On soruluk sohbetler: Onur Karaoğlu

Çağdaş gösteri sanatları alanında Avrupa’nın önde gelen festivallerinden biri olan Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları)'nda yeni işi Boşu Boşuna’nın dünya prömiyerini gerçekleştiren Onur Karaoğlu'na on sorumuzu yönelttik


Röportaj: Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel


Onur Karaoğlu, Boşu Boşuna (In Vain) performansından, Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları)


Bu yıl 13 Mayıs – 18 Haziran tarihleri arasında 71. kez düzenlenen, Avrupa’nın yazı karşılayan festivali Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları)'na dünyanın dört bir yanından 37 gösteri davet edilmişti. Bunların arasında, dünya prömiyerini festivalde gerçekleştiren 11'inden biri Onur Hamilton Karaoğlu'nun Boşu Boşuna (In Vain) adlı performans işiydi.


Boğaziçi Üniversitesi'nde Sosyoloji eğitiminin ardından New York - Columbia Üniversitesi'nden tiyatro yönetmenliği alanında yüksek lisans derecesi alan Karaoğlu 2010 yılından beri tiyatro ve performans sanatı alanlarında işler üretiyor. Karaoğlu'nun kendi yazdığı, uyarladığı ve yönettiği işleri garajistanbul, bomontiada Alt, Roxy, Heidelberg Tiyatrosu ve Rotterdam Schouwburg gibi mekanlarda sahnelemiş, yerleştirme ve video işleri ise Bahar (Sharjah Bienali), SPOT, Operation Room ve Artnivo'da yer almıştır. Tiyatro ve film projeleri üreten Studio 4 Istanbul'un kurucuları arasında olan Karaoğlu, 2014 yılında, daha sonra uluslararası bir festivale dönüşen İstanbul Yeldeğirmeni'ndeki Köşe adlı sahne sanatları mekânının ortak kurucularındandır.

Yeni performans işi Boşu Boşuna vesilesiyle Karaoğlu'yla on soruluk sohbetimizi gerçekleştirdik.


Onur Karaoğlu, Boşu Boşuna (In Vain), Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları), Pickle Bar


Performansın özü sence nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsın?


Performansın özü, her üretici için ayrı bir şey. Bir soru, düşünce, his, merak gibi bir yerden sanat üreten kişi bir motivasyon kazanıyor ve onun üzerine çalışmak için performans formunun doğru bir yol olduğunu düşünüp bir iş yapmaya başlıyor. Bir işin içinde ona kaynaklık eden materyali görmeyi ve işin aşamalarının onu nasıl değiştirdiğini anlamayı performans yoluyla çok seviyorum. Performans tanımı için yakın zamanda yazdığım bir metinden bir alıntı yapmak istiyorum. “Performans; görsel, fiziksel, işitsel, dille ilişkili, soyut, teknik v.b. her tür bilgiyi, belirli bir zaman ve uzamda tekrar tekrar şekillendirmek üzerine bir disiplin. Sınırsız bir özgürlük alanında, bütün bu bilgileri organize etmek de performans üretmenin biricik yolu.”

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musun? Nasıl?

Evet, inanıyorum. Ama dönüştürücü güç demek biraz naif hissettiriyor bana. Bu güç pek çok şeyde var benzer şekillerde ve koşullarla da çok alakalı bir dönüştürücülükten bahsetmek. Bir pratiğin içinde uzun süre üretim yapınca, zamanla kendine ait dönüşümü sanatçı olarak fark etmek beni bu konuda daha inançlı kılıyor. Yöntemlerim, ilgilendiğim şeyler, iş yapma biçimim, kendim dönüşüyorum zamanla ve bu da sanatın dönüştürücü gücünün bir parçası. İşin kendisi de benim yaşadığım bu dönüşümlerin izlerini taşıyorsa bir etki yaratıyor olabilir.

Size ilham verdiğini düşündüğün biri/leri var mı, varsa kimler?

Çok var ve dönem dönem de yeni kişiler listeye giriyor, çıkıyor. Çünkü devamlı bu ilham meselesi ile ilgilenmek hayatta çok gerekli, başka türlü bir boşlukta kalıyor insan. Yakın çevremdeki kişiler de genelde bana çok ilham veriyor, onların düşündükleri, hayatı anlama biçimleri. İş anlamında da üretim yaptığım alanlar dönem dönem değiştiği için - performans, tiyatro, film, video vs. olabiliyor - o dönem çalıştığım işe dair ilham alacak başka sanatçılara çok bakıyorum. Bir de çok fazla forma dair araştırma yapan bir pratiğim olduğu için, belirli bir formda üretim yapan bir sanatçının pratiğinin başka bir formda karşılığı ne oluru sürekli düşünmeye çalışıyorum. Kayıtlı halde devamlı ulaşılabilir oldukları için tekrar tekrar dönüp işlerine baktığım ilham kaynakları, filmciler, müzisyenler ve edebiyatçılar oluyor.

Onur Karaoğlu, Altyazıları Yüksek Sesle Oku, 2020


Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsın? Rüyaların işinde etkisi olur mu?

Rüyaların işlerimde etkisi yok. Rüyalarla iş yapan insanların da bunu nasıl başardıklarını hep çok merak etmişimdir. Fellini’nin gece uyanıp rüyalarını çizdiği defterleri varmış. Sanırım görsel bir tarafı daha güçlü rüyayla iş yapmanın. Ben daha fikir düzeyinden yola çıktığım için rüyalarım yeterli malzeme üretmiyordur belki (rüya çok görüyorum oysa ki). İş üretirken, koşullara göre durum değişse de, dünyevi yaşanmış bir şeyi bulup, oradan yola çıkıp hayal gücümü kullanmayı seviyorum. Performans düşünürken özellikle, bir şekilde dünyada var olmuş bir temsilin, ürettiğim performans işi ile ilişki kurması önemli geliyor. O yüzden çok fazla birbirinden alakasız şeyi bir yerlerde arıyor, buluyor, düşünüyorum. Sonra belki bir gün onun bir hali yaptığım bir işe girer belki diye.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğun yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsin?

İsim bence önemli bir şekilde en başlarda karar verilmesi gereken bir şey. İş yapmak zaten kendine imkanların doğrultusunda alan açmak demek. İsim de önemli bir alan açıyor işin tanımlanması için. İşi başkalarına anlatırken, ondan adıyla bahsetmeyi tercih ediyorum çalışmanın erken dönemlerinde.

Onur Karaoğlu, Boşu Boşuna (In Vain), Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları), Pickle Bar


Dünyanın mevcut durumunu değerlendirdiğinde, bir sanatçı olarak senin için en önemli ve acil konu nedir?

Karamsarlığa düşmemek, umutlu kalmayı başarabilmek. Bir taraftan bakınca özellikle Türkiye’de yaşadığımız koşullar çok zor, sürekli bizi mutsuz edecek bir mücadelenin içinde buluyoruz kendimizi. Buna rağmen bir şekilde bir şeyler yapmak için umuda ihtiyacımız var. Belki böyle biraz daha fazla mesele halledebiliriz gibi geliyor, onu umut ediyorum.

İnsanlığın son iki yılda küresel ölçekte içinden geçtiği pandemi sürecinin sence gösteri sanatlarına etkisi oldu mu; gösteri sanatlarını dönüştürdü mü, dönüştürecek mi?

Çok oldu hem de. Yeni işler düşünmek için daha önce hiç olmadığı kadar zamanımız oldu kendi başımıza, ama iş yapmak için sahip olduğumuz başta mekân olmak üzere pek çok fiziki koşulu da kaybettik. Gösteri sanatları daha önce sahip olduğu garanti olduğunu düşündüğü bir bakış açısını kaybetti bence, bir anda her şey durabilir, her şeyden vazgeçilebilir, hiçbir şeyin güvencesi yok bakış açısı ile iş üretmek herkesin aklının bir köşesinde. Bu tekinsizliğe refleks olarak, eskiden yaptığımız şeye sarılıp, onu yapmaya çalışıyoruz çoğunlukla bu yeni koşullar altında pek de düşünmeden. Ama bir noktada durup kendimize bakıp, bunun doğru refleks olmadığını anlayıp bir şeyleri kökten dönüştüreceğimizi düşünüyorum. Ama henüz oraya gelmedik sanırım.

Onur Karaoğlu, Boşu Boşuna (In Vain), Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları), Pickle Bar


Çağdaş gösteri sanatları ve müzik alanında dünyanın önde gelen ve köklü festivallerinden biri olan Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları)’nın 2022 edisyonuna In Vain (Boşu Boşuna) başlıklı yeni performans işinin dünya prömiyeri ile katıldın. Boşu Boşuna'yı 14 ve 16 Haziran tarihlerinde sahnelemenin yanı sıra, yanılmıyorsak festivalde işler de seyrettin. Öncelikle, bu seneki festivalin programı ve seyircisi hakkındaki görüşlerin, izlenimlerin neler?

Önceki soruyla biraz ilişkili olarak festivaller bu değişimlerin ticari kaygılar olmadan başarılabildiği zeminler performans sanatları özelinde. Wiener Festwochen fikren çok açık ve kaynakları da oldukça iyi olan bir festival olduğu için ondan fazla uluslararası yeni işin yapımcılığını üstleniyor, bu işler ilk defa festivalde gösteriliyor. Bu tabi biraz da riskli bir durum. Festival seyircisinin de bu arayışların bir parçası olmayı kabul ediyor olması lazım. Ama sanırım, bir şekilde bu modeli orada işletmeyi başarıyorlar. Ben de burada yeni işimi gösterdiğim için vaktimin büyük bir kısmını provada geçirdim. İki akşam iş görme şansım vardı. Onlardan birinde Michiel Vandevelde’nin yeni işi Joy’u gördüm. Kerem’in festival izlenimleri ile ilgili yazıda bu iş hakkında söylediklerine katılıyorum. Perde açılıp iş başladığında prolog sekansı beni çok heyecanlandırmıştı, ama sonra bütün iş inanılmaz derinliksiz geldi. Diğer boş günümde de oyun izlemek yerine bütün günü Tuna Nehri'nde yüzerek geçirdim.

Onur Karaoğlu, Boşu Boşuna (In Vain), Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları), Pickle Bar


Yeni işin Boşu Boşuna'yı festivalde farklı ve ilginç bir çerçeve içinde sergiledin. Önce Boşu Boşuna'nın içeriğinden ve yapısından, daha sonra sanatçı kolektifi Slavs and Tatars’ın konseptini belirlediği Pickle Bar'dan ve Boşu Boşuna'nın Pickle Bar konsepti ile nasıl ilişki kurduğundan biraz bahseder misin?

Boşu Boşuna, benim yazdığım ve icracı olarak içinde yer aldığım bir performans işi. Benimle beraber işin içinde yer alan dört farklı karakter birer ses ve video yerleştirmesi olarak mekânda bulunuyor. Bu karakterler: Çok eskiden var olmuş bir deniz olan Tetis, orta çağdan bir bilim insanı, bir şair ve yeni yetme bir genç yazar. Seyirciler, bu karakterlerden birini seçiyor mekânda ve dört gruba ayrılıp, hangi karakteri seçtilerse, onun hikâyesi ile işi deneyimliyor. Ben de bu hikâyelerin arasına girerek parça parça kendi hikâyemi anlatıyorum. Benim hikayem musilaj krizi hakkında. Bütün hikâyeleri birleştiren şeyse şiir yazma sanatı. Bu yolla da seyircilerden bir takım görevleri yerine getirerek şiir yazmaları bekleniyor işin içinde. En sonunda da bir grup olarak oluşturduğumuz şiirler bir antolojiye dönüşüyor. Biraz kriz zamanlarda anlam üretmek için nasıl yollara başvurabiliriz fikri var işin içinde.


Bu işi gösterdiğim yer, Viyana Festivali bünyesinde Slavs and Tatas’ın kurguladığı Pickle Bar’dı. Pickle Bar, fermentasyon kültürü üzerinden işler düşünmek, tartışmalar başlatmak üzere bir konseptle yer alıyordu bu festivalde. Slavs and Tatars, Berlin merkezli bir sanat kolektifi ve ağırlıklı olarak dil ve söylemler üzerine işler üretiyorlar. Ben de Viyana Festivali için burada yeni bir iş üretme teklifi alınca, Pickle Bar’ın konseptleri üzerine de düşünerek bu işi şekillendirdim. Ama biraz pandemi koşulları da bu işin üretiminde belirleyici oldu. Bütün işi evimin oturma odasında prova ettim. Eve gelenlere işi gösterip fikir alıyordum sürekli. Başka oturma odalarına da gidip artık bu işi yapabilirim, büyük tiyatro salonlarında da. Esnek ve kapsayıcı bir performans deneyimi yaratmaktı amacım daha çok.

Onur Karaoğlu, Boşu Boşuna (In Vain), Wiener Festwochen (Viyana Festival Haftaları), Pickle Bar


Boşu Boşuna'nın Viyana seyircisi ile ilişkisi nasıl oldu? Seni tatmin ettin mi, izlenimlerin neler? Ve Boşu Boşuna'nın yolculuğu nasıl devam edecek, İstanbul’da seyredebilecek miyiz?

Boşu Boşuna, seyirciyi de ortak deneyimin bir parçası yapmak üzerine. İzleyiciler iş boyunca bir yazı pratiğinin parçası oluyorlar. İşin sonunda da oluşan antoloji denemesi mekânın orta yerinde kalıyor. Pickle Bar’da iş bittikten sonra iki saat boyunca açık kalan bir bar vardı. Seyircilerin büyük bir kısmı uzun uzun işten sonra mekânda kaldılar, benimle de uzun uzun konuşan çok izleyici oldu. Masaya geri dönüp diğerlerinin şiirleri de okuyordu büyük çoğunluk. Ben tepkilerden memnunum baya. Çünkü bu işi kurguladığım yerde, farklı formların bir arada nasıl çalışacağını anlama merakım da vardı. Bunun izleyicide etkilerini görmek güzeldi çok. Boşu Boşuna işini, Eylül’de Protocinema’nın yeni sergisi Running In Place’in açılışında ilk defa Türkiye’de sunacağım. Bu işten yola çıkarak yaptığım bir video yerleştirme de bu serginin bir parçası olacak. Sonra da yine Eylül’de İzmir’de ilk defa yapılacak ve çok sevdiğim bir performans sanatları festivalinde oynayacağım. Daha sonra da sonbaharda Avrupa’da başka yerlerde gösterimler için planlar var.