Suyun hafızasına ağıt
- Merve Akar Akgün

- 20 May
- 3 dakikada okunur
Eda Şarman’ın Suyla Oyun isimli kişisel sergisi, 21 Haziran’a dek Bebek Sanat’ta devam ediyor. Suyun yokluğu etrafında şekillenen sergi, İstanbul’un kuruyan su yapıları ve dönüşen kent dokusu üzerinden ekolojik ve mekânsal hafızaya bakıyor
Yazı: Merve Akar Akgün

Eda Şarman, Suyla Oyun, Sergiden görünüm, 2026, Bebek Sanat
Geçtiğimiz ay, güneşli bir öğlen vakti, Bebek Sarnıcı’nın küçük kapısından içeriye girdiğimde etrafımı eksik olan bir şeyin ağırlığı sardı. Loş, taş duvarlarla kaplı mekânın bana ilk verdiği şey kuru, kurumuş bir boşluk hissi oldu. Şehre su sağlamak amacıyla inşa edilmiş ve yüzyıllar boyunca görevi suyu tutmak, korumak olan bir sarnıcın içindeyim fakat etrafımda su yok. Pardon, var. Eda Şarman’ın Burun Akıntısı ismini verdiği mekanik yerleştirmesinden damla damla su akıyor.
40'lı yaşlarımın getirdiği varoluşsal bir sorgulama eşliğinde, benden genç bir sanatçının şehrin tükenen sularını araştırarak ürettiği işleri inceliyorum. Eda uzunca bir süredir su ile çalışıyor. Bizim nesil, doğanın ve müştereklerin tahribatına bir süreç olarak tanıklık etti ancak Şarman’ın kuşağı, bu yıkımın ortasına, su krizinin ve ekolojik felaketin gerçekliğine doğdu. Bu yüzden Bebek Sarnıcı’nda izlediğim bu yerleştirmeyi genç bir insanın yeryüzüne ve kaybettiğimiz müştereklere yaktığı bir ağıt olarak okuyorum.
Eda Şarman, içilebilir suyu olmamasına rağmen yüzyıllardır yerleşik toplumların yaşayageldiği İstanbul kentini bedenlenmiş bir hafıza gibi okuyarak Bayramhan’dan Şerefiye Sarnıcı’na uzanan dehlizlerde ve eski binaların dökülen sıvalarında suyu arıyor. İstanbul’un tarihsel dokusunda sıkça karşımıza çıkan, kireç ve kiremit tozunun birleşimi olan Horasan harcı, Şarman’ın ellerinde şehrin organik bir uzvu olmuş. Kendi ifadesiyle, harcı kardığı, molozları bir araya getirdiği süreçte ortaya çıkan toz dumanı yatıştırmak için zorunlu olarak kullanılan su, sanatçının zihninde bir “çeşme yaratığı” imgeliyor. Su hem malzeme hem de yapıcı ve birleştirici bir fail. Ama yokluğu da çürütüyor.
Solda: Eda Şarman, nature pumps! ; Sağda: Eda Şarman, Çeşme Yaratığı
Şarman’ın pratiği, coğrafyalar ve katmanlar arası bir kazı çalışması gibi işliyor. Suyun izini sürerken aslında insanın yeryüzüne yaptığı tahribatın da haritasını çıkarıyor. Bebek Sarnıcı’ndaki bu yerleştirme, el değmemiş doğadan İstanbul’un betonlarına uzanan bir araştırmanın son durağı. Eda, Ağustos 2023’te Leitrim Sculpture Center’daki konuk sanatçı programında ürettiği nature pumps! serisinde, şelaleden aldığı kalıplarla insan bedeni ve doğanın organik akışını birbirine teyelliyordu. 2024’te Pasaj x Barın Han’daki Çeşme Yaratığı sergisinde ise nature pumps!’taki suyun şefkatli ve akışkan hali, kentsel ve sert bir gerçekliğe dönüşüyordu. İrlanda'da bir şelaleyle kurduğu bedensel temas, İstanbul'un vahşi kentsel dönüşümünde yerini molozların arasından sızmaya çalışan çaresiz bir suya bırakıyordu. 2025 yılında Non.Sight’ta gerçekleşen Su Ejderhası sergisinde ise İstanbul’un kurumuş derelerinin ve akmayan tarihi çeşmelerinin izini sürerek suyun kentsel hafızadaki yerini ve yeryüzüyle olan kadim etkileşimini araştırıyordu. Eda Şarman’ın ekolojik belirsizlik ve kuraklık kaygılarının ekseninde şekillendirdiği çok katmanlı anlatısı, suyu tüm canlıları birleştiren varoluşsal bir bağlaç ve geleceğin mitolojik koruyucusu olarak yeniden düşünmeye davet ediyordu.
Eda Şarman, Su Ejderhası, 2025, Non.Sight
Ben, bugün, Bebek Sarnıcı’nda, yolculuğun işlevsiz kalmış bir durağındayım. Sarnıçlar, kentin yanlış yapılaşması sonucu “azalan su geçirgenliği” yüzünden felç olmuş durumda. Sergi metninde de yazdığı gibi, sarnıç kurak olsa da suyun tekinsizliğini ve yokluğunu, ona yakınlığımızı hatırlatan martılardan ya da susuzluğun gerginliğini imleyen kedilerin huzursuzluğundan okunuyor. Bir zamanlar Dereboyu Caddesi’nin gürül gürül akan dereleri bugün nerede?
Hikâyenin enteresanlaştığı yer, suyun bugünkü politik ve toplumsal karşılığı. Bir zamanlar Dereboyu Caddesi’nden gürül gürül akan, yağmur sularını topraktan taşıyan dereleri bugün betonun boğduğu çarpık kentleşme vesilesiyle kurumuş durumda. Su, artık ortaklaşa paylaşılan, mahallelinin gidip çeşmeden doldurduğu bir hak olmaktan çıkmış. Şarman’ın pratiği, tam da bu gasp edilişi, suyun şirketleşmiş bir meta, bilançolarda bir veri ve en nihayetinde pet şişelere hapsedilmiş bir tüketim nesnesi haline gelişini sorguluyor. Tasarım, toplum ve teknolojinin kesişiminde yürüttüğü akademik araştırmasının beslediği bu bakış açısı, insanoğlunun suyu yönetme (ya da yönetememe) kibrine doğrudan bir eleştiri sunuyor. Suyu depolayamayan, onu kendi döngüsünde özgür bırakamayan bir sisteminin, aslında kendi sonunu nasıl tasarladığını izliyorum sanatçının yapıtlarında.
Eda Şarman, Burun Akıntısı, 2026, Gözenekli seramik, inşaat iskeleti, moloz, su pompası, su
Yerleştirmedeki figürlere yakından bakıldığında, bu krizin bedensel tezahürleri de görülebilir: molozların, sürekli ve acımasız bir kentsel dönüşümün yarattığı yıkım hissinin ortasında duran, burnunun ucundan damla damla ter damlayan insan figürü; suyu tutmaya çalışan ama bardağın yarısı dolu yarısı boş çarkında sürekli başa dönen, bir türlü dolamayan, hiç su tutamayan kinetik umutsuzluk…
Bu sergi bir ağıt, evet. Çünkü içinde gideni geri getiremeyeceğimizin, Dereboyu Caddesi’nin altındaki dereleri betonları kırarak yeniden özgür bırakamayacağımızın kabullenişini de barındırıyor. Eda Şarman, suyla ilişkisi tekinsizleşmiş, suya temas etmekten korkar hale gelmiş günümüz insanının psikolojik panoramasını çıkarıyor, kurumuş bir sarnıcın ortasında durup “Su olmasa nasıl bir şey olabiliriz?” sorusunu soracak kadar da cesur.
Eda Şarman, Su Yakın Olmalı
Eda Şarman Suyla Oyun sergisinde izleyiciye kurumuş çeşmeler, işlevsizleşmiş su yapıları ve metalaşmış doğa bağlamında, kendi yansımalarına bakabilecekleri, aynadan daha berrak bir yüzey sunuyor. Farklı bir ifadeyle, suyun durduğu yerde hayatın akışına (ya da akamayışına) dair sert sorgulamayı sarnıcın duvarlarına yazarak, hepimizi kendi payımıza düşenle yüzleştiriyor.





















Yorumlar