Türkiye’de sanat eleştirisi IV


Murat Alat, her hafta farklı altyapılardan gelen sanat yazarları ile bir araya gelerek güncel sanatın en hararetli tartışma noktalarından olan sanat eleştirisi ve yazını üzerine konuşuyor. Serinin bu haftaki konuğu Ahmet Ergenç

2330 kelime

Ahmet Ergenç, Fotoğraf: Elif Kahveci

En temel soruyla başlayalım. Sana göre eleştiri nedir?

Zor bir soru. Aslında, eleştiri ne değildir diye düşününce ne olduğuna doğru adım adım gidebiliriz. Bu yüzden tersten söyleyelim: Eleştiri, var olan bir metnin ya da eserin söylediği şeyi başka ifadelerle yeniden söylemek değildir. Yani paraphrase etme işi değil, hermenötik bir çabadır. Bir yorum çabasıdır. Eğer eleştirmenin metni zaten sanatçının kendi oluşturduğu metni tekrar ve başka bir şekilde, söylüyorsa; buna kitap veya sergi tanıtım yazısı deniyor. Bu eleştiri değildir.

Peki eleştiriye niye ihtiyaç var? İş tek başına kendini anlatamıyor mu? Yetersiz mi kalıyor? Bir eleştirmen olmadan iş eksik mi kalıyor sence?

Öncelikle sanatçı açısından eksik kalıyor. Yani sanatçı bir şey yapıyor ve onu boşluğa fırlatıyor. Oradan ne ses geleceğini bilmiyor.

Neden ortalama bir seyirciden ses çıkmıyor da eleştirmenden ses çıkıyor?

Çünkü eleştirmenin, sanatçının bu hamlesini iyi karşılayacak donanıma sahip olduğu varsayılıyor.

O zaman sadece eleştirmen için mi yapılıyor sanat?

Hayır. Eleştirmen bunu ifade edebiliyor. Üzerine gelen sanat hamlesini karşılayıp sanat ya da edebiyat tarihinde -ya da güncel bir ağ içinde- bir yere oturtup anlamlandırabiliyor. Teoriyi de onun altına yerleştirip bunun nasıl bir kültürel ürün olduğunu gösterebiliyor.

Peki eserin değerini direkt etkilediği bir nokta var mı? Bunlar olmasa eser bir yere oturmuyor mu?

Değer tartışması bence çok belirsiz bir tartışma.

Günümüzde bir sergi yapıyorsan beraberinde bir eleştirmen veya akademisyen çağırıyor ve katalog metni yazdırıyorsun. Bu bir katma değer. İş bitiyor, sergiliyorsun, entelektüelleri çağırıyorsun işin üzerine röportaj yaptırıyorsun ya da yazı yazdırıyorsun. Bu da bir değer. Günümüz piyasası işi değerlendirmek için eleştiriye, eleştirel metne ihtiyaç duyuyor. Bu belki de güncel sanatın bir aksaması. Fakat eleştirinin görevi bu mu? Bir aracılık kurmak mı sence?

Değil. Herhalde yazarlar, sanatçılar ve sinemacılar zaten kafalarında bir ağ ile yapıyorlar işi, göndermeler ağıyla. Bir metin var kafalarında. Eğer o metni başka biri çıkıp doğru okumazsa o metnin kendiliğinden ortaya çıkma şansı yok.

Dedin ya; “Sanatçı kafasında bir metinle geliyor.” Bu metin eseri bağlayan yegane metin mi ki eleştirmen onu keşfetmek zorunda olsun?

O metni görmesi lazım önce. Asla ve asla sanatçının kendi içinde bir bütünlüğe sahip olan farklı bir varlık olduğunu düşünmüyoruz. Metni gördükten sonra asıl iş başlıyor zaten. Metnin kendi içindeki çelişkili noktaları, kendi içinde döküldüğü noktaları eleştirmen bulup sanatçıya gösteriyor.

Dediklerini toparlarsak benzer bir noktada duracağız herhalde. Muhabbet imkanı. Sanatçı bir konu açıyor eleştirmen konuyu oradan alıp muhabbeti devam ettiriyor.

Ya da masayı deviriyor...

Ama muhabbeti devam ettiriyor. Eser muhatap olarak kendine eleştirmeni buluyor.

Biri bir çağdaş sanat eseri yaptı ve eser aracılığıyla geçmişteki bir sanatçıya gönderme yapıyor diyelim. Örneğin işte biraz Yüksel Arslan’dan parçalar var diyelim. Bunun görülmesini istiyor çünkü orada bir konuşma kanalı daha var; Yüksel Arslan’a doğru uzanan. Eğer işe bakan kişi Yüksel Arslan’dan habersiz ise o metni ıskalıyor. Eleştirmen olarak anılan kişinin Yüksel Arslan’ı bilmesi gerekiyor. Bu ilk konuşma anındaki metni görme olayı... Sonra o kişi diyelim bu metni gördü ve diyor ki; “Yüksel Arslan’a böyle bir gönderme yaptın fakat bu gönderme ideolojik olarak yaptığın işle uyuşmuyor...”

Anlıyorum ne demek istediğini. Sadece, eserle izleyici arasındaki ilişkiyi dışladık bunu konuşurken.

Aslında eleştirmen de bir izleyicidir, belki daha angaje bir izleyici.

Muhabbet konusunu açmamın bir sebebi vardı. Muhatap olmak gerekiyor. Sanata muhatap, denk olabilmek... Eleştiri metninin, eserin karşısına çıkarken belirli bir yetkinlikte çıkması gerekiyor.

Evet. Genellikle tersi olur gerçi; eleştirmen daha yetkin olur.

Yok. Metin olarak yetkin çıkması gerekiyor demek istedim, bilgi açısından değil. Eleştiri aslında edebiyatın bir alt türü ve metnin her zaman kendini iyi anlatan, iyi örülmüş bir yapısının olması gerekiyor çünkü karşısına çıktığın şey bir sanat eseri ve bu işin karşısına çıkarken kravatını düzeltip çıkmalısın. Eleştiri ve sanat ilişkisini soracağım sana. Edebiyat eleştirisini değil ama eleştirel metnin edebi rolünü... Eleştiri, düz bir yazı yazma yöntemi değil. Aklıma bunlar geldi, şunu düşündüm, böyle yaptım olarak değil ama bir edebi tür olarak... İncelikle işlenmesi gerekmiyor mu? Bu yüzden zaten günümüzde sanat eleştirmeni yok derken işleri eleştiren yok anlamında değil, bunu bir edebiyat türü olarak yapan yok anlamında söylüyoruz.