Zihin bedenden ayrılırken
- Berfin Küçükaçar
- 13 dakika önce
- 3 dakikada okunur
Zeynep Solakoğlu'nun Late Bloomer isimli kişisel sergisi 5 Şubat 2026 - 14 Mart 2026 tarihleri arasında OG Gallery'de gerçekleşiyor. Sergi, bedensiz başların dolaştığı sahneler aracılığıyla figürün bütünlüğünü yeniden düşünmeye açıyor
Yazı: Berfin Küçükaçar

Zeynep Solakoğlu, Night Bloomers, Seramik karolar üzerine sır altı boya, 140×100 cm, 2025
Bazen insanın zihni bulunduğu yerden ayrılır. Beden aynı odada, aynı masanın başında kalır fakat düşünce çoktan başka bir yere gitmiştir. Gün içinde fark edilmeden yaşanan bu küçük uzaklaşma anları çoğu zaman yalnızca kısa bir dalgınlık gibi görünür. Oysa bu deneyim, zihnin ve bedenin her zaman aynı yerde olmayabileceğini hatırlatır. Düşünce dolaşabilir; beden ise daima bulunduğu yere bağlı kalır. Bu geçici ayrışma gündelik hayatın içinde neredeyse görünmezdir.
Zeynep Solakoğlu’nun OG Gallery’de gerçekleşen Late Bloomer isimli kişisel sergisi, bana bu ayrımı düşündüren görsel bir dünya kuruyor.
Adından da anlaşılacağı üzere Late Bloomer, doğada bir çiçeğin “geç açması” durumundan ödünç alınan bir fikre işaret ediyor. Solakoğlu, kişisel deneyimlerinden de yola çıkarak ve yaşamda “geç kalma” fikrini bozarak zaman kavramına başka bir yerden bakıyor. Sanatçı yapıtlarında kendi zamanını, kendi zihninde yeniden yaratan bir karakter üzerinden sergiyi kurguluyor.
Solakoğlu’nun yapıtlar arasındaki geçişlerle anlattığı masala göre bir kızın başı bir kurt tarafından çalınıyor ve yarısı buzdan, yarısı alevden bir kafese kapatılıyor. Baş, zamanın içinde asılı kalırken beden, beden fiziksel dünyada kalmaya devam ediyor. Kız hayal kurdukça başı bedeninden daha da uzaklaşıyor. Sanatçının sergide yer alan yapıtları bu anlatıdan sekanslar sunuyor.
Ben sergiye sanatçının “geç kalma” kavramı üzerine kurduğu anlatıdan çok, bu anlatının görünür kıldığı zihin ve beden ayrımı üzerinden bakmak istiyorum; çünkü yapıtlarda karşılaştığım uçan başların tam da tam bu ayrımı görselleştirdiğini düşünüyorum.

Zeynep Solakoğlu, The Creamery, Tuval üzerine yağlı boya, 170×170 cm, 2023
Yapıtlar arasında ilerledikçe aynı baş figürünün farklı sahnelerde yeniden belirdiğini görüyorum. Boşlukta süzülürken, dilek fenerlerinin içinde yükselirken… İlk bakışta fantastik bir ayrıntı gibi duran bu tekrar, sergi ilerledikçe zihin ile bedenin farklı yönlere hareket ettiği fikrini taşıyan ana hatta dönüşüyor. Figürün alışıldık bütünlüğü ortadan kalkıyor; beden kayboluyor, geriye yalnızca baş kalıyor. Fakat bu eksilme figürü azaltmak yerine ona yeni bir hareket alanı açıyor. Ağırlığını kaybetmiş gibi görünen baş belirli bir yere bağlı kalmıyor; sahneler arasında ilerliyor, farklı imgelerle karşılaşıyor ve anlatının ritmine katılıyor. Böylece figür tek bir sahnede sabitlenen bir karakter olmaktan çıkıyor. Baş ise yalnızca bir figür olarak kalmıyor, düşüncenin serbest dolaşımını görünür kılan bir imgeye dönüşüyor.
Bu dolaşım Solakoğlu’nun yapıtlarında yalnızca başlarla sınırlı değil. Sergide tekrar eden pastalar, dilek fenerleri ve farklı karakterler de benzer bir hareketi izliyor. Örneğin, pastalar başlangıçta gündelik ve tanıdık bir temsil gibi gibi görünüyor. Ancak bu imgeler farklı sahnelerde yeniden ortaya çıktıkça başka roller üstleniyor; yeni karşılaşmalar yaratarak anlatının akışına yön veriyor. Bazen davetkâr bir imge gibi beliriyorlar bazen de beklenmedik bir kesinti yaratıyorlar. Böylece sergideki imgelerin her biri kızın başının bedenden ayrılmasıyla başlayan masalsı anlatının içinde dolaşan öğeler olarak kendine yer ediniyor. Solakoğlu’nun görsel dili tam da bu noktada belirginleşiyor. Aynı imgeler farklı sahnelerde yeniden ortaya çıktıkça anlatı doğrusal bir çizgi izlemek yerine bu imgelerin birbirleriyle kurduğu karşılaşmalar ve geçişler üzerinden genişliyor.

Zeynep Solakoğlu, The Saxophonist, Kâğıt üzerine sulu boya, 93,5×64 cm, 2024
Sanatçının bedensiz başları yukarıda anlatmaya çalıştığım nedenle başka bir soruyu gündeme getiriyor: Baş bedenden ayrıldığında figür nasıl dağılmıyor? Solakoğlu’nun resimlerinde baş imgesiyle tasvir ettiği zihin kendi yönünde hareket ederken beden dünyada sabit kalıyor. Buna rağmen figür parçalanmış bir görüntü vermiyor; başın varlığı figürün bütün olarak algılanmasına yetiyor.
Bu durum insan figürünü nasıl algıladığımıza dair başka bir ihtimali düşündürüyor. Bir insanı bütün olarak görmemizi sağlayan şey gerçekten bedenin tamamı mı?
Solakoğlu’nun sahnelerinde beden ortadan çekildiğinde bile bu bütünlük duygusu kaybolmuyor. Belki de bunun nedeni zihnin kendisinin zaten bir bütünlük kurabilmesidir. Düşünce parçalı bir uzuv gibi değil, kendi içinde tamamlanmış bir alan gibi hareket eder. Solakoğlu’nun sahnelerinde dolaşan başlar bu nedenle eksilmiş figürler gibi görünmüyor. Zihin bedenden ayrıldığında bile figürün bütünlüğü kaybolmuyor çünkü özne, düşüncenin yoğunlaştığı bu noktada varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Late Bloomer bu nedenle yalnızca fantastik bir dünya kuran bir sergi olarak kalmıyor; zihnin ve bedenin farklı yönlere hareket edebildiği bir evren düşünmemize izin veriyor. Sergide sahneler arasında dolaşan bedensiz başlar, öznenin artık bedende değil, zihnin kendi bütünlüğünde kurulduğunu ortaya koyuyor.



















Yorumlar