Anlamı açık bırakmak
- Doğancan Yılmaz
- 23 saat önce
- 5 dakikada okunur
Ömer Emre Yavuz’un Form, Gerilim ve Süreksizlik Üzerine isimli kişisel sergisi 29 Ekim - 6 Aralık 2025 tarihleri arasında Non-Sight’ta gerçekleşti. Sanatçıyla nesne ile anlam arasındaki mesafenin açıldığı bir üretim pratiğini, malzemenin geçicilik üzerinden kazandığı eleştirel potansiyeli ve heykelin maddi düşünme biçimini konuştuk
Röportaj: Doğancan Yılmaz

Ömer Emre Yavuz
2025 sonbaharında Non.Sight’ta gerçekleşen Form, Gerilim ve Süreksizlik Üzerine, pratiğinde bir süredir dolaşımda olan meselelerin yoğunlaştığı bir an gibi duruyor. Bu sergiyi kendi üretim çizgin içinde nasıl konumlandırıyorsun?
Son yıllarda sanatın konusundan çok nesnesine oradan da nesnenin giderek konu haline geldiği süreçlere odaklandım diyebilirim. Bunu da bir sanatsal araştırma olarak görüyorum. Non.Sight’daki sergide gündelik hayatta karşılaştığım gözüme takılan nesnelerin bir biçimde sanat eserine dönüşmesi öne çıktı. Bu kavramın sanat tarihinde bir karşılığı var. Özellikle Kaprow’un Sanat ve Hayat Arasındaki Sınırların Bulanıklaşması kitabı beni çok etkilemişti. Ayrıca bu sergi bir önceki sergide başlayan araştırmanın devamı niteliğinde. Çünkü gündelik nesneleri ilk olarak orada kullanmaya başladım.
Ömer Emre Yavuz, Form, Gerilim ve Süreksizlik Üzerine, Sergiden görünüm, Non-Sight, 2025
İşlerinde temsil üretmekten bilinçli olarak uzak durduğunu görüyorum. Hazır nesneyle çalışırken anlamı ve ifadeyi geri çekmek, izleyiciyle nasıl bir ilişki kuruyor? Temsili olmayan bir yaklaşım senin için neyi mümkün kılıyor?
Evet, haklısın. Temsil, tasvir ya da betimlemeden özellikle kaçınıyorum. İzleyiciye doğrudan ya da hemen bir bakışta anlayabileceği eserler sunmak yerine anlamı açık bırakmaya çalışıyorum. İzleyiciye yorumlayabileceği deneyimleyebileceği bir alan yaratma çabam var. İzleyici bir sanat eserine bakıp burada sadece sıradan bir nesne de görebilir, sanatçının pratiği üzerine araştırma yaparak derinleşmeyi de tercih edebilir. Dolayısı ile temsili olmayan bir yaklaşım izleyicinin belki de basitçe bu eser ya da eserlere baktığımda ne sanatçı anlatıyor yerine ne hissediyorum ve neden böyle hissediyorum diye sorabilmesini olanaklı kılıyor.
Ömer Emre Yavuz, Etkileşimler, Sergiden görünüm, Art On, 2023
2023’te Art On’da gerçekleştirdiğin Etkileşimler sergisinde, extruder kullanarak ürettiğin kil işler önemli bir yer tutuyordu. Bu extruder’ların kesitlerini kendin tasarlamış olman, formu doğrudan süreç içinde üretme fikrini öne çıkarıyordu. Çamur, toprak gibi geleneksel bir malzemeyi geçicilik üzerinden düşündüğümüzde, bu işlerde seni asıl ilgilendiren neydi? Malzemenin doğası bu süreci nasıl belirledi?
Extruder daha çok seramik üretiminde kullanılan bir alet. Kil malzemeyi presleyerek belli kesitlerle şekillendirmeye yarıyor. Art On’daki sergideki işler kendi tasarladığım extruder ile kilin kendini taşıyacağı özel kesitlerin üretilmesi ile başladı. Yani kil malzemenin yapısal olasılıklarını araştırdığım bir dönemdi. Üretim sürecinde malzemenin kendi ağırlığını taşıyabilmek için belli kesitler talep etmesi ile yüzleştim. Sonrasında hazır ya da buluntu nesnelerin doğrudan kil ile etkileşimi devreye girdi. Kil malzeme seramikte ana malzeme iken heykelde tekrar tekrar kullanılan bir ara malzeme olarak iş görür. Bu işleri üretirken heykel sanatındaki kalıcı olma yanılgısı kafamı kurcalıyordu. Dolayısı ile malzemenin geçiciliği heykelin kalıcı olma yanılgısına bir panzehir olabilir gibi gelmişti.
Pek çok işinde malzeme bir araç olmaktan çıkıp doğrudan konuya dönüşüyor. Senin için bu eşik ne zaman oluşuyor?
Evet. Heykelin konusu ve nesnesi birbirinden çok ayrı şeyler. Özellikle de yapıtınız bir şeyi temsil etmiyorsa. Özel bir konu ya da bilgi ile ilgili olmadığında anlam biçimden nesneye doğru kayar. Benim için nesne bazlı üretim, malzemenin özüne doğru bir yolculuk gibi.
Geçicilik, işlerinde yalnızca maddesel bir durumdan çok, benim için baskı ve kontrolle ilişkilenen bir hal olarak görünüyor. Malzemenin sıkıştırılması, zorlanması ya da sınırlandırılması üzerinden ortaya çıkan bu geçici durumları, ideolojik yapılara yönelik bir eleştiri olarak düşünüyor musun yoksa daha içkin ve kaçınılmaz bir durum olarak mı?
Şöyle söyleyeyim, sanat belli bir zaman diliminde belli bir toplumsal yapı içerisinde o toplumun, dönemin görsel ideolojisini ya olumlar ya da eleştirir. Ben üretimlerimde yaşadığımız toplumun sanatı/dünyayı algılayış biçimini eleştiriyorum. Geçicilik bu eleştirilerden sadece bir tanesi. Malzemenin sıkıştırılması zorlanması bir gerilim yaratıyor. Bu gerilimin yaşadığımız coğrafyada ne anlama geldiğini anlamak o kadar zor olmamalı. Feshanede açılan ve Noks Sanat Alanı’nda yer alan eserimin adı Boğulmak idi ve literal olarak bir tahta çubuk ve bir çelik halat ile Feshane’nin kolonuna sıkışarak ezilen kilden bir parça vardı. Tabii tek tek her yapıtın böyle bir açıklaması da olmayabiliyor. Dediğim gibi açık yapıt fikri beni daha çok heyecanlandırıyor.
Ömer Emre Yavuz, Form, Gerilim ve Süreksizlik Üzerine, Sergiden görünüm, Non-Sight, 2025
Sergide nefesle şekillendirdiğin koliler üretimi doğrudan bedensel bir alana taşıyor. Nefes görünür olmasa bile, işlerin oluşumunda nasıl bir rol oynuyor?
Bu işler formun elle biçimlendirilmesi yerine nefesle biçimlendirme düşüncesi üzerine bir araştırma olarak ortaya çıktı. Aynı zamanda demin bahsettiğim boğulma işinde olduğu gibi Brecht’in Hurda Alımı kitabında bahsettiği “yaşam için en ilkel soluk alma hakkı için verilen savaş”a gönderme yapan bir boyutu da var. Yine bir biçimde geçicilik meselesi de var, Manzoni’nin balon üfleyerek oluşturduğu Sanatçının Nefesi adlı eseri ile bir hesaplaşma. Manzoni “Balon şişirdiğimde, ruhumu, sonsuzlaşan bir nesneye üflüyorum” diyordu benim işlerde ise tam tersi içime çekerek onları geçici kılıyorum.
Form, Gerilim ve Süreksizlik Üzerine’de sergi metni ya da iş künyesi kullanmaman bilinçli bir tercihti. Bu yönlendirmeyi ortadan kaldırarak izleyiciyle nasıl bir karşılaşma kurmayı amaçladın?
Bu da eleştirinin bir parçası aslında. Günümüzde artık neredeyse her sergide bir sergi metni, künyelerde yapıtların ismi malzemesi gibi tüm uğraşlar izleyici anlasın diye yapılıyor. Ben işlerimi tek tek açıklamayı sevmiyorum. İşler açıklandığında izleyiciye üzerine düşünecek ve keşfedecek bir alan kalmıyor.
Ömer Emre Yavuz, Form, Gerilim ve Süreksizlik Üzerine, Sergiden görünüm, Non-Sight, 2025
Pandemi öncesinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Deneysel Heykel Atölyesini kurdun. Böyle bir alan açmak, senin ve öğrencilerinin üretim pratiğini nasıl etkiledi?
Deneysel Heykel Atölyesi, önceden belirlenmiş bir hedefin ya da estetik sonucun değil, bir problem alanının açılması ihtiyacının sonucu olarak ortaya çıktı. Öğrencilerin üretimlerini belli bir biçim ya da dil doğrultusunda yönlendirmektense, onları malzeme, mekân ve süreçle doğrudan karşı karşıya getirecek bir ortam yaratmak temel amaçtı. Bu nedenle atölyeyi, bir üretim mekânından çok, düşünmenin ve denemenin mümkün olduğu bir alan olarak kurguladım. Sonrasında atölyede neyin ortaya çıkacağını baştan bilmemek, sürecin kurucu unsuru haline geldi.
Bu pedagojik yaklaşım, benim üretim pratiğimi de dönüştürdü. Hızlı sonuçlara ulaşmaktan ziyade, süreç içinde yoğunlaşan, yavaşlayan ve yön değiştirebilen bir çalışma ritmi benimsedim. Çizimle başlayan denemelerin kile evirilmesi, önceden planlanmış bir karar değil; malzemenin sunduğu imkânlara kulak verme sürecinin bir parçasıydı. Atölyede ders vermek, aynı zamanda kendi pratiğimi de öğrencilerle birlikte açıkta bıraktığım, hiyerarşik olmayan bir düşünme ortamı yarattı.
Eğitim süreci de benzer biçimde deneysel olarak ilerledi. Dersin kendisi, tıpkı üretimler gibi, süreç içinde biçimlendi. Zamanla bu yaklaşım, sonuç üretmeye değil, problem oluşturmaya ve o problemle çalışmaya odaklanan bir modele dönüştü. Son iki yılda atölyede geliştirilen yapı, üretimi bir cevap olarak değil, düşünmeyi sürdüren bir soru olarak ele alan bir problem çözme pratiğine dönüştü.
Deneysel Heykel Atölyesi bu anlamda, heykeli nesne üretimi olarak değil, düşünmenin maddi bir biçimi olarak ele aldığımız bir alan açtı. Öğretmenin de öğrenen konumda olduğu, bilginin yavaşladığı ve üretimin süreç içinde anlam kazandığı bir pedagojik deneyim olarak şekillendi.
Son olarak, şu sıralar üzerinde çalıştığın ya da yakın gelecekte şekillenmesini beklediğin bir şey var mı?
Halen nefes ile ilgili çalışmalara nasıl devam edeceğim üzerinde düşünüyorum. Bu tip durumlarda araştırmamı derinleştiriyorum genelde. Kim, neyi, niye yapmış gibi. Zamanla düşüncelerimde bir netlik oluşuyor bu sayede. Bir de yarım kalan işleri tamamlamaya çalışıyorum şu sıralar.

























Yorumlar