Kimlik illüzyonları ve afyon tarlaları
- Ali Taptık
- 7 saat önce
- 4 dakikada okunur
Sanatçı Ali Taptık’ın unlimitedrag.com üzerinden okuyucuyla buluşan yazı dizisi sanatçı ve fotoğraf kitaplarını merceği altına alıyor. Serinin sıradaki yazısının odağında Pao Houa Her'in Pao Houa Her: My grandfather turned into a tiger … and other illusions isimli kitabı var
Yazı: Ali Taptık

Böylesi bir kitap pek değerlendirmedim. Böylesi derken neyi tarif edeceğim, aslında zor. Kimlik üzerine mi desem, geri bakış üzerine mi desem, göç üzerine mi desem. Konuya yeni yaklaşımın azlığından kaçındığım bir mesele bu. Belki Osmanlı'nın torunu olmamdan. Ama Pao Her'in fotoğraflarında daha önce görmediğim, ya da belli fotoğrafçılarda çok ender gördüğüm, bir illüzyonu tersine çevirme meselesi var, çok sevdiğim ve bu değerlendirmelerde sıklıkla andığım Onorato & Krebs’in The Great Unreal’inde bir benzeri olan.
Kitap, yavru ağzı gibi çiçeklerle açılıyor. Biraz dikkatli bakınca plastik sertliğini fark ediyorum. Ben bu anı düşündükçe, kitap ve çiçekler, plastik sertliği bir arada gözümde canlanıyor. Eğer plastik çiçekler arasında büyümemiş olsaydım fark edebilir miydim? Evet, ben de plastik çiçekler arasında büyüdüm. Anneannem çok severdi.
Sırada siyah beyaz bir peyzaj fotoğrafı, Ansel Adams tarzı bir ton derinliğiyle karşımda duruyor. Fotoğrafın orta kısmı hâlâ ciltte kalmış gibi görünüyor ve fotoğraf o insanı daha da merak ettiriyor. Pembe kitapta baskın bir renk. İnsanların kıyafetlerinde, çiçeklerde ve arka planlarda karşımıza çıkıyor. Klasik Vietnam düzeninde odalarda ya da peyzajın içinde bir çiçek aranjmanlarını bize sunuyor ve çiçek aranjmanlar mütevazı portrelere de eşli ediyor. Sonra afyon çiçeği gibi bir çiçek beliriyor. Sahneyi üç klasik Asyalı karakter izliyor, Vietnamlı olduklarını bilebilirim ama asla göremem. İşte yine en sevmediğim ifadelerden birine takıldım. Virajı dönmek, gerçekten zor. Klişelere dayanarak çekilmiş sinematik üçlü fotoğrafı, yine iki çiçek aranjmanı ile devam ediyor. Renkli fotoğraf, yapay bir arka planda gerçek gibi gözüküyor. Siyah beyaz fotoğraf ise sade bir kağıt arka planına tutturulmuş yapay bir şey gibi duruyor. Sanki, emin değilim.
Fotoğrafçı annesinin stüdyosunu kullanarak çiçek ve baskı arka planlarıyla bir yapay gerçeklik oluşturuyor. Bu yapay gerçeklik içinde fotografik arka planlar, eski işiyle boyanmış kısımlar ve matte painting/ printing bölümleri var. Gündelik Vietnam fotoğraflarıyla, stüdyo ve doğada çekilmiş aile fotoğraflarını yan yana koyuyor, bu da dikkat çekiyor. Kitap kimlik üzerinden okunabilir, aynı zamanda çiçek ve doğa temalarını da işliyor. Bu yönüyle ek bir katman oluşturuyor ve okuyucuya yeni bir bakış açısı sunuyor.
Kitabın ceketi de önemli bir diğer detay. Büyük bir fotoğraf var, yeşil tonlarda. Fotoğraf, kumaş gibi bir yüzeye basılmış; tek bir çocuk, bir duvarın önünde, stüdyo panosu gibi, çiçeklerle birlikte duruyor. Fotoğraf boyutu polaroidi andırıyor. Kitabın iç kapağı ise sade ve güzel. Ön kapakta sadece bir afyon çiçeği bulunuyor. Arka kapakta Yelpaze Palmiyesi ve Fil Kulağı gibi bitkilerle dolu bir alan var; bu alan kış bahçesi ya da bir serayı andırıyor. Her iki fotoğraf da siyah beyaz. Kapak, basit bir kartondan, yani mukavvadan yapılmış.
Kitapta ceket malzemesi önemli bir detay. Büyük boy baskılarda, paravan ya da arka plan olarak kullanılan devasa baskılarda, genellikle polivinil ya da benzeri bir tekstil tercih edilir. Kapak malzemesi kitap içinde yoğun şekilde görülür ve kapak da aynı kapak malzemesiyle kaplanır. Arkada sadece kitabı tanıtan kısa bir yazı, ISBN ve fiyat gibi bilgiler bulunur; burada bunlar bir sticker ile eklenmiş. Bunun dışında kitap Amerikan cildi, hafif.
Sanat dünyasında, artık sert kapaklı kitaplar daha çok tercih ediliyor. Benim gibi yumuşak kapakların, özellikle de ekonomik olarak herkesin alabileceği bir şey olduğuna inananlar zor durumda, yani. Her'ün kitabı tam da bu yüzden çok değerli.
Arka kapaktaki fotoğrafı içeride de buluyorum. Kitabın ortalarında bu fotoğraf. Belki de kitabın ismini gönderiyor, gerçek ve yalanı birleştiren bir kareyi gösteriyor. Çalıların arasından bir kaplan bana bakıyor, beni şüpheye düşürüyor. Yapaylıkla gerçekliğin bir arada gösterilmesi ve stüdyo portreleri kitabın önemli bir kısmını oluşturuyor. İki Vietnam askeri bu garip kareyi izliyor. Kravatlar nedense gömleklerin içine sıkıştırılmış. Kostüm giymişler. Üniforma mı, kostüm mü? Peki, Vietnamlıların üniformaları nasıldır ki? Arkada üstte dökümlü bir perde gibi duran kumaş, aslında bir set olduğunu hatırlatıyor. Bunu izleyen bir hava fotoğrafı beni New Topographics zamanına götürüyor. Aslında o dönemde köklerini salmış bir görsel araştırma zihniyeti hala sürüyor. Her de Amerika'da yetişmiş bir fotoğrafçı. Bu fotoğrafı yine bir genç erkeğin “gerçek” doğada bir portresi izliyor. İki stüdyo arka planının üst üste bindiği bir görsel, sekansı tamamlıyor.
Kimlik, göç ve temsiliyet üzerine kurulu çalışmalara bazen mesafeli hissediyorum; bunun bir nedeni bu tarihsel deneyimin dışından bakıyor olmam olabilir. Ancak Pao Houa Her, konuyu beklemediğim derecede şiirsel ve özgün bir yere taşıdığı için, bana da yeni bir alan açıyor.
Son iki yılda çok konuşulan, takdir edilen bir başka sanatçı Zanele Muholi. Zanele Muholi’nin eserlerinde kimlik konusunu bir ders gibi işliyor. Somnyama Ngonyama (Hail the Dark Lioness) adlı seride, Zanele Muholi’nin otoportrelerinde, neredeyse tamamen siyah bir derinlik var. Bu fotoğraflarda Afrika kökenli bir karakteri tekrar gördük. Dişi aslan kimliği fotoğrafçı Zanele Muholi tarafından kabul edildi ve tam anlamıyla kullanıldı. Soru sormaması, yani doğrudan bir sorgu içermemesi, en güçlü yönlerinden biriydi. Ben, Zanele Muholi’nin bu yalın ve büyüleyici fotoğraflarında, sanatçının kendini nasıl gösterdiğine tanık oldum.
Pao Houa Her, Laos’tan Amerika’ya uzanan Hmong diasporasının, göçmenin ve azalan ortak hatıraların izini sadece kaydetmemiş, sanki yeniden hayal etmiş. Pao Houa Her'in fotoğraflarına baktığımda, gerçek ve hayal, annesinin sahte çiçeklerinden, Hmong stüdyo portre geleneklerinden ve fotoğraf arka planlarından beslenen, biraz yapay ama masal gibi bir dünya ile karıştığını görüyorum. Bir anlamda, günlük hayatın sert ve gerçeklerinin nasıl birbirine karıştığını fark ediyorum. Pao Houa Her'in çalışması sadece bakmakla kalmıyor, aynı zamanda bir şey inşa etmekle ilgili.
Nerede olursa olsun, stüdyo arka planlarını ve fotoğraf içinde fotoğraf olan illüzyonist dünyayı, göç ve diaspora hikâyelerinin gerçek bir parçası gibi kullandığında çok etkili olur. Kimlik üzerinden okunabilen işi, sadece sosyolojik bir veri gibi basitleştirmez; çiçekler, doğa, arzu, hafıza ve yapaylık etrafında neredeyse şiir gibi bir hâle getirir, Her’ ün kendine özgü gücünü ortaya koyar. Stüdyo arka planlarını ve illüzyonist dünyayı incelerken, yalnızca “nereden geldim” sorusunu sormaz; yer değiştirmenin zihinlerde, aile anlatılarında ve mekânlarda bıraktığı izlerin bugünü nasıl şekillendirdiğini de gösterir.
Fotoğrafçı, şu anda tekrarlayan bir stratejiyle, kendi hikayesini yazan bir illüzyonist gibi: Her, topluluğuna ve dışarıdan izleyen bize çok katmanlı, bazen hüzünlü ama aynı zamanda canlı bir dünya sunuyor. Walker Art Center'daki Paj qaum ntuj / Flowers of the Sky sergisi, hem hatıraların peşinden giden bir yol hem de bazen utangaç ama keskin bir rehber gibi çalışıyor. Böyle bir zamanda, gerçeğin çok gizlendiği bir dünyada, illüzyon meselesi üzerine kurulan oyun, en azından ben için çok değerli.


















