top of page

Hesaplar, tesadüfler ve tevafuklar

Yazı: Nevzat Sayın


Alt başlığı Macaristan Ulusal Bankası Koleksiyonu’ndan Algoritma Sanatı olan Hesaplar ve Tesadüfler sergisini -sergi hakkında hiçbir fikrim olmadan, sadece kışkırtıcı isminin çağrısıyla- görmeye giderken Zoltan Fabri’nin Magyarok (Macarlar) filmindeki “Macarlar nerdesiniz?” diye çığlık gibi çınlayan soruyu hatırladım. Çok etkileyiciydi, sadece bu sahne için bile olsa tekrar izlemeliyim diye düşünürken “Macarlar”ın yanı sıra bildiğim Macarlar’ı düşünmeye başladım. Zoltan Fabri’den başka biri hemen gelmedi aklıma. Sonra Moholy Nagy’yi hatırladım, daha sonra Zsa Zsa Gabor’u… Atilla epey sonra çıka geldi. “Tanrının belası da denir ama daha çok tanrının kırbacı diye anılır.” demişti lisedeki tarih öğretmenim Garra Sarmat. Lisedeki tarih derslerinden bir başka tanıdık Macar, Hünyadi Yanoş da belirdi ama çağdaş Macar bir sanatçı gelmedi aklıma. Sanat, millet bağlamını örtüyor olmalı; belki bildiğim sanatçıların bazıları Macar ya da Macar asıllıdır diye düşünürken Tülin’le Cem’in ve Sibel’le Güray’ın ailevi bağlantılarıyla Macar vatandaşlığına geçtiklerini hatırladığımda Macar asıllı Şandor Hadi’nin Kağıthane’deki Macar Kültür Merkezi’ndeki sergisinden zıplayarak Kanuni’nin Zigetvar’da öldüğüne ve iç organlarının da burada bir kilisenin avlusuna gömüldüğüne kadar geldim; bu kilisenin avlusunda türbe gibi bir anma yapısı için Zigetvar Belediye Başkanı’nın davet ettiği Turgut Cansever’le bu konuyu konuşurken “Doğru ama çok uzadı, bir şey olacağı yok” demişti. Bilmiyorum ama sanırım yapılmadı o “türbe”. Aklımdan geçen bu birbirine benzemeyen şeylerle İstiklâl Caddesi’ni boylarken hayâl meyâl İmre Varga adı da belirdi ve benim macarlarım bitti…


Pera Müzesi’nin cephesindeki bez afişin üzerinde adları olan Dora Mauer, Vera Molnár, ve Gizella Rakoczy hakkında hiçbir fikrim yok… Algoritma Sanatı hakkındaki fikrim de eh işte… Ama daha sergiye girdiğim ilk andan itibaren hissettiğim -ben yapmışım gibi- yakınlığı sonuna kadar korudum… Tekrar eden şeylerin düzeni hakkında düşünen biri olarak Hesaplar ve Tesadüfler’e fazlasıyla “angaje” bir izleyiciydim ve bu yüzden “tarafsız” olma seçeneğim yoktu ama benim için bir sorun da yoktu çünkü tarafsızlık inandığım bir şey değildi… Bütün sergiyi hızlıca gördükten sonra “kapatıyoruz” uyarılarıyla kataloğu alıp istemeye istemeye sergiden çıktım. (Ama kataloğu benden daha meraklı birine kaptırdığım için okuyamadım.)


Birkaç gün sonra ikinci kez gittiğimde bütün işlere ilk kez görüyormuş gibi dikkatle baktım ve ilk seferde görmediğim şeyler fark ettim. Bilmediğim şeyler hakkında kendi düşüncelerimi dış etki olmadan oluşturmak için bu kez kataloğu bilerek almadım… İstediğim işin önünde istediğim kadar kalıp, bilmediğim şeylerin tadını çıkardım.


Üçüncü kez gittiğimde biraz daha tanıdık/bildik şeylere bakıyordum artık. Tekrarla oluşan bütünlük, tekillik ve çoğulluk/çoğaltma/çokluk, parça-bütün, kopya, edisyon, temsil, soyut, renk, türev, katman, olasılık ve zorunluluk gibi bir sürü kavramı hatırlatan soyut lekeler üzerine yeni zihinsel seçenekler üretirken hiç bir anlam üret(e)mediğimi fark ettim. Anlam gördüğüm şeylerin doğrudan kendileriydi...Ya da ayrıca bir anlam (da) vardı ama formun içine o kadar gömülmüştü ki bir çırpıda biz faniler tarafından görülemiyordu. Bu kez işlerin tarihlerine takıldı gözüm. Dün yapılmış gibi duran işler 1946’dan bu yana yapılmıştı... Zeitgeist bu kadar uzun bir zaman aralığını kapsar mı, ya da her şey değişirken değişmeden kalan şeyler de mi var, yoksa giderek daha mı “tutucu” oluyorum diye ardışık savruk sorular üretirken tutacak bir şey varsa tutucu olmakta bir sakınca yok diyerek -en azından şimdilik- kendimi akladım… Zamanın ruhu değil de “bütün zamanların ortak ruhu” ya da “zamansız” mı demeli buradaki işlere? Hem yapıldıkları zamanın ruhunu taşıyorlar hem de şimdinin…


Hesaplar ve Tesadüfler bu sergi için cuk oturmuş bir başlık. İyi bir tasarımın kurguyla rastlantı arasında bir yerde olduğunu düşünen biri olarak benim için ayrıca çekici bir başlık olması da cabası. Tekrar eden şeylerin düzeni ve her biri her defasında başka bir şey olurken her birinin toplamından oluşan bütünlüğün onların toplamından daha çok, daha büyük bir şey olması ve daha da çok olmaya açık olmaları çekiciliklerinin de kaynağı olmalı. Her biri kendisi olarak çok güçlü olan işler benzerleriyle bir aradalıklarında daha büyük bir etkiye sahip olsalar ve ayrılamaz bir bütünlük oluştursalar da tekil halleriyle de tekil hallerinden alınan ayrıntılarıyla da güçlerini korurlarmış gibi görünüyorlar.


Hippodomus planı gibi bir “şey” oluşturuyor müzedeki işler; her yöne uzayabilir, her uzadıklarında başka bir şey olabilir, tekilliklerini koruyarak kolektif bir yapılanmaya ait olabilirler. Efes ve Priene antik kentlerinin yamaç evleri de benzer bir dizilimle oluşturulmuştu ve bu kentlerin vaziyet planlarını soyutlasak bu macar lekelerin benzerlerine varabilirdik. Oysa bu lekeler gerçekliklerden soyutlanmış olarak, sadece leke gibi görünüyorlardı. Kendilerinden başka hikâyesi olmayan lekelerin sinestezik duyusal bir etkiyle mekânsal tahayyüllerimizin kapısını aralaması ama belirgin bir nesnel tasavvuru işaret etmeden bizi kendi hikâyelerimize göndermesinin derinden derine şiirsel bir etkisi vardı…


Bu kez aldığım kataloğu pür dikkat okudum. Kerem Ozan Bayraktar harika yazısında “Düzeni seviyorum ama ona katlanamıyorum. (…) Çalışmalarım her zaman en basit geometrik formlardan oluşur. Bu seçimin asıl nedeni kişisel zevkimdir.” diyen Molnár’a rağmen “Bir sanat eserinin estetik statüsünü anlamak için maddesellik, biçim ve kompozisyon gibi bilgilerin yanı sıra siyasi ve ekonomik güç yapıları, sanatçının niyeti ve tarihsel koşullar gibi sosyal bağlamlara gömülü ‘gereksiz’ bilgilerin de dikkate alınması gerekir.” diyerek sergiye ve sanatçılara ilişkin bir tür “şarihlik” yaptığında ulaştığım her şey izlenimlerimi tamamlayan ve destekleyen bilgilere dönüşürken az çok benzer yöntemlerle çalıştığını düşündüğüm İlhan Koman geldi aklıma. İşleri için boyut ve sayı belirlememiş, büyüyüp küçülebileceklerini, farklı malzemelerle tekrarlanabileceklerini öngörmüştü. Sabri Berkel, Seyhun Topuz, Kemal Seyhan da geldi Koman’ın peşi sıra. Hepsinin kendi üretim hattında tekrar, büyüklük, soyutlama, geometri, türetme, olasılıklar, türevler üzerine düşündükleri ve düşündürdükleri işleri var. Ve üstelik çok özel durumlar dışında anlamı her zaman forma gömülü bu işlerin, örtük ama bizim zihinsel türetmelerimize açık duran işleri için -bilgisayarla olmasa da- hesaplar ve tesadüflerle çalıştıklarından ve tevafuklara vardıklarından hiç kuşkum yok. Belki de bu yüzden -Kerem’in deyimiyle- “Macarlar” da, “bizimkiler” de temsilden uzak, sadece nesne veya biçim olarak değerlendirilmeyi talep eden işleriyle bile -kaçınılmaz olarak- salt biçimi aşıp başka anlam alanlarına açılmışlardır...

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
SANATHAYAT

Yazı: Nevzat Sayın Sanatın mı hayatı, yoksa hayatın mı sanatı içerdiğine dair tartışmalarda, bu ikisinin gerçekliklerinin birbirinden çok farklı oldukları konuşulagelmiştir. Günlerin köpüğüyle bu tart

 
 
İmkân, mekân, müşterek

Yazı: Nevzat Sayın 2002 yılında Fulya Erdemci’nin küratörlüğünde Nişantaşı’nda gerçekleştirilen Yaya Sergileri’ne davet edilen mimar, tasarımcı ve sanatçılar arasında ben de vardım. Arkabahçe+Arkabahç

 
 
Anselm çağrışımları

Yazı: Nevzat Sayın Hangi işini görsem kendisini (de) hatırlamadan edemediğim Anselm Kiefer -filmlerinin bir yerlerinde az çok görünen Hitchcock gibi, gölgemsi de olsa- işlerinin içinde bir yerde hep v

 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page