top of page

Operanın evrensel kodlarının izinde

Türkiye operasına hayat veren sanatçılara ve etkinliklere değindiğimiz serimize İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin genç sanatçısı, Tenor Ufuk Toker ile yaptığımız söyleşiyle devam ediyoruz


Röportaj: Buğra Poyraz


Ufuk Toker, Carl ORFF'un Carmina Burana eserinin prömiyerinden, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)


Eğitim hayatınızı ve profesyonel geçmişinizi kısaca anlatır mısınız? Opera ile ilk karşılaşmanız nasıl oldu?


İlkokul ve lise eğitimlerimde müfredatta haftada bir saat verilen müzik dersleri dışında bir müzik eğitimim olmadı. Lise eğitiminden sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Opera Bölümünü kazandım ve Prof. Güzin Gürel ile şan çalışmalarına başladım. 2017 yılı sonlarına doğru Salzburg’ta düzenlenen bir festivalde Gaetano Donizetti’nin L’Elisir d’Amore operasında Nemorino karakterini seslendiriyordum. O dönem İstanbul Devlet Opera ve Balesi müdürü olan Suat Arıkan’ın beni o festivalde keşfetmesiyle İDOB ailesine katılma fırsatı yakaladım ve solist sanatçı olarak görev yapmaya başladım.


Opera ile ilk tanışmam, kuzenim olan Ankara Devlet Opera ve Balesi solistlerinden Tuncay Kurtoğlu’nun vesilesiyle oldu. Konserlere, opera temsillerine gittikçe beni daha da içine çekti bu sanat. 


Gioachino Rossini ve librettist Cesare della Valle tarafından kaleme alınan Maometto II (II. Mehmet) eserinden, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)


Şan eğitimi almaya nasıl karar verdiniz? Örnek aldığınız, size ilham veren hocalarınız kimler?


Küçüklüğümden beri şarkı söylerdim. İlgim kuzenimin yönlendirmesiyle operaya döndü ve bu sanatta ilerlemek istedim. İlk önce konservatuvara hazırlık dönemi, sonrasında sınavlar ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Opera Bölümünü kazandım ve değerli hocam Prof. Güzin Gürel'in öğrencisi oldum. Güzin Gürel hocam bu sanat için birçok sanatçı yetiştiren ve yetiştirmeye devam eden, hayatlara dokunan bir ekol. Hayatına dokunduğu kişilerden biri olduğum için şanslıyım. Opera sanatı çok zor bir meslek, profesyonel bir sporcu gibi yaşamanız ve bir disiplin içerisinde çalışmalarınızı sürdürmeniz gereken bir meslek. Bu noktada Güzin Gürel hocam bana kılavuz olan kişidir. Kendisiyle hâlâ çalışmalara devam ediyorum ve repertuvar konusunda fikir alışverişi yapıyoruz. Çok şanslıyım gerçekten hem eğitim hayatımda hem de profesyonel kariyerimde hep bana katkısı olan hocalarım, ustalarım, arkadaşlarım oldu. 


En sevdiğiniz opera bestecisi ve eseri nedir? Canlandırmaktan en çok keyif aldığınız hangi rol oldu?


Aslında böyle bir seçim yapmak benim için zor. Her eserin bırakmış olduğu iz, lezzet farklı oluyor. Kariyerimde genellikle W. A. Mozart, G. Rossini ve G. Donizetti’nin eserlerini seslendirme fırsatı buldum ve genelde de Opera Buffa (komik opera) tarzında yazılan eserleri seslendirdim. Bu tür eserleri seslendirmek benim için her zaman büyük keyif oldu. 


Ufuk Toker, W.A.Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma eserinden, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)


Sanat yaşamınızda, ilerleyen yıllarda mutlaka seslendirmek istediğiniz roller nelerdir?


Bunlardan biri konservatuvar yıllarından beri her dinlediğimde bir gün mutlaka söylemeliyim dediğim G. Donizetti’nin Lucia di Lammermoor operasında Edgardo karakteri. Yine G. Donizetti'nin La Fille du Régiment operasındaki Tonio karakterini seslendirmek istiyorum. Bir diğer eser ise V. Bellini’nin I Puritani operasındaki Lord Arturo karakteri… Onun dışında tabii ki tenor repertuvarının en önemli rollerini seslendirmek istiyorum ama kısa dönemde bu belirtmiş olduğum eserlerle sanatseverlerin karşısına çıkmak istiyorum.


Carl ORFF'un Carmina Burana eserinden, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)


Özel konservatuvarların da çoğalması ile opera-şan bölümlerinden günden güne yeni mezunlar veriliyor. Bu konuda görüşleriniz nedir ve öğrenci veya yeni mezunlara tavsiyeleriniz nedir?


Evet, ülkemizde birçok konservatuvar var ve özel konservatuvarların açılmasıyla birlikte bu sayı artıyor. Bu konudaki görüşüm, evet, bu kurumların sayısı artıyor, ama aynı zamanda opera sanatı için donanımlı sanatçılar yetiştirecek hocaların sayısının eksik olduğunu düşünüyorum. Donanımlı yüksek seviyede opera sanatçısı yetiştirirken, aynı zamanda iyi şan hocalarını da yetiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Lisans eğitimi bir meslek eğitimidir, yani bireylerin hayatlarına dokunulduğu, hayatlarına yön verildiği çok önemli bir yerdir. Dolayısıyla burada görev alan eğitimcilerin de tam donanımlı, işinin ehli eğitimcilerden oluşması gerektiğini düşünüyorum.


Genç arkadaşların operaya ilgisi tabii ki beni mutlu ediyor, ama mezuniyet sonrası sanatlarını icra edecekleri alan bulamamaları ya da bunu kısıtlı sayıda kişinin elde etmesi tabii ki beni üzüyor. Şu anda bile birçok kişi sevdikleri bu sanatı icra edebilmek için sınav bekliyor. Umarım bir an önce bu arkadaşlarım için de bu sınavlar yapılır. Benim naçizane tavsiyem, sürekli pes etmeden çalışmaları olur. Teknik, stil, müzik, oyunculuk üzerine yoğun çalışmalar yapmalarını tavsiye ederim.


Bunun yanında en önemli konu şu: Kendilerine göre en doğru repertuvarı belirlemeliler ve bunu çalışmalılar. Opera evrensel bir sanat. Onlar da kendilerini uluslararası düzeye göre hazırlamalılar, çalışmalarını bu yönde yapmalılar. Bu şekilde yol alırlarsa hem kendi kariyerleri hem de ülkemizdeki opera sanatının kalitesi yükselecektir.


Ufuk Toker, Giuseppe Verdi’nin FALSTAFF eserinden, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)


Türkiye'de operanın tanınıp yaygınlaşmasını nasıl değerlendirirsiniz? Türkiye’deki opera sanatının geleceğine yönelik tahmin ve dilekleriniz nedir?


Ülkemizde opera ve baleye yönelik artan bir ilgi var. Bunu fazlasıyla hissediyorum. Gerek temsil zamanı dolu salonlarda gerek sosyal medya üzerinden gelen etkileşimlerde bunu görüyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bu ilginin artarak devam edeceğine inanıyorum. İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçısıyım ama Mersin, Samsun, Ankara ve Antalya’da da zaman zaman sahneye çıkma, oradaki havayı soluma fırsatı buluyorum. Şunu görüyorum ki genç kuşak çok ilgili. Merak ediyorlar. Zaten opera ya da bale temsiline bir kere gelen genellikle diğer temsillere de gelmeye devam ediyor. Ortaya kaliteli bir iş koyduğunuz zaman alıcısına bir şekilde ulaşıyor ve bu artık sosyal medya ile daha da kolay hale geldi. Binlerce kişiye rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Eminim ki yaptığımız sanatın kalitesini hem görsel hem işitsel olarak arttırdığımız sürece ilgi de artarak devam edecektir. Dileğim ülkemin her yerine bu sanatın ulaşması. Bunun hayalini kuruyorum.


Comments


bottom of page