On soruluk sohbetler: Ali Salmi


"Bu Zamanda Tiyatro" sloganıyla yola çıkan 25. İstanbul Tiyatro Festivali bu yıl 22 Ekim-20 Kasım tarihleri arasında, yurt dışından ve Türkiye’den toplam 25 tiyatro, performans ve dans gösterisi ağırlıyor. Festival kapsamında, Institut Français İstanbul ve Müze Gazhane’nin iş birliğiyle 30 ve 31 Ekim’de Müze Gazhane’de ücretsiz olarak izleyiciyle buluşan ve zamanımızın iklimsel çalkantıları ile yüzleşen bir bedeni ve onun yansımasını, bir “su manzarasında” ortaya koyan Waterfloor işini yazıp yöneten Ali Salmi’ye sizler için sorularımızı yönelttik


Röportaj: Ayşe Draz



Ali Salmi, Fotoğraf: Yun-YOUNG


Tiyatronun özü sizce nedir?


Tiyatronun özü insanları, gerçeklerimizi, hayallerimizi, korkularımızı, umudumuzu yeniden ziyaret etmek için bir araya getirmek, davet etmek ki bizler bu yaşamda, insanlık yolunda büyüyebilelim. Bu bir performansı, bir “temsil”i paylaşma daveti, bizleri birlikte olmaya ve paylaşmaya, duyarlılığımızla yüzleşmeye davet ediyor.


Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?


Evet! Bu dönüştürücü güç, insanlığın iyileştirilmesi için ortak bir meseleyi paylaşmamıza izin veriyor. Sanatı toplumumuza, hayatımızın çevresine koyarak izleyiciye düşünme, yatırım yapabilecekleri şiirsel bir alan açma olanağı ve arzusu vermeliyiz.


İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını nasıl dönüştürmekte?


Birçoğumuz için olduğu kadar toplumumuz için de bir şok, bir çarpışma, büyük bir etkiydi. Önemli bir ekonomik yanı da var ama diğer taraftan "mevcudiyet", "barış" ve "hayat"ı gerçekleştirmek ve paylaşmak ile ilgili. Optimist olmak isterim; bu fırtına, ekiplerimizi, toplumu, dünyamızı, işimizi daha fazla gözetmemiz, onlara daha özen göstermemiz için bize bir olanak sunuyor. Duyarlılıkla, saygıyla yenilik yapmaya ve bunu herkesle paylaşmaya devam etmeliyiz. Her şeye rağmen bu bizim sorumluluğumuz.


OSMOSIS Cie-Ali Salmi, Waterproof performansından, Fotoğraf: Arnaud Martin


"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz veya size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?


Ben ilham kavramını, yolumuzu bulmamıza ve yolumuzu çizmemize yardım eden yolcu (passeur) kavramına tercih ediyorum. Sankai Juku, Min Tanaka-Butoh Dance Cie, La Fura Dels Baus, DV8 Fiziksel Dans Tiyatrosu, yönetmen Peter Greenaway’den büyülendim, ilham aldım... Ama hepsinden öte, hareket halindeki insanlık, içinden geçtiğimiz mekân, yaşadığımız yer, gerçeklik bana ilham veriyor.


Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?


Bence bu bir aşk buluşması gibi. Bir konudan etkileniyor, ona çekiliyorsunuz ve o sizin, hepimizin bir parçası olmaya başlıyor: Tutku, aşk ve nefret dolu çılgın bir aşk hikâyesi gibi. Huzurlu değil.


Ben işime sezgiyle, yaparak, sınayarak, ekibimle beraber kendimi kaybederek ve yeniden başlayarak çok bağlanan biriyim… Yaratılış bir tür çağrı… Rüyalar, kabuslar da rol oynuyor. Onların beni yakalamasına izin veriyorum… Duygularım, korkularım, umutlarım işimin adımlarını belirliyor. Kaybolmak… Ve sonunda bir yol bulduğunu hissediyorsun. Çalışma sürecimiz, bedenimizi eğitmek ise yolda kalmamızı sağlıyor.


Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?


Benim için başlığa karar vermek en baştan başlar. Adeta bir kanıt gibidir: Bir isim, bir başlık belirir. Bir tür "çığlık" gibi. Ve onu olduğu gibi tutmaya çalışırız.


OSMOSIS Cie-Ali Salmi, Waterproof performansından, Fotoğraf: Arnaud Martin


İşlerinizde sık sık kentsel ve kamusal alanla ilişkiye geçiyorsunuz bunu biraz detaylandırabilir misiniz?


Yaşamımızın, toplumumuzun, şehirlerimizin, anılarımız ve geleceğimizin mekânı… Ben bir dansçıyım ve mekân olmadan bu hareket sanatı ortaya çıkamazdı. Konum olarak mekân ama zaman olarak da mekân… Böylece hareket de dahil olabilsin! Dansımızı mekânın tamamıyla paylaşmak üzere gerçekliğin dünyasına yerleştiriyorum. İşlerim, bir dans performansı ile insanlığın yaşadığı, kesiştiği bir mekânın buluşmasını ele alıyor… Hep birlikte bir şehir hikâyesinin parçası olmak… Şehir, toplum, insanlık gibi farklı konuları ele alıyor dansım. Benim dansım bir tanıklık. Bu yüzden bunu herkesin önüne, insanların yaşadığı, geçtiği her şeyin önüne koymak önemli. Kamusal ve kentsel alanların sunduğu ölçek kavramı çok ilham verici. Mekânı dansımla doldurmak için ses tasarımı ve video projeksiyon teknolojilerini kullanıyorum. Şehir ölçeğinde bedenimle birlikte olmak… Varlığımı büyütmeme, dans etmeme ve mekânın ortasındaki insan varlığıma dönmeme izin veriyor.


Waterfloor işinizde Gaston Bachelard’ın Su ve Düşler şiirini çıkış noktası olarak kullanıyorsunuz, bu şiirin sizin için önemi nedir?


Performansa Gaston Bachelard'ın bir şiiriyle başlıyorum; suyun hayal gücüne ithafen yazılmış bir şiir… Hayal etmeye ve gerçekle yeniden bağlantı kurmaya bir davet: Suyun gücünün, suyun özünün sunduğu bir felaket teklifi. “Hayal gücü, etimolojinin önerdiği gibi gerçekliğin imgelerini oluşturma yetisi değildir; gerçekliğin ötesine geçen, gerçeklik hakkında şarkı söyleyen imgeler oluşturma yeteneğidir. O insanüstünün bir yeteneğidir.” Yaşamın ve Ölümün Gücü.


Bir rüya kabusa dönüşebilir. Ve fırtınadan sonra güneş yeniden parlayabilir... Sorumluluk, umut… İnsan olarak her zaman su bizi büyüler: Bu yataylık, suyun sonsuzluğu bize tevazu verir. Yaşamamıza ve insan olmamıza, dünyamızın tüm diğer unsurları gibi yaşamamıza ve ölmemize izin verir. Yani kendimize ve dünyaya bakma sorumluluğumuz…“Suya mahkûm olan, baş dönmesi olan bir varlıktır. O her dakika ölür, özünden bir şeyler sürekli dışarı akar. Günlük ölüm, oklarıyla göğü delen ateşin coşkun ölümü değildir; günlük ölüm suyun ölümüdür. Su her zaman akar, su her zaman düşer, her zaman yatay ölümüyle sona erer. [...] Suyun acısı sonsuzdur.”


Sanat, çevre sorunları ve iklim krizi hakkında bir farkındalığa veya eyleme nasıl katkıda bulunabilir?


Felaket, umut, kefaret hikâyeleri anlatmak için hayal gücümüzü devreye sokuyoruz… Sanat, yaşamanın, olmanın, gerçekliğimizin tadını çıkarmanın tüm "olası" yollarına ilham veriyor. Farkındalık önemli ve bize hareket etme, değişme imkânı sunuyor… Biz bir çeşit insanların gözlerini açan aktivistleriz, bilmiyorduk, hissetmedik diyemeyiz. Bu korkunç gerçeğe, gerçekleşebilecek felakete rağmen bir sonraki yolu hazırlama, nefes almaya ve kalp atışını sürdürme, yeni nesille birlikte burada, yeryüzünde yaşama devam etme sorumluluğumuz var. Başka bir dünya ama onlar için ilham verici bir dünya olacak. Buna inanmaya ve inşa etmeye devam ediyorum.


İstanbul’da seyirciyle karşılaşmaktan beklentileriniz neler?


İstanbul "Doğu’ya ve Avrupa’ya açılan kapı", yani bu büyük şehrin ortasında, onun sakinleriyle dans gösterimizi, varlığımızı paylaşmak için ne kadar heyecanlı olduğumu tahmin edemezsiniz. Ve bu şehrin sanatçı ruhuyla, halkının kalp atışıyla tanışmak için…