Rica etsem akışı kesebilir miyiz?

Sanat eleştirmeni Murat Alat’ın unlimitedrag.com üzerinden Cuma günleri yayınlanan Egzersizler serisi bu hafta bir önceki yazıyla* ilişki kurarak devam ediyor : “Hareketin olduğu yerde kaos vardır. Kaosun olduğu yerde de ölüm. Kaosu düzene sokmak, dünyayı bozulmadan arındırmak kendini ölümsüzlük fantezilerinde gösterir.”

Yazı: Murat Alat



2007 yılında Halil Altındere küratörlüğünde Karşı Sanatta Gercekçi Ol, İmkânsızı Talep Et sergisi düzenlenir ve açılış akşamı Ha Za Vu Zu’nun bir performansının olacağı duyurulur. Maşinik adlı performansa dahil olmak isteyenlerin saat 18:30’da serginin gerçekleştiği Elhamra Pasajı’nın girişinde olmaları gerekmektedir. Zamanı geldiğinde söylenen yerde toplanan kalabalıktan el ele tutuşup tek sıra halinde dizilmeleri istenir. Katılımcılar ne olursa olsun birbirlerinin ellerini bırakmamalı, sırayı zinhar bozmadan İstiklal Caddesi’ni boydan boya katedip Saint Antoine Kilisesi’nin duvarına değinceye kadar ilerlemelidir. Sanatçılardan aldıkları talimatlar doğrultusunda harekete geçen grup, caddenin yoğun akışını kesme görevini icra etmek üzere akşam kalabalığını yara yara hedefine doğru ilerlemeye başlar. Günün son saatlerine yaklaşıyor olmanın verdiği bıkkınlıkla harmanlanmış bir telaş içinde, caddede aşağı yukarı yürüyen alelade insanlarla performans katılımcılarının ilk karşılaşması yumuşak olur. Başlarda iki tarafın da yürüyüş rotalarında ufak değişiklikler yapmaları muhtemel çarpışmaları engellemeye kafi gelir. Ancak sanat gibi yüksek bir amaç uğruna hareket eden grubun kararlı ilerleyişi bir yerden sonra caddeden geçenlerin kaotik hareketini zora sokmaya başlar. Performans katılımcıları attıkları her adımla caddedeki hareketi biraz daha krize sokar ve başta İstiklal’in alışılageldik tuhaflıklarından biri olarak hoşgörülen performans, kısa zamanda anonim kalabalıkta tepki uyandırır. Bu tepki de başta yumuşaktır; ilk olarak kalabalık önüne çekilmiş insan duvarıyla müzakere edip yoluna devam etmenin yolunu arar, ancak katılımcılar talimatlar uyarınca el ele tutuşmakta diretince işin rengi değişir. Sürtüşmeler kaçınılmaz olur, yumruklar sıkılır, sanat çıplak gerçeklikle yüzleşir. Neticede haklı olarak zora gelemeyen grup hedefe varamadan dağılır ve performans biter. Kaotik akışın şiddeti karşısında sanat anlamsızlaşmıştır. Yoksa anlam tam bu noktada mı belirir?


Ölüm el ele tutuşmuş ya da tutuşturulmuş toplumun göbeğinde bir gayya kuyusu açar. Düzenin içinde onanmaz bir düzensizliktir, vuku bulduğunda birbirine kenetlenmiş eller boşa düşer. Sadece içine düşeni etkilemez bu boşluk. Kuyunun tam çeperinde olanlar, gayba kapılamktan kurtulmuş olsalar da kayıpla yüzleşmek zorundadır. Dehşet peyda olur ve dalgalar halinde yayılır. Dalgaların çapı uzadıkça travma da azalır ama ilk çemberde olanlar en büyük risk altında olanlardır. Cenaze ritüelleri, başsağlığı dilekleri hepsi ama hepsi bu ilk çemberde olanların gayba karışmasını engellemek içindir. Gaybın yüzünü görenlerin, dehşetin gözlerinin içine bakanların dili tutulur. Dil –toplumu bir arada tutan düzen– işlevsiz olur. Dilin bağrında bir yara açılır ve bu yarayı doldurmak için türlü dualar, temenniler, anlamsız sözler kuyuya atılır. Düzensizliğin üzeri ritüellerle, düzenle örtülmeye çalışılır.


Maşinik anlamını ne zaman kazanır, performans kendini ne zaman gerçekleştirir, sanat ne zaman açığa çıkar? Ha Za Vu Zu’nun performansa koydukları alt başlık Akışı Kesiyoruz’dur; ancak akış kesilemez. Caddeki kalabalık saldırganlaşıp kaotik akışına devam eder, performans da nihayete eremeden yarıda kalmış olur. Yine de sanatın planlarla, direktiflerle ilişkisi çetrefillidir. Planların ve direktiflerin menşei sanatçının kendisi bile olsa sanat düzenle kaosun karşılaşmasında belirir. Sanatçının zihnindeki kurgu birebir uygulanabilse bile eser anlamını gerçek hayatın içine yerleştiğinde, gerçekle yüzleştiğinde zamanın akışında bozulmaya çürümeye başladığında kazanır. Maşinik’in kurgulandığı gibi işlemesinin, tamamlanmasının tek koşulu kaostan azade bir düzeneğin içine yerleştirilmesidir; ancak bu durum performansın farazi bir uzama, olmayan bir zamana hapsolması demektir. Sanatı steril koşullarda sunmakla suçlanan beyaz küpte bile bu mümkün değil. Sanat gerçekleştiği sürece, eyleme döküldüğü sürece mekânın ve zamanın içindedir. İstiklal Caddesi’ndeki akışı durdurmak, sanat uğruna bile olsa bir anlığına da olsa düzene sokmak sanatı bu dünyadan koparır, imkânsızlaştırır. Hele söz konusu olan gücünü hareketten alan performans sanatı ise bu durum daha da aşikardır.


Hareketin olduğu yerde kaos vardır. Kaosun olduğu yerde de ölüm. Kaosu düzene sokmak, dünyayı bozulmadan arındırmak kendini ölümsüzlük fantezilerinde gösterir. Düzen her ne kadar ölüm karşısında can havliyle sığınılan bir liman gibi görünse de mutlak halinde harekete yer bırakmadığı için düşmanının kendisine dönüşür, ölümün diğer adı olur. Hem düzen hem de kaos ölüm demekse yaşam nerede bulunur? Yaşam tıpkı sanat gibi düzenle kaos’un karşılaşmasında, irtibatında açığa çıkar. Hatta bu noktada yaşamla sanat eş anlamlıdır. Maşinik sıfır noktasında, bozulmuşluğuyla, yarım kalmışlığıyla, kaos tarafından yaralanmışlığıyla saf sanattır.


Ölüm kaçınılmaz gerçek; ama ölümden daha kötü olan bir şey varsa o da ölüm korkusuyla yaşarken ölmek olsa gerek. Sanat insanı ölümden koruyamaz fakat yaşarken ölmekten koruyabilir. Hatta daha da ileri gidip insanın doya doya yaşamasını sağlayabilir.


*İlgili okuma:


Ölüm kol gezerken


Yazı: Murat Alat





274 görüntüleme