top of page

Noktadan sonsuzluğa: Gencay Kasapçı

Gencay Kasapçı'nın işlerine dair geniş bir seçki sunan Gencay: Başlangıç, Bitiş ve Sonsuzluk sergisi 25 Şubat'a kadar Ankara'daki Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi'nde devam ediyor. Sergi vesilesiyle sanatçının dünyasına bakıyoruz


Yazı: Zekican Sarısoy


Gencay Kasapçı, 1962'de Roma'da atölyesinde


Kimileri için değeri yeni yeni anlaşılmaya başlanan bir sanatçı olarak kendine yer buluyor sevgili Gencay Kasapçı. Sanatçının söyleşilerinde, uğraşısı ve sanatı için ne büyük özenli ne çok çabalayan ama hak ettiği yeri, değeri bir türlü göremeyen bir sanatçının hüznü var. Nasıl olmasın ki. 1966’da Türkiye’ye döndüğündeki İtalya’da gördüğü ilgiye mazhar olmaz. Aslında günümüzde de çok bilindiği söylenemez.


Ankara’da yer alan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’ni ziyaret etmek Gencay’la yakınlaşmak için şahane bir fırsat olabilir. Direktörlüğünü Döne Otyam’ın, metin yazarlığını ise Dilek Karaaziz Şener’in üstlendiği Gencay: Başlangıç, Bitiş ve Sonsuzluk başlıklı sergiyi 25 Şubat'a kadar ziyaret edebilirsiniz. Sanatçının çantasında fevkâlade bir yolculuğa çıkmak orada bekliyor.


Gencay: Başlangıç, Bitiş ve Sonsuzluk sergisinden görüntü


Gencay, ilk işiyle göz göze geldiğiniz andan itibaren sizi sarıp sarmalıyor. Bu sıcak karşılamadan kaçmanıza imkân yok. Her adımınız içeriden ziyade dışarıya atılan bir sağanak gibidir. Zihniniz bir yandan müthiş bir renk cümbüşüyle hemhal olurken diğer yandan sanatçının kıvrımları arasında dolaşmaya başlar. İşlerin büyüsü karşısında bir göz buna alışırken diğer göz duyduğu şevki tırmandırmak için kaçmaya çalışır. Müthiş zevk aldığınız bir anın bozulabileceğine dair duyduğunuz bir endişeden bahsetmiyoruz. Estetik bir geleneği onurlandırmak için duyduğunuz şefkâtten bahsediyoruz.

Gencay Kasapçı, Menekşeler, 1980, Tuval üzerine akrilik


Gencay’ın işlerine dokunduğu parmakları her yerde. Onu yakından tanıyamamış olan çoğunluğumuz için büyülü bir sofrası var. Sanatçının İtalya’da geçirdiği zamanlar bir yana malzemeyle kurduğu ilişki akla Rumenlerin Martisor geleneğini getiriyor. Martisor, her yıl 1 Mart’ta kutlanan çok eski bahar bayramlarından biridir. Gelenek kırmızı ve beyaz ip etrafında hikayesini dolandırır. Kırsalda yaşayan insanlar arınma, bolluk ve saadet için o gece camlarına, kapılarına kırmızı, beyaz ip bırakırlar.


Gencay’ın başat figürü ağaçlardır. Ağaçlar görmediğimiz iplerin arasında uzar, büyür, ölür. Ölen ağaçlar kuşlara dönüşür ve havaya karışır. Sonra kuşlar da ölür ve birer nokta haline gelir. Sanatçının önünde gölgelendiği evren, zamanı durdurmanın ne anlama geldiğini yokluyor gibidir. Rumen köylüler, iplerini birilerinin ya da bir şeylerin onları pencerelerinden, kapılarından alması için yüzyıllardır bırakmıyor. Gencay da sonsuzluğa bıraktığı imlerinde, zamanın çok hızlı aktığını hissetmiş olacak ki derinden gelen baskıya tepki olarak macerasını, kaçma ve gezinme serüvenini tekrara almış gibidir. Bir ihtiyaca yanıt.


Gencay Kasapçı, İsimsiz, 2008, Tuval üzerine akrilik


Sanatçı onları doğdukları an itibariyle özgür bırakmıştır. Etrafımızdaki dünyayı dondurmak amacıyla işler kendi yolculuğundadır artık. Bütün ışıltısının altında gizemli bir havası da vardır. Onu anlamak ve ona dahil olmak için can atarsınız. Oysaki temelde gizli bir amacı yoktur. Doğa, kültür ve diyalog iç içe, yettiği kadar. Kuşlar, cömertlik, çiçekler, askıda renkler... Desenler ve şekiller rastlantısallık içinde parçalanıyor ve tekrarlanan, yankılanan, hatırlanan parçalar halinde yeniden birleşiyor. Sınırların üzerinde kuşlar cıvıldıyor. Sınırlara yapışan boşluklar başladıkları şarkıyı sonlandırmak üzere siliniyorlar. Yalnızca imler bir sütun gibi sabit kalıyor. Onlar müzenin efsunlu sahanlığında güzel bir kürasyonun içindeler. Baskılar, tematik devamlılıklar birer müzik parçası gibi yeniden bir araya geliyor. Bu toplanma esnasında sanatçı yine aynı neşeyle yaşama dair fısıldıyor. Her şeyin geçip gittiğine, yok olduğuna, değiştiğine dair bir yas duygusunu ve özlemi merkezinde topluyor.


Gencay Kasapçı, İsimsiz, 2006, Ayna üzerine karışık teknik


Sanatçının kullandığı ve Anadolu mitlerini yeniden canlandırdığı nesneler (boncuklar, baklalar), işlerinde özlem ve geçiş duygusunu var ediyor. Elbette bunu sadece yas, kopma ve kayıp olarak görmemek gerek. Sanatçı bunu aynı zamanda yeni başlangıçlarla yeniden şekillenmek için bir fırsat olarak kullanıyor.


Noktalar hepimizin gözlemlediği, evrene içkin şeylerdir. Yıldızlar üzerinden bize yol gösterirler, ışık verirler, karanlığı bölerler, bütün olanı bozarlar, gelgit yaratırlar, zamanı işaretlerler. Noktaların gizemi ve görkemi insanın hayal gücü üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Zarif oldukları gibi sonsuzdurlar da. Form halinde olanı biçimsel bir düstura sokarlar. Gencay çalışmalarında yakaladığı bu geçişkenlikle, sürekli değişen fazlar üzerinde durum ve zaman değişikliklerini kontrol eden, geçici olanın içinde sonsuzluğu bulmakla ilgili bir anlam örüntüsü yaratıyor. Ağaçlar birbiri sıra diziliyorken zamanın sürekliliğinden söz edilebilir mi? Cevabı basit ama sanatçının açtığı yol kadar uzun. Çay yapraklarının uçup gittiği bir imgede her şey çok hafif gelir. Ama hayallerin gerçekleşip gerçekleşmediğini veya uçup gitmediğini asla bilemezsiniz.



Comments


bottom of page