top of page

On soruluk sohbetler: Dmitry Krymov

11 dakika önce
4 dakikada okunur

22 Ekim - 3 Aralık 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin uluslararası katılımcılarıyla yaptığımız söyleşi dizisine, 11 - 12 Kasım’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde sahnelenecek Requiem vesilesiyle Rus yönetmen Dmitry Krymov ile devam ediyoruz


Röportaj: Ayşe Draz



Dmitry Krymov


Çağdaş Rus tiyatrosunun önemli isimlerinden ve beş kez Altın Maske Ödülü almış Krymov, Litvanya’nın 90 yıllık Klaipėda Drama Tiyatrosu ile ürettiği Requiem’de Haruki Murakami’nin Sahilde Kafka’sını, Shakespeare’in Hamlet ve Ofelya’sını ve Rusya-Ukrayna savaşının sert gerçekliğini aynı sahnede buluşturuyor. Öğretmenlerinin ardında yürüyen çocuklar, birbirine tutkuyla bağlı genç bir çift ve daha iyi bir gelecek peşindeki karakterler, oyun ilerledikçe kayıp ve umut, masumiyet ve şiddet üzerine bir ağıtın parçalarına dönüşüyorlar. Tiyatroya sahne tasarımcısı olarak başlayan Krymov’un ön plana çıkan görsel dili, metni seslendirmekten çok tiyatroyu yeniden icat etmeye yönelen bu yapımda da belirleyici. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından ülkesinden ayrılan, o günden bu yana işlerini farklı ülkelerde, farklı topluluklarla üreten Krymov, Requiem’i hayatını kaybeden ve hiç doğmamış çocuklara adıyor. Tiyatroyu, insanı gündelik hayatın sıradanlığından çekip çıkaran bir düş ve şifa alanı olarak gören, dünyada yayılan barbarlık karşısında sanatçının görevini kendi hikayelerini anlatmayı sürdürmek olarak tanımlayan Krymov ile Requiem’deki çocukları, ülkesinden uzakta dünyanın farklı köşelerinde bölüm bölüm yazdığı bir günlüğe benzettiği üretimini ve her yeni seyirciyle sıfırdan başlamanın ne demek olduğunu konuştuk.




Requiem, Fotoğraf: Domas Rimeika


Sizce tiyatronun özü nedir?

Tiyatro, fantezi ve fantastik olandır. İnsanı gündelik hayatın sıradanlığından çekip çıkarabilir, ona hayata dair kuş bakışı bir perspektif sunabilir; insanı daha bilge kılabilir ve ruhunu yumuşatabilir. Bence tiyatronun varoluş sebebi de bu. Antik Yunan’da tiyatronun bir şifa mekânı işlevi görmesi tesadüf değil.


Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?

Kesinlikle öyle olduğuna inanıyorum. Tiyatronun bir insanı kökten değiştirebileceğini düşünmesem de, onu kuşkusuz daha iyi bir noktaya taşıyabileceğine inanıyorum.


Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işerinizde etkisi olur mu? 

İlham kaynağım, aslında, insanın daha iyi bir hale gelebileceğine dair inancım. Düşler… Onlar tiyatronun ta kendisi; büyüleyici ve gizem dolu. 


Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz? 

Duruma göre değişiyor. Bazen en başından biliyorum; bazen de yaratım sürecinin sonuna doğru netleşiyor.



Requiem, Fotoğraf: Domas Rimeika


Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?

Tek bir isim veremem; pek çok kişi var. Sanatçılar, besteciler, yazarlar; yani gerçekliği yeniden yaratmak uğruna onu biçimlendirmekten korkmayanlar. Marc Chagall, Pablo Picasso, Dmitri Şostakoviç, Pina Bausch. Hatta Shakespeare bile.


Dünyanın mevcut durumunu değerlendirdiğinizde, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil konu nedir?  

Temel sorun mu? Şu an dünyada barbarlık, yani kaba kuvvetin üstünlüğü giderek yayılıyor.Böyle koşullarda bir sanatçı ne yapmalı? Kendi hikayelerini anlatmaya devam etmeli ve gücünün yettiği yere kadar bu barbarlığa karşı durmalı. 


Yönetmenliğe sahne tasarımı ve resim alanından geçiş yapmışsınız; tiyatronuz hala metinden ziyade bir imgeyle başlıyor gibi görünüyor. Yeni bir esere başlarken ilk önce ne ortaya çıkıyor; gördüğünüz bir şey mi, yoksa söylemek istediğiniz bir şey mi?

Aslına bakılırsa, ikisini birbirinden ayırmak neredeyse imkansız. Gördüğüm şeyi ifade etmek istiyorum. Şundan eminim ki, bir metin tek başına bende onu sadece seslendirme isteği uyandırmıyor; benim için o, tiyatro icat etmek adına bir başlangıç ​​noktası oluyor.


Requiem adlı yapıtınızda, Murakami’nin Sahilde Kafka’sı ile Shakespeare’in Hamlet’inden alınan sahneler ve karakterler, Ukrayna’daki savaşın gerçekliğiyle aynı sahneyi paylaşıyor. Günümüzde yaşanan bir savaşı anlatmak için neden özellikle bu iki kurgusal esere yöneldiniz? Bu iki uzak dünyayı, bugünün yasını tutmak için en doğru dil kılan şey neydi? 

Yapıtımıza Requiem (Ağıt) adını verdik; hayatını kaybeden ve hiç doğmamış çocuklar için bir ağıt. Bakışınızı bu noktaya odakladığınızda, söz konusu çocukları her yerde görmeye başlıyorsunuz; Murakami’nin eserlerinde, Hamlet’te, savaşın tam ortasında… Yetişkinlerin işlediği kötülüklere bakıp da, bu kötülüğün girdabına kapılan çocukları görmemek elde değil. Ya hayatlarını kaybediyorlar ya da hiç doğmuyorlar. Ya da vahşileşip vaktinden önce büyüyüveriyorlar.



Requiem, Fotoğraf: Domas Rimeika


2022’de Rusya’dan ayrıldığınızdan beri; Klaipėda’daki Litvanyalı oyuncularla ve New York’taki laboratuvarınızla, kendi ana diliniz olmayan dillerde tiyatro yapıyorsunuz. Ülkenizi ve kültürünüzü kaybettiğinizden bahsediyorsunuz; peki sürgün, tiyatronuzdan neler alıp götürdü ve buna karşılık size neler kazandırdı? 

Başka ülkelerde yapımlar gerçekleştirdikçe, düzenli seyirci kitlemi, yani önceki işlerimi bilen, seven ve bir sonraki adımımı merakla bekleyen o insanları kaybettim. Aslına bakılırsa, o an kiminle iş birliği yapıyor olursam olayım, bir tür kişisel günlük tutarak uzun soluklu bir seri yaratıyorum. Yeni bir seyirci kitlesiyle karşılaştığınızda, her defasında her şeye sıfırdan başlamanız gerekiyor. Bu günlüğün bölümlerini dünyanın farklı köşelerinde oluşturuyorum; beşinci bölümü izleyenler, üçüncü ya da dördüncü bölümü görmemişlerdir. Üstelik kendi fikirlerinizi ve arzularınızı, bambaşka insanların yaşadığı, başka bir ülkenin gerçekliğiyle uyumlu hale getirmeniz gerekiyor. Onlarla ortak bir zemin bulmalı; neyin onlara acı verdiğini anlamalı, çoğu zaman da sadece sezgilerinizle kavramalısınız ki böylece kendi çektiğiniz acıyı onlarınkine dönüştürebilesiniz. Peki, bunun karşılığında ne kazandım? Bu durum beni bir sınamayla karşı karşıya bıraktı. Kendi yolunda ilerlemeye devam edebilecek misin? Artık bu yolu nasıl algılıyorsun? Neye güveniyorsun, neyi bekliyorsun? Ve Tanrı aşkına, tüm bunları neden yapıyorsun? Eskiden bu sorular sezgisel olarak çözülürdü. Şimdiyse matematiksel denklem çok daha karmaşık bir hal aldı.


İstanbul seyircisine söylemek istediğiniz özel bir şey var mı?

Açık ve saf olmalarını; niyetimin iyi olduğuna inanarak, güven dolu bir bakışla etraflarına bakmalarını isterim.

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page