Through The Window

Geçtiğimiz yıl A Trans History Sung performansıyla Berlin’deki Volksbühne Tiyatrosu’nun dijital sezonunda yer alan sanatçı Kübra Uzun’un, proje yürütücülerinden olduğu, Türkiyeli ve Hollandalı kuir sanatçı, düşünür ve gece çalışanlarını bir araya getiren çevrimiçi proje Through The Window'un ikinci fazı 24 Haziran 2021’de Club Coweed'in ev sahipliğindeki buluşmayla sona erdi


Röportaj: Selin Çiftci


Kübra Uzun


Son çalışmanızın itkisi nasıl gelişti; projenin içeriğinden bize bahseder misiniz; nasıl bir çekirdek etrafında şekilleniyor?


Son bir sene üzerinden düşündüğümüzde bahsedebileceğim birden çok iş var ve aslında hepsi birbiriyle ilişkili. [alt]cut'tan Efe Mine ile bu senenin başında çektiğimiz Koli Kanonu videosu ve [alt]recordings'ten çıkan, aynı ismi taşıyan albüm (videoyu [alt]cut YouTube kanalından izleyebilirsiniz, albüm de tüm dijital platformlarda); Mx. Sür ile geçen sene Haziran ayının son haftasında çıkardığımız XSM Recordings imzalı ALAN2020 teklisi ve bu hafta (27 Haziran Pazar) gelmekte olan, yine XSM Recordings çıkışlı ALAN2021 remiks albümü (her ikisi yine tüm dijital platformlarda, hatta ALAN2020'nin bir de fırından taze çıkan [alt]cut çıkışlı videosu var); Onur Karaoğlu ile Volksbühne Berlin Next Waves Theatre dijital sezonu için Kasım 2020'de kurguladığımız A Trans History Sung (ATHS) bu işlerden bazıları. Bu projeler öznesine benden çok hepimizi, tüm kuir komüniteyi alıyor. Bizlerden çıkarak bizler için var oluyor. Kimi dillere dolanıyor, kimi de ortak yaşamlarımızın ve mücadelemizin çıktısı olarak hafızalardaki yerini alıyor. Beden-kimlik-deneyim ilişkisi üzerinden düşündüğümüzde hayatımı birkaç parçaya bölebiliriz. Yukarıda bahsi geçen işlerde, aslında yeteneklerimi anı ve deneyimlerimle yoğurup “yeni ben”ler yaratıyorum. Volksbühne için Onur ile kurguladığımız ATHS, şarkılarla bir hikâyeyi; aslında hepimizin ortak hikâyesini anlattığım dijital bir performans. Bir Instagram hesabı açtık ve şu gün şu saatte Kübra Uzun'un bu hesapta bir performansı olacak dedik. Hesabı takip edenler aslında performansı izlemek üzere bir bilet almış oldu. IG live üzerinden söylenilen hesapta (@atranshistorysung) belirlenen gün ve saatte yaptığım canlı performans kurgusal olarak, saatler sonra Berlin'e gideceğimi ve arkamda dijital bir anıt bırakmak istediğimi söyleyerek başlıyor. Yaklaşık bir saat boyunca elimde telefon, IG live açık; şarkılar söylüyorum, konuklar alıyorum. Anılardan, benden, bizden, hikâyelerimizden bahsediyorum ve IG live'ı “havaalanına doğru yola çıkacağım, sizleri öpüyorum” diyerek sonlandırıyorum. Yoğun, gullümü ve hüznü bol, izleyeni düşündüren, güldüren, inandıran bu bir saatlik serüven, sonradan canlı yayın sırasında izleyenlerin chat'e yazdıkları, hesaba performansla eş zamanlı girilen postlar, bir diğer kameradan çekilen performans anı, aldığım konuklar ile birleşip beş kanallı bir kurgudan çıktı ve Berlin'e bu şekilde yollandı: Armen Avanessian & Enemies: Next Waves Theatre #10: A Trans Histoy Sung.


Bu proje, kariyerinizde hangi noktayı tarif ediyor; nasıl konumlandırırsınız; önceki çalışmalarınızla nasıl bir ilişki kuruyor?

Konservatuar çıkışlıyım. Senelerce şarkı söyledim, seslendirme ve geri vokal yaptım, müzikallerde oynadım. Arada Galeri NON'da galeri koordinatörlüğü de yaptım. Son olarak Kiki Ortaköy'ün işletme müdürlüğünü yapıp ardından kendi adıma bir döneme son verdim ve performatif olanı kendi bedenim üzerinden kurgulama-yaşama kararı alıp Kübra Uzun'u dünyaya getirdim. Yukarıda bahsettiğim işlerde temel olarak önceki pratiklerim ile beni ben yapan deneyimleri birleştiriyorum.


Üretim sürecinize geldiğimizde nasıl bir mekanizma karşılıyor bizi, oradaki dinamiği bize tarif eder misiniz? Nelerden ilham alıp, neleri dert ediniyorsunuz; uyguladığınız ritüelleriniz var mı?

İlk cevabımda söz ettiğim işlerin öncesinde -ATHS dışında- çok fazla bir plan program yapılmadı, ciddi hazırlık süreçleri yok. Genelde anlık gelişiyorlar, aklıma bir fikir geliyor ve hemen vücut buluyor. Çevremin, seçilmiş ailemin ve altını her geçen gün daha da kalın kalemlerle çizdiğimiz kuir dayanışmanın önemi bu işlerin gerçekleşiyor olmasındaki en büyük etkenler. Güzel anıları köklü arkadaşlıklarla, deneyimlerle birleştiriyorum ve bu kavuşmaların farklı zamanlarda çeşitli çıktıları oluyor. 2021'in ilk ayı, [alt]platform'un kurucusu Emre Kaya'nın ailesinin yazlık evinde geçti. Emre de benim gibi klasik müzik dinliyor. Mozart'ın bir kanonunu dinletti bana, ismi Leck mich im Arsch (Kıçımı Yala). Mozart arkadaşlarına böyle kanonlar yazıp şakalar yapmayı severmiş. Kabataş Erkek Lisesi'nde okudum. Lisedeyken Mozart'ın Türkçesi Dostlar Kanonu olan dört sesli kanonunu söylerdik. Dedim madem öyle, oturduk Akış Ka ile Lubunca söz yazdık, Koli Kanonu oldu kanonumuzun ismi. Emre'de de kamera, ışık var, ne gerekiyorsa; AntreSx styling ve fotoğrafları naşlattı, Tusidi makyaja girdi, Efemine de yönetmeni oldu ve kanonumuzun nur topu gibi bir videosu oldu. E tabii lubunya durmaz, alamadığımız hızımız yaşam kaynağımızdır. Madem böyle bir şey yaptık, bir de EP çıkaralım dedik. Koli Kanonu EP'si de Fosil, Mx. Sür, Jtamul, Çiçek Çocuk ve Kuman remix’leriyle video ile aynı gün dijital platformlarda yerini aldı.



 

I am not making art, I am art.

Çevremin, seçilmiş ailemin ve altını her geçen gün daha da kalın kalemlerle çizdiğimiz kuir dayanışmanın önemi, bu işlerin gerçekleşiyor olmasındaki en büyük etkenler.

 


İş yapmaya başladığınızdan itibaren sanat dünyasında işler nasıl değişti; gözlemleriniz neler?

Sanat dünyasında işler hep bir değişiktir, e Çelik de değişti =) Şaka bir yana, özellikle son iki senedir pandeminin de etkisiyle dijitale daha çok yöneldik. Bu zaten bir süredir oluyordu, şartlar ve ihtiyaç süreci hızlandırdı. Madem kendi süreç ve deneyimlerimden bahsediyoruz, dijitalde dünyaya gelen ve koordinatörü olduğum bir diğer projeden bahsedeyim: Through The Window (TTW). TTW, esas alarak pandemi şartlarında işinden, aşından olan, sergisi ertelenen, üretimini gösterecek alandan mahrum kalan biz kuirler ile dayanışma fikrinden doğdu. Fotoğraf sanatçısı ve küratör Ömer Tevfik Erten, Hollandalı yazar ve filozof Simon(e) van Saarloos ve ben projenin yürütücüleriyiz. Zekican Sarısoy da sosyal medya uzmanımız ve tasarım-içerik bilir kişimiz. Türkiyeli ve Hollandalı kuir sanatçılarla dayanışmayı ve bu dayanışmanın sonucu olarak var olan kültürel ağı genişletmeyi hedefleyen TTW, İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu desteğiyle geçen sene hayata geçti. Bu cevapları kaleme aldığım günün sabahında da Nisan ayında başlayan ve üç ay süren ikinci fazımız yirmi iki sanatçının proje için ürettiği yirmi işten oluşan çevrimiçi sergi, projenin başından beri Club Coweed'in ev sahipliğinde gerçekleşen çevrimiçi sohbet ve kapanış partimizle sona erdi. TTW'u IG hesabından (@throughthewindow_project) takip edebilir, üretilen birbirinden özel işlere, bu işleri üreten sanatçılara ve geçmiş sohbetlere göz atabilirsiniz.


Kariyerinizde kırılma noktası yaratan ya da sizin için çok önemli olduğunu düşündüğünüz, ayrı bir yere koyduğunuz bir projeniz var mı?

A Trans History Sung ve Koli Kanonu. Bir de Through The Window'un, her ne kadar kolaylaştırıcı-yürütücüsü olsam da, benim için çok ayrı bir yeri var.


Niçin sanat yapıyorsunuz ve devam etmeye neden değerdi?

I am not making art, I am art.


Türkiye’de sanat deyince aklınıza gelen/karşılaştığınız/var olduğunu düşündüğünüz çıkmazlar nelerdir ve bu konularda geliştirdiğiniz fikirleriniz ya da önerileriniz var mıdır?

Bu sorunun cevabını farklı cevaplarla yukarıdaki cevaplarımda bulabilirsiniz. :) Bu arada Instagram profilimi biraz da Kübra Uzun kataloğu/tarihçesi gibi kullanıyorum. Göz atmak isteyenler için IG: @qubra_uzun ve buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. <3



Kübra Uzun, A Trans History Sung, 2020