Pandemiden sonra sanat dünyasının koridorlarında

Geçtiğimiz ay 40. yılını kutlayan Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’nin küratörlüğünü üstlenen Fatoş Üstek ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı ile sergi açılışından hemen sonra Akbank Sanat’ın Beyoğlu’ndaki mekânında bir araya gelerek hem kurum hem de serginin hayata geçirilme süreci hakkında konuştuk


Röportajlar: İkra Kılıç


Akbank 40. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi Genel Görünüm



Bu sene kırkıncısı gerçekleşen Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’ne nasıl dahil oldunuz ve sergi sizin için ne şekilde konumlanıyor?


Fatoş Üstek, Akbank Sanat’ın izniyle

Fatoş Üstek: Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi, Türkiye’deki uzun süreli nadir oluşumlardan bir tanesi. 40 yıldır her sene yapılıyor olması, Türkiye gibi gündemi son derece hareketli olan bir ülkede onu biricik ve değerli bir yere taşıyor. Ben ilk olarak 2014 yılında Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’nde jüri üyeliği yapmıştım. Bu yıl Akbank Sanat’ın 40. yıllarına özel olarak benimle çalışmak istediklerini söyledikleri dönemde ben de İngiltere’nin “günümüz sanatçıları sergisi” olarak değerlendirilebilecek New Contemporaries isimli oluşumun yönetim kurulu başkanlığına geçmiştim. Pandemi sonrası genç kuşağın yaşananlardan çok fazla etkilendiğini düşünüyorum. Tarihe bakarsak dünyayi sarsan büyük felaketler sonrasında en çok etkilenen grubun genç kuşaklar olduğunu zaten görürüz. Hatta buna binaen genç kuşağın kendinden bir önceki kuşaktan %10 daha az gelir elde ettiğini söyleyen istatiksel bir araştırmaya denk gelmiştim. Genç sanatçılara destek olabilmek benim için öncelikli bir başlık. İngiltere’de yönetim kurulu başkanlığını yaptığım New Contemporaries kurumuyla oldukça paralel bulduğum Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’ne de tamamen bu motivasyonla bu sene yeniden dahil oldum.


New Contemporaries nasıl bir oluşum?


F.Ü: II. Dünya Savaşı sonrası hükümet inisiyatifi ile kurulmuş 73 yıllık bir kurum. Daha sonrasında kâr amacı gütmeyen bağımsız bir sanat kurumu haline gelerek ülkedeki genç sanatçıları destekleyen bir oluşuma dönüşüyor. Bu arada ben bu kurum için tamamen gönüllü olarak çalışıyorum. Her yıl yapılan bir açık çağrı ile İngiltere’de ikamet eden genç sanatçılardan yapılan bir seçkiyi aynı sene içerisinde iki ayrı sergi olarak gerçekleşiyoruz; biri Londra’da, diğeri Londra dışında.


Akbank 40. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi Genel Görünüm


Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’nin bu yılki teması olan Açık Kart nasıl ortaya çıktı? 22 sanatçıyı “açık kart” gibi esnek bir tema altında toparlamak kolay olmamalı. Bize sanatçıların seçilim sürecinden ve serginin bu seneki temasından bahseder misiniz?


F.Ü: Aslında ilk başta “açık çek” adını vermek istemiştik fakat daha sonra yanlış anlaşılmasından endişe ederek “açık kart” demeyi tercih ettik. Açık kart anlamına gelen carte blanche Fransızcadan gelen ama bütün dillere girmiş yasal bir terim. İngilizcede open invitation minvalinde bir açık çağrıyı temsil ediyor. Temanın “açık kart” olmasının iki nedeni vardı. İlki 40. yıla özel esnek koşullar yaratma motivasyonumuzdu. Ben geçtiğimiz 39 senenin bütün temalarını taradım. 40. yılda özellikle de pandemi sonrası küratoryal bir tema yerine pandemi esnasında olan bitene odaklanan bir nabız yoklamanın daha yararlı olacağını düşündük. Bütün olan biten genç sanatçılara neler ürettirmiş ve nelere yönlendirmiş gibi soruların cevaplarını merak ederek belki de bu sene diğer senelerden daha fazla açık olmalıyız diye düşündük. İkinci sebep ise carte blanche verebilen kurumların genelde köklü, dışarıya açık ve kendine güvenen kurumlar olabilmeleriyle ilgiliydi. Akbank Sanat gibi kendini ispat etmiş bir kurumun da 40. yılında bu temanın oldukça uygun olabileceğini bu şekilde düşündük. Bu kapanmalar esnasında neler üretildiğini merak ediyor oluşumuz da bize bir temel sağladı. Sanatçılara bu şekilde yaklaşmaya karar verdik. Toplam 1011 başvuru aldık ve bir ön eleme sonrası 300 kişiyi değerlendirmek üzere jüri çalışmalara başladı.


Ahmet Berkin Günsay, Yerleştirme görüntüsü


Sergide figüratif işlerin ağırlıklı olması -hatta hemen hemen hiç soyut bir resim ya da yapıt olmaması- ilgimi çekti. Bu seçki nasıl oluştu?


F.Ü: Doğrusunu söylemek gerekirse başvurularda çok fazla resim yoktu. Çok fazla video, çok çok az yerleştirme ve eser sayıda performans vardı. Heykel ile başvuranların sayısı da çok azdı. Bizim için seçilen isimlerin hepsinin İstanbul’dan olmaması önemliydi. 11 sanatçımız İstanbul’dan kalanlar ise Türkiye’nin farklı bölgelerinden seçilmiş sanatçılar. Eserlerin niteliklerinin yanı sıra başvuru sahiplerinin mecra olarak dağılımı da önemliydi. Pandemi sürecinde evlerde kaldığımız zaman zarfında ev şartlarında yapılabilen üretimlerin ağırlıklı olduğunu fark ettik. Bu sebeple o kadar fazla video vardı…


Yakın bir gelecekte buradan pandemi sonrası Türkiye’de sanat üretimindeki malzeme ve üretim yöntemlerine dair yönelimler üzerine sosyolojik bir okuma çıkabilir. Sizce, hem pandemi hem de ekonomik krizle beraber resim ve heykel gibi plastik sanat icrasındaki eser üretme olacağının gittikçe zorlaşması sanatçıları video gibi dijital üretimlere yönlendirirken sanatçıların materyale ve üretim yöntemlerine olan yaklaşımlarında bir değişiklik gözlemler miyiz?


F.Ü: Kesinlikle! Mesela Cemil Olgun Can’ın heykeli tamamen buluntu malzemelerden yapılmış bir heykel. Kullandığı malzemelerin tamamı buluntu materyallerden oluşuyordu. Üretim koşullarının herkes için aynı olmadığı bir seviyede ekonomik krizle de beraber sanatçıların materyale olan yaklaşımlarında muhakkak uzun vadede bir değişim gözlemleyeceğiz gibi görünüyor.


Aslında geçen yıl seçki ilk defa birinci, ikinci ve üçüncü olmadan gerçekleşmiş fakat ilk kez bu sene hem seçilmiş bütün sanatçılara ödül verildi hem de herkese eşit miktarda ödül dağılımı yapıldı. Benim için para ödülünün herkese eşit dağıtılması çok önemliydi. Bir de bu sene otuz beş olan yaş sınırını kırka çekerek bir esneme daha yaptık. Bir yandan ben bir küratör olarak sanatçıya ödenek ve katılım payı vermeyen hiçbir yarışma ve oluşuma dahil olmuyorum ve bunu bir prensip olarak uzun zamandır benimsemiş durumdayım. Bu eşitlik meselesi uzun zamandır üzerine düşündüğüm bir konu. Bu anlamda İngiltere’de sanatçı Anne Hardy ve Lindsay Seers ile beraber FRANK Fair Artist Pay diye bir kurum kurduk. Kurumumuz sanatçılara adil iş kontratı, adil çalışma koşulları ve adil ücretlendirme mottosunu taşıyor. İngiltere genelinde bütün sanat kurumlarıyla, sanat fonu veren özel veya kamusal kurumlarla, sanatçılarla ve galerilerle üyelik sistemi üzerinden çalışıyoruz.


Solda: Cemil Can Olgun, Yalnız Tüneyiş, 2022, Heykel, asfalt, ip, metal, karton, tuğla, ahşap, plastik, 155 x 14 x 13 cm

Sağda: Begüm Çelik, Şansına Yazar, 2022, Etkileşimli yerleştirme, Mikrodenetleyici, kamera, termal yazıcı, yapay zeka yazılımı, zarlar, altı farklı haber sitesi, 133 x 50 x 50 cm


Türkiye’de genç sanatçıların görünürlüğünü artırmak adına yeterli sayıda etkinlik gerçekleştiğini düşünüyor musunuz? Bu konuda genç sanatçılara başvurmaları için önerebileceğiniz oluşumlar var mı?


F.Ü: Bu sene seçilen sanatçılarla 40. yıl kapsamında biz Akbank Sanat’ta beş tane atölye çalışması gerçekleştireceğiz ve bu atölyeler bu seneki jüri üyelerimiz tarafından yönetilecek. Ayrica 40. yıla özel olarak Açık Kart Konuşmaları başlığı altında sergide yer alan kavramlara odaklı, sanatçılarla ve alanında uzman kişilerle bir dizi konusma gerceklestirdik, bu konusmalar dizisinin onumuzdeki gunlerde ve sergi boyunca yayınlanması planlanıyor.


Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi seçkisine girmemiş diğer genç sanatçılara önerebileceğiniz oluşumlar neler olabilir?


F.Ü: Sizinle buluşmadan önce Bige Örer ile beraberdim. İKSV’nin genç sanatçılar için başlattığı birkaç oluşum var diye biliyorum. Aklıma ilk gelen örnek bu oldu. Aslında uzun yıllardır yurt dışında yaşadığım için Türkiye’deki ortama çok hâkim değilim. Yayıncılık adına aklıma geçtiğimiz günlerde Arter’de gerçekleşen border_less ARTBOOK DAYS geldi.


Sizi yakalamışken biraz da Türkiye’deki küratörlük disiplini üzerine konuşalım isterim. Bu disiplinin açmazları ve ülkemiz koşulları altındaki icrası hakkında neler söylemek istersiniz? Küratör olmak isteyen gençlere iletmek istediğiniz anekdotlar veya önerebileceğiniz yol haritaları neler olabilir?


F.Ü: Bu konuda adil ödeme ve adalet ile bağlantılı ancak sanat ortamında tek bir yol, tek bir yöntem ya da tek bir yolculuk yok. Bir sanatçının da kariyerine baktığımızda başka bir sanatçının kariyeriyle aynı olmadığını görüyoruz. Küratörlük de öyle bence. Yazarlık da... Tüm bu yaratıcı alanlarda çalışırken hakikaten kişinin biraz kendi yönünü çizmesi gerektiğine inanıyorum. Bana göre yine de pratiğin çok önemli ve biricik olduğunu söyleyebilirim. Hem sanatta hem küratörlükte pratiğin içinde olmak bu işin en öğretici noktası olabilir. Sergi kurmak, sergi içinde olmak gibi durumların doğrudan en çok şeyi öğreten ve en ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum bu noktada.


Akbank 40. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi Genel Görünüm


Küratör olmak isteyen bir üniversiteli neler okumalı, nerelere bakmalı, kafasını nerelere çevirmeli?


F.Ü: Küratör olmak isteyen bir üniversiteli bence çok şey okumalı. Sanat tarihi de okumalı, sanat teorisi de okumalı, sergi de okumalı. Sergi okumak dediğim bolca sergi görmeli, adeta bir fotoğrafçı gibi gözünü eğitmeli. Mekân kullanımından seçilen sanatçılara, seçilen sanatçıların birlikteliğinden temaya kadar çok fazla başlık var üzerlerinde çalışmaları ve yoğunlaşmaları gereken. Ben üniversitede Matematik bölümünde okudum ve küratörlüğe dair bir lisans eğitimi almadım. Fakat çağdaş sanat teorisi üzerine master yaptım ve küratörlüğe tamamen pratik ile başladım. Deneme yanılma ve projelerde yardımcılık etme bana sorarsanız işin en önemli ve öğretici kısmı. Tabii ben bu işe neredeyse 20 sene önce başladım ve o zamanlar çok sayıda galeri yoktu. Sanat ortamında o zamanki gerçekliklerle bugünküler arasında ciddi farklar olduğunu gözlemliyorum. Hızlı devinen bir dünya söz konusu. Verebileceğim en önemli tavsiye donanımlarını geliştirmek olabilir. Sonuçta küratörlük bir sorumluluk mesleği. Sanatçıya, izleyiciye ve mekâna karşı sorumluluğunuz var. Bir yandan küratör olarak siz de bir zamanın, bir gerçekliğin bir parçası oluyorsunuz. Bir serginin üretimiyle beraber ve o gerçekliğe karşı da bir sorumluluğunuz oluyor. Dolayısıyla o gerçekliği nasıl ürettiğiniz bence çok önemli.


Serginin hem fiziksel hem de sanal ortamda iki ayrı sergi olarak kurgulanmasına dair fikir nasıl ortaya çıktı? Sanal dünyanın sanat ortamları üzerinde herhangi bir yaptırımı olabileceğine inanıyor musunuz? Dünyada birçok sanat kurumu pandemiyle beraber gündemine metaverse kavramını alır oldu. Sizin bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum, serginin metaverse ayağına dair neler söylemek istersiniz?


F.Ü: Bu yine 40. yıl ile ilişkili bir karar oldu. Pandemiyle beraber hayatımıza giren metaverse kavramı ve Facebook’un da ismini Meta olarak değiştirmesiyle beraber masamıza gelen bir başlıktı. Şöyle ki, Akbank Sanat dijital ortamda da bir sergi yapmak istiyordu ve fikir şuydu: İlk başta fiziksel ortamdaki sergiyi yapıp sonra onu dijitale geçirmek. Fakat ben bunun yenilikçi ve zengin bir şey olduğunu düşünmüyorum. Siz de görmüşsünüzdür pandemi dönemindeki çevrimiçi sergileri. Farenizle sanal koridorlar ve sanal duvarlar arasında yürümeye çalışarak gezmek pek de keyifli değildi. Dolayısıyla gerçekten iki farklı deneyimin birbirini bütünleyebileceği bir 40. yıl sergisi olsun istedim. Sadece fiziksel sergiyi gezmek ya da sadece metaverse’teki sergiyi gezmek yeterli değildi. İkisini birden gezmek önemliydi. O yüzden de sadece metaverse’te olan ya da sadece fizikselde olan sanatçılar oldu. Bazı işler dijitale taşınmaya uygun değilken bazı işler de dijital sergi için daha uygundu. Mesela Begüm Çelik’in zarlı işi fiziksel etkileşimli bir yerleştirme olduğu için onu fiziksel sergi kapsamında değerlendirdik ama hem fizikselde hem de dijitalde olan işler de oldu. Böylece iki sergiyi iç içe geçirdik diyebiliriz. İki kümeyi bir araya getiren bir Venn şeması düşünün, ortaklığı da var ayrı kalan elemanlar da var, o yüzden bu bir açılım diyebiliriz. Fakat biri diğerinin çevirisi ya da biri diğerinin alt kümesi değil bunun altını çizelim.


Bu seneki seçkide gerçekleşmiş olan intihal meselesiyle ilgili bu tür vakaların sanat ortamlarında sıkça gerçekleşebilme nedenlerini, sanatçıları ya da kişileri buna iten çarpık kentleşme misali çarpık sistemleşme sonucu ortaya çıkmış çürük sistemi ve akabinde sanat dünyasında yer etse de ne sanatçıyı ne de diğer katılımcıları asla ileriye götürmeyen bu sistematik yönlendirici kaideleri sizinle tartışmaya açmak niyetiyle; öncelikle hem serginin küratörü hem de jüri üyesi olarak bu meseleye dair hislerinizi ardından da ne düşündüğünüzü merak ediyorum.


F.Ü: Bu konu benim için sorumluluk olarak elbette çok önemli. Bir küratör ve jüri üyesi olarak seçtiğim sanatçı için de bir sorumluluk hissediyorum daima. Sonuçta böyle bir eserle bir yarışmaya katılmak hatalı ancak sadece bu yanlışı yaftalayıp bırakmak yerine sizin de altını çizdiğiniz gibi kişileri buna iten şeylerin ne olduğuna bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bazı gerçeklikler vardır, bir noktadan sonra sadece aynı açıdan bakarsanız yüzeysel kalmış olursunuz. Benim burada ve en temelde ilgilendiğim şey, böyle bir girişimin nasıl tahayyül edildiğini merak etmek oldu. Bu alınan eğitimden mi kaynaklanıyordu yoksa pandemiden mi? Açıkçası ben temel olarak tamamen bu girişimin alt yapısını merak ediyorum. Böyle bir kuşak mı yetişiyor, sorusunu soruyorum. Sosyal medyanın yaptığı bu yaftalama ve dışlamayı doğru bulmuyorum. Sizin de dediğiniz gibi bunun altında yatan nedenleri anlamaya çalışmazsak meseleyi tamamen kaçırmış oluruz diye düşünüyorum. Bu dünya tarihinde bir daha olmayacak bir vaka değil. Bu acaba okulda eğitmenlerin verdiği ya da vermediği desteğin bir yansıması mı? Ya da okuldan çıkınca bir yerlerde olma isteği ve tutkusu mu? O tutkunun altında kendini yadsıyarak başka bir şey üzerinden var etme motivasyonuna dair düşünmeliyiz bana sorarsanız. Bunun ortaya çıkmayacağını düşünmek de apayrı bir durum… Öte yandan jüri, dünyada olan biten bütün eserleri bilip -ya da bilme sorumluluğu taşıyan- bir seçim yaparken buna göre karar veren bir mecra değil ve olamaz da. Bu noktada jüriye ve kuruma gelen atıfları da bu açıdan yersiz buluyorum.


Önemli bir bellek


Uzun yılardır Akbank Sanat kurumunun yönetim ekibinin başında olan Derya Bigalı ile Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’nin 40. yılına özel; hem sergiye dair hem Akbank Sanat’ın güncel sanat ortamlarındaki görünürlüğünden, kurumun üstlenmekte olduğu etkinliklere ve bu oluşumların içinde son dönemde olan bitenlere dair bir söyleşi gerçekleştirdik


Akbank 40. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi Genel Görünüm


Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi bu yıl 40. yılına özel Açık Kart temasıyla geçtiğimiz hafta açıldı; seçici kurulun kararıyla 22 sanatçı seçildi. Bize biraz serginin hazırlık aşamalarından, sanatçıları değerlendirme sürecinizden ve sergi sürecinin nasıl ilerlediğinden bahseder misiniz?


Derya Bigalı, Akbank Sanat’ın izniyle

Derya Bigalı: Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’nin ilk aşaması yarışma bölümü. Yarışmaya üniversite öğrencileri ve 40 yaş altındaki mezunları katılabiliyor. Bu yıl yarışmaya başvurular 7 Şubat’ta başladı ve iki ay sürdü. Türkiye’nin birçok farklı yerinden toplamda 1011 başvuru aldık. Hem başvurular hem de değerlendirmeler çevrimiçi olarak yapıldı. Yapılan ön değerlendirmenin ardından jüri üyelerimiz toplamda 22 sanatçının 23 eserini sergide yer almak üzere seçtiler. Bu yıl hem jüri üyemiz hem de sergi küratörümüz olan Fatoş Üstek Açık Kart teması üzerinden yola çıktı ve sanatçılara bu özgürlük alanı verildi.


Genç sanatçıların görünürlüğünü artırmak adına önemli motivasyon kaynaklarından biri olarak görülen Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi proje olarak nasıl başladı ve kırk yıldır süren bir gelenek hâline gelmesinde katkısı olan isimleri de anarak proje nasıl hayata geçirildi?


D.B: Günümüz Sanatçıları sergileri 40 yıl önce Resim Heykel Müzeleri Derneği inisiyatifi ile başlamış ve büyük özverilerle sürdürülmüştür. Biz Akbank Sanat olarak 22. yarışmadan itibaren destek olmaya başladık. 30 yıldan sonra ise yarışma ödüllü formata geçti. Resim ve Heykel Müzeleri Derneği Başkan Leyla Belli ve Dernek Yöneticisi Gönül Nuhoğlu’nun bu süreçte emekleri çok büyük. Akbank Sanat olarak biz sanatın birçok alanında özellikle gençleri destekliyoruz. Bu sergiler de genç sanatçıların kendilerini ifade edebilmeleri için çok önemli bir platform. Her yıl seçici kurulda sanat ortamının çok değerli farklı jüri üyeleri yer alıyor. 40 yıldır sürdürülen bu sergilerin Türkiye’nin çağdaş sanat alanında önemli bir bellek oluşturduğuna inanıyorum.


Akbank Günümüz Sanatçıları sergilerinde seçilmiş sanatçılara Akbank Sanat ne tür destek ve imkânlar sağlıyor?


D.B: Önceliklere sergiye seçilmiş olsun ya da olmasın tüm genç sanatçılara kapımızın her zaman açık olduğunu belirtmek isterim. Akbank Günümüz Sanatçıları Sergisi ödüllü formata geçtikten sonra jüri tarafından seçilen sanatçılara ödül veriyorduk. Son iki yıldır, sergiye katılan sanatçıların tamamına destek olmak adına tüm sanatçılara para ödülü veriyoruz. Ayrıca sergiye eseri seçilmiş olan sanatçıların eserleri üretilmemişse eserlerin prodüksiyonu tarafımızca yapılıyor. Sanatçılarla olan bu bağımız sergi sonunda bitmiyor tabii sürekli olarak onlarla iletişim içindeyiz. Bu yıl bir ilk olarak da serginin bir bölümü metaverse’e taşındı, böylece çevrimiçi olarak da izlenme imkânı sağlandı.


Akbank 40. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi Genel Görünüm


Pandemi sonrası ilk kapsamlı sergilerinizden biri olan Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’yle beraber şehirdeki köklü sanat kurumlarından birinin uzun yıllardır direktörü olarak size pandemi sonrası sanat ortamlarında gözlemlediğiniz dönüşüm ve değişimlerin neler olduğunu ve sizin Akbank Sanat olarak bu dönüşümden kendi payınıza neler çıkardığınızı merak ediyorum.


D.B: Pandemi ile birlikte Akbank Sanat ekibi olarak tüm çalışmalarımızı çevrimiçi kanallar üzerinden yürütmeye başladık. Ortaya çıkan bu hibrit yapı kalıcı olacak ve etkinlikleri hem fiziksel hem de çevrimiçi olarak takipçilerimizle paylaşmaya devam edeceğiz. İstanbul artık dünyanın önemli sanat merkezlerinden biri. Bunda Akbank Sanat olarak katkımız olduğunu bilmek bize mutluluk veriyor. Sanatın farklı disiplinlerindeki gelişim sürecinin en yakın tanıklarından biri olarak bundan sonra da sanata desteğimizi sürdürmeyi hedefliyoruz. Akbank Sanat’ın yıllık sergileme takviminde 2015 yılından beri sadece dijital sanat sergilerine yer verdiğimiz özel bir slotumuz var. Mart-Mayıs 2022 arasında Akbank Sanat’ta yer alan Dijital Sanat’ta Şimdi: Alternatif Gerçeklikler + NFT sergisinde son dönemlerde sanat dünyasının en meşgul eden konulardan NFT’ler üzerine bir bölüme yer vermiştik. Pandemi sonrasında dijital sanata yoğun bir ilgi olduğunu söyleyebiliriz. Sanat, teknoloji ve toplum üzerine odaklanan yaratıcı düşüncelere ve uygulamalarına hayat veren sanat eserlerine, günümüz sanat dünyasını meşgul eden konu başlıklarına yer veren sergiyi her sene Dijital Sanatta Şimdi başlığı ve o senenin en çok konuşulan alt başlıklarıyla sürdürmeyi planlıyoruz.