İstanbul ve yeni kültür-sanat dinamiği


Kültür-sanatın insanlar üzerindeki dönüştürücü etkisinin farkında olan ve yerel yönetimlerde görev alan, Kültür A.Ş Genel Müdürü Murat Abbas’la İstanbul metropolünün “yeni” kültür-sanat geleceğinde şehirlileri ve entelektüel adımlarını konuştuk


Röportaj: Elif Özge Maltepe



Murat Abbas ve kedisi Mr. Goldie, Fotoğraf: Nazım Fırat Serhat


İstanbul’un kültür-sanat dünyasını, kısaca açıklamak belki de en zorlandığım ifadelerden biri olurdu. Özellikle burada yaşamayan, “buralardan” olmayan kimselere, içini doldurarak her bir katmanı, cepheyi, birikimi, yenilikleri, dönüşenleri, alışkanlıkları aktarmak kolay değil...


Simmel; metropollerdeki farklı entelektüel birikime, kültürel üretime ve paylaşıma olan ihtiyacı, “Dünyadan bezmişlik tavrı kadar metropole doğrudan doğruya bağlantılı ruhsal bir fenomen yoktur belki de. Dünyadan bezme tavrı öncelikle zıt sinir uyarımlarının hızla değişmesinden ve iyice sıkıştırılmış olmalarından kaynaklanır. Metropoldeki entelektüelite artışı da en başta bundan kaynaklanmış gibidir.” diyerek açıklıyor. Kültür-sanatın içinde olan şehirliler için; “dünyadan pek bezmezler” ¹ diyerek metropollerin zihin açan ve insanı tekrar üretmeye yönlendiren gerekli entelektüel paylaşımından bahsediyor.


Kültür-sanatın insanlar üzerindeki dönüştürücü etkisinin farkında olan ve yerel yönetimlerde görev alan, Kültür A.Ş Genel Müdürü Murat Abbas’la İstanbul metropolünün “yeni” kültür-sanat geleceğinde şehirlileri ve “yeni” entelektüel adımlarını konuştuk


Çok uzun bir giriş yapmadan önce aynı ormanda yürümeye çalışan biri olarak sizden de duymak -ve belki de kendimce hatırlamak istediğim- neden kültür sanat alanında çalışıyorsunuz?


Aldığım eğitim, kültür-sanat ya da müzik üzerine değildi. İşletme mezunuyum. Okul sonrası da yaklaşık 8-9 sene audit (PwC) ve finans (Bosch-Siemens-Profilo, Superonline vs.) alanlarında çalıştım ve yöneticilik yaptım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda zamanımın çoğunu kitaplar, sinema ve müzik alanlarında geçirdim. Üniversite sonrası profesyonel iş hayatımın paralelinde müzik alanında yazı yazmaya, radyo programları ve dj’lik yapmaya başladım. Bu alanda kendimi çok daha mutlu ve özgür hissetmeye başladığım anda finans ve denetim hayatını tamamen bıraktım. Yaklaşık 24 senedir de kültür-sanat alanındayım. Bu alan beni dinç ve enerjik tutuyor. Benim için bir işten çok daha öte bir anlamı var bu alanda çalışmanın. Gerek sanatçılar, müzisyenler, oyuncular; gerekse takipçi kesimden insanlarla iletişimde olmak, insanların hayatlarına dokunabilmek beni çok mutlu ve motive ediyor.

Müzikle olan ilişkinizi uzaktan takip ediyorum, sadece müzik etkinlikleri ile değil de diğer alanları da içeren bir kültür-sanat yöneticisi olmaya nasıl karar verdiniz? Diğer branşlarda güncel kalmak, uluslararası yenilikleri takip etmek ve dünya sanatını yakalamaya çalışmak, ilgi alanlarınız dışında kalınca zorlayıcı oluyor mu?


Kültür-sanat-müzik alanındaki kariyer geçmişime baktığımda sağlıklı bir çizgi izlediğimi görüyorum. İlk başlarda müzikle ilgili yayınlarda yazarlık, editörlükle başlayan yolculuğum, sonrasında dj’lik ve radyo programları yapmakla devam etti. Akabinde konser, parti, festival organizasyonlarında çalışmaya başlayarak etkinlik alanına giriş yaptım. Pozitif ve Babylon’da bu başlıklara mekân yönetimi de eklendi. Denetim ve finans alanındaki bilgi ve deneyimim benim için çok büyük bir avantaj oluşturdu. Pozitif sonrası transfer olduğum Zorlu PSM’deyse müzik alanı dışındaki disiplinlere giriş yaptım. Müzikaller, tiyatrolar, sahne sanatları, dijital sanat olarak adlandırabileceğimiz tür, plastik sanatlar vs gibi başlıklarda da kendimi hızla geliştirdim. Müzikal ve tiyatro alanlarında yeni prodüksiyonlarla uğraşmaya başladıkça o alanda da bilgi ve deneyimim gelişti. Kısaca söylemek gerekirse, hep üzerine koyarak ilerledim. Şimdiyse artık 16 milyonluk nüfusa sahip bir mega kentte kültür-sanat alanında yöneticilik yapmak gibi bir challenge beni bekliyor. “Bekliyor” derken, dokuz aydır fiilen sahadayım aslında. Kültür-sanat alanında güncel kalabilmek ve yenilikleri takip edebilmek adına pandemi öncesi sık sık yurtdışındaki konferans, panel ve festival gibi etkinliklere katılıyorduk. İki seneye yakın bir süredir kültür-sanat ve müzik dünyasını maalesef sadece dijital mecralar ve basılı yayınlardan takip edebiliyoruz. “İlgi alanım”a giren başlıklar artık geniş bir spektruma yayıldığı için herhangi bir zorlanma hissetmiyorum.


Uzun soluklu bir Zorlu PSM deneyiminden sonra kamusal alanda kültür-sanat için çalışmaya başladınız, özel bir yapıdan kamuya geçtiğinizde gözlemlediğiniz en temel farklar nelerdi?


Bürokrasi ve mevzuatsal engeller ilk başlarda beni ziyadesiyle zorladı. Halen de tamamen alıştığımı söyleyemem. İBB 80 bin kişiden fazla kişinin çalıştığı bir dev bir organizasyon. Eşgüdümlü bir koordinasyon oluşturabilmek çok kolay değil. Seçimle gelip, seçimle giden bir mekanizma olduğu için zaman kısıtı ve siyasi dengeler özel sektörden gelen kişileri zorlayıcı olabiliyor. Olgu ve algı dengesini yönetilmek çok hayati bir önem taşıyor. İnsan ilişkileri hayatın her alanında çok önemliyken bu kamusal alanda belki de en hayati başlık olabiliyor. Özel sektördeki gibi özgür değilim ve istediğim hızda hareket edemiyorum. Zamanla bunları da aşabileceğimi düşünüyorum.


 

Kültür-sanat-müzik alanında yurt dışında neler olup bitiyorsa ülkemizde ve şehrimizde de bu canlılığı ve dinamikliği görmek istiyorum. Müzikaller, konserler, festivaller, tiyatro oyunları, sinema, plastik sanatlar, dijital sanat vs gibi alanlarda hem dünya yıldızlarını deneyimleyebilmek hem de yine bu alanlardaki yerli üretimimizin ivmelendiğini görebilmeyi çok arzu ediyorum.

 

Kültür A.Ş bünyesine gelir gelmez neyi değiştirdiniz veya neyin farklı olması için çalıştınız?


Ekip ve sistem oluşturmak çalıştığım her organizasyonda öncelik verdiğim maddeler oluyor. Kültür A.Ş bünyesindeyse, pandemiyle birlikte hayatımıza giren “kısa çalışma ödeneği” süreci, hayalini kurduğum organizasyon yapısını ve ekibi oluşturabilmemi geciktirdi. Yapısal değişikliklere ancak altıncı ayımdan itibaren gidebilmeye başladım. Denetim ve finans kökenli birisi olduğum için prosedürler, otomatize edilmiş bütçeleme raporları, veri tabanları, checklist’ler, görev tanımları vs gibi altyapısal alanları iyileştirebilmek, sağlıklı yeni yapılar kurabilmek ve sağlıklı bir İK (İnsan Kaynakları) politikası oluşturabilmek önceliğim oluyor. Bir tarafta bunlara ağırlık verirken diğer tarafta hızlıca kültür-sanat alanında özel sektördeki paydaşlarla hızlıca görüşmeler yaparak senelerce kangren olmuş iletişimsizliğe bir nebze de olsa çözüm bulmaya çalıştım.


İşin mutfağından çıkıp izleyici, katılımcı olarak değerlendirdiğinizde İstanbullu olarak siz nasıl etkinlikler istiyorsunuz, bu şehirde nasıl bir kültür sanat ortamı hayal ediyorsunuz?


Aslında çok kabaca, kültür-sanat-müzik alanında yurt dışında neler olup bitiyorsa ülkemizde ve şehrimizde de bu canlılığı ve dinamikliği görmek istiyorum. Müzikaller, konserler, festivaller, tiyatro oyunları, sinema, plastik sanatlar, dijital sanat vs gibi alanlarda hem dünya yıldızlarını deneyimleyebilmek hem de yine bu alanlardaki yerli üretimimizin ivmelendiğini görebilmeyi çok arzu ediyorum. İstanbul’da SXSW (Austin), Eurosonic (Groningen), IFF (Londra) veya APAP/ISPA gibi konferans ve organizasyonların da yapılabilmesi en büyük hayallerimden biri bu arada.


İstanbul çok büyük ve kalabalık bir şehir, her geçen yıl da demografik özellikleri değişiyor ve sosyolojik olarak toplumun farklı birçok alanına bu değişiklik direkt etki ediyor. Kültür A.Ş olarak etkinlikleri oluştururken kapsayıcılık, çoğulculuk gibi kavramlara nasıl yaklaşıyorsunuz?


16 milyon için çalışmak, üretmek bir numaralı önceliğimiz. Artık “kapalı devre” bir fanus içinde değiliz. Bu sebeple de kafa yapımızı değiştirmek ve çok daha geniş kitlelere ulaşabilecek stratejiler oluşturmak zorundayız. Bunun için de çok farklı dinamiklere sahip farklı katmanlardan özel ve kamusal paydaşlarla, akademi dünyasıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla iş birlikleri, ortak projeler üretebilmek üzerine yoğunlaşıyoruz. Şehirli insanımızın kültür-sanat alanındaki ihtiyaçlarını anlayabilmek adına da geniş kapsamlı bir anket ve saha araştırması üzerine çalışmalarımızı başlattık. Geçtiğimiz aylarda faaliyete geçen Müze Gazhane’nin yönetim yapısında çevre halkını da kucaklayan ve belediye dışından aktörlerin de yer alacağı bir danışma kurulunu yılbaşından itibaren aktive edeceğiz. Çoğulculuk ve katılımcılık Kültür A.Ş olarak olmazsa olmazlarımız.

Kültür-sanat etkinlikleri gerçekleştiği bölgeyi de farklı açılardan olumlu olarak etkiliyor, Kültür A.Ş’nin özellikle kültür-sanat ile dönüştürmek istediği bölgeler İstanbul’da var mı? Varsa nasıl projeler planlıyorsunuz?


Özel sektörün düzenlediği etkinliklerin neredeyse tamamı “olağan şüpheliler” olarak da adlandırabileceğimiz ilçelerde ve semtlerde gerçekleşiyor. İBB olarak biz, Ekrem başkanımızın da vizyonuyla her tür kültür-sanat-müzik etkinliklerini 39 ilçeye yayma gayretindeyiz. Halihazırda belediyenin elinde bulunan 15 adet kültür merkezini daha aktif hale getirebilmek için bazı özel projeler ve içerikler üzerinde çalışıyoruz. Hava koşulları elverdiği müddetçe açık alan etkinliklerimizi merkez dışındaki ilçelere de taşıyoruz. Bunun yanı sıra yine başkanımızın koyduğu bir hedefle 39 ilçenin tamamına bazıları mağaza, bazıları kiosk şeklinde olmak üzere İstanbul Kitapçısı dükkanları açacağız. Kültür Daire ve Kültür Varlıkları başkanlıklarıyla da koordinasyonumuzu güçlendirip kültür-sanat-müzik alanında ne varsa İstanbul’un her bir köşesine ulaştırmak öncelikli hedeflerimiz arasında.


Başına geçtiğiniz kurumun uluslararası kültür politikaları doğrultusunda ne kadar etkin olduğunu düşünüyorsunuz?


Dürüst olmak gerekirse bu konuda şu an itibarıyla iyi bir noktada olduğumuzu söyleyemem. Kültür A.Ş öncesi yöneticilik yaptığım Zorlu PSM ve Pozitif & Babylon markaları uluslararası arenada bilinen, tanınan, güvenilen, aktif markalardı. Şimdiyse elimizde çok daha büyük bir güç var. Birkaç sene içerisinde Kültür A.Ş çok büyük bir ivmeyle bu alanda etkin bir rol üstlenecektir, bundan hiç şüphem yok.


İstanbul’un özellikle son yıllarda hızla değişen kent çeperi ile kaybedilen değerlerini kazanmak için kültür sanat alanında nasıl girişimler içinde bulunuyorsunuz?

Bu alanda özellikle Kültür Varlıkları Daire başkanlığı ve İBB Miras’ın çok kıymetli çalışmaları var. Çürümeye yüz tutmuş bir çok tarihi eser, bina, gazhaneler vs büyük bir özveri ve hızla ihya edilmeye başlandı. İki üç sene içerisinde İstanbul’un dört bir yanında, merkez dışı bölgeler de dahil olmak üzere büyük bir kültürel canlılık hayatımıza renk katacak. Biz de Kültür A.Ş olarak kültür-sanata erişimi kısıtlı bölgelerde çok farklı disiplinlerde ücretsiz etkinlikler gerçekleştiriyoruz. Az önce söylediğim üzere her ilçeye bir İstanbul Kitapçısı hedefimiz var. 16 milyon kişiye hizmeti en önemli önceliğimiz olarak görüyoruz.

 

¹ : Georg Simmel, Bireysellik ve Kültür, Metis Yayıncılık, 2009 (ilk baskı)