top of page

Deneyime giden yollar: Allan Kaprow'un Sanat ile Hayat'ı

Arter’in e-yayını Sanat ile Hayat Arasındaki Sınırların Bulanıklaşması Üzerine Denemeler, Allan Kaprow’un sanat ile gündelik olan arasındaki sınırı nasıl müzakere ettiğini düşünmek için bir zemin açıyor. Kaprow’un gayri-sanata uzanan hattını; sanat tarihi, kuram ve yaşam arasındaki geçişler üzerinden ele alıyoruz


Yazı: Gökhan Duman



Amerikalı sanatçı Allan Kaprow’un denemelerinden oluşan Sanat ile Hayat, Jeff Kelley’nin editörlüğünde ilk kez 1996 senesinde yayınlandı. Kitabın 2003 tarihli genişletilmiş ikinci baskısı için bir önsöz kaleme alan Kaprow, bu kısa metnine Gayri-Sanata Giden Yol başlığını verdi. Sanatçının kendi yazılarını sunarken seçtiği bu tanım, Arter’in dördüncü e-yayını olarak Özgür Gökmen’in titiz çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Sanat ile Hayat’ı ele alırken benim de kendime seçtiğim izlek olacak. Derlemede bir araya getirilmiş yazılar deneyimi arayan, onu yakınsayan veya ona varan yollar niteliğinde. Sanatçının kat ettiği çeşit çeşit yolu izleyerek Kaprow’un sanat tarihindeki yerine dair fikir edinebiliriz.


Sanat ile Hayat ilki 1958, sonuncusu 1997 tarihli olmak üzere sanatçının kırk yıla yayılmış toplam yirmi beş yazısını içeriyor. Denemeler onar yıllık dönemler halinde gruplanmış ve kronolojik bir sırada sunulmuş halde. 1960’lı ve 70’li yıllara tarihlenen yazılar sayıca yoğunlukları nedeniyle kitabın ağırlık noktasını oluşturuyor. Takip eden yirmi seneyi ise hem sayıca azalan hem de uzunluk açısından kısalan toplam altı yazı temsil etmekte. Kitabın sonuna eklenen Kaprow’un sanat üzerine seçili yazılarının geniş dökümünü içeren kaynakça da bu eğilime işaret ediyor. Bu durumu Kaprow’un sanatçı kimliğinin ve pratiğinin gelişimini değerlendirirken bir veri olarak ele alabilir miyiz? Acaba giderek suskunlaşan ve yazılı ifadeye daha az ihtiyaç duyan biriyle mi karşı karşıyayız? Suskunluk, sessizce dinleme ve yoğun gözlem ile sanatçının aradığı gayri-sanat arasında bir bağlantı saptanabilir mi?


Sanatçı yazıları tarihyazımı açısından birer kaynak metin olarak muamele görürler. Tarihyazımı birincil kaynaklara yaklaşırken her metne aynı bir grup soruyu sorarak düşünmeye koyulur: Bir metin kim tarafından, kim için, ne zaman, nerede ve ne ifade etmek adına yazılmıştır? Kitaptaki metinlerin Allan Kaprow tarafından, 1958-1997 aralığında ve olasılıkla ABD’de yazıldığını (yine de metinlerin bir bölümü Avrupa’da yayınlanmıştır) görüyoruz. Metinlerin tarihi muhatapları sanatçılar, sanat eleştirmenleri, her türlü araştırmacı, sanata ilgi duyan genel kamu, belki de Kaprow’un happening gibi çalışmalarının katılımcıları gibi insanlar olmalı. Peki Kaprow ne söylemek adına bu metinleri kaleme aldı? Sanırım Kaprow’un niçin yazdığını keşfetmek onun sanattan beklentilerini, başka deyişle geriye bıraktığı eserinin anlamını değerlendirmeyi de sağlar.


Birincil kaynaklar olarak ele alındıklarında Kaprow’un yazıları okura üç temel başlıkta bilgi sunuyor: Sanatçının yaşam öyküsü, modern/çağdaş sanatla ilişkisi ve kişisel sanat kuramı. Ancak, kitabın sayfaları boyunca bunların hiçbiri bir ötekinden keskin şekilde ayrıştırılarak ele alınmamış. Bana kalırsa, kitabın bugün çağdaş sanatla ilgilenen genel okur ve uzman araştırmacılar için önemini son iki başlık oluşturuyor.


Amerika’da sanatçı olmak


Sanat ile Hayat’taki yazılarında Kaprow kendi yaşam öyküsünün sahneyi kaplamasına izin vermiyor. Bunun yerine tanışıklıkları, hayal kırıklıkları, hatta kendi eserleri gibi hayatının detaylarını sanatsal yaratım hikâyesinin perdesinin arkasına gömüyor. Örneğin, doğup büyüdüğü Amerikan kentlerinin Kaprow için ne anlama geldiğini bu metinlerde keşfetmek pek mümkün değil. Çocukluğu, eğitim hayatı, ilk eserleri, hatta Amerikan sanat dünyasındaki arkadaşlıkları gibi Kaprow’un gelişiminde bir yer kaplamış olmasını bekleyebileceğimiz pek çok kişisel yaşantı ve deneyim kitabın sayfalarında oldukça az yer tutuyor. Buna rağmen Kaprow, kendini bir kuşağın parçası olarak kavradığını gösteren bir tavırla “bizler/bizler için” demeyi seçtiğinde bazen kendisi, bazense bir kuşak adına konuşarak ABD’de bir dönemi tanımlayan sanatçıların dünya algılarını bizler için kesit kesit aydınlatıyor. Kitapta kişisel bir hayatın detayları yerine, bir sanatçının benlik imgesinin içinden bir kuşağın deneyimleri canlanıyor. Yazılar, bu kuşağın sanattaki yönelimleri kadar sanat piyasasındaki tercihlerine ve ilişkilerine dair çoğu zaman eleştirel nitelikteki gözlemlerle dolu. Dolayısıyla satır aralarına duyarlı okur, Kaprow’un merceğinden yirminci yüzyılın ikinci yarısında ABD’de sanat piyasasının gelişimine, örneğin sergileme tarihi, sanatçı temsilciliği ve medyanın artan rolüne ilişkin hayli bilgi edinecektir.


Sanat tarihçisi olarak Allan Kaprow


Sanat ile Hayat’ta yoğun biçimde tartışılan konu Kaprow’un çağdaş sanatla ilişkisi. Sanatçı devamlı olarak kendinin ve kuşağının çağdaş sanatın gelişimindeki konumuna dönerek kendi arayışlarının ve pratiğinin bakış açısından bir sanat tarihi yazmış. Kaprow’un ifade ettiği sanat tarihi öğrenilmiş bir anlatı mıydı, yoksa yıllar içinde gözden geçirip hep yeniden yazdığı kendi değerlendirmesi miydi?


Kendi deyişiyle, “daha önceki sanatçıların yeniliklerinin ne kadar ileriye götürülebileceğini görmek” onu hep ilgilendirmiştir (268). Yeniliğin limitini sınama fikri, bana kalırsa, Kaprow’un sanat tarihçisi olarak konumsallığını tanımlamakla kalmıyor, tarihyazımı açısından örnek alınabilecek bir perspektif geliştiriyor. Batı sanatının tarihyazımında yenilikçi deneyi öne çıkarmak, köklerinin deha estetiğine gittiğini saptayabileceğimiz bir tutum. Fakat, yeniliğin üretici potansiyelini merkeze alan bir tarihyazımı, bir pratisyenin sanat tarihiyle ilişkisinin farkını ortaya koyuyor.



Allan Kaprow, Yard, 1961. Environments, Situations, Spaces sergisinden, Sculpture Garden at Martha Jackson Gallery. Fotoğraf: Ken Heyman


Kitabın sayfalarını dolduran sayısız sanatçı ve eser arasında Kaprow’un sanat tarihi anlatısının köşe taşları olarak üç ismin öne çıktığını görmek mümkün. Marcel Duchamp, Jackson Pollock ve John Cage adeta Kaprow’un sanatçı kimliğini ve üretimini temellendiren sac ayakları gibiler. Çağdaş sanatın kanonundan ayrı düşünülemeyecek bu üç ismin Kaprow için ne ifade ettiğine yakından bakmak, Sanat ile Hayat’taki tarihyazımı pratiğine ışık tutacaktır.


Kitabın 1958 tarihli açılış metni Jackson Pollock’un trajik ölüm haberinin iki yıl ardından yazılmış bir değerlendirme. Kaprow’a göre Pollock, bir kuşağın duyduğu mutlak özgürleşme tutkusunun vücut bulmuş halidir. Yine de bu öncü ressam, Kaprow’un da parçası olduğu genç ressamlar kuşağı için “bir şeyi bile gerçekten başarmış gibi görünmüyordu” (30). Neticede, Kaprow’a göre kimi etkileyici tabloların yaratıcısı Pollock, aynı zamanda onun resminin özünü oluşturan özellikleri [“sonsuz karmaşa, büyük ölçek ve yeni malzemeler” (30)] nedeniyle resim sanatını da yok etmiştir. 1960’ların başına dek gelişen modern resim sanatına kıyasla Pollock’un eserinin taşıdığı farktır Kaprow’u ilgilendiren. Pollock, parça-bütün ve parça-parça ilişkilerini alt üst eden devasa tuvalleri nedeniyle eserin gerçekten içine girebilmiş; resim ile gerçeklik arasında bir süreklilik sağlamak üzere eseri sınırlandıran kenarları terk etmiş; böylece bizlerin gözlemciden ziyade katılımcılar halini aldığımız odanın içine doğru taşan bir resmi mümkün kılmıştır.


Marcel Duchamp’ın çağdaş sanattaki mirasını değerlendiren 1973 tarihli “Doktor MD” metni, tıpkı on beş yıl önce kaleme aldığı Pollock odaklı yazısındaki gibi, Kaprow’un bir sanatçıya adadığı ender yazılarından biridir. Ancak sanatçının Doktor MD’ye dair görüşleri bu metinle sınırlı değil. Duchamp adeta bir ağ gibi Sanat ile Hayat’ı örer, onun on yıllara yayılan parçalarını bir merkezde toplar ve Kaprow’a şahsi sanat tarihi yorumunu geliştirmek için bir alan tanır. Bu yorumun merkezinde ise Duchamp’ın sanat yapımında mümkün kıldığı sözel-görsel oyun ile hazıryapıt uygulaması yer almaktadır. Kaprow’a göre, Pop Art, Kavramsalcılık, Fluxus hareketi, 1960’ların multimedya deneyimleri ve Kaprow’un da bizzat düzenlediği happening’ler Duchamp’ın çalışmasının belirginleştirdiği eleştirinin sonucu, bir nevi uzantısıdır. Tüm bu deneyleri birbirine bağlayan unsur, tümünün de hazıryapıta atfettikleri üreticilik değeridir. Duchamp, Kaprow için, hazır yapıtta bireysel yaratıcılığı ikame edebilen ironik bir olasılığı keşfetmişti.



Solda: Allan Kaprow, Fluids, 1967. Allan Kaprow sergisinden, Pasadena Art Museum, Fotoğraf: Julian Wasser

Sağda: Allan Kaprow, Fluids, 2005. Art Unlimited Art/36/Basel, Fotoğraf: Stefan Altenberger Photography


1987 tarihli Doğru Yaşamak denemesi, John Cage’in yalnızca Kaprow için olanı değil, Amerikan deneysel sanatının gelişiminde taşıdığı anlamları görünür kılarak Kaprow’un yazdığı sanat tarihi anlatısına bir başka boyut ekler. Cage’in gerek şans işlemlerine yönelen gerekse gürültüyü geleneksel müzik sesiyle birlikte kompozisyona dahil eden sıra dışı girişimleri başka sanatlar için de model arz etmiştir. Bu deneysel adımların mirasçısı beden sanatı, arazi sanatı ve Kavramsalcılık, konser salonu benzeri geleneksel çerçeveleme araçlarını reddederek Cage’den ileri gittiler. Halbuki, Kaprow’a göre, Cage’in çağdaş sanat üzerindeki daha derin mirası sanatçının görevine dair kavrayışında yatmaktadır. Her ne kadar modernist sanatçı ürkünç olan bu dünyanın karşısına sanatıyla daha iyi ve eleştirel olanını çıkarmayı görev edinmişse de Cage için dünya olduğu haliyle aslında mükemmeldir. Ancak onun mükemmelliğini idrak edebilmek ve onu doğru duyar ve görür hale gelebilmek adına deneysel bir sanatın aracılığına ihtiyaç vardır. Dolayısıyla deneysel sanat doğru yaşama bir hazırlık sağlar, ona bir giriş sunar.


Eserin içine dahil olmak, resim ile gerçeklik arasındaki sınırın bulanıklaşması, hazır yapıtın üretici gücüne güven ve hayatı doğru duyumsamanın aracısı olabilecek bir sanatın imkanı. Derlemedeki metinler Kaprow’un bu içgörülere hayatı boyunca geri dönerek onları tekrar tekrar işlediğini ve çağdaş sanatın tarihi gelişimini onların etrafında tarttığını belgeler. Sanat ile Hayat, Allan Kaprow’un belki de sanatının gölgesinde kalan tarihyazımı pratiğini tekrar yörüngeye yerleştirmekte ve bu ilgisinin estetik deneyimin yirminci yüzyıl Batı toplumundaki değişen ön koşullarına yönelik bir araştırmaya yöneldiğini hatırlatmaktadır.


Sanat kuramcısı olarak Allan Kaprow


O halde, son olarak, Sanat ile Hayat‘ın Allan Kaprow’un kişisel sanat kuramına dair taşıdığı belge değerine bakabiliriz. Üç parçadan oluşan Gayri-Sanatçının Eğitimi ile Gerçek Deneyim, Sanat Olamayacak Sanat, Hayatı İcra Etmek, Hayatın Anlamı, ve Sadece Yapmak metinleri okurun bu kapsamda başvurabileceği temel yazılar olarak öne çıkarlar. Bu yazıların gösterdiği üzere, 1970’lerden 90’ların ortalarına dek yayılan bir süreçte Allan Kaprow çağdaş sanata dair tarihi yorumuna yanıt niteliğinde bir sanat kuramı geliştirmiştir.


Kaprow’un kuramının pratik odaklı olduğunu, yani onun sanat pratiğine yön vermeyi hedeflediğini rahatlıkla ileri sürebiliriz. Gayri-Sanatçının Eğitimi başlıklı yazı 1970’lerle birlikte onun düşüncesinin merkezine oturan temalardan birinin sanat-dışını anlama ve tanımlama gayreti olduğuna işaret eder. Peki nedir sanat-dışı? Henüz sanat olarak tanınmasa dahi bir sanatçının elinde sanata dönüşme olasılığı taşıyan her şeydir. Öyleyse sanat-dışı akışkan nitelikli bir üretimdir her zaman çünkü o, toplumun karşısına çıktığı gibi sanata dönüşür. Sanat ile sanat-dışı ironik bir biçimde devamlı birbirlerini müzakere ederler. Kaprow için ilginç olan, sanat-dışının “tüm dünyayı ve insanlığı bir sanat eseri olarak deneyimlemeyi” (131) mümkün kılmasıdır. Gerçekten de “sanat geride kaldığında”, gayri-sanatçıya düşen pay, “eskisi gibi hayatı taklit etmek” olabilir (141). İşte arazi sanatı, eylemler, kavramsal sanat hep bu prensibe göre ürün vermiş ve sanatın hayatı, hayatın da sanatı taklit etmesine aracılık etmiştir. Ancak, Kaprow’un altını çizdiği üzere, bu taklitleri mimetik bir ilgi etrafında düşünmemek gerekir. Gayri-sanat sanatın dışında olup bitenleri ve daha az görünür olan biçimleriyle doğayı kopyalar.



Solda: Allan Kaprow,Yard, 1991. 7 Environments sergisinden, Fondazione Mudima. Fotoğraf: Jeff Kelley

Sağda: Allan Kaprow, Yard, 1998. Out of Actions sergisinden. Geffen Contemporary at the Museum of Contemporary Art. Fotoğraf: Alex Slade


Kitapta karşılaştığımız güçlü fikirlerden biri, gayri-sanat türünden bir sanatın hayatı bilinçli bir şekilde yaşamayı sağlayan bir sanat/hayat türünü ortaya çıkardığıdır. 1980’lerle birlikte gerçek deneyim fikri, sanat/hayat türünü anlama gayretinin sonucunda Kaprow’un kuramında görünmeye başlamıştır. Ona göre Batı sanatını tanımlayan iki avangart tarihinden birini temsil eden hayata benzeyen sanat, sanat benzeri sanattan farklı bir gerçeklik felsefesine dayanır. Hayata benzeyen sanat için sanat hayatın hizmetindedir; hayatla ve diğer her şeyle bağlantılıdır. Bu mizahi sanat her şeyi birbiriyle karıştırarak Batı’nın büyük geleneğine mesafelenir. Kaprow’a göre bu sanatın özü bağlantılılık ve farkındalık olmaktadır ve hayata dair bir şey bilmeyenin onun anlamını ortaya çıkarabilmesi pek mümkün değildir. Gerçek deneyimi sanata katmak, entelektüel olarak değil, doğrudan deneyim olarak sanat haline getirmek bu tür avangard sanatın tedavi edici yönünü oluşturur. Öyle ki, “hayata benzeyen sanat, dünyanın en acil sorunu olan şeyin sorumluluğunu paylaşmanın bir yolu (tek yolu) olabilir” (262). Kaprow, kendisininki türünden bir sanatı, yani gayri-sanatı bir anlam arayışı olarak konumlandırmaktadır. Hayata benzemek istediği ölçüde, bu tür sanat hayatın bir yorumu haline gelir, değişken ve yaratıcı anlamlar yüklenir.


Kaprow’un düşünce çizgisini takip ettiğimizde vardığımız yer neresi? Sanat ile Hayat‘ta adım adım açılan sanat kuramının yenilikleri ne yönde ileriye doğru taşınabilir? Derleme, sanat ile gerçek deneyim arasındaki bağlar kadar kuram ile deneyim arasındaki ilişkiyi de sorunsallaştırarak okuru sanatın ötesine geçen bir tartışmaya çağırır: yaşadığımız gerçekliği iyileştiren, tedavi eden bir kuram/eylemin prensibi ne olabilir? Kaprow’un pratisyen bakış açısı, görünen o ki, sanat tarihçiliği denli kuramcılığını da şekillendirmiştir.


Allan Kaprow ile beraber düşünmek


Kitabın bir temel metin derlemesi olduğu akılda tutulduğunda, Sanat ile Hayat‘ı Türkçede son yıllarda örnekleri artan bir literatüre katkı olarak görmek mümkün. Wassily Kandinsky, Paul Klee, René Magritte ve Mark Rothko gibi yirminci yüzyılın sanatını ve estetik kuramını derinden etkilemiş bir dizi deneysel yaratıcının yazıları dilimizde daha sık beliriyor. Türkçedeki bu gibi örneklere eklenen Kaprow’un metin derlemesi, çağdaş sanat tarihi üzerine çalışmalarını birincil kaynaklardan hareketle ilerletmek isteyen araştırmacı-okura yardımcı olacaktır. Üstelik Türkçede yirminci yüzyılın ilk yarısı dolaylarında ürün vermiş Avrupa eksenindeki sanatçıların temel metinlerinin yüzyılın ikinci yarısına ve Amerikan sanat dünyasına kıyasla daha iyi temsil edildiği göz önüne alındığında, Arter’in açık erişime sunduğu bu e-yayınının önemli bir boşluğu doldurduğu söylenebilir.



Solda: Kelimeler Pek Gereksiz, Sergiden görünüm, 2019, Arter

Sağda: Allan Kaprow, Yard, 1990


Kaprow’un bu derlemedeki sayısız renkli anısı, gözlemi ve fikrini keşfetmenin onun eserleriyle bizzat karşılaşmanın yerini tutamayacağı unutulmamalı. Sanat ile Hayat‘ın sayfalarında Kaprow’un ismini andığı çeşitli yapıtları onun fikirleriyle eserleri arasındaki bağları keşfetmek isteyenler için yol gösterici olacaktır. Üstelik isteyenler Tate, MoMA ve Getty gibi kurumların dijital koleksiyonlarında sanatçının pek çok eserine ücretsiz erişebilir. Arter’de 2019-2020 tarihli Selen Ansen küratörlüğünde hazırlanan Kelimeler Pek Gereksiz sergisi Allan Kaprow’un bir eserine Türkiye’de yer veren istisnai bir sergiydi. Sergiye eşlik eden Kelimeler Pek Gereksiz isimli Arter yayını, Kaprow’u bir dizi alternatif metnin ışığında düşünmek adına yine yol gösterici olacaktır.


Allan Kaprow, “hayat” ve “hayat benzeri” dediğinde gerçekten ne anlıyordu? Sanırım onun gayri-sanata giden yoluna hepimizin sunabileceği katkı onunla birlikte bu gerçeklikleri eylemde, sadece yaparak, yorumlamaktan geçiyor.


Sanat ile Hayat Arasındaki Sınırların Bulanıklaşması Üzerine Denemeler'i okumak için;

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page