Gururlu kötü kızlar
Bora Gürdaş, Elif Varol Ergen’in sanat pratiğini tekinsizlik, annelik, beden ve cadılık kavramları üzerinden değerlendirirken sanatçının grotesk imgelerinin ardındaki toplumsal ve psikolojik katmanları sanat tarihi, mitoloji ve korku sinemasıyla ilişkilendiriyor. Gürdaş’ın 2017 yılında Ergen’in A Sequence of Witches isimli sanatçı kitabı için kaleme aldığı metnin Türkçesini paylaşıyoruz
Yazı: Bora Gürdaş

Elif Varol Ergen, Offspring, 2013, Diasec ve CNC kesim, 140x160cm
Elif Varol Ergen’in çalışmalarını ilk kez 2012’de görmüştüm. Gördüğüm anda zihnimde şimşekler çaktıran bazı kavram ve temalarda yanılmadığımı, kendisiyle zaman içinde pekişen diyaloğumuzla, beslendiğimiz kaynakların benzerliğinin su yüzüne çıktığı sohbetlerimizle birlikte anladım. Favori korku filmlerimiz ve karakterlerimiz neredeyse aynıydı, zaten ikimizin de iyi bildiği argümanları birbirimizin lafını bölerek anlatıyorduk. Kan bağım olmayan bir kız kardeşe kavuşmuştum.
Aynı yıl CDA Projects’de açtığı Incognito başlıklı sergisinin kataloğu için Tekinsiz Kırmızı başlıklı bir metin yazdım. Açılışa gidememiştim, fakat Elif izleyicilerin metnimi bir prospektüs gibi gördüğünü söyleyince çok mutlu olmuştum. 2017 yılında ise New York’ta faaliyet gösteren Von Zos yayınevinin yayımladığı A Sequence of Witches adlı sanatçı kitabı için aşağıda okuyacağınız metni kaleme aldım. Söz konusu kitap sınırlı sayıda kişiye ulaşmıştı, bu yüzden yazımı revize ederek Unlimited okuyucusuyla buluşturmak istedim.
Elif Varol Ergen, Stranger I & II, 2016, Diasec ve CNC kesim, 56x71 cm. Soho House Koleksiyonu
Elif Varol Ergen’in işlerini Freud’un “tekinsiz” (unheimlich/uncanny) ve Julia Kristeva‘nın rezil, berbat, zillet, atık sözcükleriyle açıklayabileceğimiz “abject” kavramıyla birlikte okumanın faydalı olacağını düşünüyorum. Her sanat izleyicisinin kolaylıkla hazmedemeyeceği sert ve metaforik unsurlar var Ergen’in işlerinde. Zaman-uzam algısının bulanıklaştığı resim mekânlarındaki bazı motifler istikrarlı bir biçimde karşımıza çıkıyor ve unheimlich duygusunu pekiştiriyor. Groteskleştirilmiş, deforme edilen, sarkan ve eriyen formlar, kesik ve tanım ötesi biçimlere dönüşen uzuvlar, yoğun kırmızı ve siyah kontrastlarla tam da abject'e işaret edecek biçimde bir araya geliyor. Ancak Kristeva’nın da vurguladığı gibi “iğrenç kılan, kirlilik ya da hastalık değil, bir kimliği, bir sistemi, bir düzeni rahatsız edendir… iğrenç, sınırlara, konumlara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir…arada, muğlak ve karışmış olandır…hain, yalancı, vicdan azabı duymayan suçlu, utanma duygusu olmayan tecavüzcüdür…” Dolayısıyla sanatçı, asıl “iğrenç” olanın ne/kim olduğu üzerine bir zihin jimnastiğine davet ediyor bizi.
Solda: Elif Varol Ergen, Holy Beast, 2013, Diasec ve CNC kesim, 140x160 cm. Mustafa Taviloğlu Koleksiyonu
Sağda: Elif Varol Ergen, Princess, 2012, Diasec ve CNC kesim, 110x160 cm. Moiz Zilberman Koleksiyonu
Abject’in sınırlarını genişlettiğimizde bir başka kavram devreye giriyor Ergen’in çalışmalarında: postpartum. Sanatçı Haziran 2013’de çocuk sahibi oluyor; ve hamilelik evreleri ve doğum sonrası yaşadıkları neredeyse kaçınılmaz bir biçimde sanatsal üretimlerini de etkiliyor. Özellikle Offspring (2013), Holy Beast (2013) ve Stranger I ve II (2015) başlıklı çalışmalarında anneliğin/doğurganlığın hem dehşet verici hem de kudretli yönlerinin izini sürmek mümkün. Feminist sanat pratiklerinin ilk evrelerinde gördüğümüz, örneğin Mary Kelly’nin Post-partum Documents’ındaki (1973-79) gibi belgeleyici bir kavrayıştan ziyade, Ergen’in bu çalışmalarında daha içedönük, bireysel korkularına işaret eden bir gösterim dili olduğunu söyleyebiliriz. Annelik “müessesesi”nin beraberinde getirdiği kaygılar kadar sanatçıyı özellikle sinema alanında David Cronenberg’in öncülüğünü yaptığı “body horror” (Brood ve Crash filmlerindeki vajinal imgeleri hatırlayarak) kategorisine yaklaştıran fiziksel deformasyonların da devreye girdiğini görüyoruz bahsi geçen işlerde. Bir abject olarak plasenta’nın ve elbette bebeğin atıldığı cinsel uzuv, o yutmaya hazır keskin dişleriyle akla vagina dentata mitolojisini de getiriyor. Bundan dolayıdır ki sanatçı okült içerikli yakın tarihli çalışmalarında “çocuğunu” o korkunç dişlerin arasında hatırlamak istemiyor, kalbinin attığı bölgedeki bir yarığa (Witch Mom, 2016) yerleştirerek gösteriyor.
*
Elif Varol Ergen’in çocuklar ve çocukların dünyasına olan hassasiyeti doğum yaptıktan sonra ortaya çıkan bir durum değil elbette. Sanatçı 2012 yılında açtığı Incognito başlıklı sergisinde hepimizin şu ya da bu şekilde farkında/haberdar olduğu, oldukça ağır psikodinamiklere sahipti ve farklı bilim dallarının araştırma konusu olan bir kavrama, çocuk istismarına odaklanmıştı. Ergen’in çoğu 2012 tarihli I Remember, Forget it, Princess gibi çalışmaları plastik unsurlarının yetkinliğinin yanı sıra, içerdiği sosyal/psikolojik alt metinler yönünden ve konuyu ele alışındaki mesafeli, izleyiciyi semboller üzerinden düşünmeye çağıran ve “istismar üzerinden istismar” yapmayan tavrıyla öne çıkmıştı. Ergen çocukların savunmasız konumlarından faydalanmadan, onları cicili/bicili, şeker öğeler gibi göstermemiş, daha acımasız bir gerçeklik düzeyinde, lafı dolandırmadan, gerektiğinde deforme edip “çirkinleştirerek” işlerine taşımıştı. Zira Ergen’in çocukları yetişkinliğin karanlık dünyasına olması gerekenden çok daha erken intikal etmiş çocuklardı, elbiselerinin kirli, kanlı, vücutlarının metamorfoza uğramış olması da şaşırtmıyordu.
*
Sanatçı 2016’dan bu yana ise ağırlıklı olarak Mistisizm, Okültizm, Paganizm, şekil değiştirme ve en çok da cadılık kavramlarına, yaşadığı günün ve coğrafyanın kadınlara bakışını eleştirecek biçimde odaklanıyor. Cadı avları özellikle 15. yüzyılda yaygın bir olgu, pek çok kaynağa göre 1450-1750 yılları arasında Avrupa’nın farklı bölgelerindeki cadı avlarında yaklaşık 80 bin yargılama, 35 bin infaz gerçekleşmiş. Bu yüzyılda ve sonrasında sanatçıların bu konuyu işlerken en sık başvurdukları kaynak ise Heinrich Kramer ve James Sprenger’in kaleme aldığı Malleus Maleficarum (Hammer of Witches, 1486), bu dönemde yazılmış en çarpıcı metinlerden. Kitapta cadılar tanımlanırken her zaman kadın ve şeytanla iş birliği yapan kişiler olduğu belirtiliyor ve hızla cadı avlarını formüle eden bir metin; Cadı avcısının el kitabı haline geliyor, kilisenin de onayıyla!
Bu konu hakkındaki imgelem dünyası ve gravür/resimlere yansıyan görsel ikonografi oldukça katı, net ve şiddet/sapkınlık içerikli, yüzlerce yıl sürecek bir imge bombardımanı: süpürge üzerinde (bazen de keçi üstünde) uçarken, mağaralarda öldürdükleri çocukları parçalayıp uçuş merhemi hazırlarken, büyü kitaplarını karıştırırken, kara büyü ayinleri düzenlerken, keçinin anüsünü öpmek için sırada beklerken, şeytanla cinsel birleşme yaşarken gösterilen cadılar! Ulrich Molitor’un Fırtına Cadısı (1489), Albrecht Dürer’in Keçinin Sırtına Binen Cadı (1500), Hans Baldung Grien’in Cadıların Sabbatı (1510, 1514) ve Francesco Maria Guazzo’nun Cadılar Çocuk Cesetlerini Ateşe Atıyor (1626) başlıklı gravür ve kitap resimlerine hızlıca bakmak, cadı imgesinin nasıl inşa edildiğini ve görselleştirildiğini anlamak için yeterli.
Bryan D. Palmer’ın Cultures of Darkness : Night Travels in The Histories of Transgression başlıklı kitabında vurguladığı üzere, satanizmin modernist kültürde bir marjinallik olarak görüldüğü XX. Yüzyıl sonlarının daha seküler, kuşkucu inançsızlık ortamında bile hala birine cadı denmesi, yüzyıllar önce çizilmiş, bu meseleyi özselleştiren o ilk karikatürleri tekrarlayan, cinsiyetçi ve ağır bir hakarettir. Burunlarındaki siğiller ve gıdaklamayı andıran uğursuz gülüşleriyle cadılar, Margaret Hamilton’ın Wizard of Oz’daki (1939) batının kötü büyücüsü rolünde Dorothy’i dehşete salan, iyi ve masum olan her şeye karşı genel bir tehdit oluşturur.
Bu karikatürize cadı imgesi edebiyat ve sinemada da sıklıkla ele alınmıştır. H.P. Lovecraft’ın The Dreams in the Witch House (1933) öyküsünde ve The Brothers Grimm’in Children’s and Household Tales (1812) kitabında yer alan Snow White ve Hansel and Gretel masallarında söz konusu cadı imgesi ikonikleşmiştir. Sinemada da benzer tasvirler yıllar boyu popülerliğini korur, cadıların toplanma ve kurban etme lokasyonları değişse ve bazen mizah (The Witches (Nicolas Roeg, 1990) bazen erotizm (Glissements Progressifs du Plaisir (Alain Robbe-Grillet, 1974) bazen de katıksız korku sosuna bulansa da (Suspiria (Dario Argento,1977) cadı hep kötücüldür, nadiren aslında ne olduğu sorgulanır. Bu konudaki istisnai örneklerden birini ise The Witch (Robert Eggers, 2015) oluşturmakta, salt bir cadı hikayesi anlatmaktan kaçınan, yürek burkan bir coming of age hikâyesini din sömürüsü ve kadın özgürleşmesi kavramlarıyla birleştiren melez bir örgüye sahip bir film. Elif Varol Ergen’in son dönem çalışmalarının da cadı kavramına getirdiği yeni alt metinler/önermeler bağlamında bu filmle dirsek temasında olduğunu düşünüyorum.
Ergen, eserlerinde güçlü ve bağımsız kadın karakterleri canlandırır, erkek egemenliğinin kadına dayattığı her türlü tanım ve kimlikten uzaklaşır. Toplumun genel düşünce ve inançlarına tamamen aykırı davranan asi kadınları için çoğunlukla “cadı” ve “wicca” metaforlarını kullanır. Bu wiccalar aynı hataları her seferinde büyük bir zevkle tekrarlayan “gururlu kötü kızlar”, “asiler” ve “savaşçılar”dır.
Solda: Elif Varol Ergen, Witch Mom, 2016
Sağda: Elif Varol Ergen, Witch Hunt, 2016
Örneğin sanatçının Witch Hunt ve Witch Mom (2016) başlıklı işlerine baktığımızda cadılık kavramının nasıl taze bir bakışla yeniden yorumlandığını görebiliyoruz. Paradoksal bir biçimde toplumla uzlaşamadığı için mecaz düzeyinde “şeytana uyarak” toplumla görünürde bir uzlaşma sağlayan, bu şekilde genç kızlığını minimum hasarla (bacaklarındaki kesikleri ve yaşadığı travmaları saymazsak) atlatmaya çalışan ergenler veya çocuğunu söz konusu toplumdan korumak için her türlü eziyete katlanabilecek anneler. Şeytanla anlaşma yapmadan kotarılacak şeyler değil bunlar!
*
Öte yandan 15. Yüzyıl itibariyle yaratılan ikonografiye ve onun modern ve çağdaş versiyonlarına sinsice göz kırpar Ergen: gerek edebiyat gerek sinemadaki çoğu femme fatale temsillerinde olduğu gibi karanlık/şeytani yarı, dozunda bir erotizm içinde kuyruğunu savurup sigarasını tellendirir. Bu çalışmalarında mitolojiden, rakam sembolizminden ve folklorik unsurlardan da beslenir sanatçı. Yunan mitolojisinde gece, büyücülük ve cadılık gibi konularla bağlantılı anlatılan gizemli tanrıça Hecate (2018) örneğin. Sıklıkla üç başlı tavsir edilen tanrıça, sanatçının yorumunda elinde sigara kalbinde çocuğuyla diker gözlerini bize, beş başlıdır ve gırtlağının gücü yettikçe bu başlar (personalar, savaşçılar) çoğalır gitgide. Bu noktada yedi rakamı göze çarpar (Punishment of Witches, 2017), “yedi” kabalist ve paganist sistemlerde kutsal rakamdır. Toplumun kadını tektipleştiren, belli normlara sokmaya çalışan faşizan yapısına karşı, yedi kadının sesi tek bedenden yükselir, bazen yedi cadı birlikte cezalandırılır ama zafer duygusu gözlerinden okunur. Japon folkloründeki doğaüstü, şekil değiştirebilen yaratıklar da (Yokai) Ergen’in işlerinde karşımıza sıklıkla çıkar. Özellikle de bu folklorde anlatılagelen (bence en ürküncü olan), gündüzleri sıradan bir kadın görünümünde, gece olduğunda boyunları uzayan Rokurobi’ler, başta Evil Witch başlıklı eserinde olmak üzere tekrarlanan imgelerdendir.
*
Elif Varol Ergen toplumsal tarih ve bu tarihin kurguladığı kadınlık rolleri üzerine söyleyecek sözleri olan, bu sözleri bazen usulca fısıldayan bazen de “in your face” bir üslupla yüzümüze haykıran, kadın olmanın hem yükünü hem de “dayanılmaz hafifliğini” yaşadığı coğrafyadan yola çıkarak konvansiyonel bir dile ulaştıran bir sanatçı. Tam da bu sebepten şekil değiştirme de (shape-shifting) Ergen’in üretimleri açısından elzem bir kavram. Theriantropy’deki (2017) beyaz yakalıklı, okul önlüğü benzeri kıyafetinden sıyrılarak bir ata dönüşmenin orgazmik hazzını yaşayan kadına bakmak yeterli. Sanatçının yeni “şekil değiştirme”lerini merakla ve heyecanla bekliyorum. Long live wicca sista!
Soldan sağa:
Elif Varol Ergen, Hecate, 2018
Elif Varol Ergen, Punishment of Witches, 2017, Kağıt üzerine mürekkep ve akrilik, 70x100
Elif Varol Ergen, Theriantropy, 2017, Serigrafi
Bu metin şu parçalar eşliğinde yazılmıştır:
The Knife - Wrap Your Arms Around Me
Autechre – Cipater
GAS - Königsforst 1
Jenny Hval - Accident




Yorumlar