Dünyanın içinde yaşamak
- Melis Dumlu
- 5 saat önce
- 4 dakikada okunur
Ali Şentürk pratiğinde taşlar, arşivler, beden parçaları ve aktarılmış hikâyeler arasında kurduğu ilişkiler aracılığıyla, dünyayla kurulan temasın farklı biçimlerini görünür kılıyor. Sanatçının işlerinde anlamın, temas ve karşılaşmalar aracılığıyla nasıl tezahür ettiğini düşünüyoruz
Yazı: Melis Dumlu

Ali Şentürk, Tarihsel ve Jeolojik Düzeltmeler serisinden, 2020
Dünyanın içinde yaşamak, onun karşısında durup onu uzaktan yorumlamakla sınırlı değil. Anlam, her zaman sonradan nesnelere yüklenen soyut bir fikir olarak ortaya çıkmaz. Daha çok temas, hareket, kullanım, tekrar ve dikkat aracılığıyla açığa çıkar. Bu anlamda dünya, adlandırılmayı bekleyen sessiz nesnelerin sabit bir toplamı değil; içinde hareket edilen ve anlamın giderek keşfedildiği bir ilişkiler alanıdır.
Tim Ingold’dan ödünç alarak, bir ilişkiler ağının içinde yaşama fikri, Ali Şentürk’ün işlerine yaklaşmak için bir giriş noktası sunabilir. Şentürk’ün pratiği sabit bir malzemeden ya da anlamı sabitleme arzusundan yola çıkmıyor; karşılaşmalar üzerinden açılıyor. Şentürk’ün çalışmaları; taşlar, gazete kupürleri, zarar görmüş heykeller, mezarlar, edebi yankılar, söylentiler, aktarılmış hikâyeler ve formlar arasında dolaşıyor. Bunları bir arada tutan şey sabit bir ikonografi değil, dünyayla kurulan bir ilişki biçimi; malzemelerin ve durumların duygusal ve kavramsal yoğunluklarını açığa çıkarmalarına izin veren bir yaklaşım.
Ali Şentürk, Tarihsel ve Jeolojik Düzeltmeler, Sergiden, görünüm, 2020, Are Projects, Fotoğraf: Ali Şentürk
Bu durum özellikle Tarihsel ve Jeolojik Düzeltmeler gibi işlerde belirginleşiyor. Michael Heizer’ın yerinden etme ve yerine koyma mantığına gevşek bir referansla Şentürk, kayaları fotoğraflar ve ardından onların eksik, aşınmış ya da toprağın altında kalmış kısımlarını kolaj, çizim ve desen temelli müdahalelerle tamamlıyor. Başka işlerinde ise doğadan topladığı kırılmış taşları geçici bütünler oluşturacak şekilde bir araya getiriyor.
İlk bakışta bu jestler sakin görünebilir. Ancak kavramsal olarak yoğundurlar. Herhangi bir özgün bütünü birebir geri getirmezler. Bunun yerine, doğanın, zamanın ya da tarihin bıraktığı kesintiler karşısında süreklilik hayal etme yönündeki son derece insani bir dürtüyü sahneye koyabilirler. Burada bütünlük, dünyada hazır bulunan değil; zihinsel ve duygusal olarak kurulan bir şey olarak ortaya çıkıyor.
Ali Şentürk, Basit Hislerin Muhteşem Biçimleri, 2025, Fiber heykel, Fotoğraf: Ali Şentürk
Şentürk’ün işleri odağı, nesnenin kapalı ve özerk bir varlık olarak ele alınmasından uzaklaştırıyor ve anlamın ortaya çıkmaya başladığı bir deneyim alanına taşıyor. Onun taşları, parçaları, arşivleri ve buluntu formları da tam olarak bu şekilde karşılanıyor. Yukarıdan dayatılan semboller değil, düşüncenin oluşumuna katılan unsurları olarak.
Bu yaklaşım, sanatçının Biz Bu Değiliz, Bu Bizden Geriye Kalan gibi işlerinde de devam ediyor; burada beden ve nesne parçaları kararsız bütünler halinde bir araya geliyor. Aynı şekilde Basit Hislerin Muhteşem Biçimleri’nde varoluş, sabit bir “olma” hali değil, süregiden bir “oluş” süreci olarak ele alınıyor. Bu işler boyunca sorulan çoğu zaman “bu nedir?” değil, “bir şey nasıl kalır?” sorusu.
Ali Şentürk, Biz Bu Değiliz, Bu Bizden Geriye Kalan, Sergiden, görünüm, 2019, Mixer, Fotoğraf: Nazlı Demirel
Şentürk’ün sanatsal mantığını anlamanın en açık yollarından biri, kişinin kendini yalnızca kendi sınırları içinde bulmadığı; aynı zamanda başkalarının izlerinde de bulduğu ve bütünlüğün tekil bir kaynaktan değil, katmanların kesişiminden doğduğu fikri. Tıpkı heykel gibi özne de hiçbir zaman tamamen kendi içine kapalı olmuyor. Karşılaşmalar aracılığıyla oluşuyor ve ilişkiler içinde sürekli yeniden kuruluyor.
Adaşlar, aile hikâyeleri, ölü yabancılar, aktarılmış korkular ya da yer değiştirmiş anlatılar aracılığıyla Şentürk’ün işlerinde kimlik nadiren tekil ya da içsel olarak tamamlanmış bir şey olarak görünüyor. Bunun yerine başkaları üzerinden kırılıyor ve daha geniş bir simgesel ve duygusal alanın içine dağılıyor. Sanatçı, benliği dolaylı bir şekilde ele alıyor; sanki benlik ancak onu çevreleyen, musallat olan ya da başka yerlerde yankılanan şeyler aracılığıyla anlaşılabilirmiş gibi. Bu dolaylılık, izleyiciyi doğrudan bir anlatıdan ziyade kendi anlamını da kurmaya yönelten bir alan açıyor ve işlerinin duygusal atmosferini de belirliyor.
Ali Şentürk, Tarihsel ve Jeolojik Düzeltmeler serisinden
Şentürk’ün yaklaşımını önemli kılan bir diğer nokta da, ele aldığı hikâyelerin ne kadar kişisel ya da öznel olursa olsun, her zaman bireysel olanın ötesine taşarak daha geniş bir dünyaya geri dönmesi. Bu yönüyle onun işleri yalnızca bireysel deneyimlerin temsili olarak kalmıyor, aynı zamanda bu deneyimlerin daha ortak ve paylaşılan bir alanda nasıl yankı bulduğunu gösteriyor.
Şentürk’ün pratiğini önemli kılan nokta, yalnızca farklı malzemeleri ya da anlatıları bir araya getirmesi değil. Asıl mesele, bu unsurlar arasındaki ilişkiyi sabitlemek yerine açık bırakması. Bu açıklık, izleyiciyi pasif bir gözlemci konumundan çıkarıyor ve onu anlamın kurulma sürecine dahil ediyor. Bu nedenle Şentürk’ün işleri yalnızca temsil eden değil, aynı zamanda düşünmeyi ve hissetmeyi tetikleyen yapılar olarak işliyor. Güncel sanat pratiğinde sıklıkla karşılaşılan kapalı ve kendine referanslı üretimlerin aksine, onun işleri dünyayla temasını kaybetmeyen, dışarıya açık bir yapı öneriyor.
Araştırma yoğunluklu ve anlatı katmanlarıyla örülü bu işlerin karşısında Şentürk’ün çizimleri ve sulu boyaları başka bir ritimde ilerliyor: daha sessiz, daha kırılgan. Sanatçı, kâğıt üzerindeki çalışmalarını, her şeyin bunaltıcı hale geldiği anlarda geri dönülen bir alan olarak tanımlıyor. Ancak bu işler pratiğin dışında ya da ikincil olarak düşünülmemeli. Bunlar düşünceden bir kopuş değil, düşünmenin başka bir biçimi.
Ali Şentürk, Bugün Gitmesen Olmaz mı?, Sergiden, görünüm, 2016, Galeri Nev
Heykelsi ve kavramsal işler sanatçının dışarıya, arşivlere, mekânlara, yüklere ve kolektif anlatılara yöneldiğini gösterirken, kâğıt üzerindeki işler bu hareketin içsel olarak nasıl işlendiğini açığa çıkarıyor. Bu işlerde yer alan figürler çoğu zaman narin görünebilir, fakat çökmüş değil. Dağılmaya direnen bir kendilik hissiyle bir arada tutunuyorlar. Bu anlamda çizim, önceden kurulmuş fikirleri temsil etmiyor; duygu ile formun birbirini aradığı bir alan haline geliyor.
Aynı zamanda bu alan, sanatçının kendine izin verdiği bir mesafe olarak da düşünülebilir. Şentürk’ün diğer işlerinde görülen yoğun araştırma, iz sürme ve kurma süreçleri düşünüldüğünde, çizimler bu akışın kısa süreliğine askıya alındığı bir zemin açıyor. Bu anlamda kâğıt üzerindeki çalışmalar yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda düşünmenin, yeniden kurmanın ve yön değiştirmenin mümkün olduğu bir alan sunuyor. Sanatçının pratiğinde süreklilik gösteren bağlantı kurma hali, bu tür geri çekilmelerle birlikte daha da keskinleşiyor. Bu nedenle çizimler, yalnızca içsel bir alan değil, aynı zamanda pratiğin kendisini besleyen bir disiplin olarak da okunabilir.
Ali Şentürk’ün pratiği, nesnelerin, hikâyelerin, bedenlerin ve manzaraların basitçe temsil edilmediği; tamamlanmayı, empatiyi ve yeniden kurulum ihtimalini davet eden izler olarak ele alındığı bir dünya öneriyor. Dünyanın içinde olmak, ona dikkatle açık kalmaktır. Şentürk’ün işi bu dikkatle başlıyor. Dünyadan ayrılmıyor; onunla birlikte hareket ediyor, onu dinliyor, izini sürüyor ve formlar yukarıdan dayatmak yerine ilişkiler içinden ortaya çıkmasına izin veriyor. Şentürk’ün pratiği bu açıklığı korumakta ısrar ediyor.

























Yorumlar