Görünmeyeni yeniden canlandırmak
- Ezgi Yakın
- 23 Tem
- 6 dakikada okunur
Akram Zaatari, Hilal Can ve Michael Rakowitz’in eserlerini buluşturan Islık Çalan Hafıza sergisi 22 Ocak - 7 Haziran 2026 tarihleri arasında İstanbul Yapı Kredi Müzesi’nde gerçekleşti. Müzenin direktörü Burcu Çimen’in küratörlüğünü üstlendiği sergide Rakowitz’in kültürel mirasın tahribatına ve kayba fiziksel boyut kazandıran “hayaletleri”ni odağımıza aldık
Yazı: Ezgi Yakın

Michael Rakowitz, Görünmez Düşman Var Olmamalı, (2006 - devam ediyor), Çizim, gazete kâğıdı, yiyecek paketi, karton, Değişen ölçülerde, Fotoğraf: Barış Özçetin
İstanbul Yapı Kredi Müzesi’nin Nümizmatik ve Gölge Oyunu Tiyatrosu koleksiyonlarından yola çıkan Islık Çalan Hafıza sergisi, geçmişin tamamlanmamış, yeni anlatılarla ve farklı deneyimlerle tekrar canlanabileceğinden hareket kazanıyor. Sergi, müzenin kendi koleksiyonunun yer aldığı bölümde sergilenerek kalıcı eserlerle ilişkilenme yollarını araştırıyor. Akram Zaatari, Hilal Can ve Michael Rakowitz tarih, arşiv ve müze üzerine eğildikleri çalışmalarında -sırasıyla- yeni incelemelerin eklemlendiği Osman Hamdi Bey’in arkeolojik kazı arşivini, müzenin Hacivat Karagöz gölge oyunu arşivini ve Mezopotamya’nın kültürel mirasını tahribata uğratmış Irak Savaşı sonrası Irak Ulusal Müzesi’nin arşivini merkeze alıyorlar.
Islık Çalan Hafıza sergisinde kalıcı koleksiyona sahip sergileme tasarımının içine konumlanan çalışmalar, arşivsel araçları ve sunum yöntemlerini kullanarak müzenin bilgi ve tarih yazımındaki rolünü öne çıkarıyor. Bu sebeple sergideki çalışmaların diğer koleksiyon parçalarının arasında zaman zaman gizlenmiş hissi verdiğini söylemek yanlış olmaz. Yapı Kredi Müzesi’nin çağdaş sanat eserlerine nadir yer verdiği bu alan serginin bağlamını destekler şekilde kullanılmış. Arşivin ve müzeciliğin yapı, kurum ve söylem olarak geçmişi sunma biçimini sorunsallaştıran yaklaşımının daha da genişletebileceği ileriki programlarının olmasını umarak, kompakt biçimde değerlendireceğimiz bu serginin yakın coğrafyalara ilişkin olay, anlatı ve kişisel mitolojileri yansıtmayı önceliklendirdiğini söyleyebilirim. Bu bağlamda sergide yeni bir perspektif sunan çalışmalardan biri de Michael Rakowitz’in Görünmez Düşman Var Olmamalı isimli devam eden projesi. Rakowitz’in pratiğinde işaret ettiği ve savaş siyasetinde egemenlerin yöntem olarak benimsedikleri öne çıkan görünmezlik tutumuna dikkat çekerek sanatçının bu projesine yoğunlaşmak istiyorum.
1973 tarihinde New York’ta doğan, Yahudi bir ailede büyüyen Iraklı Amerikalı sanatçı Michael Rakowitz, Şikago’da Northwestern Üniversitesi’nde sanat profesörü olarak çalışırken, heykel, yerleştirme ve arşiv odaklı pratikler üzerinden üretimlerini sürdürüyor.
Politik ve tarihsel araştırmalara dayanan pratiğinde Irak’ın yok edilen, yağmalanan kültürel mirası üzerine eğilen sanatçı, görünmezliğe görünürlük kazandırarak yok olan, kaybolan şeyi işaret ederken, perde arkasındaki olay ve olguları problem olarak ele alıyor. 10 Nisan 2003’te Amerikan güçlerinin Irak’a işgali sırasında yağmalanan Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi’nden çalınan eserlerin izini sürerek arkeolojik nesnenin varlığı ve yokluğuyla ve bunu oluşturan koşulların anlam düzeyleriyle ilgileniyor. Savaş dilinin Batılı dünyadaki kültürel öğelerde, tanınma politikalarındaki karşılığını kayıp nesneler üzerinden sorgulayan sanatçı yakın dönem üretimlerinde 2003’teki işgal güçlerinden Irak’ın savaş sonrası IŞİD hakimiyetindeki sürecine uzanarak kayıp eserleri merkezine alıyor.
Sanatçının üretimine detaylı değinmeden önce müzenin akıbetine değinmek istiyorum. Çeşitli kaynaklara göre Irak’taki işgalin ardından müzelerin, kütüphanelerin, arkeolojik alanların yağmalanması sonucu on dört binden den fazla eserin çalındığı düşünülüyor. Bu rakamın değişkenlik göstermesinin sebebinin işgal öncesi müze kayıtlarının ve depodaki arşivlerin düzenli tutulmamasından kaynaklı olduğu dolayısıyla sağlıklı verilerin bulunmadığı da kayda geçen bilgiler arasında. Kayıp eserler Sümer, Asur gibi Mezopotamya uygarlıklarına, Babil’e, Osmanlı’ya uzanan Yakın Doğu Arkeolojisi’nin önde gelen parçalarından oluşuyor. Profesyoneller, hırsızlar, karaborsacıların ellerine geçen eserlerden beş bin kadarının geri iadesi yapıldığı söyleniyor. Kimi eserlerin nerede olduklarıyla ilgili tespit yapılmakla birlikte uluslararası müzayedelerde, yasal ve yasadışı el değiştirmeler sonucu eserlerin iadesinin bütünüyle gerçekleşip gerçekleşmediği de günümüzde tartışma konusu. 2019 tarihinde müzenin tekrar açılması gündeme geliyor; fakat IŞİD saldırısı ve bütünlüklü planlamadan yoksun oluşu gibi gerekçelerle müze tekrar kapanıyor Müze günümüzde açık olsa da uzun yıllara yayılan kayıp eserlerin soruşturması sürüyor; tespit ve iade işlemleri devam ediyor.
Michael Rakowitz, Görünmez Düşman Var Olmamalı, (2006 - devam ediyor), Çizim, gazete kâğıdı, yiyecek paketi, karton, Değişen ölçülerde, Fotoğraf: Barış Özçetin
Michael Rakowitz’in Görünmez Düşman Var Olmamalı serisindeki nesneler orijinal olanın takdimi, replikası olma gayesi gütmüyor. Bunun yerine yokluğun bilgisinden faydalanarak görünür olmanın yolları üzerine yaratıcı bir alan kurguluyorlar. Rakowitz burada geçmişin mirası ve güncelin taşıyıcısı arasındaki referansları harmanlayarak melez nesneler meydana getiriyor. 2006’dan beri süren sayısı 900’e yakın bu üretimlerin küçük boyutlu olanları serginin küratörü Burcu Çimen’in önerisiyle müzelerin sunum araçlarıyla sergileniyor; korunaklı cam ünitelerde, künye bilgileriyle izleyiciyle buluşuyorlar. Her ne kadar orijinal eserlerin bir yorumuyla karşı karşıya olsak da özenli künye detayları kayıp eserlerin gerçek bilgilerini sunuyorlar. Bu sebeple eserlere ait boyut, köken, malzeme ve tarih detaylarını içeren künyelerin ele alınış şeklinde ve arşivsel bilgiyi yansıtmalarında kurmaca öğeleri kullanarak tarih ve arşiv üzerine çalışan tanınmış Ortadoğulu sanatçıların aksine kurgusallıktan kaçınan bir tavrın var olduğunu düşünüyorum. Sanatçının Batılı emperyal bakışın tarih yazımı ve temsilini tartışmaya açan bu kurgusal stratejiyi benimsemediğini söylemek mümkün. Esasında Rakowitz’in stratejisi belgelerdeki boyutlanmamış bilgiye fiziksellik katmak, boyut kazandırmak gibi görünüyor. Bu yöntem sürecin katmanlı arka planındaki gerçek olaylara sırtını yaslıyor.
Sanatçının kayıp olan antik eserlerden yola çıktığı üretiminde temsilden kaçınarak gündeme getirdiği şey, eserin fiziki varlığının yok oluşu, bu yok oluşun arkasındaki sebepler ve bu nesnelerle kolektif ve bireysel kimliğinin kurduğu ilişkisi. Tahrip olmuş ve çalınmış arkeolojik kalıntılar Rakowitz’in yaratıcı dünyasında çok renkli bir forma taşınıyor. Ambalajların parlak yüzeyleri ve hazır nesneler üzerindeki belirli bir motifle yer buluşları nesneleri orijinalindeki zamanın izinden uzaklaştırırken bugünün göçmeninin gündeliğine yerleştiriyor. Özellikle yemek kültürü yerinden edilmişlere canlı, samimi bir paylaşım alanı açıyor. Bu açıdan sanatçının Amerika topraklarında Ortadoğulu olma deneyiminden hareketle, temsilin savaş siyasetindeki tanımlamalara karışmasına ithafen hayata geçirdiği Düşman Mutfağı isimli çalışmasına yakından bakmakta fayda var. Bu çalışma kapsamında Rakowitz, 2006-2008 yılları arasında Chelsea’deki bir lisede annesinden öğrendiği tariflerin uygulandığı, yemeğe katılanlar arasında Irak Savaşı hakkında farklı görüşlere sahip insanların da bulunduğu bir dizi yemek atölyesi gerçekleştiriyor; Burada yemek, hem aidiyet bağını güçlendiren kültürel birikimin paylaşılmasına aracılık ediyor, hem de çatışmalı gözüken toplumsal durumlar hakkında çeşitli karşılaşmaları vaat ediyor.
Gıda ürünleri gibi gündelik malzemeler ve bu parçaların bir araya geldiği ocağı tüten mutfaklar, kültürel aidiyeti canlandırmaya ve dahil olanları samimi bir yolla kültürel birikimle tanıştırmaya imkân sağlıyorlar. Bu malzemelerin dış yüzeyleri ise Görünmez Düşman Var Olmamalı çalışmasında -sanatçının hazır nesne kullanımı sayesinde- antik eserlerin yokluğuna, yerinden edilmişliğine -geçiciliğe- görünürlük sağlayan bir kılıf halini alıyorlar. Sanatçı bunu yaparken ABD’de satışı olan Ortadoğu gıda ürünlerinin ambalajlarını, Arapça yayın yapan gazete sayfalarını, gündelik tüketim nesnelerini kullanıyor. Chicago Enstitüsü’nün arşivlerinde ve Interpol’ün web sitesinde ulaştığı kayıp eserlerin fotoğrafları ve künye bilgilerinden faydalanıyor ve bu referansların izinden giderek üç boyutlu üretimler gerçekleştiriyor. Bu çalışmalar, asıllarının soluk görüntüsünün, yüzeyi yıpranmış antik dokusunun aksine dış yüzeylerinin kaplandığı imajlardaki renk, tipografi ve motifle bezeniyorlar.
Ortadoğululuk ve savaş siyasetinin odağındaki Irak, bu üretimlerde düşman kültürünün politik ve toplumsal katmanları üzerinden farklı bir karşılaşmayı ortaya çıkarıyor: Güncelin “hayaleti” olmak. Kaybı ve görüneni, yerelin hakikati ve göçmenliğin öznelliğiyle ortaya koymak. Bu öznelliğin sunumunda rol oynayan ambalajlarla ilgili bir bilgiyi de eklemek gerek; ticari açıdan Irak ambargosu sebebiyle Irak gıda ürünlerinin Lübnan, Mısır gibi diğer ülkelerin etiketiyle satılması. Aslında Irak Ulusal Müzesi’nde olması gereken, coğrafyanın geçmişini temsil eden bu nesnelerin yerinden edilişi, bunun oluşumundaki emperyal roller ve göçmenlik, görünmezliğin arka planıyla ilgili birçok tartışma alanı yaratıyor. Çalışmalarda tüketim temsillerinde alenen dolaşımda olmayan Irak kökeni, müzenin yağmalanmasıyla kültürün ve tarihin de yeniden ikame edilemediği bir pozisyonla eşleşiyor. Antik eserlerin işgal sırasında kaçırılması, el değiştirmesi, koleksiyonerlerin sahip olduğu ve müzayedelerde satışa sunulduğu bir mekanizmaya da işaret ederken süreçte bunların tespiti ve takibinin yapıldığı uğraşlara rağmen kayıp eserlerin fiziki yokluğu karşısında Rakowitz’in “hayalet”leri önemli bir pozisyon üstleniyorlar.
Rakowitz kültürel mirasın tahribatını ve kaybın yeniden canlandırmasını tarih ve gündelik hayattaki nesnelerden devralarak ortaya koyuyor. Fakat açıklayıcı, gösteren, temsil eden, ifşa eden olma pozisyonu konusunda ciddi, kışkırtıcı ve keskin bir üslubu yok gibi. Üretimlerini politik-kavramsal bir sadeliktense dikkat çeken bir plastik önermeyle, farklı ölçeklerde çoklu tasarlaması yine sanatçının kendi pratiğini ortaya koymadaki kişisel yaklaşımıyla ilintili. Bunu yaparken geniş bir ekiple birlikte çalışıyor. Bu ekipteki her bir katılımcının ismini de çalışmaların metnine ekliyor. Sanatsal seçimlerinde canlı renk kullanımı, ambalajlardaki imaj ve yazıları ilgi çekici bir motifle yerleştirmesi, hazır nesnenin imkânlarıyla parlak, albenili bir görsellik sunuyor. Estetize edilme veya egzotikleştirme riski taşıyan bu tarz seçimlerin sınırlarında dolaşan sanatçı sanatsal işlevin birincil olmadığı bir tarzı sahiplendiği izlenimini verebilir. Bunu düşündüren unsurlardan bir diğeri Amerika’daki diasporadan konuya bakışı ve Batılı kurumlar ve yapılar aracılığıyla sergileme ve dolaşım imkânına sahip olmasından ileri geliyor. Batılı sanat sistemindeki varlığı ve buradaki izleyicilerin büyük çoğunluğunun yerelden olmayışı eserle kurulacak ilişkiyi ve anlamlandırmayı farklılaştırıyor.
Diğer yandan kültürel mirasa ilişkin korumak, korunmak, değer görmek, değer biçmek, değersizleştirmek gibi olgular da Görünmez Düşman Var Olmamalı’da gündeme geliyorlar. Bu olgular, sanatçının çalışmalarında müzenin talan edilmesiyle gelişen olaylar üzerinden takip edilebiliyor; fakat failin ve zihniyetinin emperyal düzeyde egemenliği sadece kurumların kırılganlığıyla ortaya çıkmıyor. Yağmalama, el değiştirme, sürgün etme, sahip olma, görünmez kılma mekanizmaları Batılı emperyal güçlerin geçmişten günümüze siyasette ve kapitalist ekonomide -özellikle bazı coğrafyalar için- kullandıkları etkili araçlardan. Irak’taki harabe-müzenin kültürel değeri koruyarak bir bellek ve geçmiş sunmasındaki statü kaybı iktidar boşluğunun ve onu dolduran kuvvetlerin yarattığı tahribatı gözler önüne seriyor “Ulusal belleğin imhası” örneğin, Iraklı araştırmacı Amin Alseden’in bir tespiti.¹ İşgal esnasında ve sonrasında neyin bırakıldığı ve imha edildiği, neyin bulunduğu ve iade edildiği, neyin ülke dışına götürüldüğü ve başka yapılarca muhafaza edilip değer biçilerek sahiplenildiği birçok şey söylüyor. Bu seçici veya yadsıyan/dışlayan tutum, bir iktidar hamlesi ve ideolojik yaklaşım olarak toplumsal iradenin ve egemenliğin yok sayıldığı sömürgeci hareketin bir parçası.
Tahribattan bahsedince onarmak akla geliyor: Aslının yerine geçmeyecek, süreci unutturmayacak bir onarım mümkün mü? Değişken yönetimsel güçler, dışsal askeri ve siyasi müdahaleler ve köktenci örgütlerin etkileri sonucu müzelerin, kütüphanelerin, arşivlerin ve antik kentlerin tahribatı bugün hâlâ devam ediyor. Öte yandan Ortadoğu’da şiddeti gittikçe artan günümüz savaşları gerçeğin çıplaklığına rağmen görünmezliği çok aleni şekilde işaret ediyor. Özellikle Gazze örneği yere, yerinden edilmeye, değere ve değersizleştirmeye, yaşama ve ölüme kimin karar vereceğinin korkunç sonuçlarını gösteriyor. Hakikatin gerçeğe dayanan etik bir zeminden ayrıştığı norm-dışı siyasette tahribatın büyüklüğü ve alınan pozisyonlar, emperyalist anlayışın çağdaş tercümesi gibi.
Onarım için -Rakowitz’den kavramı devralarak- hayaletleşen kaybı, özellikle onu gizleyen sistemle birlikte ayyuka çıkarmak bir başlangıç noktası sunabilmek adına önemli. (Bu noktada sanatçının Filistin’e destek verdiğini de eklemek gerek) Michael Rakowitz’in Yapı Kredi Müzesi’nde Islık Çalan Hafıza sergisi vesilesiyle izleyiciyle buluşan Görünmez Düşman Var Olmamalı çalışması sanatsal yönünü angaje biçimde var etmemekle birlikte yakın tarihten günümüze uzanan çağrışımsal ve düşünsel katmanlarıyla öne çıkıyor.





Yorumlar