top of page

On soruluk sohbetler: Silke Huysmans & Hannes Dereere

Belçikalı genç ikili Silke Huysmans ve Hannes Dereere’nin Cennet Ada performansı yarın Kundura Sahne’de izleyiciyle buluşuyor. On soruluk sohbetler serisi kapsamında ikiliye sorularımızı yönelttik


Röportaj: Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel



Silke Huysmans ve Hannes Dereere, Fotoğraf: Bart Dewaele


10 Mayıs’ta Kundura Sahne’de yer alacak ve içinde bulunduğumuz Antroposen çağının, iklim krizinin ve göç dalgalarının ortaya çıkardıkları ikilemleri madenciliğin yaşam koşullarını tükettiği Nauru adası üzerinden gözler önüne seren bir belgesel tiyatro yapıtı olan Cennet Ada adlı işin yaratıcıları Belçikalı genç ikili Silke Huysmans ve Hannes Dereere’ya sizler için sorularımızı yönelttik. Cennet Ada adlı iş ile ilgili daha fazla bilgi edinmek üzere Ayşe’nin sizler için kaleme aldığı geçen haftadaki yazısını okuyabilir, ayrıca 10 Mayıs ertesi 11 Mayıs’ta da ikilinin Kundura’da gerçekleştireceği sanatçı konuşmasına katılarak kendilerine sorularınızı yöneltebilirsiniz.


Cennet Ada performansı, Fotoğraf: Shun Sato


Tiyatronun özü sizce nedir?


Eğer böyle bir şey varsa, bu öz muhtemelen insanların bir arada olması, düşünce ve imge alışverişinde bulunması, fikirlere meydan okuması ve dünyaya yeni ve farklı bakış açılarını uygulamasında yatıyor. Dünyadan kısa bir kaçış ve onu farklı bir şekilde deneyimlemek için bir yer.


Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?


Evet ve hayır. Hayır, çünkü tiyatronun dünyayı değiştirebileceğini düşünmek aptallık olur. Ancak insanlar değiştirecek. Ve bu insanlar bir tiyatro binasını ziyaret edebilirler. Dolayısıyla bizim için tiyatro, birçok diğerleri gibi, kolektif bilincin dokusuna müdahale etmenin bir yolu. İnsanların etraflarındaki dünyaya bakma ve yorumlama biçimleriyle etkileşim kurmak. Yani adım adım, evet.


Out of the Blue, Fotoğraf: Loes Geuens


Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?


Ana ilham kaynağımız, araştırmamız sırasında konuştuğumuz insanlar ve yaptığımız sohbetler. Bunun dışında bir eser üzerinde çalışırken pek fazla gösteri ya da film izlemiyor ya da sergileri ziyaret etmiyoruz çünkü kendi işimize odaklanmak istiyoruz. Ancak çok müzik dinliyoruz. Son işimiz Out of the Blue, Emahoy Tsegué-Maryam Guèbrou'nun The Song of the Sea adlı piyano parçasıyla bitiyor. Bunu çok güzel buluyoruz.


Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?

Tiyatrolar broşürlerini basmak istediğinde ve bizim hala bir başlığımız olmadığında. O sıralarda bir anda. Başlıklarda hep geç kalıyoruz.


Mining Stories, Fotoğraf: Tom Callemin


Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?


Pek çok insan, ama özellikle herhangi bir kişi değil..


Dünyanın mevcut durumunu değerlendirdiğinizde, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil konu nedir?


İşe her zamanki gibi devam etmemek ve aksine, içinde bulunduğumuz dünyanın bir şeylerin değişmesini yüksek sesle arzuladığının farkına varmak. Bizim için bu, sanatçı olarak birçok düzeyde; ekolojik, ekonomik, toplumsal, post-kolonyal vb., ele alınması gereken en acil sorun.


Out of the Blue, Fotoğraf: Loes Geuens

İkili olarak çalışmanın avantajları ve zorlukları neler?


Avantajı, birbirimizi gerçekten iyi tanıyor olmamız ve karşımızdakinin ne hissettiğini/düşündüğünü anlamak için çok fazla söze ihtiyacımız olmaması. İkili olarak uyumluyuz da. Yani birimiz bir konuda daha az iyiyse, genellikle diğeri o konuda biraz daha iyi. İkili olmanın zorluğu ise, her zaman her şeyi paylaşıyor olmak: bir şeyler iyi gittiğinde ikiniz de mutlu olursunuz; ama bir şeyler ters gittiğinde, ikiniz de çökersiniz ve birbirinize güvenemezsiniz çünkü ikiniz de aynı şeyi yaşıyorsunuzdur.






Cennet Ada’nın bir parçası olduğu üçlemeniz için madenciliğe ilginizi ve odaklanmanızı tetikleyen şey neydi?


Silke, Brezilya'nın güneyindeki büyük bir maden bölgesinde büyüdü. Büyük bir maden barajı patlayıp çocukluğunun geçtiği eve yakın birkaç köyü yerle bir ettikten sonra madencilikle ilgili çalışmaya başladık. Bu, etkilenen birçok insanla konuştuğumuz ilk yapıtımız olan Mining Stories’i (Madencilik Hikâyeleri) ortaya çıkardı ve Cennet Ada’nın da bir parçası olduğu madencilik hakkında daha uzun vadeli bir araştırmayla devam etti.


Çalışmalarınız bir saha çalışması/araştırma aşaması gerektiriyor; bu aşamaya nasıl hazırlandığınız ve genellikle bu aşamanın nasıl geliştiğinden bahseder misiniz?


Saha araştırması, yaratma sürecimizin en çok zaman alan kısmı. Bu yüzden her yıl yeni bir eser yaratmıyoruz. Hem konu hakkında daha fazla bilgi edinmek hem de röportajlar için insanlara ulaşmak çok fazla hazırlık gerektiriyor. Aynı zamanda çok fazla organizasyon içeriyor. Ancak araştırmanın tamamlandığını hissettiğimizde bunu sanatsal olarak bir tiyatro sahnesine nasıl tercüme edeceğimizi düşünmek için ilk adımları atıyoruz. Yani araştırma aşaması her zaman bir tiyatro mekanına girmemizi önceliyor.


Out of the Blue, Fotoğraf: Loes Geuens


Biraz gelecek projelerinizden bahseder misiniz?


Şu anda ileriye dönük bir projemiz yok ama turneye çıkardığımız Out of the Blue adlı yeni bir projeyi yeni bitirdik. Bu yapıtta madenciliğin geleceğine daha yakından bakıyoruz. Daha spesifik olarak, yaşadığımız ve çalıştığımız ülke olan ve şu anda derin deniz madenciliği araştırmalarında - derin denizde metal çıkarmak isteyen yeni bir madencilik biçimi - dünya liderlerinden biri olan Belçika'dan bir şirkete odaklanıyoruz. Endüstri, yeşil geçiş için pil yapmaları gerektiğini iddia ediyor (örneğin, yel değirmenleri ve elektrikli arabalar), ancak bunu yaparken dünyadaki son el değmemiş yerlerden birinin yok olma riskini de göze alıyor. Bu yapıt, üçlememizin ve madencilik ve kaynaklarla ilgili uzun vadeli araştırmamızın son bölümü.

Comments


bottom of page