top of page

Kayıp eserler, kayıp anlatılar

MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi üzerine bilinen ama bilinmeyen bir mesele


Yazı: Huri Kiriş


Bu metnin kaleme alınma amacı, medyanın sansasyon yaratma refleksiyle dolaşıma soktuğu asılsız bir bilginin, akademik çabalara rağmen kolektif hafızadan silinememesidir. Sanatla özel olarak ilgilenen insanları bile aşan geniş bir kitlenin aklında hâlâ Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne bağlı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’ndan 404 eserin eserin çalındığına dair iddia hâlâ mutlak bir gerçekmiş gibi kabul görüyor. 2022 yılında bu konuya dair yürüttüğüm çalışma* ve dönemin rektörünün resmi açıklamaları bu yerleşik algıyı kırmaya yetmediği gibi, eksik ve hatalı söylemler ne yazık ki üretilmeye devam ediyor.


Süreci kısaca anlatmam gerekirse; 2019 tarihli Sayıştay raporunun yayımlanmasını takiben, 2020 yılında birçok basın kuruluşunda MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İRHM) envanterine kayıtlı 404 eserin kayıp ya da çalıntı olduğuna dair haberler dolaşıma girdi. Medyanın bir “skandal” ekseninde kurgulayarak servis ettiği bu iddialar, kısa sürede büyüyerek meclis gündemine kadar taşındı.


2020’nin Ekim ayında Birgün Gazetesi’nde Sayıştay raporu: Müzedeki 404 eser kayıp 42’si ise sahte çıktı başlıklı haberi görürken Kasım ayında Cumhuriyet gazetesinde CHP’li Kuşoğlu: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde 446 sanat eseri kayıp başlığı kullanıldı. Dönemin HDP milletvekili Ali Kenanoğlu’nun da meclise bu konuda soru önergesi verdiğini Kasım ayında medyadan öğrenmiştik. Söz konusu iddialar kısa sürede geniş bir kamuoyu yaratarak sosyal medyanın ana tartışma konularından biri haline geldi ve ana akım haber programlarının da gündemine yerleşti.



Peki dolaşıma sokulan bu söylem hakikati ne kadar yansıtıyor? Kesin bir dille belirtmek gerekir ki; iddialar asılsız. Müzeden ne 404 eser çalınmıştır ne de koleksiyonda 46 adet sahte eser bulunmaktadır. Durum böyleyken, bu dezenformasyonun nasıl olup da kemikleşmiş bir gerçeğe dönüştüğünün arka planını incelemek gerekiyor. Meselenin teknik boyutunu rasyonel bir zeminde açıklamak elbette mümkün; metnin ilerleyen satırlarında bu çerçeveyi kuracağım. Ancak merkezinde ortak sanat belleğimizin yer aldığı bu durumun politik ve ekonomik katmanları, şüphesiz ki daha uzun süre tartışılmaya ve üzerine düşünülmeye açık kalacak.


Bir skandalın üretimi


Öncelikle müzenin tarihçesine ve kurumsallaşmasına hızlıca bir göz atalım. MSGSÜ İRHM Mustafa Kemal Atatürk’ün onayıyla 1937 yılında Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne tahsisiyle kuruluyor. (1882'de Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane adıyla kurulan ülkenin ilk sanat yüksek okulu 1928’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi adını alıyor. Darbe sonrası Türkiye’sinde YÖK’ün kuruluşundan sonra kurum YÖK’e bağlanarak üniversiteye dönüştürülüyor ve Mimar Sinan Üniversitesi adını alıyor. 2023 yılında okulun adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi oluyor.) Müze koleksiyonunda bulunan tüm eserler MSGSÜ mülkiyetinde bulunuyor.


1937’de kurulan müzenin tarihi, 1976’dan 2011’e dek uzanan sancılı restorasyon süreçleriyle kesintiye uğruyor. Dönemin müze müdürlerinin yazışmaları incelendiğinde, bütçe yetersizliğine ve binaların fiziksel yıpranmışlığına dair uyarılar açıkça görülüyor. Müze binasının taşınma süreci de hatırlayanlar için, tam bir skandallar zinciri. Beş yıldır restorasyon gerekçesiyle kapalı olan yapının basında güvensiz bir alan olarak tasvir edilmesi; ardından dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mekânı “mezbelelik” ve “it bağlasan durmaz” sözleriyle nitelendirmesi, tahsisin iptaline zemin hazırladı. Siyasilerin müzeye yaptığı ziyaretler ve basına yansıyan haberlerle birlikte binanın el değiştireceği kesinleşirken kamuoyunun dikkati içerideki koleksiyona yöneldi. Bu kriz anında, dönemin MSGSÜ Rektörü Yalçın Karayağız koleksiyonun bütünlüğünü korumak adına alternatif mekân arayışına girdi ve nihayetinde Tophane’deki 5 numaralı antrepo üniversiteye tahsis edildi. Koleksiyon 2011 yılında, henüz inşaat dahi başlamadan bu yeni yapıya acil bir tahliyeyle transfer edilmiş; kısa süre sonra, Ocak 2012'de ise Milli Saraylar Daire Başkanlığı müze binasına el koydu. Yıllardır tamamlanamayan restorasyon çalışmaları bu devrin ardından hız kazandı ve mekân 2014 yılında Veliaht Dairesi, Milli Saraylar Resim Müzesi adıyla ziyarete açıldı. Eserler ise henüz inşaatı başlamamış yeni müze binasında bir depo oluşturularak saklandı, müzenin koleksiyonundaki bazı eserlere de inşaat sürecince restorasyon çalışması yapıldı. 


Buraya kadar binanın kaderine yön veren idari tasarrufları ele aldım, ancak madalyonun diğer yüzünde, en az yapı kadar eşsiz olan koleksiyonun durumu var. Gerçek şu ki, kriz patlak verene dek koleksiyonun bütünselliğine dair dışarıdan hiçbir nesnel bakış açısı geliştirilememişti. Daha açık bir ifadeyle, koleksiyonun tam içeriği İRHM yönetimi dışında hiç kimse tarafından bilinmiyordu. Uzun yıllar boyunca geleneksel kayıt yöntemleriyle muhafaza edilen ve ancak Yalçın Karayağız’ın rektörlüğü döneminde dijitalleşme sürecine giren envanter, resmi bir dış denetim mekanizmasından yoksundu. Öyle ki, sonradan krizin merkezine oturan ve haberlere konu olan Sayıştay raporlarında dahi, bu koleksiyon geçmişte hiçbir zaman bütünüyle yer almamış ve bağımsız bir denetime tabi tutulmamıştı.


Müze envanterinin devletin resmi kayıtlarına geçiş süreci, 2014 yılında Taşınır Mal Kayıt Kontrol Sistemi’ne işlenmesiyle başlıyor. 2018 yılına gelindiğinde ise bu verilerin mali tablolara yansıtılması, koleksiyonun ilk kez resmi bir denetime tabi olmasının önünü açıyor. Dolayısıyla, kamuoyunda kriz yaratan o ilk Sayıştay raporu; aslında müze yönetiminin kendi envanterini ulusal sisteme entegre etmesi ve kurumsal bir şeffaflaşma adımı atması sayesinde yazılabilmiştir. Sonrası ise şöyle:

2019 Eylül ayında yayınlanan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2018 yılı Sayıştay denetim raporunda MSGSÜ İRHM koleksiyon incelemesinde şu sonuçlara ulaşılmıştır: 

4. Kayıp, Çalıntı veya Diğer Kurumların Kullanımında Olan Eserlerin Resim Heykel Müzesinde Kayıtlı Gözükmesi

5. Resim ve Heykel Müzesinde Tarihi ve Sanat Değeri Olan Bazı Eserlerin Kaydının olmaması

“BULGU 4: Kayıp, Çalıntı veya Diğer Kurumların Kullanımında Olan Eserlerin Resim Heykel Müzesinde Kayıtlı Gözükmesi Resim Heykel Müzesi taşınır ambarında ve taşınır belgeleri üzerinden yapılan denetimlerde; 

2- Resim ve Heykel Müzesi malzeme sicil raporunda kayıtlı 10.643 resim ve tablonun;

-404 adedinin müzede fiili olarak bulunmadığı, 

-Müzede bulunmayan 404 adet resim-tablodan aşağıda sicil numaraları yazılı 42 adedi ile ilgili “Kayıp”, Çalınan” ve “Sahte” şeklinde açıklama yapıldığı...


Kamu idaresi cevabında; “Resim ve Heykel Müzesinde fiili olarak bulunmayan 404 adet resimden 339’unun başka kurumlara verildiği, 37 adedinin kayıp, 4 adedinin çalıntı, 1 adedinin matbu eser (sanat değeri olmayan) 1 adedinin sahte eser, 3 adedinin mükerrer, 18 adedinin hediye verilmiş veya sahibinin ailesine iade edilmiş ve 1 adedinin de kaydının sehven boş yapılmış olduğu” ifade edilmiştir.


Yukarıdaki alıntı olduğu şekliyle söz konusu 2018 Sayıştay raporunda geçiyor. Yani müze envanterinde “şu kadar eser vardı ve eserleri saydığımızda şu kadar kaydı olan, kendi olmayan eser vardı” tespiti yapılmış ve bu sorulmuş. Cevaben de hangi kurumda hangi eser süreli olarak teslim edilmiş, aslında kaç iş kayıp veya yeri bilinmiyor, kaçı çalınmış net bir şekilde ifade edilmiş. 


Müze yetkililerinin mükerrer işler ve 1 adet sehven boş kayıt ile 1 adet sanat değeri olmayan eser bilgisini paylaştığı cevaplarına göre mevcut olmayan eser sayısının 399 olarak güncellenmiş olması gerekirdi ki bu şekilde yansıtılmadı.


2018 Sayıştay raporuna eklenen “Kayıp/Çalınan/Sahte Şeklinde Açıklama Getirilen Eserler Listesi” var. Bu listede 37 eser kayıp, 4 eser çalıntı ve 1 eser sahte olarak etiketlenmiş. Bu listenin müze yetkililerinin açıklamaları sonucu oluşturulduğu görülüyor.



Sonraki yıl, 2020 Eylül ayında yayınlanan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2019 yılı Sayıştay denetim raporunda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2019 Yılı Sayıştay Müze Envanteri hakkında şu bilgilere yer verilmiş:

“2. Kayıp, Çalıntı veya Diğer Kurumların Kullanımında Olan Eserlerin Resim Heykel Müzesinde Kayıtlı Görünmesi

BULGU 2: Kayıp, Çalıntı veya Diğer Kurumların Kullanımında Olan Eserlerin Resim Heykel Müzesinde Kayıtlı Görünmesi

Resim ve Heykel Müzesi malzeme sicil raporunda kayıtlı resim ve tablolardan;

- 404 adedinin müzede fiili olarak bulunmadığı,

- Müzede bulunmayan 404 adet resim/tablodan 42 adedi ile ilgili “Kayıp”, “Çalınan” ve “Sahte” şeklinde açıklama yapıldığı,

-2018 Sayıştay Denetim Raporunda da tespit edilen yukarıdaki hususlarla ilgili olarak Kurum cevabında; 2019 yılında komisyon kurularak gerekli çalışmalar ile Resim ve Heykel Müzesinde yer alan eserlerin tespiti çalışmasının başlatılacağı ifade edilmiş olmasına rağmen, şimdiye kadar komisyonun kurulmadığı ve çalışmalara başlanılmadığı tespit edilmiştir.”


Sayıştay’ın son raporunda, müze bünyesinde fiilen yer almayan eser sayısının 339 olarak güncellenmediği dikkat çekiyor. Medyada spekülasyon yaratan “fiilen bulunmama” kavramını rasyonel bir zemine oturtmak önemli: Fiilen bulunmama durumu, eserlerin salt müze binasının fiziksel sınırları dışında konumlandığına işaret eder. MSGSÜ İRHM’nin yasal mülkiyetindeki bu eserlerin lokasyonları kurumlar arası resmi yazışmalarla bildirilmiş olmasına rağmen, Sayıştay'ın ikinci raporunda bu yanıtlar hiç verilmemişçesine eski ifadelerin tekrarlanması idari bir çelişki yaratıyor. Yine de, aynı raporun bu eserlerin “hâlâ” resmi kayıt altında olduğunu teyit etmesi, meseleyi bir kayıp vakasından çıkarıp yapısal bir temsil ve kayıt sorunsalına dönüştürüyor.


Tarihsel bir perspektiften bakıldığında İRHM, Türkiye’nin ilk resim ve heykel müzesi olma niteliğini taşıyor. İlerleyen yıllarda bu öncü kurumun birer şubesi olarak İzmir ve Ankara gibi kentlerde yeni merkezler açılmış ve ana koleksiyondan bu kurumlara uzun vadeli eser transferleri gerçekleştirilmiş. Bu dolaşımın tamamı kayıt altına alınmış olmakla birlikte, bahsi geçen 39 eserin kurumsal takibinde zamanla bürokratik kopukluklar yaşanmış. Dolayısıyla ortada adli bir hırsızlık vakası yok, sadece eserlerin hangi kuruma tahsis edildiğine dair izlenebilirlik zincirinin zayıflaması söz konusu. Öte yandan 2018 yılı envanter verileri, 320 eserin Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla Kültür Bakanlığı’na bağlı müze ve galerilere devredildiğini, 18 eserin ise farklı kurumlara geçici olarak tahsis edildiğini şeffaf bir biçimde ortaya koyuyor. Tüm bu dolaşım ağının belgelerle kanıtlanmasına karşın, Sayıştay raporunun resmi dökümü göz ardı ederek “404 kayıp ve çalıntı eser” söyleminde ısrar etmesi, rasyonel bir denetim raporundan ziyade kemikleşmiş bir algının tekrarı niteliğinde.



Yukarıda gördüğümüz Sayıştay raporundan bir bölüm. Sayıştay eserlerin müze envanterinden düşürülmesini talep ediyor. Bu rapordan önce rektör değişmiş, Handan İnci yeni rektör olmuş ve belli ki bu işlemin yapılmasına dair anlaşmaya varılmış ve henüz istek gerçekleştirilmemiş. 


Söz konusu eserler bulundukları kurumlara geçici olarak verilmiş ancak iadeleri sağlanamamış. Bu durumda yapılması gereken bu eserlerin iadesinin sağlanması iken maddi ve manevi değerleri çok büyük olan ve kanunen müzenin malı olan eserlerin hibe edilmesinin talebi açıklanmaya muhtaç.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Resim ve Heykel Müzeleri Yönetmeliği şöyle diyor:

Eserlerin ayniyat kaydından düşümü

MADDE 27 – (1) Envantere kayıtlı eserlerin envanterden düşülmesi isteğinde bulunan müzelerin talepleri Müze Kurulu tarafından değerlendirilir. Müzeler, ayniyat kaydından düşümünü istediği eserlerin fotoğraflı envanter bilgilerini Müze Kuruluna sunar ve bu bilgiler doğrultusunda Müze Kurulu raporunu hazırlar. Müze Kurulu, gerekli gördüğü hallerde eserin bulunduğu yerde değerlendirme yapabilir.


Kültür ve Turizm Bakanlığı Resim ve Heykel Müzeleri Yönetmeliği’nde eserlerin kaydının silinmesinin müzenin tasarrufunda olduğunu göstermektedir. Sayıştay’ın müzenin mülkiyet hakkından vazgeçmesini istemesi yetki aşımıdır. Sayıştay Kanunu ise şöyle:

MADDE 35 – (1) Denetimin genel esasları şunlardır:

a) Denetim; kamu idarelerinin hesap, mali işlem ve faaliyetleri ile iç kontrol sistemlerinin incelenmesi ve kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak kullanılmasının değerlendirilmesidir. Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamaz, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz.


Bu durumda Sayıştay’ın kuruma ait “malların” yani müze için paha biçilemez olan eserlerin mülkiyet haklarından vazgeçmesini istemesi kanunen mümkün değildir ama istemiştir. Peki Handan İnci yönetimindeki kurum ne yapmıştır? Müze internet sayfasından 352 adet eserin bulunduğu bir listeyi “Müzeden Başka Kurumlara Devredilen Eserler” başlığıyla yayınlamış, yani inanılmaz bir değerde olduğunu tahmin edeceğimiz varlığından vazgeçmiştir.



Sürecin buraya kadarki kısmını yapısal bir düzleme oturtursak karşımıza oldukça ironik bir tablo çıkıyor: Kurumsal hafızada yıllarca görünmez kalan bir koleksiyon, hukuki şeffaflıkla denetime açıldığı anda, mevcut belgelere ve yasal haklara rağmen yetki sınırları aşılarak müzenin tasarrufundan çıkarılmıştır. Medyada bir dezenformasyon mekanizması gibi işleyen bu bilgi kirliliğinin ardında sistematik bir niyet aramak, gelinen noktada zorlama bir komplo teorisi olmaktan çıkıp rasyonel bir sorgulamaya dönüşüyor. Meseleye en iyimser ve yapıcı mesafeden baksak dahi ortadaki asıl çözümsüzlük; akıbeti belirsiz olan 39 eserden ziyade, lokasyonu net olarak bilinen ve istendiğinde müze binasına geri dönebilecek 352 eserin neden ısrarla envanterden silindiğidir. Bu sorunun, rasyonel ve şeffaf bir zeminde ne yazık ki henüz bir karşılığı bulunmuyor.


Ama hikaye burada bitmiyor elbette. Peki bu 39 eser nerede?



Yukarıdaki kayıt müze envanterinde nerede olduğu tespit edilememiş, kayıp olarak işaretli eserlerin envanterdeki görünümü. Bu eserlerin nerede olduğu üç eser hariç envanter kayıtlarında mevcut değil, müzeden çıkış yapıldığına dair bir bilgi yok. Bahsi geçen üç eser ise sanatçı varislerine iade edilmiş ancak envanterden düşülmüş olmasına rağmen mükerrer kayıt tutulduğu için bu durum gözden kaçmış. Bu kayıp görünen eserlerin takibini 2010-2018 yılları arasında MSGSÜ rektörlüğünü yapan ve müzenin taşınması ve yeni binasının inşası süreçlerinin tümünü gerçekleştiren Yalçın Karayağız yaptı. Bu eserlerden şu an yerleri tespit edilmiş olan eserler söz konusu kurumların katalogları, sergileri ve envanterleri incelenerek bulundu.


Çankaya Köşkü’nde olduğu tespit edilen yedi eser



Solda görülen Celal Uzel’in Niğde Kalesi isimli eserinin görseli Cumhurbaşkanlığı Sanat Koleksiyonu kataloğundan alınmıştır. Çankaya Köşkü, kataloğun yayınlandığı 2014 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi olarak kullanılmıştır. Bu sebeple 2014 yılı öncesi koleksiyona alınan eserler Çankaya Köşkünde bulunduğu için eser yeri olarak Çankaya Köşkü olarak işaretlenmiştir. Sağda  gördüğümüz üzere bahsi geçen resim MSGSÜ İRHM envanterine kayıtlıdır. Cumhurbaşkanlığı kataloğundaki görselin künyesinin altında “1988 Kültür Bakanlığı” ibaresi bulunmaktadır. Eserin Cumhurbaşkanlığı Koleksiyonu’na geldiği kurum Kültür Bakanlığı olarak görülmektedir.



Solda gördüğümüz resim Üsküdarlı Cevat Göktengiz’in Çağlayan Kasrı, Çadır Köşkü adlı eseri aynı katalogda bulunmaktadır. Eser künyesinin altında “1993 Kültür Bakanlığı” ibaresi vardır. Aynı eser MSGSÜ İRHM envanterinde Manzara ismi ile kayıtlıdır.



Solda görülen Hoca Ali Rıza’nın Ada Görünümü adlı eseri sağda görüldüğü üzere MSGSÜ İRHM envanterine Manzara Ağaçlar Arasından Gözüken Ada olarak kayıtlıdır. Cumhurbaşkanlığı koleksiyon kataloğunda eserin künyesinin altında “1983 Kültür Bakanlığı” ibaresi yer almaktadır.



Solda görülen Hüseyin Zekai Paşa’nın Ayasofya Şadırvanı isimli eserinin MSGSÜ İRHM envanteri kaydı ortada, envanterdeki fotoğraf kaydı da sağda görülmektedir. Bu eserin katalogdaki künyesinin altında “1983 Kültür Bakanlığı” ibaresi yer almaktadır.



Solda görülen Şefik Bursalı’nın Konya Manzarası eseri ortada gördüğümüz üzere MSGSÜ İRHM envanterine Konya’da İnce Minare ismi ile kayıtlıdır. Sağda ise eserin envanterdeki fotoğraf kaydı görülmektedir. Cumhurbaşkanlığı koleksiyon kataloğunda eserin künyesinin altında “1996 Kültür Bakanlığı” ibaresi yer almaktadır.



Solda görülen Rıza Raşit’e ait Cami İçi isimli eserinin MSGSÜ İRHM envanteri kaydı ortada Süleymaniye Camii İçi olarak bulunmaktadır. Envanterdeki fotoğraf kaydı da sağda görülmektedir. Bu eserin katalogdaki künyesinin altında “1983 Kültür Bakanlığı” ibaresi yer almaktadır.



Solda görülen Saime Belir’in Cumhuriyet Bayramı adlı eseri sağda gördüğümüz üzere MSGSÜ İRHM envanterine kayıtlıdır.


Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde olduğu tespit edilen yedi eser



Solda görülen Hikmet Onat’ın İstanbul Boğazı’ndan Peyzaj isimli eseri ortada görüldüğü üzere MSGSÜ İRHM envanterine Kabataş’tan ismi ile kayıtlıdır. sağda ise eserin envanterdeki fotoğraf kaydı görülmektedir. Bahsi geçen eserin Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nden çalındığı bilinmektedir.



Solda görülen Edip Hakkı Köseoğlu’nun Portre isimli eseri ortada görüldüğü üzere MSGSÜ İRHM envanterine İshak Hoca’nın Portresi ismi ile kayıtlıdır. Sağda ise eserin envanterdeki fotoğraf kaydı görülmektedir.



Solda görülen Adil Doğançay’ın Ayrancı’dan Manzara adlı eseri sağda görüldüğü üzere MSGSÜ İRHM envanterine Dikmen’de Sonbahar ismi ile kayıtlıdır.



Solda görülen Fettah Sabri Berkel’in Kompozisyon isimli eseri sağda görüldüğü üzere MSGSÜ İRHM envanterine Dörtlü Kompozisyon ismi ile kayıtlıdır.



Solda görülen Altan Gürman’ın Çiçek isimli eseri sağda görüldüğü üzere MSGSÜ İRHM envanterine kayıtlıdır.



Solda görülen Şükrü Erdiren’in Söğüt, Sokak ve Şile isimli eseri sağda görüldüğü üzere MSGSÜ İRHM envanterine Kozlar Peyzajı ismi ile kayıtlıdır.



Solda görülen Şeref Akdik’in Manzara isimli eseri sağda görüldüğü üzere MSGSÜ İRHM envanterine kayıtlıdır.


MSGSÜ İRHM envanterinde çalıntı/sahte eser kayıtları


MSGSÜ İHRM’den 1937 den günümüze kadar yalnızca 5 adet eserin çalınmış olduğu bilgisi müze kayıtlarına işlenmiş. Bu eserler:

R.P.Bonington, Genç Adam Portresi, 27x21.5 cm

İlya Repin, Bahçede Ayakta Duran Erkek, 23.5x15 cm

Fikret Mualla Saygı, Figürler, 18.5x36 cm

Fikret Mualla Saygı, Kompozisyon, 27.5x34 cm

Hoca Ali Rıza, Peyzaj/Manzara, 21x33 cm (Sahtesiyle değiştirilmiştir).


Çalınan eserler



Soldan sağa: Richard Parkes Bonington, Portre Eserin Çalınması Raporu

Richard Parkes Bonington, Portre Eserin Demirbaş Fişi

MSGSÜ İRHM Envanteri, Richard Parkes Bonington, Genç Adam Portresi Kaydı



Solda: İlya Repin, Bahçede Ayakta Duran Erkek Eserin Demirbaş Fişi

Sağda: MSGSÜ İRHM Envanteri. İlya Repin, Bahçede Ayakta Duran Erkek Kaydı



İki adet Fikret Mualla eseri ile İlya Repin eserinin çalınması ile ilgili tutanak


Sahtesiyle değiştirilen eser



Soldan sağa: Sahte Eser

MSGSÜ İRHM Envanteri, Hoca Ali Rıza, Peyzaj Kaydı

MSGSÜ İRHM Envanteri, Hoca Ali Rıza, Peyzaj Fotoğraf Kaydı


Bilanço


Son tahlilde, koleksiyonun izi rasyonel bir zeminde sürüldüğünde akıbeti saptanamayan eser sayısı yalnızca 25. Bu tabloda iddia edildiği gibi sistematik bir hırsızlık veya usulsüzlük görünmüyor. Durum doğrudan kurumlar arası iletişimsizliğin ve bürokratik dönüşümlerin bir sonucu. Maarif Vekâleti'nden Milli Eğitim Bakanlığı'na, oradan da Kültür Bakanlığı'na uzanan yetki ve arşiv devirleri sırasında yaşanan kayıt boşluklarının tüm kurumsal bedeli, ne yazık ki İRHM'ye ödetilmiş.


Sayıştay Raporu’nun medyaya yansıma biçimi, kamuoyunda 2018 yılında güncel bir hırsızlık vakası yaşandığına dair hatalı bir algı inşa etmiş; üstelik bu yanılsamanın yayılmasına adeta göz yumulmuş. Oysa mevcut veriler ve belgeler denetim mekanizmalarının da erişimine açıktır. Kayıtlara göre kurum tarihinde gerçekleşen üç adli vakada toplam beş eser çalınmış olup, 1986'dan bu yana benzer bir durum yaşanmamış. Raporlarda “fiilen bulunmadığı” belirtilen eserlerin konumları envanter belgeleriyle sabit. Geriye kalan 25 eserin lokasyonunun da derinlikli bir arşiv taramasıyla tespit edilmesi pekâlâ mümkün.


Bu süreçteki asıl yapısal sorun; 2018 denetiminde, mülkiyeti ve konumu belgelerle sabit olan eserlerin “kayıp”, “çalıntı” veya “sahte” gibi spekülatif kavramlarla tanımlanması. Sayıştay'ın 2019 raporunda da bu sorunlu dili sürdürerek müzenin paha biçilemez kültürel varlıklarından salt envanterden düşürme yoluyla vazgeçilmesini talep etmesi, üzerinde durulması gereken oldukça kritik ve endişe verici bir idari yaklaşım.


Sürecin metodolojik olarak eksik kalan bir diğer yanı ise denetimin yalnızca resimler üzerinden yürütülmüş olması. Oysa İRHM’nin kendi şubelerine veya diğer kurumlara heykel ve benzeri plastik sanat eserleri de tahsis ettiği muhakkak. Denetim mekanizmalarının resim dışındaki disiplinleri kapsam dışı bırakması, mevcut raporların yapısal eksikliğini ortaya koyduğu gibi; gelecek olası denetimlerin heykeller ve el yazmaları üzerinden yeni dezenformasyonlara kapı aralamasının da kuvvetle muhtemel olduğunu gösteriyor.


*Huri Kiriş, MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Bağlamında Müzecilikte Bilgi ve Belge Çalışmalarının Önemi, Teoriden Pratiğe Mekan ve Sanat, s. 183-124, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, 2023. ISBN: 978-605-72469-1-2


Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page