Karanlık, Doğu’dan yükselir


İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün Emir Alışık küratörlüğünde hazırladığı İstanbul’da Bu Ne Bizantinizm! sergisi, 6 Mart 2022 tarihine kadar Pera Müzesi’nde devam ediyor. Bizans temalı video oyunlarına da yer veren sergiden hareketle Assassin’s Creed ve Civilization V oyunlarındaki Bizans varlığını inceledik


Yazı: Bihter Sabanoğlu


Civilization V oyunundan Theodora, İstanbul'da Bu ne Bizantinizm sergisi, Pera Müzesi


2011 yılının başlarında iştahla yeni Assassin’s Creed’i bekler, gaming forumları ve Reddit alt başlıklarından oyun hakkında bilgi kırıntıları toplamaya çalışırken Revelations adını taşıyan bu dördüncü ayağın 16. yüzyıl İstanbulu'nda geçeceğini öğrendiğimde ne kadar heyecanlandığımı tüm canlılığıyla hatırlıyorum. Aralık ayında oyun çıktığında işi gücü bırakarak haftalar süren bir trans içine girmiş, Konstantiniyye, Beyazıt, Topkapı ve Galata şeklinde dört ana aksa bölünmüş şehirde Gül Camii’den Kapalıçarşı’ya sabah akşam sanal sokaklarda amaçsızca gezinmiş, belimde halatım çatından çatıya atlayarak atalarımdan miras kalan kütüphanenin anahtarlarını aramıştım. İnsanlığı esir etmek isteyen güç sarhoşu otokrat tapınakçılar ile onun özgür iradesi ve onurunu korumak için mücadele eden suikastçılar arasındaki mücadeleyi konu alan Assassin’s Creed’in başrollerini bu kez çapkın ve becerikli bir Floransalı soylu Ezio Auditore, 17-18 yaşlarında, nüktedan ve karizmatik bir Kanuni Sultan Süleyman, know-how’ını suikastçılar yararına kullanmaya hazır bomba uzmanı bir Piri Reis, gaddar ve isyankâr bir Şahkulu ve devrik Bizans hanedanının son veliahdı Manuel Paleologos paylaşıyordu.


Attila, İstanbul'da Bu ne Bizantinizm sergisi, Pera Müzesi


Bizans İmparatorluğu’nda geçmese de hatırı sayılır sayıda Bizans referansı içeren hikâye, Ezio’nun 1511 Mayıs’ında sise, kubbeye, minareye ve palmiyeye boğulmuş bir İstanbul’a varmasıyla açılıyor ve bu vesileyle Konstantiniyye’nin ekranda belirdiği o ilk andan itibaren oryantalizm cümbüşü vaadini gerçekleştirmeye başlıyordu. Usulca Galata’ya doğru yaklaşan yelkenlinin güvertesinde deri ciltli kitabını okumakta olan Ezio, yanı başında güneşe doğru tuttuğu usturlabını incelemekte olan ve kimliğini henüz bilmediği Süleyman’a dönüyor, “Ne görkemli bir manzara!” diyordu. Süleyman ise ona “şehir henüz yapım aşamasında” diye yanıt veriyor, ikili zaman kaybetmeden seyyahları her daim büyülemiş “şurası Doğu, burası ise Batı” temasına el işaretleri eşliğinde geçiş yapıyordu.


Assassin’s Creed oyunundan Ezio Auditore & Kanuni Sultan Süleyman, İstanbul'da Bu ne Bizantinizm sergisi, Pera Müzesi


Açılış sahnesinde Süleyman’ı meşgul eden usturlabın temel aldığı gerçek objeyi bulduğuma inanıyorum ama bu yazıda tutarlılık saplantısıyla oyunu ve tarihsel “gerçekliği” karşılaştırmaya değil sunulanı incelemeye gayret edeceğim. Yoksa sokaklarda gezinirken duyulan “Hanımlar! Ucuz ama iyi görünümlü! Kocalarınızı mutlu edin”, “Nerden buldun ya!” “Acayip di mi!” tarzı cümleleri veya oyunda yok sayılan fakat dönemin İstanbul’unda hatırı sayılır bir nüfusa sahip olan Yahudi cemaatinin es geçilmesini kabul etmemek gerekecek. İkilinin sohbetine dönersek daha İstanbul’a ayak basmadan Doğu-Batı ikiliğini masaya yatırmış bulunan kahramanlar oradan da “fetih” ve “düşüş” kavramlarını semiyotik bir incelemeye tabi tutuyor, bize Ayasofya’nın minare sayısındaki yanlışlığı, İstanbul’un bitki örtüsünün tuhaflığını unutturuyordu. Sultan Süleyman, Ezio’nun kullandığı “Konstantinopolis’in düşüşü” ifadesinden rahatsız oluyor, “sanırım ‘Konsantiniyye’nin fethi’ demek istediniz?” repliğiyle atağa geçiyor, hoşgörü sahibi bu iki adam kavramların anlatıcının kimliğiyle birebir bağlantılı olduğu ve içsel bir anlam içermediği konusunda anlaşarak tartışmayı noktalıyordu.


Assassin’s Creed oyunundan görseller


Ezio, kendisinden sonra yüzyıllar boyunca şehri ziyaret edecek seyyah, sanatçı ve maceracıları anımsatır şekilde soranlara İstanbul’a “ilham” için geldiğini söylüyordu. Oyun ilerledikçe bu muğlak kavramın insan öldürmek, yabancı bir kadınla ilişkiye girmek, Doğu entrikalarına dahil olmak anlamına geldiğini görüyorduk. Bu da doğaldı tabii; Konsantiniyye, Bakthin’in karnavalesk adını verdiği kavramın vücut bulmuş haliydi; orada normlar baş aşağı, prensipler kaygandı. Ezio kendini tam bir Bizans oyunu içinde buluyordu; yeniçeri ağası Tarık Barleti, Türkmen Şahkulu ve Manuel Paleologos’tan oluşan bu hain triumvirlik kötücül tapınakçılarla iş birliği halinde Osmanlı tahtına karşı saldırıya geçmeye hazırlanıyordu. Empati yoksunu bir cellat şeklinde servis edilen Şahkulu’nun birlikleri ve tapınakçılar bir nebze geri planda kalırken asıl müttefikler Bizanslılar ve yeniçeriler olarak sunuluyordu. Bu iki safın oluşturduğu koalisyon zihniyette kalmıyor, görünüşlerine de yansıyordu.


Assassin’s Creed oyunundan Ezio Auditore ve yeniçeri


Oyundaki yeniçerilerin kostümleri ana hatlarıyla Batı’nın kolektif bilincindeki görüntüyü yansıtıyordu; başta börk, ayakta şalvar pantolon, belde yatağının sokulduğu kalın bir kemer. Fakat bir şey eksikti: Avrupalıların fetişize ettiği o uzun, görkemli bıyıklar gitmiş yerine Sparta ve Venedik karışımı bir garip maske gelmişti. Bıyık konusunun fetişizasyonunu abarttığım düşünülmesin; II. Mahmud reformları sonrasında ortadan kaldırılan yeniçeri ocağının yerine kurulan ve modern bir imaj çalışması ile toplumda boy gösteren askerleri eğitmek için imparatorluğa gelen ve gözlemlerini Yeni Türkiye adında bir kitapta paylaşan Fransız asker D’Aubignosc, eserinde yeniçerilerin bıyıklarının kaybına koca bir bölüm ayırmış, o bıyıkların o güçlü kuvvetli adamlar tarafından alabildiğine uzatıldığını, bakımlarının özenle yapıldığını uzun uzun anlatmış, II. Mahmud’un bu erkeklik simgesini lağvetmesine sayfalarca hayıflanmıştı.¹ Yeniçerilerin Assassin’s Creed’teki kostümlerine dönersek; yüzlerinde taşındıkları ve onlara anonimlik bahşeden, 300 filminin meşhur ettiği Sparta tınılı hibrit maske onları Helenize ediyor, yani Yunan askerlerine yakınlaştırıyor hem de sivri çeneleri ve burunları ile John VIII Paleologos’u akla getiriyordu. Fatih Sultan Mehmet’in gerçeği yansıttığı pek söylenemeyecek portresi El Gran Turco’da da bu Bizans imparatorunun profili baz alınmış, bu vesileyle Osmanlı ve Bizans görüntüsü bir surette birleşmişti.² Assassin’s Creed’de ise iki medeniyetin birbirine karışması yeniçerilerin börklü ve demir maskeli kostümünde gerçekleşiyordu.


Assassin’s Creed oyunundan Şahkulu ve Manuel Paleologos


Yeniçeri ağası Tarık’ın el altından silah ve cephane sağladığı Manuel Paleologos da Bizans’ın temsil ettiği tüm günahları bünyesinde barındırıyordu. Bizans’ın sözde yozluğunu, lüks düşkünlüğünü yansıtır şekilde, mor kaftanının gizlemeyeceği kadar şişman, her parmağında farklı renkte birer yüzük taşıyacak kadar süslü, çocuk ve kadınların kurban edilmesini umursamayacak kadar gaddardı. Atletik, alçakgönüllü, vicdanlı Şehzade Süleyman’a tam bir tezat oluşturuyordu. Bir yandan da Manuel ile gizli planlarını yürüten yeniçeriler kibirleriyle halkın tepkisini çekiyor, zavallı satıcıların mallarına el koyuyor, Osmanlı halkını “parazit” olarak gördüklerini açıkça belirtiyorlardı. Oyunun ortalarında meyvelerini yeniçerilere kaptıran bir seyyar satıcının meşaleyi yakmasıyla bir isyan çıkıyor, halk “eşşoleşşekler” nidalarıyla yeniçeri ocağını basıyor, “Bizanslılardan bile kötüsünüz, hainler!” ifadesinin duyulmasıyla hinlikte birbiriyle yarışan Bizanslı ile yeniçerinin füzyonu böylelikle tamamlanıyordu. Fakat oyunun sonu bir ters köşeye sahne oluyordu; II. Mahmud’un siyasal stratejisi sonucu şeytanlaştırılan, hatta vampir/cadı suretinde hortlayarak halka musallat olacak kadar kana susamış, gaddar varlıklar biçiminde geri dönüşüme sokulan yeniçerilerin³ aslında Cemal Kafadar’ın “esnaf çocukları” olduğu anlaşılıyordu. Hayretle farkına varıyorduk ki yeniçeri ağası Tarık hiçbir zaman Osmanlı padişahına ihanet etmemişti! O da Manuel’i bertaraf etmek için gizli bir misyon yürütüyor, Bizanslı düşmanı müttefik olduklarına inandırarak ortadan kaldırmayı planlıyordu. Hatta Tarık, Ezio’nun kollarında can verirken son nefesinde “Allah aşkına vatanımı koru suikastçı” diye fısıldıyordu. O anda, Cemal Kafadar’ın “gerileme söyleminin vazgeçilmez yapıtaşlarından biri: Nizam-bozulma paradigması” olarak nitelediği ve dönüşüme değil ani bir kırılma/yozlaşma noktasına işaret eden, temiz yeniçerilerin aniden ticaretle ilgilenerek bozulduğu yönündeki sava şükür ki Assassin’s Creed’in de katılmadığını görerek rahatlıyorduk. Yeniçeriler monolit bir blok değildi, tümü hainlik peşinde koşmuyordu; aralarında vatanına düşkün, padişahını seven, bozulmamış bireyler de vardı. Oyunun finalinde yeniçeri ağası Tarık’ın haksız yere öldürülmesi Manuel ve Şahkulu’nun infazlarıyla dengeleniyor, Assassin’s Creed: Revelations Osmanlı saltanatının sağlamlaşmasıyla son buluyordu.


Elbette Bizanslıları ele alan ilk oyun Assassin’s Creed değildi. 1991 tarihli Medieval Lords: Soldier Kings of Europe Bizans morunu oyun dünyasına tanıtmış, 1999 yılında Age of Empires II Latince konuşan (!) Doğu Romalıları oyun şemasına eklemişti. 2012’de piyasaya sürülen Crusader Kings II: Legacy of Rome’da da Bizans esintileri mevcuttu; Bizans paketini satın alan oyuncu “hadım etme”, “kör etme” gibi taze işkence metotlarına erişim sağlıyor, Doğu'dan gelen kötülüklerin her zaman biraz daha kötü olduğu fikri yaratıcı biçimde kullanılıyordu.


Medieval Lords: Soldier Kings of Europe oyunundan


Sid Meier’in efsanevi oyunu 2011 tarihli Civilization V ise Bizans İmparatoriçesi Theodora’yı bir yan karakter değil başlı başına bir lider olarak karşımıza çıkarıyordu. Civilization doğrusal ilerlemeci tarih anlayışı üzerine bina edilen, tek oyuncunun elindeki göçmenlerle giriştiği medeniyet macerasını imparatorluğa taşımaya çalıştığı bir oyundur ve ana hatlarıyla oyun terminolojisinde 4X olarak adlandırılan düzene sadık kalır: Exploration (keşfetme), expansion (genişleme), exploitation (sömürü), extermination (imha). Theodora’nın başrollerden birini oynadığı bu V. bölüm, Batılı izleyicinin bir Bizans oyununda en çok görmek istediği üç şeyi ona veriyordu:6 Dindarlık (oyunda inanç bonus’u mevcuttu), bolca mor renk ve Hipodrom. Pera Müzesi’ndeki sergide yer alan ekranlardan birinde dönen klipte fark edilebileceği gibi Theodora’nın görüntüsü Constant’ın İmparatoriçe Theodora Kolezyum’da tablosu üzerine inşa edilmiş, başına Ravenna San Vitale Kilisesi'ndeki mozaiklerde görülen tacı eklenmişti.


Theodora Mozaiği, San Vitale Kilisesi, Ravenna, İtalya, M.S 537-547


Theodora oyunda çoğu zaman kültürel hâkimiyeti kas gücüyle elde edilecek zaferlere tercih ediyor, halkının kültür ve dini inanç seviyesini yükseltmeye öncelik veriyordu. İmparatoriçenin, tarihçi Prokopius’un versiyonundaki şeytani betimlemesi oyunda onun her an kaypaklık yaparak saf değiştirebilecek bir müttefik olmasıyla yansıtılıyor, Fransız oyun yazarı Victorien Sardou’ya sonsuz ilham kaynağı olan karizmatik yönü ise onun korkutucu ve öngörülemez tavırlarında vücut buluyordu. Civilization’ın Theodora’sı nadiren yardım talebinde bulunuyor, bazen son derece dostane davranırken bir anda öfkelenebiliyordu. Konuştuğu Attika Grekçesi’ne de oldukça özen gösterilmişti; dünyada birkaç dilde görülen, etken ile edilgen çatı arasında bulunan özetlenmesi güç bir fiil yapısı “orta çatı” (middle voice) dahi imparatoriçenin diyaloglarına dahil edilmişti. Civilization V, tıpkı “medeniyet” anlayışında olduğu gibi, şüphesiz klişelere yaslanan ama bir video oyunu için yeterince nüanslı addedilebilecek bir portre ortaya koymayı başarmıştı.


Montesquieu Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler’inde Theodora’yı kendini uzun yıllar boyunca “satmış” bir kadın olarak tanımlamış, cinsiyetinden kaynaklanan tutku ve fantezilerinin imparatorluğun en şanlı zaferlerine gölge düşürdüğünü yazmıştı. Bizans ricali hakkında genel görüşlerini anlatmak için seçtiği kelime dağarcığı da mütemadiyen çürümeye, bozulmaya dayanıyordu. Bizans’ı yerin dibine sokan Montesquieu’yü, ya da muktedir bir imparatoriçeden bir şeytan yaratan tarihçi Procopius’u, başrolünde Theodora’nın yer aldığı bir video oyununu oynarken hayal etmek hep hoşuma gitmiştir. Theodora’yı, hakkı tamamen teslim edilmiş biçimde dördüncü dalga feminist bir gaming hareketinin, Bizanslıları da 4X prensibine dayanmayan ve ince dokunuşlar içeren bir strateji oyununun başrolünde göreceğimiz günleri özlemle bekliyorum.

 

¹ L.P.B D’Aubignosc “Chapitre X: Les Grandes Moustaches”, La Turquie Nouvelle (Paris: Delloye, 1839) 269-276.

² Detaylı bir okuma için: Victor Stoichita’nın Collège de France semineri: https://www.college-de-france.fr/site/victor-stoichita/course-2018-02-09-10h00.htm

³ II. Mahmud zamanında propoganda amacıyla böyle bir söylenti yayılmış, Tırnova’da hortlayan iki yeniçerinin haberi köpürtülmüştü. Konuyla ilgili güzel bir çizgi roman için: https://www.goodreads.com/book/show/35265691-t-rnova-1883

Cemal Kafadar, Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken (İstanbul: Metis Yayınları, 2014), 30.

Detaylı bir okuma için: Marco Fasolio “Tarih, Egzotizm ve Aydınlanma Döneminden Miras Önyargılar Arasında: Bizans’ın Video Oyunlarındaki Varlığı Üzerine Düşünceler”, İstanbul’da Bu Ne Bizantinizm! (İstanbul: Pera Müzesi Yayınları, 2021), 232-263.

6 Byzantium and Friends podcast 42, “Video Oyunlarında Bizans” söyleşisinden.