, Buzda Mahsur Kalan Endurance, 2019, Cam Üstüne Gümüş Jelatin Baskı, 20 cm x 15 cm


Galeri mekânının bodrum katında şeylerin derinden gelen sesleri daha da artırıyor. Şeylerin fısıltısı gürültülü bir hal alıyor. Bu, onların işleyişindeki bir sorundan ziyade onları gözlemleyen ve onlara ait veriler elde etmek isteyen bir aygıtın gönderdiği sinyallerin ses dalgalarından geliyor. İnsanın henüz gidilmemiş yerlerdeki manzaraların ürettiği gerçekliği kavrama, keşfetme ve oraları bir sömürüye dönüştürme arzusu çaresiz, gürültülü bir hal ve yarım kalmış bir maceraya dönüşebiliyor. Ege Kanar, bu türden tarihsel  hikayeden yola çıkarak fotografik imgenin ürettiği temsili yeniden ele alıyor. Ayrıca Mars’ta keşif yapan Opportunity gözlem aracının oradan aldığı verilere, üç kanallı video çalışması Sonda’da yer veriyor. Mars’ı “dünyalaştırma” amacında oraya ait verilerin sunulmasında büyük bir rol oynayan bu aygıtın yaptığı keşifler sırasında gölgesi buraya düşer. Aygıt oraya ait gerçekliğin işleyişindeki farkları ortaya koyması beklenirken özgül bir aygıt yerine yanlı ve belli bir amacın çıkarları için hareket eden bir aparata dönüşme ihtimali olmaktan kendini alamıyor. Aygıtın yaptığı sondalarda ani kararma anlarına dair görseller şu izlenimi veriyor: Oraya ait bazı gerçeklerin kavramsallaştırmasının göz ardı edilebileceği gibi Mars’a ait bilgilerin imge üretiminde yönlendirilmiş bir şekilde sunulabileceği kuşkusu göz ardı edileme. 


Şeylerin Fısıltısı, düşünüldüğü, hissedildiği, algılandığı, duyulduğu haliyle var olan şeyler yerine, özneden bağımsız, var olmasını ona borçlu olmayan şeyleri bir varlık gibi gören; onun kendinde oluşunu ve diğer şeylerle karşılıklı etkileşimleriyle mümkün oluşunu kabul eden yapıtları bir araya getiriyor. Sergi, ontolojik zeminsizlikle oluşan imgelerin epistemolojik kopuşlara yol açan tarzlarını farklı üretim pratikleriyle ele alarak derinden gelen seslerle bir yoldaşlık içinde olduğumuzu vurguluyor. Bu türden manzaralar karşında süregelen kurguları bir tarafa bırakıp içkin bir oluşa sürüklenmemize, sürekli yerinden olmayı göze almanın gerekliliğine işaret ediyor. Kim bilir diye başlayıp afili bir sözle bitirmeyeceğim yazıyı. Evet, şeyler fısıldar.



Şeylerin Fısıltısı, Sergiden görünüm. Fotoğraf: Zeynep Fırat, SANATORIUM’un izniyle


Kaynaklar

Manuel De Landa, Çizgisel Olmayan Tarih, çev: Ebru Kılıç, Metis Yayınları, İstanbul, 2019


Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page