Kıyıda cesaret

Fotoğrafçı Ali Taptık, fotoğrafçı Silva Bingaz’ın portresini 20 yıllık fotoğraf pratiği odağında yazdı


Yazı: Ali Taptık


Silva Bingaz, Fotoğraf: Berk Kır


Kıyıda değildim az önce, bir yamaçta, dik bir kayanın üzerindeydim. Yaşlı bir adamın suya atladığı fotoğraf gözümün önünde. Babakale’de atlamaya cesaretim yok, en azından bu yıl. Silva’nın fotoğrafındaki o yaşlı adamın cesareti.


Silva Bingaz, Kıyı, 2002-2007

Birazdan Silva’nın atölyesinden çıkacağım, daha sonra da ehliyet- 103 siz, arkadaşlarına abisinin son model Alman arabası ile hava atma derdinde olan velet motosikletimi ve beni biçecek. Silva loğusa. Ambulans beklerken fotoğraf çekerkenki cesaretine rağmen evhamlı olduğunu bildiğim Silva’ya ufak bir kaza olduğunu bildiriyorum. Tüm kaburgalarım kırık ama Silva’nın da ayağa kalkmaması lazım, zaten ben de bu yüzden oradayım. Silva’nın son günlerde morali bozuk, çektiği yaklaşık 50 makara filmi alıp yıkatacağım. Filmler yanımda değil, evde… Bir an kaybolmalarından korkuyorum.


Bu hikâye 2007 senesinden. O dönem Silva’nın aydınlık oda uzmanıydım desek yerinde olur. O yaşlı adamın fotoğrafını unutmuyorum, birçok Silva fotoğrafı gibi. “Varlığın kıyısında” olan o hali çok iyi biliyorum ama o anlarda fotoğraf çekmek benim meselem değil, Silva bunu yeterince iyi yapıyor zaten.


Silva Bingaz, Balat, 2015


Fotoğrafın bir iletişim, bir diyalog, bir karşılaşma olarak irdelenmesi buralarda hâlâ yeni. Belli kurumların danışma kurullarını hunharca işgal eden bir takım orta yaşlı adamların pek anlayacağı konular da değil bunlar. İşte bu yüzden iki senede bir Yıldız Moran sergisi görsek de bir tane bile ilginç Yıldız Moran kitabı göremiyoruz. Bu gibi detayların arasında Silva bana hep farklı ve cesur görünürdü. İFSAK’ta da, fotoğraflarını sergilediği galerilerde de, Anders Petersen ile Thassos’a gittiğimizde de, Hrant Dink’in katledilmesinin ardından Halaskargazi Caddesi’nde çektiği o fotoğrafta da… Belki de bencillik ile birliktelik arasındaki salınımında kendine güvendiğinden, bundan utanmaktan çoktan vazgeçtiğinden böyleydi. O zaman çok gençtim, Silva bana dalgın ve cesur gelirdi. İki sene boyunca bir sürü negatifini taradım, bir sürü kontağını gördüm. Yeşilköy’de dördü yan yana dizilmiş, aralarından biri amutta beş cazgır delikanlının fotoğrafını bana anlatışını çok iyi hatırlıyorum. Normalde uzak duracağınız bu bıçkın tipler, Silva için sadece oğlan çocuklarıydı. Fotoğrafta beşi dizilince sıkıcı oluyordu belli ki, Silva birinden amutta durmasını istemişti. Fotoğraftakiler neden ve nasıl uydu o sözlere, ben de bilemiyorum. Bir sonraki fotoğrafta Silva gölgelerine bakıyor çocukların, kim oldukları o kadar da önemli değil zaten…


Silva Bingaz, Kıyı, 2002-2007


Kontak baskıları göstermek analistin divanına yatmaya benzer der, Bresson. Gerçekten de anların arasında olan bitenlerde fotoğrafçının meselesini görmek daha önemlidir. Fotoğrafçı dedim, evet, Silva bir sanatçı, bir fotoğrafçı, çok güzel bir anne ve aynı zamanda profesyonel, bir diş hekimi. Kariyer hırslarından ve ortamlardan uzak kalmış bir sanatçı… Lafı uzatmamın nedeni bundan. Malum, fotoğrafçıların iki hayatı var. Biri arşivlerinin kontolü onlardayken diğeri de değilken. Vivian Maier mesela, hayattayken tembelliği sayesinde bu kadar yükseldi. Şimdi düşünüyorum, kendi geçmişinden kaçan “Yangın Akvaryum”daki bu kadının fotoğraflarını kuir bir bilinçle kim ne zaman değerlendirecek?


İlk işlerinin çoğunu oluşturan Yeşilköy sahildeki renk cümbüşünün yansımalarını çok çok az kişi hatırlayacaktır. Bunu arkasından gelen Beyan ve çocuklarının hikâyesi o fotoğraflardan ne kadar anlaşılıyor? Merak edip dönüp bu, bir kriz anının gösterir imgelere anahtar olacak metni okutacak kadar kesinlikle. Ülkeden çocukları ile kaçamamış bu kadına Silva’nın açtığı imkânlar ve bu arada çektiği fotoğraflar ahlakçıların kafasını karıştıracaktır. Eskiden benim de karışırdı. Yalnızca siyah beyaz diye cahilce belgesel olarak yaftalamaktan kaçmayan, belki de hafızayı tazeleme gücünden korkup fotoğrafa sırtını dönen bu amnezik ülkede, belli bir torbaya konulacak bu işler üzerine ancak yıllar sonra detaylıca yazılacak belki de.... Yayıncısı olmayacak, dergiler göstermeyecek, bu fotoğrafları hayatta tutmak için sadece bu sayfaları derleyenler gibi birkaç tutkulu insan uğraşacak. Yine de bu hikâyeler unutulmayacak.


Silva Bingaz, Fotoğraf: Berk Kır


Yeşilköy’de ya da Ada’da, kıyı çok yakında, elinde minicik bir kamera ile cüretkârca gezen bu kadın günümüz kuir feminist öfkesinden çok daha olgun bir varoluşla ataerkil, tehditkâr ve bolca cahil insanın peyzajında yer aldı. Kıyıyı mı yoksa Silva’nın hâlâ olagelmekte olan kitabını mı daha çok merak edeceğiz?


Belki de bu kitabın bir öncülü, sınırlı bir zamanın ürünü, Japan Coast ise, batısındaki herkesin merakla tasvir ettiği Japonya’ya bakıyordu. Ama görülen Araki ya da Daidō Moriyama’nın insanları değil. Ender bulunacak bir şekilde Silva karşısına çiftleri alıyor, birlike bebekleriyle, çıplak, boğuşurken, rahatlıklarıyla çekici ama asla erotik değil. Latviya’da çektiklerinde de bir benzeri gözüküyor. Nan Goldin referansı vermek biraz klişe kaçacak ama ender olarak çiftlerin portresinde görülecek bir yakınlık Silva’nınkilerde var. Silva sanki onların bir yandan sevgilisi bir yandan çocuğu bir yandan da annesi…


Silva Bingaz, Beyan, 2000-2003


Berk’in çektiği Silva fotoğraflarına bakıyorum. Silva’yı görmeyeli çok oldu ama pek değişmemiş. Sevinmiyorum. Acaba onun da sırtı ağrıyor mudur? En son eski eşimin babasının vefatında aramıştı beni. “Ali çok zor” demişti, “onu kaybedeceksin bunu bil.” Kızdığımı hatırlıyorum. Şimdi baktığımda bu kehanetin doğruluğunu benim de bildiğimi düşünüyorum. Kendimden çok bahsettiğim değil mi? Olsun.


Silva Bingaz, Fotoğraf: Berk Kır


Aynı sene Silva Balat’ta İsa’yı bulduğunda 1376’da ya da 1750’lerde Kağıthane mesiresine giden insanların geçtiği bu semtte, Sarkis’in evinin yakınında bir mahalle portresi mi göreceğimiz? Değil. Ben bu sergiyi daha çok insanların gözlerinde o semti görmek ve İsa’nın kıyamette İstanbul’a ineceğine dair bir vahiy olarak okuyorum. Unutma, utanma ve yüzleşmekten kaçanların doldurduğu bu yamyam şehrinde şefkat de şiddetli bir şey. Silva’nın varlığın kıyısından gelen bakışı, Berk’in fotoğraflarıyla size yansıyor. O şefkatle açan bakış kendi fotoğraflarında ise bu her şeylerinden utanan insanların soyunmalarına yardımcı oluyor. Bu sayfalarda gözüken birkaç fotoğraftan fazlasına bakmanız lazım, tekrar tekrar.