top of page

İmkân, mekân, müşterek

Yazı: Nevzat Sayın


2002 yılında Fulya Erdemci’nin küratörlüğünde Nişantaşı’nda gerçekleştirilen Yaya Sergileri’ne davet edilen mimar, tasarımcı ve sanatçılar arasında ben de vardım. Arkabahçe+Arkabahçe=Arabahçe diye bir iş yapmış, büyük boyutlu bir pano olarak özel mülkiyete sahip boş bir arsada sergilemiştim. Apartmanların mülkiyet sınırlarındaki duvarlarla ayrılmış, hiçbir işe yaramadan öylece duran, yarı çöplük arka bahçelerinin duvarların kaldırılmasıyla açık alan sergilerine imkân veren parklara dönüştürülmesini içeriyordu bu çalışma.


BASO (Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu) bu işimdeki öneriden hareketle, 17 Şubat’ta İmkân, Mekân, Müşterek başlığıyla bir seminer için davet edince kolektif kentsel mekân fikri, konuşmamın ekseni oluşturdu. Konuşmam sırasında önce 2002’deki çalışmamı aktardım sonra Ümraniye, Bağdat Caddesi, Çengelköy, Bağcılar, Kuzguncuk, Büyükada, Beşiktaş gibi birbirine benzemeyen İstanbul semtlerini de bu bağlamda aktarıp Antakya’daki deprem bölgesinde inşaatı başlayan çalışmamızda bu anlayışın hareket noktamızı nasıl oluşturduğunu ve bizi nereye getirdiğini anlattım. Mimarlık, tasarım ve sanatın birbirinin içine geçtiği bu anlatının dürtüsüyle de kolektif mekân üzerine yeniden düşünmeye başladım. Mülkiyet ve Müşterekler ile Direniş ve Estetik kitaplarına tekrar göz attım. Kolektif yerine ortaklaşa mı desem yoksa müşterek mi, diye kararsızlık çekerken öyle ya da böyle bu paylaşımcı düşüncenin ve eylemin ne kadar azaldığını fark ettim.


Kentsel alanların tanımında özel alan, kolektif alan ve kamusal alan çoğu zaman birbiriyle karıştırılarak kullanılır ve genellikle özel alan ve kamusal alan ayrımıyla yetinilip kolektif alan unutulur/unutturulur. Bu ayrım neredeyse her zaman mülkiyete dayalı bir ayrım olarak yapıldığı için de kolektif mülkiyet tamamen unutulur. O kadar unutulur ki, hep böyleymiş gibi olur. Oysa kolektif alan, kamusal ile özel olan arasında anlamlı bir arayüz olarak ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü tanımına bağlı olarak kullanılma biçimini ya da kullanılma biçimine bağlı olarak tanımını yapmaya kalktığımızda, kentsel mekânların toplumsal ilişkilerin arayüzü olduğunu fark ederiz. İçinde bulunduğumuz neoliberal ortamda teorik ve apriorik olarak benimsenmiş olan kamusal ve özel ayrımı bu iki uçlu ayrımı iyice keskinleştirir. Oysa olgusal gerçeklik bu iki uçlulukla giderek daha çok çelişir ve mülkiyet hakkıyla kullanım hakkının birbirine karıştığı durumlar bu çelişkiyi daha da büyütür.


“Teoriler olgulara uymuyorsa kendileri bilirler!” demeye daha yatkın olduğum için olmuş olan, olmakta olan ve olabilecek olan üzerinde git gelli düşünmeyi tercih ediyorum. Toplumsal alanın niteliği konusundaki kalın belirsizlik tabakası, yeni tanımlar gerektirmesinin yanı sıra, zaten var olanların da hatırlanmasını gerektiriyor. Bu belirsizlik önünde sonunda mülkiyet meselesine dayandığı için de iş iyice zorlaşıyor ve tapu kayıtlarına kadar gitmek gerekiyor.


Kayıtlarda kolektif kullanım hak ve mülkiyetler üzerinden açıkça tanımlanmış olarak var. Bugün sanki böyle bir mesele yokmuş ya da toplumsal meseleler zaten böyle olurmuş gibi açıklamalar getirilse de mülkiyet meseleleri giderek artan bir karmaşıklıkla belirleyici gücüne sahip olmayı sürdürüyor.


Toplumsal meselelerin akademik dünyada teorik olarak anlaşılma, anlamlandırılma ve anlatılmasında en etken kaynaklardan biri olan Marksizm’in 1980’lerden itibaren yitirdiği önemine bağlı olarak mülkiyet de temel meselelerden biri olmaktan uzaklaşırken kolektif mülkiyet ve haklar da zihin dünyamızdan uzaklaşmış/uzaklaştırılmış oldu. Oysa özel mülkiyetin kamu mülkiyetinden koparılıp devşirilerek nasıl inşa edildiği ve hangi koşullarda yeniden ne şekilde inşa edilebileceği üzerinde tartışmak yeni toplumsal ilişkiler için önemli bir yol gösterici olabilirdi. Mülkiyet ya kamusaldır ya da özeldir diye kabul edilse de sadece olan bitenleri izleyerek bile kolektif mülkiyet ve kolektif kullanım hakkı diye bir olguya ve buradan da bu olguların teorik açınımlarına varabiliriz. Mülkiyet en kısa tanımıyla kişilerin şeyler üzerindeki mutlak hakimiyeti; bu hakimiyetin en uçtaki örneği de toprak mülkiyetidir.


Liberal düşüncenin özel mülkiyet konusundaki tutumu kişilerin ve kurumların devletten ayrışıp özerkleşmeleri anlamına gelirken kişiler ve kurumlarla devlet arasındaki ilişkilerin de temel taşı olarak görülür. Neoliberaller ise devlet dahil her şeyin kendilerinin olmasını istedikleri için liberallerden ayrılırlar. Bu yüzden mülkiyeti daraltılmış soyut bir tanımlama olarak değil, kuramlar ve olguları aklımızda tutarak toplumsal alışkanlıklar ve değişkenlikler üreten günlük hayat üzerinden genişletilmiş olarak anlamaya çalışmak doğru olur. Böyle baktığımızda kolektif alan için kolektif mülkiyetin önemini de görebiliriz. Biliyoruz ki, bugünkü adıyla özelleştirme adı altında kamusal olan mülkler çeşitli dönemlerde kişilerin ya da özel kuruluşların mülkiyetlerine aktarılmış, özel ve kamu mülkiyeti dışında bir tanım -geçmişte olduğu halde- bırakılmamış ve bu durum olağanlaştırılarak kolektif mülkiyet hak ve iddiaları bilinçli olarak görünmez hale getirilmiştir. Bu durum güncel siyasi görüşleri her ne olursa olsun Türkiye iktidarlarının üzerinde anlaştığı temel meselelerden biridir.


Neoliberallerin mülkiyet haklarıyla mülkiyet iddiaları arasında onları tedirgin eden farkı gidermek için en kullanışlı buldukları araç özel mülkiyettir ve onlar için bırakın kolektif mülkiyet düşüncesini kolektif kullanım hakkı bile yoktur. Türkiye iktidarları için asal konulardan biri olan gecekondu ve kaçak yapılarla yağmalanan kent toprakları sorunu kentsel dönüşüm projeleri bağlamına kadar getirilir. Bu durum hem kamu mülkiyetindeki arazilerin özelleştirilmesini hem de ekonominin lokomotifi olan inşaat sektörüne yeni alanlar açılmasını sağlar. Bütün bu çabalar içinde kolektif mülkiyet ve kolektif kullanım hakkı kavramları tamamen buharlaşır. Bunları tekrar gözden geçirmek, anlamak ve aykırı mülkiyet ve hak iddiaları oluşturmak kişiler, yapılar ve yerler arasındaki ilişkilere dair sıra dışı bakış açıları geliştirmemizin de önünü açar.


Apartmanların arkasında kalan, kimsenin işine yaramayan ve hiç kimse tarafından kullanılmadığı halde mülkiyet sınırlarındaki duvarlarla birbirinden ayrılan arka bahçelerin birleştirilerek apartmanların denetimiyle girilebilen bir parka dönüştürülmesi ve bu arsaların sahiplerinin kolektif mülkiyetinde olmalarına rağmen başkalarının da kullanımına açık, ortak bütçelerle satın almalar, geçici sergiler ve hibelerle sanat eserlerinin sergilenebildiği kentsel alanlar üretilmesi için yaptığımız önerinin üzerinden tam 23 yıl geçti ve hiçbir şey değişmedi… Konuyu imkân, mekân ve müşterek üzerinden düşünerek yeniden değerlendirmeye değmez mi?

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
Teori ve pratik üzerine

Yazı: Nevzat Sayın Kimi terimler, zamanla ikincil ve üçüncül anlamlarıyla anılır hale geldiğinde, asıl anlamları yalnızca konuyla ilişkili kişiler arasında bir şifreye; gerektiği gibi tartışılmadığın

 
 
SANATHAYAT

Yazı: Nevzat Sayın Sanatın mı hayatı, yoksa hayatın mı sanatı içerdiğine dair tartışmalarda, bu ikisinin gerçekliklerinin birbirinden çok farklı oldukları konuşulagelmiştir. Günlerin köpüğüyle bu tart

 
 
Hesaplar, tesadüfler ve tevafuklar

Yazı: Nevzat Sayın Alt başlığı Macaristan Ulusal Bankası Koleksiyonu’ndan Algoritma Sanatı olan Hesaplar ve Tesadüfler sergisini -sergi hakkında hiçbir fikrim olmadan, sadece kışkırtıcı isminin çağr

 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page