Gümüş Bir Balık Düşüdür Köyde Uyandığın¹

Vision Art Platform’da “muğlak” kavramını odağına alarak Ayşegül Altınok, Sena Başöz, Selim Birsel, Çisil Deniz Delibalta, Ayçesu Duran, Ali Kanal, Gülşah Mursaloğlu, Serkan Özkaya, Ezgi Tok, Deniz Üster, Nil Yalter/Nicole Croiset, Dilek Winchester ve Defne Tesal ile Murat Yıldız’ın oluşturduğu Dream News’in yapıtlarını Derya Yücel küratörlüğünde bir araya getiren Muğlak sergisinde Selim Birsel’in İlenç Dönemlere Dair adlı serisine odaklanıyoruz


Yazı: Elâ Atakan



Selim Birsel, Ejder Cusi, İlenç Dönemlere Dair, 2020-2021, Ahşap, volkanik taş, plastik patlak top, cam bilye


‘‘Oturduğumuz evlerden biri (büyük olasılıkla Rumlar zamanından kalma bir papaz evi), köyün bir ucunda, kıyıda, alçak bir kayalığın üstündeydi. İki katlı, rüzgar sertleştiğinde ıslıklar çalıp inildeyen, büyük eski ahşap bir yapı. Yanında bir iki ev daha, sonra yerlere dağılmış mermerleri, yarı yıkık duvarları, ot bürümüş kalıntılarıyla Kilise Burnu. Burundaki dik kayalara sürünüp geçen motorların gürültüsü odaları dolaşır, evin önünde oynayan denizin şavkı, boyası dökülmüş paslı tavanlara vururdu gün boyu.’’²

Selim Birsel, Kaf Ev, İlenç Dönemlere Dair, 2020-2021, Ahşap, çelik tel Ahşap, çelik tel


Eski ahşap bir yapı, bahçesinde derme çatma bir marangozhane, paslanmış çiviler, her akşam gün batımından sonra sahilden eve doğru yürürken toplanmış, her biri başka konuşan tahta parçaları yığıntısı, çarpık ucu sivri inşaat demirleri, bir teneke kova, iç içe geçmiş kenarları yılların deniz yorgunluğuyla çürümüş halat parçaları. Ahşap yapının salonunda tek ayağı kısa bir masanın üzerinde kar beyaz bir masa örtüsü, üstünde iki kadeh ağzına kadar dolu. Dolu çünkü bekleyeni var artık. Çünkü o bekleyeni beklerken de doldu kadehler. Pencere önü, perdesiz ve hep açık, adanın tüm nefesi içeri dolmakta. Adanın nefesi, sabahları, öğleden sonraları, tavanı izleme saatlerinde, bu adalının göğsünde. Çatlaklardan, yol haritalarıyla anılara oradan da, tavan yaralarına, yepyeni yaşanmamış düşlere doğru ilerlenmekte...

Solda: Selim Birsel, Sara Yarası, İlenç Dönemlere Dair, 2020-2021, Poster

Ortada: Selim Birsel, Damas Duo, İlenç Dönemlere Dair, 2020-2021, Ahşap, Sigara kâğıdı, rakı kadehi

Sağda: Selim Birsel, Kripto Folia, İlenç Dönemlere Dair, 2020-2021, Çelik inşaat demiri, altın varak


Derya Yücel küratörlüğünde Vision Art Platform’da gerçekleşen Muğlak adlı serginin girişinde tahtaları yıpranmış ahşap bir ada evini andıran, çivisi gömük eserini görür görmez Samih Rıfat’ın Ada kitabından Balık adlı hikâye kulağımda esmeye başladı. Kör duvarda asılı bir ikonayı çağrıştıran eserin hemen yanında, yerde, alıp götürebileceğiniz kağıtlar duruyordu. Bu kağıtlarda bir tavan fotoğrafı basılı; insanı, yattığı yerden kendi düşleriyle, gördüğü manzara arasında bir yolculuğa çıkaran. Tahta merdivenlerle üst kata çıktığınızda köşede sırmalı inşaat demirinden bir baston bekliyordu. Adada yapılan uzun tepe yürüyüşlerinin eşlikçisi mi, hayatın olgun bir dönemine bir gönderme mi tam da kestiremiyorum. İki kanatlı binanın ilk odasının köşesinde, diğeri de öteki kanadındaki mermer masanın üzerinde Selim Birsel’in iki tahtadan yaratığı var. İlki kaynatılmış kemiklerden tekerlekleri, paslanmış çivileriyle, bir oyuncak arabayı andırıyor, diğeri ise saçmaya benzeyen kurşuni gözleriyle bir canlıya, belki sadık bir ada köpeğine. Bu iki eser de, birbirlerine benziyorlar ama bambaşkalar. İkisi de, sergide yaşayan canlılar gibi yer değiştirmekte özgürler.


Selim Birsel, Leonardo Bil, lenç Dönemlere Dair, 2020-2021, ahşap, çelik tel, çivi, ossobuco dana kemik


Serginin kalbinde, bir ahşabın üzerinde adaya ait olduğu belli olan ucu sivri bir volkanik kaya ve onun üzerinde itina ile işlenmiş parlatılmış bir dal dengede duruyor. Terazinin bir tarafında patlamış bir top, bir yanında bir misket. Oyunu da, yenilgiyi de kendine katmış, imkânsız bir uyum içerisinde. Dimdik duran kollarını açmış bir adamın silueti gibi yıkılmaz ve ‘‘ne de olsa hayatın hepsi oyun ve her hareket, dengesizlik bir dans’’, der gibi.


Bu eserin aksinde, pencerenin önünde yampiri bir sehpanın üstünde iki rakı kadehi var, içleri bir bilinmeyenle dolu. Kum mu, çakıl mı, kül mü? Damas kağıtları dantel gibi birbirine işlenmiş, özenilmiş, beyazlığıyla sehpanın ahşabını örtüyor. Bu iki kadeh, gündüz düşleriyle dolu bu adalı adamın yalnızlığını, “ilencini”³ alıp geri dönmeksizin götürüyor.


¹: Samih Rıfat, ADA, Sel Yayıncılık (Geceyarısı Kitapları), İstanbul, 2001, s. 17.

²: Age. s. 19.

³: Sanatçı bu sergide her eserinin ilk adını İlenç Dönemler Dair koymuş. İlenç; beddua, lanet anlamına geliyor.