top of page

Daha anlamlı bir bütün

G-Art Galeri, 5 Mart - 24 Nisan 2026 tarihleri arasında Ateş Alpar, Beyza Durhan, Cengiz Tekin, Didem Erbaş, Ergin Çavuşoğlu, Erkan Özgen, İpek Duben, Merve Ünsal, Onur Fendoğlu, Pelda Aytaş ve Vahap Avşar’ın yapıtlarını TAKIMYILDIZLARI (veya ne yapacağımızı bilmiyoruz...) isimli grup sergisinde bir araya getiriyor. Serginin küratörlüğünü de üstlenen Vahap Avşar’la sanatın anlam üretme kapasitesi ve eleştirel potansiyeli üzerine konuştuk


Röportaj: Berfin Küçükaçar



Vahap Avşar. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz


Walter Benjamin, “takımyıldızı”nı (Almanca konstellation, Türkçe konstelasyon veya takımyıldızı) parçalı unsurların belirli bir mesafeden bakıldığında anlamlı bir bütün oluşturduğu bir model olarak tarif eder. Serginin adını ilk duyduğumda bunu anımsadım. Benjamin’in tanımıyla serginin adı arasında bir temas kurup kurmadığınızı merak ediyorum. Takımyıldızı metaforu sergi bağlamında nasıl bir anlam taşıyor?

Evet, isabetli bir bağlantı kurmuşsunuz. Takımyıldızı kavramı ilk kez Walter Benjamin tarafından ortaya atılmıştı ve günümüzde bu kavram sanat teorisinde sıklıkla kullanılmakta. Kendi işlerimde tek, biricik nesne yaratmak yerine “parçalı unsurların mesafeden bakıldığında anlamlı bir bütün oluşturduğu bir model” kavramını benimseyerek çalıştığım için bu serginin kavramı da aynı yaklaşımla ortaya çıktı. Sergiye katılan bağımsız sanatçılar ve işleri birlikte okunduğu zaman tek tek olduklarından daha anlamlı bir bütün oluşturacakları ve bazı gizli anlamları ortaya çıkaracaklarını ümit ediyoruz.


Serginin basın bülteninde şu cümle ilgimi çekti: “Sergi, sanatın imkânlarını tartışmaya açarak mevcut sosyoekonomik ve politik iktidarlara, kapitalizm ve onun propaganda aygıtı olan tüketimci oyunlara karşı nasıl direndiğimizi ifade eden ve bu yapılara karşı alternatif anlam alanları yaratan tek disiplin olan sanatı mercek altında alıyor.” Sanatı, burada bahsettiğiniz anlamları yaratan tek disiplin olarak tanımlamak ona büyük bir önem ve dolayısıyla da görev yüklüyor diye hissediyorum. Sanata bu ölçekte bir rol atfetmek, onu dönüştürücü bir özne olarak tahayyül etmeyi gerektiriyor. Sizce çağdaş sanat bugün hâlâ böyle bir özerkliğe sahip mi, yoksa eleştirel potansiyeli de temsil ettiği sistem tarafından soğuruluyor mu?

Özellikle diğer bütün değer sistemlerin, kurumlar ve ideallerinin yerle bir olduğu son zamanlarda çağdaş sanatın dönüştürücü gücü benim için daha da büyük bir önem kazandı. Hayatım boyunca sanat üretimine ve sanatın toplumdaki rolüne verdiğim öncelik bu nedenden kaynaklanıyor.


Sergide yer alan sanatçıların pratikleri birbirinden farklı yönelimler taşıyor. Bu çeşitlilik serginin düşünsel dünyasıyla nasıl bir ilişki kuruyor? Sergide ortak bir hat mı beliriyor, yoksa kavramsal çerçeve sanatçılar arasındaki mesafede mi oluşuyor?

Sergiye davet edilen sanatçıların pratikleri farklı olmakla birlikte, sanat yapma sebepleri ile düşünme ve üretim biçimlerinde ortak yönler var. İşlerin seçimini yaparken yıldız metaforunu özellikle düşündük. Her biri farklı yerlerde ve mesafelerde parlayan yıldızlar ancak belli bir mekânda, belli bir mizansenle bir araya geldiklerinde ortaya çıkacak etki ve bizim üzerimizde yaratacak düşünceleri, hisleri gördüğümüzde bu sorunun cevabını tam anlamıyla görebileceğiz.


Sergide sanat, bir anlam kurma pratiği olarak konumlanıyor; dolayısıyla estetik öneriden öte bir yerde, düşünme ve algılama biçimlerimizi etkiliyor. Peki anlam, kurulduktan sonra hangi süreçler aracılığıyla daha geniş bir etki alanına yayılır ya da başka bir deyişle anlam, eylem biçimlerinde somut bir karşılık üretebilir mi, nasıl?

Bu güzel olduğu kadar cevabı da zor bir soru. Şöyle ki, ispatı ve ölçülebilirliliğinin imkânsızlığına rağmen anlamın hayatımızda somut karşılık bulabilmesinin önemi ve gerekliliğine inandığımız için sanat (ve felsefe) üzerinde çalışıyoruz. Böyle bir sergiyi yapmak bu konudaki bir girişim ve izleyicinin bu anlamları sergiyi görünce algılaması mümkün, ancak hayatında somut karşılık bulması zaman alabilir.


Serginin küratoryal çerçevesi, sanatın dönüştürücü gücünü düşündürüyor; dönüşümden hoşlanmayan bir yapı varsa bu otoritedir sanıyorum. Sanatın ve sanatçının otoriteyi sarsıcı bir tehlike olarak görülmesi bana Maleviç’in tutuklanmasını hatırlattı. Bu örnek, meselenin yalnızca içerik değil, gerçekliği kurma biçimi olduğunu düşündürüyor. Size şu soruyu sormak istiyorum: Anlam üretim biçimleri dönüştüğünde otoritenin zeminini neden kırılganlaşır?

Her şey değişken olduğu gibi otorite de değişkendir. Sanatın dönüştürücü gücü sanatın kendisine ve topluma fayda sağlar. Bu durum otorite için sakıncalı da olabilir faydalı da. Bunu tahmin etmek hem zordur hem de sanatçının çok umursadığını söyleyemeyiz.



TAKIMYILDIZLARI (veya ne yapacağımızı bilmiyoruz...), Sergiden görünüm, 2026, G-Art Galeri

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page