Geleceğin aşk hikâyeleri


Zulal’ın yedinci kişisel sergisi Billboard’u Yakala, 13 Kasım 2021 tarihine kadar Evin Sanat Galerisi’nde devam ediyor. Sergiyle ilgili, düşünür ve küratör Shulamit Bruckstein’in Ağustos ayında kaleme aldığı metne yer veriyoruz


Yazı: Shulamit Bruckstein

Çeviren: Sinan Eren Erk



Zulal, İsimsiz, Tuval üzerine yağlıboya, 70 x 100 cm, 2021


Kadim Arap bilgelik evlerinde Müslüman ve Yahudi alimleri arasında yaratılış üzerine süregelen büyük bir tartışma vardı: Dünya insanlık için mi yaratılmıştı? İnsanlık yaratılışın zirvesi miydi? Hayvanlar, bitkiler, mineraller, okyanus, atomlar, yıldızlar, hatta başımızın üzerindeki gökyüzü gibi tüm organik ve inorganik maddeleri sömürmek pahasına doğayı kendi refahımız için kullanmalı, hatta bunun için teşvik dahi edilmeli miydik? Yoksa evren sadece kendi için mi yaratıldı? Her şey, diğerinin hizmetinde olmayan, eşit değerdeki tüm yaratıkları da kapsayacak şekilde kendisi için mi var? Ya evren insanlardan sonra da varlığını sürdürürse? Bu evren için iyi bir haber olurdu, insanlık için ise pek değil. Peki ya insanlığın erdemleri ne olacak? Merhamet, sevgi, adalet, nezaket, insan olma ihtiyacı? Kadim ustalar her şeyin teorik düzlemde dağınık halde havada asılı kalmasından hoşlanırlar. Onların bu sorunu farklı yönleriyle sayısız bakış açısından derinlemesine araştırdıkları kesindir. Yine de bu birbiriyle çatışan görüşlere dair nihai bir çözüm sunmazlar.


Zulal, Manzara I & II, Tuval üzerine yağlıboya, 60 x 60 cm, 2019


Evin Sanat Galerisi'nde daha önce üç kişisel sergi açan sanatçı Zulal, karantinadan sonraki ilk sergisinde izleyicinin karşısına yeni eserlerle çıkıyor. Zulal'ın resimlerini daha önce görenler, o büyük ve her nasılsa kesintiye uğramış psikedelik pozlardaki insanların büyük boyutlu portrelerini hatırlayacaktır. Bu figürlerin bazıları buzlu, alevli veya hiçliğin ortasındaki kıyamet manzaralarında kaskatı dururken, bazıları da içinden reklamlar taşan tabelaların veya sahne dekorlarını andıran kılıçlar, aslanlar, egzotik kuşlar gibi hayal gücünün sınırlarını zorlayan Oryantalist aksesuarları barındıran fotoğraf stüdyolarının önünde poz verirler. Evin Sanat Galerisi'ndeki Melankoli (2016) adlı sergisinde Zulal, kentsel mimari çizimlerini portrelerine, yarım yamalak şantiyelere, dengesiz kent manzaralarına, İstanbul’un gökdelenlerine, teknik cihazlara ve mekanik ortamlara yerleştirdi. Bu mimari aygıtların matematiksel kesinliği, işgal ettiği sakin, renkli portrelerle genellikle tam bir tezat oluşturuyor. Ve şimdi bu sergi geliyor: Billboard’u Yakala. Hangi billboard? Bunda yakalayacak ne var? Yayınlayacak ya da gösterecek ne kaldı?


 

Zulal'ın hardal sarısı, flamingo kırmızısı, derin mavilerden oluşan renk paletinin yoğunluğunun içinde ilerlerken farklı bir şeyler hissederiz. Bu şüphesiz ki bir önsezi duygusudur ama hala dinginliğin ve sakinliğin sınırında kalmayı başarır. O halde bu eserler özgürlüğü kutlayan zarar görmüş bir manzaranın izlenimini mi taşır? Yara bere içindeki doğa sonunda insan baskısından kurtulmuş mudur? Veya tam tersine eserler, eşiğinde olduğumuz bir kıyamet senaryosunu mu anlatırlar?

 

Sanatçının galerinin alt ve üst katlarında sergilenen orta boy, yoğun renkli manzaralardan oluşan yeni resimlerini ve kenti konu alan büyük füzen çizimlerini ilk gördüğümde, şaşkınlık hissettim; eksik olan bir şey vardı. Zulal'ın yeni resim serisinde birkaç istisna dışında herhangi bir figür veya büyük portre yok. Bunun yerine eserlerinde içlerinde hiçbir insan olmayan büyük kentsel iskeletler, harabeler, bitmemiş inşaat alanları, kentsel teknik cihazlar, tünel parçaları, silolar gibi şeylerle karşılaşıyoruz. Büsbütün renkli manzaralar, kırmızı-pembe gökyüzünün altında boş inşaatları, işe yaramaz yolları kaplayan doygun, hardal sarısı renkli bulutları görüyoruz. Bu bulutlar ateş gibi koksa da bir şekilde misafirperver, sıcak, davetkar kalmayı başarıyorlar. Fakat bunu gerçekten bilmediğimiz için en iyisi denememek. Öyleyse bize o yolların hiç kullanılmayacağını, kızıl gökyüzünün altındaki evin asla inşa edilmeyeceğini düşündüren nedir? Sanatçı izleyiciye içinde hiçbir tanığın olmadığı insan sonrası bir senaryoya dair ürkütücü bir bakışı yansıtıyor. Hiçbirimizin hayatta kalamayacağı bir kozmik değişimi gösterirken, resimleri bize insanlığın sona erdiği bir dünyanın içkinliğini sunuyor. Ama televizyonda, video oyunlarında, kurgusal eserlerde, çevrimiçi apokaliptik pop kültürde, Yecüc ile Mecüc'te, Armageddon'da, Kıyamet’te (Apocalypse Now) İnternet’teki her türlü kıyamet savaşında ve başımızı çevirdiğimiz her yerde bunun gibi binlerce görüntüyle karşılaşmadık mı? O zaman bu farkı yaratan nedir?


Zulal, Bitkiler I & III, Pres tuval üzerine yağlıboya, 24 x 30 cm, 2021


Fark renkle ortaya çıkar.


Renk teorileri çok eskilere dayanır ve sanatçı için herhangi bir rengin psişik etkilerini bilmek hayati öneme sahiptir. Eğer izleyicide belirli duygular uyandırmak istiyorsa onları stratejik olarak nasıl kullanacağını bilmelidir. Klasik dönem resminde, fotoğrafta ve filmde arketipsel açıdan “musibeti” tanımlayan renklerin uzun bir tarihsel geçmişi vardır. Ve renklerin psişik etkileri kültürden kültüre farklılık göstermesine ya da bir evrensel renk psikolojisi olmamasına rağmen, yeşilin ürkütücü tonları, keskin sarılar, alevli kırmızılar, siyah-gri-beyaz tonları, sanatçıların hayal gücüne hakim olarak korkuyu veya cehennemi çağrıştırır. Kıyamet ve kıyamet sonrasına dair film kurgularında çoğunlukla sesle desteklenen bu renkler, içkin tehlikenin, ölümün ve felaketin habercisidir. Disney, Hollywood ve küresel oyun endüstrisi, bu renk paletlerinin psişik etkilerini sistemimize işleyerek, dünyanın sonu geldiğinde olacaklar için bir renk hafızası oluşmasını sağladı. Dolayısıyla artık kıyamet geldiğinde onun sanki nasıl görüneceğini biliyoruz.


Zulal, Yüksek Gerilim, Tuval üzerine yağlıboya, 30 x 40 cm, 2020


Zulal'ın hardal sarısı, flamingo kırmızısı, derin mavilerden oluşan renk paletinin yoğunluğunun içinde ilerlerken farklı bir şeyler hissederiz. Bu şüphesiz ki bir önsezi duygusudur ama hala dinginliğin ve sakinliğin sınırında kalmayı başarır. O halde bu eserler özgürlüğü kutlayan zarar görmüş bir manzaranın izlenimini mi taşır? Yara bere içindeki doğa sonunda insan baskısından kurtulmuş mudur? Veya tam tersine eserler, eşiğinde olduğumuz bir kıyamet senaryosunu mu anlatırlar? Bu bağlamda sanatçı, bir sohbet sırasında ortaçağdaki müzik teorisine dair güzel bir değerlendirmeyle bizi şaşırttı ve resimlerindeki renklerde kimi zaman “şeytani eksik beşliyi” kullandığını söyledi.¹ “Şeytani eksik beşli” mi? Gregoryen kilise müziği olarak da bilinen hem Ermeni hem de Katolik Apostolik geleneklerinde triton denilen bir müzikal uyumsuzluk (disonans) türü vardı. Orta çağda tabu olarak kabul edilen “eksik beşli”, kilise tarafından “şeytani disonans” veya diabolus in musica² adlarıyla itibarsızlaştırılmıştı. Gergin, doğallıktan uzak, huzursuzluğu çağrıştıran bir çığlığa veya hırlamaya benziyordu ve Gregoryen besteciler bunu nadiren, çarmıha gerilme, acı ve ölümle ilgili dini pasajların tasvirinde kullandılar. Sonraları, on dokuzuncu yüzyılda, Avrupalı Romantik besteciler kendilerini onun büyüsüne kaptırdılar. Günümüzde ise “şeytan aralığı” metal müzik grupları arasında bir külte dönüşmüş durumda.³


 

Ölürken tecavüze uğradı ve hala kimse tutuklanmadı. Öyleyse suçlu kim? Sanatçı tuvallerine çığlıklar atan protestocular yerleştirmek yerine billboard’u boş bırakıyor. Boş tuvaller rüzgarda uçuyor. Onun billboard’u da havada süzülüyor. Onu yere bağlayacak hiçbir şey yok; sanki “elbette umut sonsuzdur ama her zaman bizim için değildir” der gibi.

 

Zulal'ın "eksik beşli” hakkındaki yorumu ilgimi çekti. Ancak günümüzde diabolus küresel eğlencede bir meta haline geldiğinden, ortaçağın ve hatta modern çağın aksine, sanatçıların onu kullanmak için cesur olmaları gerekmiyor. Ancak Zulal, “eksik beşli” ile alışılmışın dışında ve ilginç şekillerde oynuyor. Resimleri ve füzen çizimleri, ziyaretçiyi keskin bir bağışlamanın eşiğine götürüyor. Bunun nereye gideceğini bilmek mümkün olmasa da, olduğu yerde duramayacağı aşikâr: sokaklar ve mavi gökyüzü sakin kalırken gökkubbe çöküyor, tüm altyapısı göçüyor, gerçeküstü enkaz yuvarlanıyor ve tüm binaların cepheleri bir disko dansı yapıyor. Üç köpek şehre sadakatle göz kulak oluyor, ancak bulundukları yer ulaşılmaz, yararsız ve anlamsız. Muazzam kentsel altyapılar, tünel parçaları, mürekkeple çizilmiş yüksek kontrastlı boş silolar öylesine hafifliyor ki, havada süzülüyormuş gibi görünüyor.


Zulal, İsimsiz, Kolaj, 33 x 37 cm, 2020


Sanatçı bu tür bir muğlaklığın tadını çıkarmalıdır. Füzen taslaklarından ve fotoğraf kolajlarından bazıları bize geometri, mimari, matematik, tiyatro ve Sürrealist fantezinin bir araya geldiği Rus ve Doğu Avrupa avangardının deneysel çalışmalarını hatırlatır. Onun dünyasındaki ölülerin, yaşayanlarla, köpeklerle, inekle, gökyüzüyle ve geriye kalan her şeyle dans etmek için her an dirilebileceği hissine kapılırız.⁵ Onun kolajlar, resimler, dijital fotoğraflar, füzen desenler gibi farklı malzemeleri çoğunlukla bir eser içinde karıştırmaktan keyif aldığını görürüz. Sadece insan portreleri seyrelir. Çizdiği çıplaklar ise başsızdır.


Peki, insan nezaketi, empati ve adalet taleplerini sürdürmeye kararlı eski ustaların insanlıktan vazgeçmeyi reddetmelerine ne demeli? İnsanlardan arınmış bir dünyada “insancıllık” erdemi nasıl korunur?


Zulal, Manda, Kağıt üzerine füzen, 70 x 100 cm, 2021


Zulal cevabını hayvan figürlerine, taşlara ve çiçeklere gizler. Bu soruyu, füzen desenlerden birinde sakince yoluna devam eden bir ineğin büyük boyutlu bir resminde kurgular. İnek, yola koyulmuş, sanki ayakları yere basmıyormuş gibi havada yüzercesine yürümektedir. Sol kalça kemiği dışarı çıkmıştır. Vücudu sessiz bir ıstırabı, dayanılmaz bir acıyı ve boğuk bir teslimiyeti yansıtır. İnsanlık hayvansal bir mesele haline gelir. Evet; yapay zekâ, dijital gözetim ve robot mühendisliği çağında insanlar, acı veren acı çekme yeteneğine sahip, etten kemikten analog yaratıklar olan hayvanların tarafını tutmaya hazırlansalar iyi olur. Platon haklı mıydı, peki ya Aristoteles? İnsan bir zoon politikon⁶ mudur? Özerk ve makul bir sosyal yönetişim yeteneğine sahip midir?


Sanatçı bu sorunun cevabını muallakta bırakır. Bunun yerine, duyarlı varlıklarla, şu an yaşanmakta olan bir gelecek için güçlü bağlar yaratır. Empati yetisini, dayanışma ve espri anlayışını tuvale ya da kağıda aktarır. Hayvanlar, taşlar, gökyüzü, yıkıntı ve çiçekler. Boş tuvaller yeni dayanışma eylemlerini gerektirir. Sanatsal hayal gücü, insani olanı yeniden canlandırmaktan hiç yorulmaz.


Zulal, Billboard’u Yakala, Tuval üzerine yağlıboya, 70 x 100 cm, 2021


Zulal'ın bu bağlamdaki daha gizemli tablolarından biri Billboard’u Yakala’dır. Tablo, adını ödüllü dram filmi Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri’den alır.⁷ Filmde, kızının genç yaşta tecavüze uğrayıp öldürülmesinin yasını tutan ve polis soruşturmalarında ilerleme kaydedilmemesinden dolayı çaresiz kalan bir kadın, evinin yakınında bulunan yolun kenarındaki üç reklam panosunu kiralar. Missourili kadın bu panoların üzerine "ÖLÜRKEN TECAVÜZE UĞRADI – HALA KİMSE TUTUKLANMADI" yazarak polisi suçlar.


Ölürken tecavüze uğradı ve hala kimse tutuklanmadı. Öyleyse suçlu kim? Sanatçı tuvallerine çığlıklar atan protestocular yerleştirmek yerine billboard’u boş bırakıyor. Boş tuvaller rüzgarda uçuyor. Onun billboard’u da havada süzülüyor. Onu yere bağlayacak hiçbir şey yok; sanki “elbette umut sonsuzdur ama her zaman bizim için değildir” der gibi.


Zulal bazı resimlerinde benzer renkleri kullanır. Bu da eserler arasında renkler üzerinden kurulan kimi ilişkileri ortaya çıkarır. Billboard alanı, biri maske takan iki kız çocuğu figürünün üstünde durdukları bir uçan halıdan izledikleri sarı-turuncu ve yeşil çalılarla iletişim kurar. Bu iki manzara birbirine pek uyumlu değildir. Tıpkı ardına geçilmemesi gereken dikenli telin çevresinde köpeğini gezdiren adamın diğer taraftaki sarı-yeşil selamlamalarla kurduğu ilişki gibi.


 

Kapanma döneminde ve kesinlikle gelecekte, aşk hikâyeleri tam olarak şöyle görünebilir: Kediler ve köpekler aşıkların yerini alır ve Pelin ile Zeytin insanlığın mutluluğu için poz verir: Gördüğümüz şey güzel bir sefâhat sonrası tatmin dönemi ve sevgiyle kutsanan geleceğin dünyasıdır.

 


Ek: Karantina Alâmetleri


Üst kattaki galeride, ziyaretçilerin Zulal'ın pastel, mürekkeple veya kuru boya ile çizilmiş kısa günlük notlarını içeren eskiz defterlerinden birini inceleyebilecekleri, içinde bir de kanepe bulunan geleceğin aşk hikâyeleri adında bir köşe bulunuyor. Orada arkadaşlık ve aşk üzerine, hafifçe, hızlıca, spontane, bazıları karikatüre yaklaşan, her biri farklı zamanlarda birer birer çizilmiş eskizlere rastlamak mümkündür. Tüm bu portreler istek üzerine yapılmış: Arkadaşları Zulal’dan en sevdikleri evcil hayvanlarla birlikte birer portrelerini çizmesini istemişler. Kurşun kalemle Instagram sonrası estetiği; hem de kediler ve köpeklerle. Füsun ile Zifir, Şiva ile Karpamuk, Berrin ile Tike, Fufi ile Fitti, Serap ile Paka, Neşe ile Handan ve daha niceleri. Bunların bazılarında evcil hayvanlar (kediler ve köpekler) öylesine insanlaştırılmıştır ve onların gülümsemeleri, şefkatleri, bakışları, suç ortaklıkları, dostluk işaretleri, aşk alâmetleri o kadar bariz, o kadar coşkuludur ki, bu eskizleri karantinanın, kapanmanın, kontrollü sosyal mesafenin temel insan ilişkilerinde bir şeyleri sonsuza dek değiştirmiş olabileceğine dair henüz tam netleşmemiş bir yargının işareti olarak kabul edebiliriz.


Zulal, Pelin ve Zeytin, Kağıt üzerine rapido kalem, 10 x 14 cm, 2021


Analog karşılaşmalar, içten, denetimsiz aşk, sağlık düzenlemelerinin ve hijyen tedbirlerinin ötesine geçen samimiyet ile spontane, fiziksel insan karşılaşmaları nadir görülür oldu. Kapanma döneminde ve kesinlikle gelecekte, aşk hikâyeleri tam olarak şöyle görünebilir: Kediler ve köpekler aşıkların yerini alır ve Pelin ile Zeytin insanlığın mutluluğu için poz verir: Gördüğümüz şey güzel bir sefâhat sonrası tatmin dönemi ve sevgiyle kutsanan geleceğin dünyasıdır.


Galata, 29 Ağustos 2021


 

¹: Sanatçının galeri sahibi ve sanatçı Osman Nuri İyem, Ece Balcıoğlu ve benimle bu serginin hazırlıkları kapsamında 24 Ağustos 2021'de galeride gerçekleştirdiği söyleşi sırasında.

²: (Lat.) Müzikteki Şeytan. (Ç.N.)

³: Örneğin Slayer, 1998 tarihli albümüne Diabolus in Musica adını verdi. Ancak “şeytan aralığının” günahkar ürkütücülüğünün belki de en iyi örneği Black Sabbath'ın Black Sabbath adlı şarkısının açılış bölümüdür. Konuyla ilgili şu makaleye de başvurulabilir: https://www.fender.com/articles/tech-talk/the-devils-chord-the-eerie-history-of-diabolus-in-musica

⁴: Rus avangardına dair geniş bir koleksiyon İstanbul'daki Sakıp Sabancı Müzesi'nde, Rus Avangardı. Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek adlı sergide 18 Ekim 2018 - 7 Nisan 2019 tarihleri arasında gösterildi.

⁵: Ölülerin yaşayanlarla dans etmek için dirildiği Ölülerin Dansı, ortaçağ edebiyatı, resim ve şiirinde sıkça karşılaşılan bir motiftir.

⁶: Aristoteles’in siyaset felsefesinin çekirdeğindeki düşüncelerden biri olan zoon politikon, insanın doğası gereği toplumsal bir varlık olduğunu iddia eder. (Ç.N.)

⁷: Yönetmenliğini Martin McDonagh’un üstlendiği film 2017 yılında gösterime girdi.