Kolektif akıl, ortak merak: Spot 15 yaşında!
- Merve Akar Akgün

- 50 dakika önce
- 8 dakikada okunur
Bu yıl 15. yaşını kutlayan Spot Projects, Türkiye’nin değişken kültür-sanat ikliminde kurduğu sürdürülebilir modelle kök salmaya devam ediyor. Spot’un kurucu ortağı ve yönetici direktörü Tansa Mermerci ile platformun 15 yıllık serüvenini, “organik bağ” kavramının gücünü ve gelecek projelerini konuştuk
Röportaj: Merve Akar Akgün

Tansa Mermerci, Fotoğraf: Barış Acarlı
2023’te Art Unlimited’ın 77. sayısı için yaptığımız sohbetimizde Türkiye’nin sallantılı kültür-sanat ikliminde 12 yılı devirmenin başlı başına bir başarı olduğundan bahsetmiştik. Bugün ise Spot 15 yaşında. Artık kök salan bir yapıdan söz ediyoruz. Bu 15 yıllık serüvene dönüp baktığında ilk yola çıkarken kurduğun hayalin bugün neresindesin?
Spot, en başından beri iki temel motivasyonla yola çıktı: Sanat alanında nitelikli bir öğrenme zemini oluşturmak ve üretime temas eden bir destek modeli kurmak. İlk yıllarda (2011-2016) daha çok sanat tarihi seminerleri ve seçilmiş geziler üzerinden ilerleyen, katılımcıları güncel sanatla tanıştırmayı ve sanat ekosistemine aşina kılmayı hedefleyen bir yapıydı. 2016 itibarıyla bu yapıyı daha sürdürülebilir ve derinlikli bir hale getirmek için üyelik modeline geçtik. Spotter adını verdiğimiz bu üyelik sistemiyle birlikte, her dönem değişen temalar etrafında kurgulanan, teori ile pratiği dengeli biçimde bir araya getiren bir program oluşturduk. Konuşmalar, sanatçı ve profesyonellerle kurulan doğrudan temaslar, sergi ve mekân ziyaretleriyle desteklenen bu yapı zaman içinde kendi ritmini ve topluluk dinamiğini oluşturdu. Bugün geldiğimiz noktada Spot’un en güçlü tarafının bu topluluk olduğunu düşünüyorum. 15 yıldır bizimle olan üyelerimiz var; her dönem yeni katılımlarla birlikte yaklaşık 80 kişilik, farklı disiplinlerden gelen ama ortak bir merakta buluşan bir yapı oluşuyor. Soru soran, diyalog kuran, öğrenmeye açık ve paylaşmaya istekli bu kitle, Spot’u yalnızca bir program değil, yaşayan bir alan haline getiriyor.
Geriye dönüp baktığımda, başlangıçta kurduğum hayalin önemli bir kısmının gerçekleştiğini görüyorum. Spot bugün hem eğitim hem de üretime temas eden yönleriyle karşılığını bulan, kendi içinde sürdürülebilir bir model kurmuş durumda. Türkiye’nin değişken kültür-sanat ortamı içinde 15 yılı geride bırakabilmek de bu anlamda başlı başına kıymetli. Ama belki de en önemlisi şu: Spot’un hâlâ dönüşmeye, evrilmeye ve birlikte yeniden tanımlanmaya açık bir yapı olması. Bu da benim için bu yolculuğu hâlâ heyecan verici kılan şey.
Spot Projects ve Unlimited olarak Çanakkale, Adatepe’de Huo Rf ile gerçekleştirdiğimiz unutulmaz Okumak, Yazmak ve Yürümek Üzerine adlı ortak çalışmamızda sanatı kolektif olarak deneyimlemenin gücünü bir kez daha hissetmiştik. Senin her fırsatta vurguladığın “organik bağ” kavramı bu buluşmada da somutlaşmıştı. Bu tür ortaklıkların ve bir arada olma halinin, Türkiye’deki zaman zaman izole olabilen sanat ekosistemini kırmak adına nasıl bir gücü olduğunu düşünüyorsun?
Her ilişkinin sürekliliği sağlıklı diyalog kurmaktan geçiyor diye düşünüyorum. Spot organik olarak büyüdü. Benzer kalpler, yaklaşımlar, meraklar, tutkular organik bağların yaratılmasına vesile oldu. Biz platformu sağladık, gelenler de en güzel şekilde içini doldurdu diyebilirim. Bu organik bağların ve büyümenin etkileşimi sadece içimizde kapalı şekilde gerçekleşmiyor tabii ki. Dışarıya, etkinlikler bağlamında buluştuğumuz, tanıştığımız kişilere, gezip gördüğümüz yerlere de sirayet ediyor. Bizim oluşumumuz kimilerine örnek oluyor, benzer organizasyonlar kuruluyor. Üyelerimizin heyecanı, tutkusu, öğrenme, görme, gezme, diyalog kurma hevesi sanat ekosistemindeki bağları zenginleştiriyor, kuvvetlendiriyor. Kimi üyemiz Spot üstünden tanıştığı bir sanatçı ile iş ilişkisine giriyor. Kimi üyemiz sanatçı oluyor, kimisi galeri açıyor, bir diğeri sanat hamisi oluyor. İstanbul dışında ziyaret ettiğimiz sergi, bienal, sanatçı atölyeleri de bu etkileşimi kuvvetlendiriyor. Zaten üretim desteği amacımız çoğunlukla sanat ekosisteminin dışında kalmış sanatçıları kapsamak, ezber bozan konulara eğilmek. Sizinle de yaptığımız iş birlikleri, bir arada olmanın gücünü daha iyi ortaya koyuyor. Birlikte yaptığımız organizasyon, kolektif sanat bilincimizi derinleştirmek, geliştirmek adına çok kıymetli.
Soldan sağa: Spotter Konuşma, Vasıf Kortun ile we refuse_d sergisi üzerine, Salt Galata, 2026
Spotter Konuşma, Deniz Gül ile Güncel Sanat Rehberi, Salt Galata, 2025
Spotter Konuşma, Nazlı Pektaş ve Agah Uğur ile 90’lardan 2000’lere… Bir Sanat Tarihçisi, Bir Koleksiyoner, Salt Galata, 2026
Bizim coğrafyamızda filantropi hâlâ çok oturmuş bir kavram değil. Yurt dışındaki köklü sanat hamiliği modelleriyle Spot’u karşılaştırdığında nasıl bir değerlendirme ortaya çıkıyor? Oradaki sistematik yapılarla buradaki bireysel özveriyi eş değer olabilir mi? Spot, bu küresel sivil inisiyatif modellerini yerele adapte ederken en çok neresinden yara aldı ve en çok nerede ezber bozdu?
Filantropi de koleksiyonerlik gibi hem DNA’dan geliyor hem de bir kas gibi aslında. Nöroplastisitesi var; yani çalıştırdıkça gelişiyor, şekilleniyor. Biz tarihsel olarak farklı bir sanat anlayışından geliyoruz. Plastik sanatların pek münasip görülmediği bir geçmişimiz var. Dolayısıyla bu bağlamda filantropi bizim için bir kırılma noktası. Bunu destekleyen harici şartlar var. Örneğin devlet politikaları. Sanat alımına teşvik maalesef ülkemizde öncelikli değil. Yüksek gümrük ücretleri ve vergi sanat dolaşımını negatif etkileyen öğeler. Yurt dışında vakıflara, şirketlere ve şahıslara vergi kolaylıkları sunularak sanat alımına teşvik ediliyorlar. Maalesef bizde bu eksik. Spot, hamilik anlayışını geliştirmek ve yerleştirmek adına kolektif olarak hatırı sayılır bir çaba gösterdi. Bütçesel olarak zorlandığımız günlerde bile “Her bir Spotter bir sanat hamisidir” mottomuzun içini doldurmayı başardık. Katılımcılarımız üyelik ücretlerinin sanat üretim desteğine evrildiğini birebir izleme fırsatı buldular. Bu onların bizimle yola devam etmesi için iyi bir motivasyon oldu.
Spot, 15 yıldır başta İstanbul, Mardin, Çanakkale, Sinop Bienalleri olmak üzere, onlarca bağımsız sanatçı ve sanat projesine destek verdi; birçok sanatçının yurtdışında misafir programlarına katılmasına, eğitim görmesine vesile oldu. Filantropi uzun bir yolculuk. Yavaş yavaş ama emin adımlarla olacak. Biz de bu anlayışın sanat ve kültür alanına sirayet etmesi için oldukça özverili çalışıyoruz. Spot nevi şahsına münhasır bir sosyal girişim platformu. Yurtdışındaki modelleri birebir benimsemek yerine, Türkiye’deki ihtiyaca göre şekillenen bir modele sahip. Bunca senedir sürdürülebilir olması da bu modelin işlevselliğinin kanıtı. Spot’un bu bağlamda çok önemli bir nişi doldurduğuna inanıyorum. En zorlandığımız dönem pandemi zamanı oldu. Çünkü Spot’un ana arteri birebir diyalog kurmaktan geçiyor. Çevrimiçi buluşmalar ile etkinliklerimizi yürüterek pandemi dönemini aştık.
Eski sohbetimizdeki konular hâlâ öyle güncel ki, referanslarla devam ediyorum. 2023’te “Türkiye’de üretim yapmak bir yana hayatta kalma mücadelesi veriliyor” demiştin. Bugün durum daha da vahim… Dünyanın içinden geçtiği savaşlar, ekolojik yıkımlar ve sosyolojik krizler, sanata tutunmanın, sanatçıya alan açmanın ve Spot gibi bağımsız müdahalelerin değerini nasıl değiştiriyor? Sanat bizi gerçekten kurtarabilir mi?
Haklısın, bugün durum daha da vahim. Bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte de yapmamız gerekeni en iyi şekilde yapmaya devam ediyoruz. Çin atasözünü de hatırlamak önemli bu bağlamda: Her krizin içinde bir fırsat var. Zor zamanlar, dönüşümün başladığı yerlerdir. Kişisel tecrübelerimiz de böyle değil mi? Her kırılma, yeni bir başlangıç potansiyeli barındırır. Biz her zaman yapıcı tarafına odaklanmaya çalışıyoruz.
Desteklediğimiz bienal ve grup sergilerini mutlaka üyelerimizle birlikte ziyaret ediyoruz. Hem bu süreci yakından takip etmek, birebir deneyimlemek hem de destek olduğumuz bu projeler ve sanatçılarla diyalogda olmak uzun vadede güvenilir bir iletişim ağı oluşturuluyor. Bu sergilerde tanıştığımız sanatçıların işlerini yakından takip ediyoruz, gelecek dönemlerde atölyelerini ziyaret ediyoruz, yeni projeleri için potansiyel bir destek alanı açıyoruz. Kısacası hiçbir iletişimimiz yüzeyde kalmıyor, derinlemesine bir bağ kurmaya çalışıyoruz. Bu kurduğumuz takip süreci de üyelerimizin örnek aldığı ve uzun vadede kendilerinin de bireysel olarak destek mekanizmalarını yarattığı bir modele dönüşüyor. Bu bağlamda sanat tek başına bizi kurtarır mı bilemiyorum, ama beni, Spot ekibini ve üyelerini iyileştirdiğini ve bir güven ağı oluşturduğunu görüyorum.
Soldan sağa: Spotter koleksiyon buluşması, Necmi Sönmez ve Altuğ Hacıalioğlu ile TLS Çağdaş Sanat Koleksiyonu, 2026
Spotter sergi turu, Margaret R. Thompson ve Anlam de Coster ile Temenos: İç Deniz, Zeyrek Çinili Hamam, 2026
Spotter sergi turu, Yazın Öztürk ile Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası, İstanbul Modern, 2026
Spot Destek Fonu, senin kelimelerinle “yüzde yüz cevher, sıfır sansasyon” projeleri desteklemeyi tercih ediyor. Her şeyin hızla tüketilip birer gösteriş nesnesine dönüştüğü günümüz sanat piyasasında, bu cevheri bulmak ve popülizme kurban etmeden desteklemek 15 yıl öncesine göre daha zorlaştı mı?
Elbette durum zorlaştı. Bugüne kadar üretim desteği kısmında, talepleri bizzat alıp değerlendirip hemen hemen bir çoğuna bütçemiz dahilinde olumlu geri dönüşler yaptık. Bağımsız ve hiyerarşisiz bir sosyal girişim olduğumuzdan başvurularla birebir ilgilendik. Burayı daha sistematik bir formata geçirmemiz lazım. Bunun üstüne çalışıyoruz. Dediğin gibi çok talep var ve hepsi de birbirinden kıymetli. Fakat bütçemiz sınırlı, bunu en doğru şekilde kullanmak için nokta atışı seçimler yapmamız gerekiyor. Yurtiçi, yurtdışı sanat ortamında yer edinmek içinde çok büyük rekabet var. Ayrıca her şeyin maliyeti arttı. Bu sadece Türkiye’de değil, bugün her yerde enflasyon patlaması yaşanıyor. İşimiz eskisine göre daha zor, o yüzden belki bir adım geri atıp kolektif bir organizasyonla yola devam etmek gerekir.
Kişisel yolculuğun koleksiyonerlikle başladı; ancak Spot ile birlikte tam zamanlı bir kültür kurucusuna dönüştün. Bugünden bakınca, çağdaş dünyada sanatı sadece satın almak eksik bir pratik mi? Her koleksiyonerin aynı zamanda elini taşın altına koyan bir hami olması gerekir mi?
Spot ile birlikte ben de büyüdüm. Koleksiyonerlik anlayışım, pratiğim değişti ve gelişti. Sanırım şimdi daha çok hami, daha az koleksiyonerim… Satın almadan çok anlama, dinleme, hikâyelere ve kişilere kulak verme halini daha çok benimsedim. Sanatçının yaşanmışlıklarını, duygularını, düşünce tarzını, ruhsal yolculuğunu, bilgisini, becerisini, istek ve gayretini okumayı önceliklendiriyorum; bu olguların hepsi sanatçıyı ve pratiğini daha yakından tanımama fırsat veriyor. Hikâye ne kadar detaylı ve güzel anlatılıyorsa kafamdaki kurgu da o kadar renkli ve dinamik oluyor. Aslında her koleksiyoner bir hamidir diye düşünüyorum. Sonuçta sanatçının eserini alarak ona hami de oluyorsunuz. Evet, her koleksiyoner hamiliği benimsemeli diye düşünüyorum. Özellikle Türkiye’de buna çok ihtiyaç var.
Soldan sağa: Spotter sergi turu, Rüzgâr, Galeri Bosfor, 2025
Spotter sergi turu, Çelenk Bafra ile Panorama: Hayaller ve Yerler, İstanbul Modern, 2026
Spotter sergi turu, Yasemin Özcan ile Islak Zemin, 2025
15 yıl uzun bir süre; neredeyse yeni bir neslin sanata dahil olması demek. Spot’un ilk günkü üyeleri ile bugünün genç Spotter’ları arasında sanat algısı, dünyayı anlama arzusu ve meselelere yaklaşım açısından (dijitalleşme, kimlik, ekoloji gibi) nasıl farklar gözlemliyorsun?
Yeni jenerasyon sanattan ve Spot gibi kurumlardan ne talep ediyor? Spot ailesinde, farklı kuşakların bir arada var olabildiği ve birbirinden beslenebildiği çok özel bir yapı oluştu. 20’li yaşlardan 70’li yaşlara uzanan geniş bir üye ağımız var ve bu çeşitlilik, sanatla kurulan ilişkiyi tek bir perspektife sıkıştırmak yerine çoğullaştırıyor. Özellikle çoğunluğun kadınlardan oluşması, empati, dikkat ve duyarlılık gibi alanlarda ortak bir zemin yaratıyor. İlk dönem üyelerimizle bugünün genç Spotter’ları arasında belirgin farklar kadar süreklilikler de görüyorum. Daha deneyimli üyelerin merakı, öğrenme iştahı ve sürekliliği gençler için çok güçlü bir örnek oluştururken; yeni jenerasyon ise meseleleri daha hızlı okuyan, dijital dünyayla daha organik bağ kuran ve kimlik, ekoloji, kapsayıcılık gibi konulara daha doğrudan temas eden bir yerden geliyor. Bu da sohbetleri ve karşılaşmaları daha dinamik ve çok katmanlı hale getiriyor. Ancak şunu özellikle vurgulamak isterim ki, dönem sonu değerlendirmelerimiz de gösteriyor: Sanatçıyla ve sanat profesyonelleriyle birebir temas kurma, doğrudan diyalog geliştirme arzusu jenerasyonlar üstü bir ihtiyaç. Bu, değişmeyen bir çekirdek motivasyon. Spot’un en güçlü taraflarından biri de tam olarak bu alanı açabilmesi.
Yeni jenerasyonun beklentilerine baktığımızda ise yalnızca izleyici olmak istemediklerini görüyoruz. Daha fazla dahil olmak, üretim süreçlerine yaklaşmak, söz söylemek ve hatta birlikte düşünmek istiyorlar. Spot’un sunduğu şey de tam olarak bu: Ayrıştırıcı değil tamamlayıcı, hiyerarşik değil yatay bir öğrenme ve paylaşım alanı. Bizi en çok mutlu eden ise üyelerimizin yalnızca etkinliklerde değil, gündelik hayatlarında da bu bağı sürdürmeleri. Bu süreklilik, Spot’un bir etkinlik programından öte, yaşayan bir topluluk olduğunu gösteriyor.
“Her Spotter bir sanat hamisidir” mottosuyla demokratik ve tabana yayılan bir model kurdun. Peki önümüzdeki 15 yılda Spot’un ajandasında neler var?
Spot, küçük bir filiz olarak başladığı yolculukta bugün meyve veren bir ağaca dönüştü. Bundan sonraki süreçte bu ağacın nasıl dallanacağı kadar, köklerinin ne kadar derinleşeceği de bizim için önemli. Çünkü sürdürülebilirlik, yalnızca büyümekle değil, doğru hızda ve doğru yönde büyümekle mümkün. Önümüzdeki 15 yıla bakarken en temel motivasyonum, Spot’un bu samimi, sahiplenilen ve birlikte üretilen yapısını koruyarak daha geniş kitlelere ulaşması. Bugün bile birçok üyemiz Spot’u sadece takip eden değil, gerçekten sahiplenen bir yerden ilişki kuruyor. Bu da modelin ne kadar organik ve içten çalıştığını gösteriyor.
Gelecek için zihnimde farklı olasılıklar var. Spot’un zamanla daha yapılandırılmış bir öğrenme alanına, belki bir sanat eğitimi enstitüsüne evrilmesi bunlardan biri. Bunun yanında uzun zamandır üzerine düşündüğüm bir misafir programı fikri var; farklı şehirlerden ve disiplinlerden gelen sanatçıları Spot çatısı altında buluşturacak bir yapı. Bu tür açılımların, Spot’un bugüne kadar kurduğu diyalog zeminini daha da derinleştireceğine inanıyorum.
Ama belki de en önemlisi şu: Spot’un geleceğini tek başıma tanımlamak yerine, onu birlikte şekillendirmeye devam etmek. Çünkü Spot’u değerli kılan şey tam olarak bu kolektif akıl ve ortak merak. Önümüzdeki yıllarda da bu ruhu koruyarak, yeni karşılaşmalara alan açacağına inanıyorum.























Yorumlar