top of page

Karşılaşmaları merkeze almak

Nilüfer Belediyesi Konuk Sanatçı Programı’ndan hareketle, bu tür yapıların yerel kültür politikaları, kolektif ihtiyaçlar ve süreklilik meselesi bağlamındaki rolünü tartışıyoruz


Diyalog: Sultan Karakuş & Kevser Güler



Bursalı sanatçılarla gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantıları


Konuk sanatçı programları, sanatçının zaman, mekân ve bağlamla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmesine imkân tanıyan karşılaşma alanlarıdır. Bugün bu programlar, üretim beklentisinin ötesine geçerek araştırma, düşünme, birlikte öğrenme ve kamusal temas gibi çok katmanlı süreçleri mümkün kılar. Türkiye’de ve dünyada farklı ölçeklerde gelişen konuk sanatçı programları; yerellik, hareketlilik ve sürdürülebilirlik gibi kavramlar etrafında yeniden tartışılmaktadır.


Nilüfer Belediyesi tarafından yürütülen Karşılaşmalar Serisi Konuk Sanatçı Programı, konuk sanatçı kavramını üretim odaklı bir sürecin yanında, düşünsel ve kamusal karşılaşmalar üzerinden kurulan bir yapı olarak ele alır. Programın tasarım sürecinde, farklı konuk sanatçı modellerine dair yapılan araştırmaların yanı sıra, 2024’ten bu yana İstanbul Bienali Direktörü olan küratör Kevser Güler ile 2022 ve 2023 boyunca yaptığımız sohbetler ilham olmuştur. Kevser Güler’le sohbetlerimiz kendisinin parçası olduğu programlara ilişkin paylaşımlarıyla başladı; ve bizi konuk sanatçı programlarının tarihsel dönüşümünü, güncel modellerini ve geleceğe dair olasılıklarını birlikte düşünmeye ve Nilüfer Belediyesi kapsamında yeni programları hayal etmeye teşvik etti. Serginin ve yayının, konuk sanatçı programlarının nasıl bir etik, yapısal ve kavramsal çerçeve içinde ele alınabileceğine ve beraberinde kentle temasına odaklanan tartışmalara katkı sunmasını arzu ediyoruz.


-Sultan Karakuş



Sultan Karakuş
Sultan Karakuş

Sultan Karakuş: Bugün konuk sanatçı programlarını çağdaş sanat ekosistemi içinde nasıl konumlandırmak gerekir?  Konuk sanatçı programlarını daha çok bir üretim programı olarak mı düşünüyorsun,  yoksa kültürel ilişki, karşılaşma ve deneyim aktarımı alanı olarak mı görüyorsun? 


Kevser Güler: Konuk sanatçı programlarını çağdaş sanat ekosistemi içinde öğrenme, araştırma ve yeni bağlar kurma alanları olarak görüyorum. Üretim yapmayı tercih eden sanatçılar için bunun koşullarının oluşturulmasını destekliyorum; ancak programın üretim talebi zaman zaman sanatçının üzerinde bir baskı unsuru hâline gelebiliyor. Bu nedenle konuk sanatçı programlarının en değerli yanlarının, karşılaşmaları ve süreçleri merkeze alan açık uçlu yapılar olmalarında yattığını düşünüyorum.

Elbette burada programların kendi amaçları ve niyetleri belirleyici farklar yaratıyor. Bazı konuk sanatçı programları sanatçıya daha içe dönük çalışabileceği, düşünsel olarak yoğunlaşabileceği ortamlar sunarken; bazıları ise sanatçının programın gerçekleştiği kentle iletişimini ve temaslar geliştirmesini önemsiyor. Bu ikinci yaklaşımda, sanatçının gittiği yerin sanat ve eleştiri dünyasıyla gerçek bir tanışıklık kurması, karşılıklı etkileşimin ve diyalogların beslenmesi hedefleniyor. Her iki model de kendi içinde değerli; önemli olan, programın bu niyetini baştan açıkça tanımlaması ve sanatçının da bu çerçeve içinde katılmayı tercih ederek dâhil olabilmesi.

Bir kamu kurumu, bir ilçe belediyesi olarak Nilüfer Belediyesi’nin bir konuk sanatçı programı tasarlamayı önceliklendirmesini çok değerli buluyorum. Siz kültür ve sanat programları ekibi olarak bu yolculuğa nasıl çıktınız?


S.K.: Nilüfer Belediyesi, Bursa Uludağ Üniversitesi ile birçok projede iş birliği yürütmekteydi. Programlarımızda, Uludağ Üniversitesi öğretim üyeleri ve özellikle Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle ortak platformda buluşmayı hedefliyorduk.  Sergi turları ve atölye programları planlayarak, belediye sergi mekânlarında sergiler organize ediyorduk. Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde eğitim veren Doç. Dr. Meryem Uzunoğlu ile bu paylaşımlar aracılığıyla tanıştık ve 2016-2020 tarihleri arasında proje bazlı danışmanlığımızı yürüttü. 2016-2017 ve 2018’de gerçekleştirdiğimiz Nilüfer Sanat Çalıştayı ile ilk kez yine 2018 yılında Misi Sanatevi’nde gerçekleştirdiğimiz Konuk Sanatçı Programı Doç. Dr. Meryem Uzunoğlu’nun belediyeye sunduğu proje önerileriydi¹

Belediyenin görsel sanatlar alanında sergiler düzenlemek dışında kentin kültür sanat ekosistemini besleyen, yerelde bulunan sanatçılara temas eden ve yaratıcı sürece şahit olma imkanı sunan bu yapı hepimizi çok heyecanlandırdı. İlk yıl (2018), Sercan Apaydın ve Mehmet Çevik’i davet ederek üç haftalık konaklama programı düzenledik. 2019 yılında “Geçmiş-Gelecek-Şimdi” başlığıyla üç farklı disiplinden gelen sanatçılar Ahmet Duru, Melike Kılıç ve Saliha Yılmaz Misi Köyü’nün tarihine geçmişe dönerek uzaklık ve yakınlık ilişkisini üretimlerine konu aldılar. 2021-2022 tarihlerinde sanatçı Fulya Çetin’in yürütücülüğünü üstlendiği “Misi’nin Florası” Konuk Sanatçı Programı ile üretimlerinde ekolojiyi konu edinen ve dört mevsimde dört farklı kentten gelen (İstanbul – Mardin – İzmir – Bursa) sanatçıların, Misi Köyü florasını inceleyerek üretimlerine yer verdiği ve çıktı sergisinin 2024 yılında gerçekleştiğimiz bir programdı². 2024 yılında hayata geçirdiğimiz konuk sanatçı programını, İKSV’nin  Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğü Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı kapsamında uyguladık. İzmir Teos Kültür Derneği’nin iştirakçi ortağı olarak uyguladığımız programda İzmirli ve Bursalı sanatçıları ağırlayarak uluslararası ağda Konuk Sanatçı Programları ve Hibe Programları’nı tartıştığımız panel ve çalıştaylar düzenledik.. Yine bu programın çıktı sergisi Bursa ve İzmir’de izleyiciye sunuldu³

Nilüfer Belediyesi Konuk Sanatçı Programı ve benzeri projeler Bursa’da bir sanatçı kolektifinin henüz neden oluşmadığı sorusu üzerine kurguladı. Türkiye’de ilk 1990’larda oluşan sanatçı kolektiflerinin, sisteme alternatif bir fikir ve alan açmak üzere ortaya çıktığını biliyoruz. Konuk sanatçı programlarının tarihsel süreçlerine baktığımızda, sanatçı kolonilerinin günümüze evrilmiş modeli olduğu üzerine birkaç metin okudum. Sence sanatçıların bu karşılaşmaları, kurdukları bağlar ve edindikleri tecrübeler daha sonra bir ihtiyaç gereksinimi olur mu? Her üretim topluluğunda bir aradalık olmazsa olmaz şartlardan biri midir? Bu konudaki düşüncelerini merak ediyorum. 


Kevser Güler. Fotoğraf: Koray Şentürk (Yapı Kredi Kültür Sanat)
Kevser Güler. Fotoğraf: Koray Şentürk (Yapı Kredi Kültür Sanat)

K.G.: Tarihsel olarak sanatçı kolonilerinden bugüne evrilen modellerin, günümüzde farklı öncelikleri olduğunu düşünüyorum. Bugün sanatçıların birlikte üretmesi için yalnızca fiziksel bir mekâna değil; güven veren ortak düşünme ve araştırma topluluklarına ve başka bağlamlarla temas etmeye ihtiyaç duyduğunu gözlemliyorum. Misafir sanatçı programlarının kalıcı kolektiflere evrildiği bir örnek duymamış olsam da buradaki deneyimin sanatçının ilerleyen üretimlerinde bir referans alanı, hatta bazen bir gereksinim olarak geri döndüğüne şahit oldum. Dolayısıyla konuk sanatçı programlarının, kolektif üretimin temel bileşenlerinden biri olan birlikte düşünme ihtimalini beslemeleri ve bu karşılaşmalara alan açmaları sayesinde, ilerde oluşabilecek sanatçı kolektiflerini de ufuklarında barındırdığını düşünüyorum.

Nilüfer Belediyesi Konuk Sanatçı Programı’nın, Bursa’da neden henüz güçlü bir sanatçı kolektifi oluşmadığı sorusundan yola çıkması da bu anlamda değerli. 1990’larda Türkiye’de doğan kolektiflerin, mevcut kültür ve sanat ekosisteminde alternatif alanlar açmak üzere kurulduğunu biliyoruz. Bugün ise alternatif önermenin yanında, mevcut yapılarla eleştirel ve esnek ilişkiler kurabilmek de bir öncelik haline geldi. Konuk sanatçı programları bu geçiş alanlarını da mümkün kılıyor. Sizin bu bağlamdaki ilk deneyimleriniz hakkında neler söylemek istersin? Sanatçıların araştırma süreçleri ve topluluk deneyimleri nasıl ilerledi? 



Nilüfer Belediyesi Konuk Sanatçı Programı, 2025


S.K.: Açıkçası yukarıda detaylıca bahsettiğim programlardan Fulya Çetin yürütücülüğündeki Misi’nin Florası Konuk Sanatçı Programı’nı gerçekleştirene kadar, her ne kadar sergilere ve çalıştaylara Bursalı sanatçıları dahil etsek de; bu programla birlikte Bursa’daki genç sanatçıların ne kadar başarılı ve özgün işler ürettiğini ve hak ettiği görünürlüğe ulaşmaları gerektiğini ilk burada fark ettim. Konuk Sanatçı Programları’nın ilk deneyimlerinde davetli sanatçılar, bizim onlara sunduğumuz çerçeve içerisinde kenti deneyimleme imkânı buluyorlardı. Ve, kentin diğer kültür sanat aktörleriyle paylaşım içerisinde olamıyorlardı. Bu programa dahil edilen Bursalı sanatçılarla, davetli sanatçılar yatay ilişki bağlarıyla farklı paylaşıma alan açtılar. 

Son yıllarda galeri programlarına dahil ettiğimiz İstanbul merkezli küratör ve sanatçılarla planladığımız sergilerin, izleyicisinin ve ilginin azaldığını görmemek ve bunun bir tepki olduğunu anlamamak uzun yıllar boyunca burada görev yapan biri olarak imkânsızdı. Bu arada, belediye kültür ekibi olarak bizim de sürekli kendi aramızda tartıştığımız konu şuydu: Üniversitesinde Güzel Sanatlar Fakültesi olan bir kentin nasıl olur da kültür sanat hareketliliği yalnızca belediye tarafından gerçekleştirilebilir? Bu sorunun cevabı, ya belediye bu alandaki açığı çok fazla kapatıyor ve alternatif oluşumlara alan açmıyor. Ya da bu alanda bireysel olarak varlığını sürdüren kişiler birbirini tanımıyor. Aslında fark etmeden arz talep meselesi oldu. Her iki tarafın da kendi içerisinde yaşadığı çıkmazlarına çözüm arayışı amacıyla, bir çağrı yaparak özellikle güzel sanatlar mezunu sanatçı, grafik tasarımcısı, mimarlarla ilk kez 2024 Ocak ayında bir araya geldik ve birbirimizi dinledik. Bu çağrı sonucunda bir araya gelen aktörlerin aynı kentte, aynı derde sahip olduğunu fark ettik ve bu dertleşme bize çok iyi geldi. 

İstanbul’u bir merkez olarak düşündüğümüzde, son yıllarda merkez dışında konuk sanatçı programlarının dikkat çekici biçimde çoğaldığını görüyoruz. Sence bu eğilimin nedenleri nelerdir ve çağdaş sanat ortamına nasıl bir katkı sunar? 


K.G.: Yüksek üretim ve görünürlük baskısının, sanatçıları başka ritimlere ve başka ölçeklere yönlendirdiğini düşünüyorum. Senin ifadenle, merkez (beraberinde kentlerin merkezleri) dışındaki konuk sanatçı programları, sanatçılara hem mekânsal hem de zihinsel bir mesafe sunarak yeni düşünme biçimlerini besliyor. Bu durum, çağdaş sanat ortamının daha yatay, çeşitli ve çoğul bir yapı kazanmasına da katkı sağlıyor.

Buna ek olarak, bu tür programlar kültür ortamında yeni etkileşim alanları oluşturuyor; bir yerin, kentin ya da daha geniş bir coğrafyanın, sanatçının araştırmasında bir referans noktası hâline gelmesine imkân tanıyor. Sanatçının üretimini, bu bağlamla kurduğu ilişkiler üzerinden düşünmesine alan açabiliyor.

Nilüfer Belediyesi Konuk Sanatçı Programı için Misi’ye gelen sanatçıları bu bakımdan düşündüğünde neler dikkatini çekiyor?



Karşılaşmalar, Devinimler, İzler, Sergiden görünüm


S.K.: En yakın örnek olarak Karşılaşmalar, Devinimler, İzler sergisinde gördüğümüz, Karşılaşmalar Serisi Konuk Sanatçı Programı’na katılan sanatçıların kolektif üretimi olan Uludağ Endemik Bitkileri’nin tasvirleri diyebiliriz. Kent bağlamı üzerinden, Prof. Dr. Gönül Kaynak’ın araştırmaları ve rehberliğinden faydalanarak elde edilen bilgiler doğrultusunda her bir sanatçı kendi üretim pratiklerine bağlı kalarak eser üretimlerini gerçekleştirdiler. 

Misi Sanatevi’nin komşu teyzeleriyle, konuk sanatçılar çok güzel paylaşımlar içinde. Bu programlar dışında konak genellikle boş duruyor ve program başladıktan, sanatçılar yerleştikten bir kaç gün sonra teyzeler; konuk sanatçıları ziyarete gidiyor. Bazen yemek getiriyorlar, bazen bahçelerinde ürettikleri meyve ve sebzelerden. En çok da hikayelerini paylaşıyorlar. 2024 programı sanatçılarımızdan Esra Okyay, komşu teyzelerle Misi’de daha önce kadınların çeyizlik için yaptığı dikiş nakış yöntemiyle ortak bir iş ürettiler. Teyzeler neredeyse her gün belirlenen saatte gelip, Esra ile birlikte işin başına oturuyorlardı. Derin Uludağ ise, Misi Köyü’nde yetişen kök ve bitkilerden elde ettiği eko boyalarla hem eser üretimini gerçekleştirdi, hem de Misi köyünün renk kartelasını belgeledi. Bunlar yalnızca birkaç örnek. Neredeyse programlara katılan bütün sanatçılar, kendi üretim pratiklerinin ötesinde farklı bir arayış ve deneysel sürece geçiyor. Senin de söylediğin gibi konuk sanatçı programlarının sanatçıya sunduğu mesafenin, üretimlerinin derinliği ve çeşitliliğinde etkili olduğunu ve yeni pencereler açtığını gösteriyor. 

Uluslararası alanda birçok saygın konuk sanatçı programı var, son yıllarda Türkiye’de de daha çok bağımsız inisiyatifler tarafından yürütülen konuk sanatçı programları yapıldığını görüyoruz. Senin gözünden bir programı “iyi” yapan unsurlar nelerdir? Türkiye’de konuk sanatçı programlarının hala çözmekte zorlandığı yapısal sorunlar olduğunu düşünüyor musun? 


K.G.: Uluslararası ölçekte “iyi” bir konuk sanatçı programını tanımlayan unsurların başında, bana kalırsa net bir niyet, şeffaf bir yapı ve sanatçıyı araçsallaştırmayan bir yaklaşım geliyor. Yerel bağlamla kurulan ilişkinin yüzeysel olmaması, program ekibinin sanatçının sürecini desteklemesi, kolaylaştırması çok önemli. Beraberinde aynı anda programa katılan sanatçıların birbirlerini ve üretimlerini tanıma imkânı bulmalarını teşvik eden buluşmaların faydalı olduğunu söylemek mümkün. Türkiye’de en temelde programların sürekliliğinin sağlanmasına yönelik sorunlar öne çıkıyor ve bu uzun vadeli etkileri görebilmemizi güçleştiriyor diye düşünüyorum. 

Sizin deneyiminiz sana bu konuda neler düşündürdü, onu da merak ediyorum. Bir konuk sanatçı programının iyiliği sence nasıl ölçülebilir? 


S.K.: Bu konuda sana katılıyorum Kevser, programın sürekliliğinin sağlanması ve süreç sonu raporlarının tutulması diyebilirim. Ara vermeden süreklilik halinde yapılan her türlü projede, proje direktörlerinin de bu işte uzmanlaşması, olumlu ve olumsuz sonuçlara karşı öngörülerinin artmasına alan açıyor. Programı, ilk yaptığımız halinden bugüne kadar sürekli olumlu yönde ilerlemesinin sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Bunun beraberinde programın gerçekleştirildiği mekânın alt yapısının sanatçı odağında iyileştirilmesi ve eser üretiminde sadece sanatçının talep ettiği malzemelerin değil, çeşitli sarf malzemenin de atölyeye önden yerleştirilmesi de özellikle üretim çeşitliliğinin ve deneysel sürecin çoğullaşmasına katkı sağlıyor. Davet edilen sanatçılarla sınırların baştan belirtilmesi ve her türlü konunun baştan bildiriliyor olması da sanatçının daha çabuk adapte olmasını sağlıyor. Bizim yürüttüğümüz programlarda üretim şartı var fakat üretim sanatçının burada kaldığı süre boyunca gerçekleşmek zorunda değil. Süreç sonu sergisini programdan en az üç ay sonrasına planlıyoruz, buradaki amaç sanatçı burada olduğu süre boyunca araştırma, izleme ve düşünsel kısmını gerçekleştirip sonra da üretimini ortaya koyabilmesi. Bu da, ortaya çıkan sanat eserinin gerçekten buradan esinlenerek üretildiğine dair güçlü izler taşımasına alan açıyor. 

Geçmişte Türkiye’de ve yurtdışında konuk sanatçı programlarıyla işbirlikleri yapmış, programların yapısının oluşturulmasında, kapsamında ve sanatçıların seçim süreçlerinde sorumluluklar üstlenmiş biri olarak, -ben de görüyorum ki şimdi yaptığımız her programın homojen olarak içerisindeyiz ve en az konuk sanatçı kadar paylaşım, deneyim ve bağın içerisinde oluyoruz.-  bu deneyimin senin küratöryal yaklaşımında etki ve devinim yarattığını düşünüyor musun? Bunlardan kısaca bahsetmek ister misin? 


K.G.: Ankara Queer Art Residency⁴, Lucy Art Residency⁵, Berlin Senatosu Misafir Sanatçı Programı⁶, TAPA⁷, SAHA Studio⁸, Culture Civic Sanatsal Üretim Fonu⁹, İKSV çatısı altında Cité Internationale des Arts Türkiye Atölyesi¹⁰, İstanbul Bienali Çalışma ve Araştırma Programı¹¹, SaDe¹² Sanatçı Destek Fonu gibi programlarda sorumluluklar üstlenmek, bana sanatçıların araştırma ve üretim süreçlerine yakından eşlik etmeye dair yeni bakış açıları sundu ve küratörlüğü de bu süreçleri beslemeyi önceleyen bir bağ kurma pratiği olarak düşünmemi sağladı. Aynı zamanda bu programların, içinde yer aldıkları kültür ortamına ve o bağlamda bir araya gelebilecek sanatçılara ne tür imkânlar sunabileceği üzerine düşünme fırsatı buldum. Bu deneyimler, hem koşulları iyileştirmeye hem de bu karşılaşmalardan doğabilecek temasları, üretimleri ve düşünsel etkileşimleri çoğaltmaya yönelik bir bakış geliştirmemde ilham verici oldu. Küratörlüğü zamana yayılan bir eşlik ve birlikte düşünme yolu olarak ele almamda bu deneyimlerin etkili olduğunu söyleyebilirim. 

Nilüfer Belediyesi Kültür Sanat ekibi olarak sizlerin deneyimi, programlama ve sergilere yaklaşım konusunda yeni ilhamlar vermiş olmalı. Paylaşmak istediklerin olur mu? 


S.K.: Şöyle bir tarafı olabiliyor: Her ne kadar sanatçıyı araştırsak, izlesek de özellikle sergilere veya konuk sanatçı programlarına davet ettiğimiz sanatçıları yüz yüze tanıma ve üretim süreçlerini yakından izleme fırsatı bulduğumuz için daha sonraki programlarda da tekrar iş birliğine girme eğiliminde olabiliyoruz. Özellikle konuk sanatçı programı odağında düşündüğümüzde ise; son zamanlarda sergilerde genç sanatçılara daha çok alan açmaya çalıştık. 

Bu programlarda benim özellikle en çok dikkatimi çeken konu, paylaşımların çok güçlü olmasıydı ve neredeyse her bir programda kolektif üretim vardı. Konuk sanatçı programında bizler yürütücü/kolaylaştırıcı rolünde olurken programın asıl direktörleri sanatçıların kendisiydi. Bu durum, programla birlikte sergi yerleştirmesinde de böyle oldu. Son yılları saymazsak, bu çok da deneyimlediğimiz bir süreç değildi. Son yıllarda ise; özellikle Bursalı sanatçılarla yaptığımız iş birliklerinde sergilerin kurgusunu da, programın planlamasını da yatay bir şekilde birlikte planlıyoruz. Bu çok sözlülük keyifli bir süreç. 

İstanbul Bienali’nin ya da başka bienallerin, konuk sanatçı programlarıyla daha organik ve uzun soluklu ilişkiler kurabileceğini düşünüyor musun?



Bursa Sanat Kolektifi, Boşluğun Haritası, Sergiden görünüm


K.G.: Evet, düşünüyorum. Sanatçıların bir şehirle, o şehrin düşünsel dünyasıyla ve gündelik ritmiyle gerçekten ilişki kurabilmeleri için zamana ihtiyaçları var; İstanbul ya da Türkiye üzerine hızlı çıkarımlar yapmalarındansa, şehirde vakit geçirmeleri, sokaklarında yürümeleri, kültürsanat ortamındaki tartışmaları takip etmeleri, onların üretim süreçlerinde de daha hakiki bağlar kurmalarını mümkün kılıyor. 

İstanbul Bienali tarihinde bunun çok güçlü bir örneği bulunuyor. Vasıf Kortun ve Charles Esche küratörlüğünde gerçekleşen 9. İstanbul Bienali’nde, Vasıf Kortun’un öncülüğünde (o dönemde direktörlüğünü de üstlendiği) Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’nin konuk sanatçı programı altyapısından yararlanılmış ve katılan sanatçıların neredeyse yarısı İstanbul’a uzun süreli olarak gelmişti. Böylece sanatçıların bienale katılımı zamana yayılan bir düşünme ve üretim süreci olarak işleyebilmişti. Benzer modellerin işlerlik kazanmasıyla bienallerin konuk sanatçı programlarıyla daha organik ve uzun soluklu ilişkiler kurmasının, hem sanatçılar hem de kentle kurulan bağ açısından çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Gelecek bienaller ve Nilüfer Belediyesi’nin yerel kültür sanat altyapısını güçlendirmek için yaptığı çalışmaların doğurabileceği yeni işbirliklerini düşünmek çok ilham verici olur. 


S.K.: Kesinlikle katılıyorum Kevser ve ne güzel söylemişsin, çok teşekkür ederim. Öyle ki; iş birlikleri, bağları ve ağları çoğaltıp güçlendiriyor. Özellikle kurumların ve STK’ların bireyleri odak alarak yaptığı iş birlikleri çoğulcu fayda sağladığı için, içinde barındırdığı toplulukta da aidiyet duygusunu güçlendiriyor. Aslında amacımız biraz da bu. Nilüfer Belediyesi’nin yıllardır yürüttüğü kültür sanat programlarıyla kentin kendi içinde var olan dinamiklerini harekete geçirmek ve görünür kılmak. Bu da, iş birlikleri sayesinde bir şekilde Bursa’dan çıkarak farklı paylaşımlar aracılığıyla da gerçekleşebileceğini düşünüyorum. 



1. Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde görev yapan Doç. Dr. Meryem Uzunoğlu’nun önerisiyle Nilüfer Belediyesi’nin ilk kez 2016 yılında gerçekleştirdiği Nilüfer Sanat Çalıştayı, Bursa da dahil Türkiye’nin farklı kentlerinden 15 sanatçı, Misi Kozaevi’nde 20 gün boyunca hem sanat üretimlerini gerçekleştirdi hem de Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle atölyeler ve söyleşiler gerçekleştirdi. 

Nilüfer Sanat Çalıştayı, 2016, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında devam ederken aynı zamanda, ilk kez 2018 yılında gerçekleştirilen Konuk Sanatçı Programı’yla Mehmet Çevik ve Sercan Apaydın Nilüfer’in konuk sanatçıları oldular. Haber için: https://www.nilufer.bel.tr/haber/nilufer-belediyesi-sanatevi-ilk-konuklarini-agirliyor


2. Nilüfer Belediyesi, Fulya Çetin yürütücülüğünde Misi’nin Florası Konuk Sanatçı Programı’nı gerçekleştirdi. Argonotlar’da yayınlanan Özge Yağcı ve Fulya Çetin röportajı için: https://argonotlar.com/bir-dayanisma-pratigi-olarak-misi-deneyimi/ 


3. İKSV’nin  Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğü Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı kapsamında Nilüfer Belediyesi ve  İzmir Teos Kültür Derneği’nin ortak uyguladığı programda Bursalı sanatçılarla ve kültür sanat aktörleriyle bir araya gelindi. Haber için: https://www.nilufer.bel.tr/haber/konserve-projesi-nilufer-sanat-platformu-calistayi-ile-basladi 


4. Ankara Queer Sanat Programı, Konuk Sanatçı Evi, Kaos GL Akademik ve Kültürel Çalışmalar Koordinatörü Aylime Aslı Demir’in öncülüğünde Şubat 2020’de kuruldu. 2022’de tamamlanan üçüncü dönemiyle 18 sanatçıya, 8 hafta boyunca Ankara’da yaşama ve çalışma alanı sağladı. Üretim ve araştırma süreçlerini destekledi ve teşvik etti. Ayrıntılı bilgi için: https://ankaraqueer.art/hakkinda


5. 2017 yılında Kavala’da, sanatçılar ile sanat profesyonellerinin bir araya gelerek yeni tanışıklıklar kurabilecekleri ve üretimlerin temas edebileceği bir ortam yaratmak amacıyla kurulan Lucy Art Residency, aktif olduğu altı sene boyunca  uluslararası sanatçıları ağırladı. Ayrıntılı bilgi için: https://lucyartresidency.com/


6. Berlin Senatosu Misafir Sanatçı Programı, Berlin ve İstanbul arasındaki kardeş şehir ilişkilerinin bir bileşeni olarak uluslararası değişim programları vasıtasıyla profesyonel sanatçıların sanatsal gelişimini ve kültürel alışverişini destekliyor. Burs kapsamında, İstanbul’da Anadolu Kültür / Depo ve Berlin’de nGbK ve Kunstquartier Bethanien kurumları ile işbirliği yapılıyor.  Ayrıntılı bilgi ve duyurular için: https://www.depoistanbul.net/acik-cagri-istanbul-berlin-misafir-sanatci-programi/


7. 2019 ve 2020 yıllarında aktif olan TAPA (Transformative Art Project for Activists) hak savunuculuğundan güç alan sanatçılar için tasarlanan bir misafir sanatçı programı.


8. 2019 yazında Beyoğlu’nda başlayan ve 2023 sonbaharından beri Unkapanı’nda İMÇ 5. Blok’taki adresinde faaliyetlerine devam eden SAHA Studio sanatçı, küratör ve yazarlar için bir araştırma, etkileşim ve üretim programı olarak tasarlandı. Ayrıntılı bilgi ve duyurular için: https://www.saha.org.tr/studio/saha-studio-nedir


9. Türkiye'de yerleşik, görsel sanatlar alanında çalışan, 25 ile 45 yaş arasındaki sanatçıların ve sanatçı kolektiflerinin başvurusuna açık olan Sanatsal Üretim Fonu, üç dönem boyunca fon desteği sağladı. Güncel duyuruları da kapsayan ayrıntılı bilgi için: https://www.culture-civic.org/hibe-programlari/acik-cagri-takvimi


10. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV), 2009 yılında Fransa’da TC Kültür ve Dışişleri Bakanlıklarının himayesinde, İKSV tarafından yürütülen "Fransa'da Türkiye Mevsimi" sayesinde Cité des Arts’ta yirmi yıllığına kiraladığı Türkiye Atölyesi’nde 2009’dan 2025’e dek Türkiye’den 55 sanatçı  misafir edildi  Atölye, 2025’te görsel sanatların yanında müzik ve edebiyat alanlarında çalışan kültür-sanat üreticilerine de çağrı yapmaya başladı. Ayrıntılı bilgi ve duyurular için: https://www.iksv.org/tr/cite-des-arts-misafir-sanatci-programi/hakkinda


11. İstanbul Bienali öğrenme programları kapsamında oluşturulan Çalışma ve Araştırma Programı (ÇAP) 2018-2024 yılları arasında düzenlendi. Program 2008-2024 yılları arasında İstanbul Bienali direktörü olan Bige Örer’in davetiyle 15, 16 ve 17. İstanbul Bienallerinde Kamusal Program Koordinatörlüğü görevini de üstlenen Zeyno Pekünlü’yle birlikte geliştirildi ve aktif olduğu süre boyunca Pekünlü tarafından koordine edildi. 2018-2022 yılları arasında üç dönem; 2021'den başlayarak ÇAP'ın faaliyetlerini sona erdirdiği 2024 yılına kadar ise BAK basis voor actuele kunst işbirliğiyle iki dönem olmak üzere toplam beş dönem faaliyet gösterdi. Ayrıntılı bilgi için: https://bienal.iksv.org/tr/calisma-ve-arastirma-programi-2018-2024/hakkinda


12. İKSV’nin yürütücülüğünde ve Mercedes-Benz Türk’ün proje ortaklığında 2022’de başlayan SaDe (Sanatçı Destek Fonu), görsel sanatlar alanında faaliyet gösteren sanatçıların gelişimlerine katkıda bulunmayı hedefliyor. Programın üçüncü dönem açık çağrı süreci devam ediyor. Ayrıntılı bilgi ve duyurular için: https://www.iksv.org/tr/sade-sanatci-destek-fonu/hakkinda


Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page