Murdar karanlığı dağıtabilmek*


Şair olarak tanıdığımız ancak resimde de ustalıkları bilinen 15 sanatçının çalışmalarını, Necmi Sönmez’in küratörlüğünde izleyiciyle buluşturan Şairler Neden Resim Yapar? - Yeni Varoluş Biçimleri - Ara Duruşlar Üzerine sergisi, 13 Şubat 2022 tarihine kadar Antalya Kültür Sanat’ta devam ediyor. Sergiyi sorduğu sorular ve yerleştiği kavramsal altyapı üzerinden değerlendirdik


Yazı: İlker Cihan Biner


Metin Eloğlu, İsimsiz, Tuval üzerine yağlıboya, 22 x 28,5 cm, Niso Defçioğlu Koleksiyonu



0.


Küratörlüğünü Necmi Sönmez'in yaptığı Antalya Kültür Sanat'taki Şairler Neden Resim Yapar? isimli sergi bazı tartışmaları beraberinde getiriyor. Üstelik tek isimden oluşmayarak Yeni Varoluş Biçimleri ve Ara Duruşlar Üzerine adlarıyla da iki farklı başlığa sahip. Yalnız on beş şairin yer aldığı sergide başka sorulara da yelken açmak lazım. Mesela her bir resmi tek tek değerlendirmek yerine sergiyi oluşturan kavramsal altyapıya yakından bakamaz mıyız?


Bu sorunun cevabını vermeden önce şairlerin isimlerini tek tek belirtmek gerekiyor: Tevfik Fikret, Arif Dino, Nâzım Hikmet Ran, Oktay Rifat, İlhan Berk, Metin Eloğlu, Cemal Süreya, Oruç Aruoba, Lale Müldür, Engin Turgut, Zafer Şenocak, Turgay Kantürk, Sami Baydar, Anita Sezgener, Hicran Aslan.


Sergide farklı şairlerin bir aradalığını eklektizm olarak açıklayamayız. Diğer taraftan her eseri ayrılabilir özelliklerine göre de sınırlandıramayız. Bu açıdan tarihsel özet gündeme geliyor. Yani her şairin bölümünü bağımsız sekanslar olarak görüp serginin sanat tarihine dair uğraklarla, geçitlerle kat edildiğini görebiliriz. Böylelikle kronolojik sıraya göre dizilmiş gibi duran eserler aslında hikâyeci (narrasyon) diyebileceğimiz zaman akışıyla bir aradalar. Başka bir deyişle; resimlerin imge dünyasının şiirlerle olan bağlantısı serginin tamamına yayılıyor.


Şairler Neden Resim Yapar? - Yeni Varoluş Biçimleri- Ara Duruşlar Üzerine sergisinden, Fotoğraf: Cenk Özel


Mekânın Klein mavisi rengine de değinmek gerek. Her iki kattaki duvar ve sergi kataloğunun bu renkte olmasının bir anlamı olmalı. Elbette çok katmanlılığa işaret eden şeyler var. Yves Klein'ın "Mavinin boyutu yok. O boyutların ötesinde" cümlesinden anlaşılacağı üzere renk serginin çeşitliliğinin altını çiziyor. Her iki katın ortasında ışığın daha yoğunlukla olduğu bölümlerde ise Oruç Aruoba, Nazım Hikmet gibi şairlerin kitapları yer alıyor. Bir açıdan sergiyi bellekle ilişkilendirebiliriz ama bu biraz sınır çekmek olduğu için daha geniş perspektif çizmek gerekebilir.


Mekânın Klein mavisi duruşu, ortadaki ışığın yoğun olduğu şiir kitapları, her eserin farklı konumu Şairler Neden Resim Yapar? sergisine bütünlüklü bakılabilir yanıtını vermemize yol açıyor. Fakat tam cevap bu olmamakla beraber sergi kataloğunda küratör Necmi Sönmez'in sorusuyla birlikte serginin kapsamını kaotikleştirebiliriz.


Sönmez şöyle bir suali ortaya atmaktan çekinmiyor: "Şairlerin çizdikleri, boyadıklarının klasik anlamda resim sanatına özgü tarihlendirme, yorumlama ve değerlendirme metodlarıyla ele alınamayacağı açıkça ortadadır. Peki o zaman, onların bu çalışmalarına hangi çerçeveden bakacağız?"


Oktay Rifat, Peyzaj, 1984, Duralit üzerine yağlıboya, 38 x 49 cm, Elif Rifat Türkay Koleksiyonu


1.


İlk fragmanda bütünlüklü bakmanın aslında her şaire önem vermekle ilişkili olduğunun altını özellikle çizelim. Bu açıdan sergiye dair birden fazla soru sormak garip gelebilir. Ama yerindeyse Şairler Neden Resim Yapar? sergisi labirenti andırdığı için soruları peşi sıra sormamak imkânsız.

Figürler, mekân tasvirleri, portreler, dizeler, şiir kitapları... Elbette bu görünüm bir anlamda karmaşayı gözler önüne seriyor. Sergi mekânı için "labirente giriş" gündeme geliyor.

O halde bu labirentte küratör Necmi Sönmez'in sorusuna nasıl yanıt bulabiliriz?

Yeni Varoluş Biçimleri ve Ara Duruşlar olmak üzere iki farklı isimle karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım.


Nazım Hikmet Ran, Münevver Andaç Portesi, 1950, Bursa Hapishanesi, Tuval üzerine yağlıboya, 54 x 45 cm, Renan ve M. Sinan Genim Koleksiyonu


Bu durum serginin Şairler Neden Resim Yapar? ironik ismiyle beraber bizleri estetik kavrayışına götürüyor. Yani eserlerin deneyim dokuları içinde nasıl üretildiği meselesine. Sergide her resmin yanında o şairin bir dizesi ya da cümlesi var. Örnek verilmesi açısından bazı eserleri ele alabiliriz.

Nazım Hikmet’in otoportresinin yanında şiirinden bölüm: "İçim dışım deniz..." Bir varoluşun yaşamdaki taşkınlığına işaret ediyor. Sami Baydar’ın resminin üzerinde yazan "peyzajdaki delikanlı" ve hemen yanı başındaki sözcük: "Bir şiir". Eserde kuir arzu diyebileceğimiz yönelimi rahatlıkla görebiliyoruz. Lale Müldür’ün mor yüzeye yazdığı şiirde (1) cömert melankolinin izleri var. Yine İlhan Berk’in bölümünde yer alan projeksiyon şairin çizdiği figürlerle şiirlerini karma görüntüler haline getiriyor. Anita Sezgener’in benlik olgusuna dair akışkan figür çizimleri ile beraber "tuz kadar yorgun", "gitmiyorlar/mineral bilgisi bu" gibi ifadeleri dikkat çekici.


Şairler Neden Resim Yapar? - Yeni Varoluş Biçimleri- Ara Duruşlar Üzerine sergisinden, Fotoğraf: Cenk Özel



O halde estetik pratikler yalnızca resimlerden, çizimlerden ibaret değil ya da doku dediğimiz şey yalnızca resimle kısıtlanamaz. İşte tam da burada "anlatısal eklemlenme" meselesi gündeme geliyor. Yine ilk fragmanda hikâyeci derken biraz da gündeme gelen bu mevzuydu. Her resmin yanında yuvalanan dize, sözcük ya da cümle iç içe geçerek katmanlaşan ifade rejimlerine dönüşüyor. Söylenemeyenin söylenmesi ile görülemeyenin görülmesi meselesi birbirine örülüyor. Bu fikir ağı şairlerin yeni varoluş biçimleri oluşturmasına pencere açıyor. O zaman eserlerin varlığı veya sunumu meselesini gündeme getiremez miyiz? Sergilenme yüzeyi eserlerde öylesine çıplak bir konuma geliyor ki... Eserlerin sunumu izleyici ile doğrudan bağlantı kurma işlevini üstleniyor. Çalışmaların düşüncelerle dolup taşması, birbiriyle iç içe geçmiş iki farklı ifade rejimiyle (şiir ve resim) mümkün oluyor. Deleuze'ün tabiriyle bu duruma heterojenez alanın oluşumu veya kendine has bir anlatı örgüsünün inşası da denilebilir.


Solda: "Arkadaş, şiiri bırak diyemem, resme devam..." C(evat) Dereli, 21.07.88

Sağda: Oktay Rifat, İsimsiz, Duralit üzerine yağlıboya, 60 x 45 cm. Elif Rifat Türkay Koleksiyonu


2.


Necmi Sönmez'in sorusuna döndüğümüzde; bu sergide şiir ile resmi beraber anmanın yaratıcılığı ortada. Böyle bir bağlantı kümesiyle beraber ufak bir ayrıntıyı da dile getirebiliriz. Şairler Neden Resim Yapar? başlığının hikâyesi Necmi Sönmez’in sergi kataloğunda var. İronik sorunun sahibi aslında Abidin Dino.


Serginin oluşumunda etkili olan bu sanatsal konum iki duyumsanabilir biçim olan görme ve dil ilişkisini birbirine düğümlüyor. Yani küratörün işaret ettiği yer sanatsal biçimleri birbiriyle harmanlama ve yaşama dair özgün bakışlar geliştirebilme meselesiyle ilişkili. Aynı zamanda bir dönüşüm ya da idrak tarzı üretmenin olanaklarından bahsediyor.


Özetle sergi, nokta koymak yerine virgüller koymaktan çekinmeyerek açık bir saha yaratıyor.

Turgay Kantürk’ün sergide yer alan bir dizesiyle bitirelim: "Düşünmek çoğaltır/bir başkasına."


İlhan Berk, Hero ve Atlar, 1985, Siyah kağıt üzerine beyaz guaj, 24.2 x 34 cm, Necmi Sönmez Arşivi


 

* Başlık Sabahattin Eyüboğlu’na ait. Hikâyesi Necmi Sönmez’in kaleme aldığı sergi kataloğunda var. Başlıkta güncel sanatın gelişimine dair önemli bir oluşumu anlatan yazar şöyle devam ediyor: 1950’li yıllarda şairlerin kendi çizgilerinin, görsel deneylerinin ne anlama geldiği konusunda varmış oldukları bilinçlilik şaşırtıcıdır. Bunda hiç kuşkusuz etkinliklerini 1950-55 arasında Beyoğlu’nda sürdürmüş olan ilk özel sanat galerisi konumundaki Maya’nın önemli bir yeri vardır. Adalet-Mehmet Ali Cimcoz, Sabahattin-Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından kurulan bu galeride ‘murdar karanlığı dağıtabilmek’ adına sadece o dönemin sanatçılarının resim, heykel, grafik çalışmaları değil, mulajlar, röprodüksiyonlar, çanak, çömlek, dokumalar da satılıyordu.


1) Sergide mor yüzeye yazılan mahremiyet adlı Lale Müldür şiiri:

"mahremiyet

artık bedenden kurtuluyorum

herşey helak bulur başta

ben tabib ve hasta

şehir ve muhafazayım

ben bu yazdıklarımın

üstüne düşen ayın gölgesiyim"