top of page

Peeping Tom’dan iki yeni yapıt

Gösteri sanatları yazarımız Mehmet Kerem Özel geçtiğimiz Şubat ayında ünlü Belçikalı dans tiyatrosu topluluğu Peeping Tom’un kurucuları Gabriela Carrizo ile Frank Chartier’in şu sıralar dünyayı dolaşmakta olan son yapıtlarını Amsterdam ve Brüksel’de seyretti ve izlenimlerini kaleme aldı


Yazı: Mehmet Kerem Özel


Peeping Tom, S 62° 58', W 60° 39', © Sabine Greppo


Peeping Tom topluluğunun kurucuları Gabriela Carrizo ile Frank Chartier 2011’deki A louer’den uzun zaman sonra tekrar birlikte yarattıkları 2019 tarihli Kind’in ardından, son iki sezondur yeniden ayrı olarak birer yapıta imza attılar. Carrizo 2022’de NDT 1 dansçılarıyla birlikte ikinci koreografisini, La Ruta’yı tasarladı. Chartier ise 2023’te ikilinin kendi topluluğu için S 62° 58', W 60° 39' adlı bir yapıt üretti. La Ruta 2022-23 ve içinde bulunduğumuz 2023-24 sezonunda NDT 1’in programındaydı, S 62° 58', W 60° 39' ise dünya turnesine devam ediyor.


Peeping Tom'un işlerini bilenler için ne Carrizo'nun La Ruta’sı, ne de Chartier'in S 62° 58', W 60° 39'’u şaşırtıcı veya beklenmedik şekilde başlıyor. Carrizo yaklaşık 30 dakika süren La Ruta'da, daha önce yine NDT 1 ile çalıştığı The missing door’da iç mekânda (bir cruise gemisinin kamarasında) yarattığı tekinsiz ve tüyler ürpertici atmosferi bu sefer dış mekâna, tam da yapıtın adının imlediği gibi bir yolun, asfalt bir yolun üzerine ve çevresine taşımış. Peeping Tom’un işlerinde sinemanın, özellikle de David Lynch filmlerinin etkisinin büyük olduğu bilinir; La Ruta'da bu sefer bu etki iyice bariz seviyede, yapıtı seyrederken sık sık Lost Highway'i anımsamamak imkânsız. La Ruta bana ayrıca Kurosawa’yı, Almodovar’ı da hatırlattı.


NDT1, La Ruta, ©Rahi Rezvani


Perde açıldığında karanlık, sisli bir gecede ıssız bir yol ve izole bir otobüs durağıyla karşılaşıyoruz. Durağın ışığı etrafı aydınlatmakta, bir de arada sırada geçip giden arabaların farları. Ortam kasvetli. Yapıtın devamında; turuncu tulumlu, baretli bir işçi sürekli olarak yol kenarındaki elektrik kutusuyla uğraşır, perişan bir genç kadın sadece farlarını gördüğümüz yaklaşan arabadan iner, farların ışığında görünmez bir yolcuyla tartışır ve çantasıyla ona saldırır, etrafta sıra dışı protagonistler dolaşırlar, biri diğerlerine çok büyük bir kayayla saldırır, hepsi birine yolda öldürülmüş bir geyik kalbini naklederler, bir adam kucağında ölü bir kazla koşar. 


Bütün bu parçalı durumlardan bütünsel bir anlam çıkarmak imkânsız, ama zaten Carrizo’nun program kitapçığında, son yılların en sıra dışı orkestra şefi Teodor Currentzis’ten yaptığı alıntı okunduğunda bunun gereksiz olduğu anlaşılır: “Bir rüyayı organize etmek çok zordur çünkü onu organize ettiğinizde uyanırsınız. Bir rüyanın kontrolünü elinize aldığınızda uyuduğunuzu anlarsınız. Bu yüzden rüya görmek için korunmasız olmanız gerekir.” Bu alıntının verdiği ipucuyla La Ruta’yı alımlamakta anlamlardan ziyade duyguların ön planda olduğunun ayırdına varılır. Ama yapıtın atmosferi, Currentzis’in alıntısında işaret ettiği rüyalardan çok kabuslara yakın; tehditkâr ve absürt, aynı zamanda mizahi de.


NDT1, La Ruta, ©Rahi Rezvani


La Ruta, Carrizo’nun sahnede başarıyla kurduğu ve dans dünyasında bir benzeri olmayan görsel ve işitsel atmosferiyle öne çıkıyor; koreografik olarak ise bedenin bütün uzuvlarının -sıra dışı biçimlere de girecek şekillerde- elastik kullanımının ön planda olduğu bir tasarıma sahip. Peeping Tom daha önce NDT 1 topluluğuyla üç yapıt (diğer ikisinin yönetmeni Frank Chartier idi) üretmiş olduğu için Carrizo’nun, tarzına aşina dansçılarla birlikte çalışmış olması etkileyici bir yapıtın ortaya çıkmasını sağlamış. 2022’nin Mayıs’ında NDT 1’in Dreams 360 başlıklı programının içinde dünya prömiyerini yapan La Ruta, 2023-24 sezonunda bu sefer Simon McBurney & Crystal Pite’ın Figures in Extinction [2.0] ile Sharon Eyal & Gai Behar’ın Jackie yapıtlarıyla birlikte From Here Now Far başlıklı programda yer aldı. La Ruta 15 Nisan 2024’te dağıtılan ünlü Olivier Ödülleri’nde En İyi Yeni Dans Yapımı ödülünü aldı.


Daha önce yazdığım gibi Frank Chartier’in S 62° 58', W 60° 39'’u da, Peeping Tom’un diğer işlerini bilenler için hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde başlıyor. Örneğin, tam da 32 rue vandenbranden’dan aşina olunduğu üzere sahneye aşırı gerçekçi bir şekilde tasarlanmış ve uygulanmış karlı, soğuk bir atmosfer hakim. 32 rue vandenbranden’da dağın tepelerine doğru bir düzlükte terk edilmiş gibi duran iki karavan vardı, burada ise buzlarla kaplı bir denizde hapis kalmış, arka tarafından gördüğümüz, yalnız bir yelkenli. 


Peeping Tom, S 62° 58', W 60° 39' , © Olympe Tits


Gösterinin başlamasıyla birlikte, teknenin arka kısmına oturmuş bir oğlan çocuğu bir anda buzlarla kaplı suların içine kayar, birisi telsizden yardım ister, teknenin elektriği gider, teknedekiler motoru çalıştırmaya çalışırlar, motorun çalışmaya başlama sesi Vivaldi’nin müziğine dönüşür, tekne bir yandan fırtınayla sallanırken mürettebat da bedenlerini esnek kullandıkları akrobatik hareketlerle şiddetli rüzgarla baş etmeye çalışırlar. Biraz sonra, buzların arasından tekneye dalgıç kıyafetli bir adam elinde bir çocukla çıkar. Bir yandan kucağındaki ölü oğluna “Oğlum seni özledim ve seni çok seviyorum, ilk adımlarında, ilkokul gününde yaşgünlerinin tamanında yanında olamadım, seni öpemedim, seni sevdiğimi söyleyemedim, özür dilerim” derken, bir yandan da kulağına götürdüğü telsizden ağlayan bebek sesi duymaktadır.


Sıra dışı ve kasvetli atmosfer, bebek figürü, bedenin elastik kullanımı, yerçekimini umursamazcasına tasarlanmış akrobatik hareketler; hepsi Peeping Tom’un hayranları için tanıdık. Ta ki, başlayalı henüz 10 dakika olmuşken gösterinin aldığı keskin viraja kadar. Ta ki, ölü bedenini sulardan çıkardığı oğluna ağıt yakan babayı oynayan Romeu Runa tam da o sahnede, sözlerinin devamında salonun gerisinde olduğunu farz ettiği yönetmene doğru dönüp “Bu ben değilim, bu sensin! Hayatını, gerçekleri değil hayal gücünü kullan!” diyerek onu hedef alana kadar. Evet bir anda, performanstan, ya da meğerse bu bir provaymış, provanın akışından çıkarız. Oyuncu yönetmene başkaldırmıştır. Hiç gecikmeden yönetmenin oyuncuya cevap vererek özür dileyen depresif sesini duyarız hoparlörden. Gösterinin ilerleyen dakikalarında da yönetmeni hiç görmeyeceğiz, sadece sesini hoparlörden duyacağızdır.


 Peeping Tom, S 62° 58', W 60° 39', © Sabine Greppo


Ettiği isyanın ardından sahneden oditoryuma inip, sonra da salonu terk eden oyuncunun ardından, özellikle topluluğun ilk yıllarından itibaren vazgeçilmez bir protagonisti olan Marie Gyselbrecht başta olmak üzere sahnedeki diğer performansçılar da yönetmene karşı isyanlarını dile getirirler. Örneğin Gyselbrecht yıllar boyunca yönetmenin onları oynamaya zorladığı travmatik rollerden, ortamlardan şikayet eder. Diğer bir oyuncu Runa’nın rolüne hemen talip olur, başka biri sahne tasarımının bile gerçek olmadığından, ekolojik duyarlılığın ön planda olması gerektiği zamanımızda dekorun bütünüyle plastik olduğunun eleştirisini yapar. Performansçılar Chartier’in; yarattığı kadın karakterlerin iki boyutlu olduklarından, ama onların üç boyutlu karakterler canlandırmak istemelerinden, topluluğun ekolojik ayak izini önemsemediğine, kadın-erkek ilişkilerinin toksik taraflarına odaklanmasından, her yapıtında kendini tekrarlamasına, ardı ardına şikayetlerini sıralarlar. Yönetmenin iknasıyla performansa geri dönülse de, az sonra başka bir şikayetle performans tekrar kesintiye uğrar. Bir süre sonra sahneye geri dönen Runa’nın; beynindeki ve bedenindeki bütün hatların, kasların, düşüncelerin ve duyguların birbirine karıştığı ve gösterinin son 20 dakikası boyunca süren devasa solo performansı ise takdire şayandır. 


Peeping Tom, S 62° 58', W 60° 39' , © Olympe Tits

Peeping Tom’un şimdiye kadarki yapıtları illa bir etiketle sınırlanacaksa dans tiyatrosu olarak tanımlanabilir; bu son yapıtta ise dans çok az, ama buna karşılık sahnede yaratılmış olan genel durum ve onu besleyen monologlar ve diyaloglar zekice kurulmuşlar ve usta bir zamanlamayla icra edildikleri için de tıkır tıkır işliyorlar. Karşımızda müthiş eğlenceli, komik, bazen durulan bazen hızlanan bir tempoda ama her anında seyircinin nabzını çok iyi tutan 110 dakikalık bir meta-tiyatro örneği var. S 62° 58', W 60° 39'’da bir performansçının isyanı sonucu “oyun”dan çıkılmasının ardından yönetmenine şikayette bulunan bir topluluğu seyrederiz; travmalarıyla tiyatro yoluyla baş etmeye çalışan bir yönetmen ile onun varoluşsal krize girmiş oyuncuları arasındaki gerilimli ilişkiye tanık oluruz. Yönetmeni hiç görmeyiz ama “provalar sırasında oditoryuma kurulu masasının arkasında, mikrofonla iletişim kuran muktedir yönetmen” imgesi misali hoparlörden sesini duyarız; sesi salonu adeta bir “tanrı” gibi kaplar, ama sesinin tonunda, vurgularında, karakterinde bir boynu eğilmiş, asası kırılmış, psikolojik olarak düşmüşlük hissi vardır. Zaman zaman “oyun” a geri dönülür ama çok uzun sürmez, çünkü performansçıların yönetmene isyanı derindir. 


Peeping Tom, S 62° 58', W 60° 39' , © Olympe Tits

Eğer Peeping Tom’a; yapıtlarına, kurucularına ve performansçılarına biraz aşinaysanız, gösteriyi daha da eğlenceli kılan üçüncü katmana vakıfsınız demektir; çünkü gösteride herkes birbirine ve yönetmene gerçek ismiyle hitap etmektedir, ve oyuncuların yönetmene dair itiraf ve isyanlarında sarf ettikleri düşüncelerin referansları, kökeni spesifik olarak Peeping Tom’un yapıtlarına aittir. Chartier okları kendine çekiyormuş gibi yapar; protagonistlerden biri gösteride iki defa onunla “Maalbeek’in Castelluci’si” (Maalbeek Brüksel’de Peeping Tom’un stüdyosunun bulunduğu semt) diyerek alay eder, Abramovic’in adı geçer, öyle sahneler olur ki Belçikalı kült yönetmen Jan Fabre’ınki geçmese de akla gelmemesi imkânsızdır. Chartier bu sayede son dönem Batı tarzı gösteri sanatlarına hakim olan bir sürü sahneleme tercihini, prova süreci alışkanlığını, oyuncu-yönetmen ilişkisini, oyunculukta gerçekçilik-yapaylık arayışlarını ve oyuncuların ego, kapris, ilgi manyaklığı ve fırsat avcılığıyla bezeli dünyalarını, yani aslında günümüzde gösteri sanatları pratiğine dair ne varsa hepsini tiye alır. Chartier acaba, yolculuğu sırasında buzlara sıkışıp ilerleyemeyen tekne imgesinde, yaratım sürecindeki bir yönetmenin, ama esas “günümüzde TikTok, Instagram ve YouTube'a yenildiği gösteri sırasında performansçılardan biri tarafından dile getirilen tiyatro sanatı”nın, krizde olduğunu ve ileriye dönük olarak yolunun açık olmadığını mı göstermektedir bize? Diğer toplulukları bilmem ama bu harikulade yapıtla Peeping Tom’un yolunun açık olduğu kesin!

Comments


bottom of page