Plastik ve kaligrafik
- Berfin Küçükaçar
- 3 Mar
- 4 dakikada okunur
Berlin merkezli sanatçı Daniel Knorr’un 2018 yılında Hong Kong’un geri dönüşüm atölyelerinde temellerini attığı ve 21 Mart 2026’ya kadar Odunpazarı Modern Müze’de izleyiciyle buluşan yerleştirmesi Calligraphic Wig, plastik kullanımı üzerinden endüstriyel kirlilikle kurduğumuz psikoz haline odaklanıyor. Geri dönüşüm süreçlerindeki üretim “hatalarından” doğan bu yeni dili sanatçıyla konuştuk
Röportaj: Berfin Küçükaçar

Daniel Knorr, 2025. Fotoğraf: Bernd Borchardt
Bu işe ilk kez başladığınız dönemi merak ediyorum. Calligraphic Wig’in dünyası zihninizde nasıl şekillendi? Gerçeklik, temsil ve fantezi kavramlarıyla ilişki kurma isteği nereden doğdu? Bu yerleştirmenin ilk fikri nasıl ortaya çıktı?
2018’de Hong Kong’a ilk geldiğimde, Atina’daki Documenta işimden yola çıkan bir sergi üzerinde çalışıyordum. Hong Kong sokaklarında mümkün olduğunca “değersiz” nesne toplamam gerekiyordu; bu nesneleri sergi mekânında gösterecek ve aynı zamanda canlı bir performansta kullanacaktım. Performans sırasında, elli tonluk bir pres yardımıyla bu nesneler bir sanatçı kitabı serisinin boş sayfalarına yerleştiriliyor ve kabartılıyordu.
Malzeme tükenmeye başlayınca, serginin küratörü beni kentin sınırında yer alan bir geri dönüşüm atölyesine götürdü. Orada, plastik atıkları eritip granüle dönüştüren ve endüstride yeniden kullanılmalarını sağlayan bir plastik geri dönüşüm makinesiyle karşılaştım. Makinenin kendisi, doğanın ortasında, ormana yakın bir yerde çalışan devasa bir beden gibiydi; zaten doğayı kirletmiş olan plastiği geri dönüştürürken, bir yandan da yeni bir kirlilik üretiyordu. Bu karşılaşma, Calligraphic Wig’in hem maddi hem de düşünsel yönünü belirleyen temel kırılma anlarından biri oldu.
Plastik üretim süreçlerinde kendiliğinden ortaya çıkan formlarla çalışmanın, şansla kurduğunuz ilişkide önemli bir yeri olduğunu görüyoruz. Bu rastlantısal anları nasıl okuyorsunuz? Bazen bir formun ya da malzemenin sizi “çağırdığını” hissettiğiniz oluyor mu?
Bu geri dönüşüm sürecinde, makinenin arızalandığı ya da üretimin kesintiye uğradığı anlarda bazı nesnelerin makineden dışarı düştüğünü fark ettim. Bu nesneler, kaligrafik üç boyutlu harflere ya da denizaltı canlılarına benziyordu. Bana sanki dünya, kirlilikle kurduğumuz bu psikoz haline dair bir dil kullanıyor, bu kaligrafik formları kusarak bize mesajlar gönderiyormuş gibi geldi. Daha önce hiç böyle formlar görmemiştim. Bu nedenle bu nesneler bana son derece güçlü geldi ve onları sanatsal pratiğimin bir parçası haline getirmek istedim. Bu aşamadan itibaren şans, benim için rastlantısal bir durumdan çok, dikkatle izlenen ve takip edilen bir sürecin parçası oldu.
Daniel Knorr, Calligraphic Wig, Yerleştirme, Odunpazarı Modern Müze, 2025. Fotoğraf: Mert Derneklioğlu
İşlerinizde sık sık yeni bir “okuma”, yeni bir “dil” önerdiğinizi görüyoruz. Calligraphic Wig’de bu dil nasıl ortaya çıktı? Sürecin hangi noktasında “evet, burada başka bir alfabe açılıyor” diye düşündünüz?
Bu kaligrafik plastik formlarla çalışmaya başladıktan sonra, Hong Kong’daki ilk stüdyomun bulunduğu yer giderek belirleyici hale geldi. Stüdyom, Tsim Sha Tsui bölgesinde yer alan ve yaklaşık doksan farklı milletten insanın bir arada yaşadığı, on dört katlı ünlü Chungking Mansions’ın zemin katındaydı. Orada bir sergi yapmak istiyordum, ancak ne yapacağım henüz net değildi. Bu bölgede yaklaşık bir yıl boyunca çalıştıktan sonra işin kavramsal çerçevesi yavaş yavaş oluştu. Sergi, stüdyomda, yaklaşık 25 metrekarelik bir alanda açıldı; hemen yanında Hint bakkalları, Arap helal kasapları, metal eşya dükkânları ve sahte spor ayakkabı satan mağazalar vardı.
Bu kadar farklı insanın bir arada yaşadığı bir yerde ortak bir dil olmadığı için, Calligraphic Wig’i herkesin anlayabileceği -ya da belki hiç kimsenin anlayamayacağı- bir dil gibi kurgulamaya karar verdim. Bu karar, işin izleyiciyle kurduğu ilişkiyi ve “okunabilirlik” meselesini merkezine alan yönünü de belirledi.
Malzemeyle, özellikle plastikle kurduğunuz ilişki, çağdaş dünyanın üretim döngülerine de doğrudan temas ediyor. Bu malzeme sizin pratiğinizde nasıl bir düşünce hattı açıyor? Bu işle birlikte bu ilişkiyi yeniden düşündüğünüz anlar oldu mu?
Bu nesnelerden oluşan yerleştirme, plastik kullanımı ve kirlilikle ilişkili olarak içine düştüğümüz savrulmuş hale temas ediyor. Bir yandan zaman ve endüstriyel üretim arasındaki yansıtma etkisinin yarattığı psikozu görünür kılıyor; diğer yandan ise, ancak içinde yaşayarak deneyimleyebileceğimiz, yalnızca düşünerek tarif edemeyeceğimiz bir dünyaya dair bir fantezi kuruyor.
Bu formları insanlar için daha erişilebilir kılmak, ama aynı zamanda 20. yüzyılın ortalarında başlayan büyük ölçekli kirlilik olgusuna işaret etmek istiyordum. Bu nedenle bir otomobil boyahanesine gidip geri dönüşümden çıkan bu nesneleri boyamalarını istedim. Orada, 1970’lerden itibaren üretilmiş tüm uluslararası otomobil modellerine ait boyaların yer aldığı bir arşivleri olduğunu fark ettim. Bunun üzerine nesneleri, 70’lerden günümüze kadar üretilmiş tüm otomobil renkleriyle boyamaya karar verdim. Böylece malzeme, yalnızca biçimsel değil, aynı zamanda tarihsel bir katman da kazandı.
Daniel Knorr, Calligraphic Wig, Yerleştirme, Odunpazarı Modern Müze, 2025. Fotoğraf: Mert Derneklioğlu
Calligraphic Wig daha önce farklı bağlamlarda da gösterildi. Bir işi başka bir mekânda yeniden kurma süreci sizin için nasıl işliyor? Yer değiştirdikçe yeni duygular ya da yeni okumalar ortaya çıkıyor mu?
İşin sergilendiği mekân, algı üzerinde son derece belirleyici bir rol oynuyor. Hong Kong’daki ilk sunumda, yoldan geçenler ve çevredeki dükkân sahipleri yerleştirmeyi dördüncü ya da beşinci bir boyuta açılan bir sahne gibi algıladılar. Birçoğu burayı keşfetmek istedi, hatta burada bir dükkân açmayı hayal etti. Buna karşılık, Art Basel Hong Kong’ta bir galerinin standında sergilendiğinde, iş daha çok bir sanat yerleştirmesi olarak okundu.
İlk sunumda işi özellikle bir sanat eseri olarak adlandırmamıştım. Bu nedenle, alışveriş merkezi benzeri bir ortamın ortasında beklenmedik bir kesinti gibiydi; kimse tam olarak neyle karşılaştığını anlayamıyor, kaligrafik nesnelerin oluşturduğu bu düzenin kodunu çözmeye çalışıyordu. Bana göre işin en güçlü anı buydu. Chungking Mansions’taki o küçük alanda kalıcı olabilseydi, kamusal bir işe dönüşebilirdi. Ancak Hong Kong gibi bir şehirde, her küçük alanın bile ciddi bir ekonomik karşılığı var.
Bu nedenle iş, farklı mekânlarda ve farklı kültürlerde farklı dinamikler geliştiriyor. Daha sonra Almanya’da, Haus der Kunst ve Kunsthalle Tübingen’de iki kez sergilendi. Bu iki mekân arasında bile tarihsel olarak belirgin bir algı farkı vardı. Tübingen bir öğrenci kenti ve Kunsthalle genç bir kurumken, Haus der Kunst’un II. Dünya Savaşı ve Nazi Almanyası’na uzanan ağır bir geçmişi var.
Yine de bu iş, farklı kültürlerin algısını bir araya getiriyor. İnsanların yeni bir dünyayla karşılaşmaktan memnun olduklarını görüyorum; bu dünya, çevresel tarihteki geçmiş eylemlerimize bakmayı ve gelecekteki sürdürülebilir üretim pratiklerini yeniden düşünmeyi mümkün kılıyor. İşin farklı bağlamlarda ürettiği bu değişken okuma hali, Calligraphic Wig’in temel dinamiklerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.















Yorumlar