Sinopale’den ne öğrenebiliriz?
Sinopale'nin onuncu edisyonundan hareketle bir bienalin bulunduğu kentle nasıl ilişki kurabileceğini, serginin ötesinde hangi imkânları yaratabileceğini ve yerleşik kültürel modellerin farklı ihtiyaçlar doğrultusunda nasıl yeniden şekillendirilebileceğini ele alıyoruz
Yazı: Berfin Küçükaçar
Neden hâlâ bienallere ihtiyaç duyuyoruz? Bienallerin ortaya çıkışında farklı coğrafyalarda üretilen sanatın görünürlük kazanması, sanatçıların ve düşüncelerin uluslararası ölçekte dolaşıma girmesi önemli bir yer tutuyordu. Bugün sanatla karşılaşma, bilgiye erişme ve dünyanın farklı yerlerindeki üretimlerden haberdar olma imkânlarımız büyük ölçüde değişti. Bienallerin de bu değişimle birlikte nasıl bir ihtiyaçtan doğduğunu, kimler için ve hangi koşullarda düzenlendiğini yeniden düşünmek gerekiyor. “Bir şehirde bienal düzenleme fikri nasıl ortaya çıkar?” sorusunun yanıtı ise bienalin o şehirde nasıl bir yer edineceğini de belirliyor. Sinop'ta yirmi yıldır sürdürülen Sinopale deneyimi, bir bienalin bulunduğu şehirle nasıl ilişki kurabileceği, orada hangi imkânları yaratabileceği ve zaman içinde neleri değiştirebileceği üzerine düşünmek için ilginç bir örnek.
Deniz Kırkalı, Marina Fokidis, Mariam Natroshvili ve T. Melih Görgün'ün küratörlüğünü üstlendiği Sinopale'nin onuncu edisyonu, Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi başlığıyla 2 Eylül - 15 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleşiyor. 23 sanatçı ve sanatçı inisiyatifinin katıldığı bienalin 25 Eylül'de açılan ana sergisi Sinop Eski Askerî Gazino Binası'nda toplanıyor. Hal Sinop Buluşma Merkezi, Sinop Kültür Evi, Âşıklar Caddesi Sahil Başı ve Konak da bienalin kullandığı diğer mekânlar arasında yer alıyor. Bu mekânlarda performanslardan geriye kalan çalışmalar ve Sinopale'nin yirmi yıllık geçmişine ayrılmış bir sergiyle karşılaşıyoruz. Bienalin hazırlık sürecinde sanatçılarla kent sakinleri arasında kurulan ilişkiler, ortak üretimler, atölyeler ve sergiye doğrudan yansımayan çalışmalar da bu edisyonun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bütün bunlar, Sinopale'nin sanat üretimine ve kültürel örgütlenmeye yaklaşımı hakkında ipuçları veriyor.
Sinopale 10'da sergilenen yapıtların ortaya çıkış süreçleri de en az yapıtların kendisi kadar üzerinde durmaya değer. Edisyonun 2 Eylül'de başlayan üretim sürecinde sanatçılar Sinop'a gelerek çalışmalarını kentte gerçekleştiriyor. Sanatçıların burada geçirdikleri zaman, karşılaştıkları insanlar, üretim sırasında başvurdukları bilgiler ve birlikte geliştirdikleri yöntemler, bir bienalin kent yaşamında nasıl karşılık bulabileceğini düşündürdü. Sinopale 10'dan dönerken aklımda sanatçıların, kültür kurumlarının ve yerel kültür politikalarını şekillendiren tüm paydaşların bu deneyimden neler öğrenebileceği sorusu vardı.
Bu sorunun peşinden gitmek için Sinopale'nin yirmi yıllık geçmişine bakmak iyi bir başlangıç noktası. Onuncu edisyona eşlik eden ve bienalin sona ermesinin ardından da bir süre ziyarete açık kalacak olan 20. yıl sergisi, Konak'ta düzenleniyor. Önceki edisyonlardan seçili yapıtların yanı sıra Sinopale'nin yayımladığı kitaplar, yer aldığı araştırma ve projelere ilişkin yayınlar ve yıllar boyunca hazırlanmış Sinopsis gazeteleri de sergide bulunuyor. Bu malzemeler, yirmi yıl boyunca yürütülen çalışmaların kapsamını ve farklı dönemlerden bugüne nelerin ulaştığını görmeye imkân tanıyor.
Sinoplu gençlerin de üretimine katıldığı Sinopsis gazetelerinde sanatçıların çalışmaları, bienal kapsamında gerçekleşen etkinlikler ve kentin gündelik yaşamına ilişkin içerikler yer alıyor. Konak'taki sergide bu gazetelere Sinopale'nin kendi yayımladığı kitaplar, yer aldığı projelere ilişkin yayınlar, sanat yıllıkları ve akademik çalışmalar eşlik ediyor. Sinopale'nin yıllar içinde yürüttüğü faaliyetleri belgeleyerek oluşturduğu arşiv, bu yayınların bir araya gelmesiyle daha geniş bir bağlamda okunabiliyor. Arşivi incelerken dikkatimi çeken ise farklı yıllarda aynı isimlerle, bazen de aynı yüzlerle yeniden karşılaşmak oldu.
Örneğin sergide görev alan gençlerden biri, yaklaşık on yıl önce Sinopale'nin çocuk atölyelerine katılmış. O dönem hazırlanan Sinopsis gazetelerinde fotoğrafları da bulunuyor. Yıllar sonra aynı kişinin Sinopale'nin başka bir faaliyetinde yeniden karşımıza çıkması, bu girişimin çevresinde zamanla oluşan topluluğa ilişkin bir fikir veriyor. Arşivdeki bu tür karşılaşmalar, Sinopale'nin kentte kurduğu ilişkilerin yıllar içinde nasıl devam ettiğini ve farklı biçimler aldığını görmemizi sağlıyor. Onuncu edisyondaki bazı çalışmaların üretim süreçleri ise bu ilişkilerin bugün nasıl kurulduğuna dair somut örnekler sunuyor.
Adina Mocanu, Sténopé / Sinope, 2026, Yerleştirme, ışık, folio üzerine baskı, iğne deliği kutu kameralar
Performans, video ve fotoğraf mecralarıyla çalışan, pratiğinde oyun ve dönüşüm fikrine yer veren Adina Mocanu'nun Sténopé / Sinope isimli projesinde Sinop sakinleriyle birlikte iğne deliği kameralar üretiliyor. Fotoğrafın en temel yöntemlerinden biri etrafında gelişen bu çalışma, katılımcıların görüntü üretiminin farklı aşamalarına dahil olmasına imkân tanıyor. Kameranın hazırlanması, ışığın ve zamanın görüntü üzerindeki etkisinin deneyimlenmesi, ortaya çıkacak sonucun beklenmesi, birlikte yürütülen bir araştırmanın parçaları hâline geliyor.
Tanja Ostojić, Menopoz İçin Çay Partisi III, 2026, Pamuk üzerine nakış/enstalasyon, 185 × 298 cm ve Sinop'ta gerçekleştirilen atölye çalışmaları
Tanja Ostojić'in Menopoz İçin Çay Partisi III isimli çalışması ise Hamıneli Çarşısı'nda Sinoplu kadınlarla gerçekleştirilen buluşmalardan doğuyor. Uzun yıllardır feminist sanat, toplumsal cinsiyet, göç ve kolektif üretim üzerine çalışan Ostojić, son dönem projelerinde menopoz deneyimini de araştırıyor. Çay içmek, sohbet etmek ve nakış işlemek gibi gündelik pratikler etrafında bir araya gelen kadınlar, menopoz üzerine kendi deneyimlerini paylaşabilecekleri bir ortam oluşturuyor. Çalışmanın konusu kadar, bu konuşmaların hangi koşullarda gerçekleştiği de üzerinde durmaya değer. Katılımcıların birbirlerini dinleyebilmeleri, kişisel deneyimlerini paylaşabilmeleri ve birlikte zaman geçirebilmeleri için bir buluşma zemini hazırlanıyor.
Eylem Ertürk, Katılımcı Gelecek Yürüyüşleri: Shared Walks | Futures, 2026, Yerleştirme, katılımcı yürüyüş performansı sonuçları, 7,5 × 10,5 cm boyutunda 25 yürüyüş kartı, A4 boyutunda 5 adet el yapımı kitap, bulunmuş objeler
Sanatçı ve araştırmacı Eylem Ertürk'ün Shared Walks | Futures (Katılımcı Gelecek Yürüyüşleri) projesi ise kentin geleceği üzerine düşünmek için yürümeyi bir yöntem olarak kullanıyor. Uzun yıllardır kamusal alan, kültürel katılım ve yerel kültür politikaları üzerine çalışan Ertürk, 2018'de başlattığı Shared Walks kapsamında birlikte yürümenin farklı araştırma ve diyalog biçimlerine nasıl imkân verebileceğini araştırıyor. Sinopale'de gerçekleştirdiği çalışmada katılımcılar, beden, doğa, malzemeler ve toplumsal pratikler gibi temalar etrafında hazırlanmış yönlendirme kartlarıyla ikili gruplar hâlinde yürüyor. Gözlemlerini ve deneyimlerini paylaşırken yaşadıkları çevrenin geleceğine ilişkin farklı ihtimalleri de tartışıyorlar. Ertürk'ün çalışmasını bu bağlamda önemli buluyorum: Bir kentin geleceği üzerine düşünmek için o kentte yaşayan insanların gündelik deneyimlerinden hareket ediyor ve geleceğe ilişkin tahayyüllerini konuşabilecekleri bir yöntem öneriyor.
Evrim Kavcar, Sea Leads, 2026, Video yerleştirme, deneysel animasyon, ses
Evrim Kavcar'ın Sea Leads adlı stop-motion animasyonu, Sinop kıyılarında küçük bir teknede üretilmiş. Sanatçı, fotoğrafları çekerken tekneyi kadrajda sabit tutuyor. Böylece teknenin hareketine bağlı olarak arka plandaki denizin çizgisi sürekli değişiyor; ufuk çizgisi bir sağa, bir sola eğiliyor. Sergide animasyonun bulunduğu duvarda, Kavcar'ın çalışma sürecinde ortaya çıkan çağrışımlarını yazdığı notlarla da karşılaşıyoruz. Yapıtın üretim koşulları ve bu notlar birlikte düşünüldüğünde, sanatçının denizle kurduğu ilişki daha belirgin hâle geliyor. Kavcar'ın çalışmasında Sinop'un insan dışı unsurları, özellikle de denizin hareketi, üretimin nasıl ilerleyeceğini belirleyen etkenler arasında yer alıyor.
Bu çalışmaların ortak noktası, üretim süreçlerinin Sinop'ta kurulan ilişkilere, karşılaşmalara ve kentin koşullarına açık olması. Kimi zaman kent sakinleriyle birlikte geliştirilen bir yöntem, kimi zaman bir yürüyüş sırasında gerçekleşen konuşmalar, kimi zaman da denizin hareketi, yapıtların nasıl biçimleneceğinde rol oynuyor. Bence Sinopale 10'un sergi olarak en güçlü yanı da burada: Sinopale'nin yirmi yıldır geliştirdiği üretim anlayışının, sanatçıların birbirinden farklı pratiklerinde somut karşılıklar bulması. Sergi, bu yönüyle Sinopale'nin çalışma biçimini de görünür kılıyor.
Bütün bunların gerçekleşebilmesi, sanatçılarla kent sakinleri arasında iletişim kurulmasından çalışma ortamlarının hazırlanmasına, katılımcıların davet edilmesinden üretim süreçlerinin yürütülmesine kadar uzanan bir organizasyon gerektiriyor. Bienalin kentle kurduğu ilişkinin niteliğini anlamak için bu emeğin nasıl örgütlendiğine de bakmak gerekiyor.
Sinopale'nin yirmi yıllık deneyiminde bütün bu emeği harekete geçiren düşüncenin, Sinop'un kültürel geleceğini kentin kendi içinden şekillendirme çabası olduğunu düşünüyorum. Bir şehirde bienal düzenlemek için o şehirde henüz bir bienal yapılmamış olması yeterli bir gerekçe mi? Sinopale'nin deneyimi, bu soruyu tersinden düşünmeye imkân veriyor. Önce kentin ihtiyaçları, mevcut imkânları ve kültürel yaşamına ilişkin bir arayış beliriyor; bienal de bu arayışın kullanılabilecek araçlarından biri hâline geliyor. Böylece uluslararası sanat dünyasında yerleşmiş bir format, bulunduğu yerin koşulları doğrultusunda başka bir işlev kazanırken bienalden ne beklendiğine ilişkin kabulleri de değiştirmeye başlıyor.
Burada bienalden ne anladığımız da değişiyor. Bienal dediğimizde belirli tarihler arasında ziyaret edilebilen bir sergiyi kastediyoruz. Sinopale'de ise bienal, hazırlık süreçlerini, edisyonlar arasında sürdürülen faaliyetleri ve yıllar içinde gelişen girişimleri de kapsıyor. Çocuklara yönelik sanat atölyeleri, yerel kültür politikalarının tartışıldığı forumlar, kamusal alanın kullanımına odaklanan Ayda 1 Gün Sokak Bizim etkinlikleri ve Sinopale Film Festivali, bu faaliyetlerden bazıları. Sergi, bütün bu sürecin görünürlük kazandığı anlardan biri ve aynı zamanda onu ilerletmenin bir aracı.
Sinopale'nin konvansiyonel bienal anlayışıyla arasındaki mesafe, ölçek meselesini de gündeme getiriyor. Bienallerin uluslararası sanat dolaşımında üstlendikleri rolü düşündüğümüzde, büyüklük ve görünürlük önemli ölçütler olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bir bienalin bulunduğu şehirdeki işlevini değerlendirirken başka sorulara da ihtiyaç var. Hangi gereksinimlere yanıt veriyor? Kentin kültürel yaşamında nasıl bir değişim hedefliyor? Kullandığı formatı bu hedefler doğrultusunda ne ölçüde dönüştürebiliyor?
Yazının başındaki “Neden hâlâ bienallere ihtiyaç duyuyoruz?” sorusuna Sinopale'nin verdiği yanıtı burada arıyorum. Bir bienalin varlığını anlamlı kılan şey, onu düzenleme kararının arkasındaki düşünceyle ve bu düşüncenin hayata geçirilme biçimiyle yakından ilişkili. Sinopale'den öğrenebileceğimiz belki de en önemli şey, yerleşik bir kültürel modeli kendi koşullarımız ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda yeniden kullanabilmenin imkânı.





Yorumlar